30 Haziran 2016 Perşembe

Pa Konate



Allsvenskan'ın ve Malmö'nün underrated oyuncularından birinden bahsetmeye çalışıcam. Futbol skor oyunu olduğu için şampiyonluğa koşan Malmö'de de haliyle skora etki eden oyuncular öne çıkıyor fakat kadro içerisinde gizli kahraman rolünde olan isimlerin başında da Pa Konate geliyor diyebiliriz. Konate, 25 Nisan 1994 yılında Malmö'de dünyaya geldi ve tüm eğitimide burada aldı. Babası Gine'liyken annesi Gambiya vatandaşı olan Konate'nin bir kısım akrabası hala Gambiya'da yaşasa bile hayatında sadece 2 defa gitmiş. Pa Konate, futbol dışında eğitiminide yaklaşık 2 yıl önce tamamlayarak Ticaret ve Yönetim bölümünden mezun olmuş.

Pa Konate, tüm alt yapı ve normal eğitimini Malmö'de alırken ilk profesyonel olduğu dönemleri hatırlıyorum. Fiziksel anlamda kas kütlesi daha düşük olan, çelimsiz ve tecrübesiz bir oyuncuydu. İlk çıktığı dönem zaten takımın bek pozisyonlarında kaliteleri belli olan şu an Hannover forması giyen Miiko Albornoz ve Brezilya'lı Ricardinho oynuyordu. 2014'ün başında yedek oturmanın Konate'ye fayda getirmeyeceği kendisi tarafından da onaylanınca Osters'e kiralandı ve geri dönüşte son 9 maçta forma şansı buldu. Önünde görev alan iki oyuncunun hatta sol bekin ekstra alternatiflerinden olabilecek Mahmut Özen'in gitmeside Konate'nin forma şansını arttırmıştı fakat Malmö'nün yatırım yaptığı Peru Milli oyuncusu Yoshimar Yotun formayı daha fazla giydi. Konate adına mental anlamda dirençli olduğunu gördüğümüz süreçte burasıydı. Asla çalışmayı bırakmadı ve forma verildiğinde elinden geleni yaptı. Özellikle Juventus deplasmanında Stephan Lichtsteiner karşısında gösterdiği iyi performans izleyenlerin dikkatini çekmişti. Bu sezon ise Konate'nin emeklerinin karşılığını almaya başladığı yıl diyebiliriz. Defansif defoları fazla olan Peru'lu Yotun'dan formayı kapmış durumda. İsveç u21 Milli formasınıda 8 defa terleten Pa Konate'nin A Milli takıma davet edilmesi gerektiğini düşünen bir kesim söz konusuydu. Aslında 2016 başında İskandinav Ligleri'nde oynayan oyunculardan oluşan kadroda yer alsada ana kadroya hiç çağırılmamıştı. Olimpiyatlarda yer alacak olan İsveç kadrosuna davet edilerek bu alanda da yeni bir başarı elde etmiş oldu.






















Pozisyon Özellikleri ve Transfer Durumu

Aslında Pa Konate'nin mental olarak iyi bir oyuncu olduğundan yazı içerisinde bahsetmeye çalıştık. Gelişimi ne denli ileriye gidecek zaman gösterecek belki ama yapabildiklerinin en iyisini yapmaya çalışan bir oyuncu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Her şeyini vererek oynamaya çalışıyor. Pa Konate'nin gelişimi konusunda net olarak yorum yapabileceğimiz en önemli konu fiziksel açıdan daha dolu bir oyuncu haline gelmesi. İlk profesyonel olduğu yıllarda zayıf bir fiziğe sahipti, zaman geçtikçe bu konuda gelişim sağlıyor ve bunu ikili mücadelelerde hissediyor. Konate'nin en beğendiğim özelliği ise savunma dengesi. Adam takibi oldukça iyi, 1'e1 savunmalarda kıvraklığını kullanarak çabuk yön değiştirme ve ani hızlanmayla rakibinin karşısında kalmayı başarıyor. Bu da doğru zamanda hamle yapma konusunda ona yardımcı oluyor.

Pa Konate, oyunun ofansif kısmında da katkı vermeyen çalışan bir oyuncu. Ofansif beklerin çıktığı İskandinav Ligleri'nden yetişen diğer oyunculara göre bu konuda şimdilik geride olsa bile hücumda yer almaya çalışıyor. Malmö'nün Shakhtar Donetsk'i yendiği Şampiyonlar Ligi maçında çabukluğunu konuşturarak Rosenberg'e yaptığı asist, PSG maçında kıvraklığını kullanarak attığı çalımlarda aklımızda kalmış ve bu konuda da bir yeteneğinin olduğunu göstermişti. Nitekim diğer maçlarda da aynı standartta katkı vermeye çalışıyor. Çabuk, savunma yönü iyi olan Pa Konate'nin orta konusunda biraz daha gelişim göstermesi gerekiyor, oyunundaki en büyük eksiklerden biriside yeterince agresif olmaması. Görsel olarakta çok sakin gözüken Pa Konate'de bu durum oyununa da yansımış durumda. Biraz daha agresif olması gerektiğini düşünüyorum. Ek olarak söyleyebileceğim handikaplardan biriside henüz 1 sezon full olarak oynamamış olması fakat bu sezonun sonuna kadar o konuda da bir tecrübe kazanacaktır.

Pa Konate'nin Malmö ile olan sözleşmesi 2017'nin Aralık ayına kadar devam etmekte. Tamamen Malmö'nün 0'dan eğittiği ve A takımda sergilediği oyunculardan birisi. Maliyetinin de çok yüksek seviyede olmadığını düşünürsek Anadolu kulüplerimiz tarafından takip edilmesi ve önümüzdeki süreçte analizlerinin yapılmasını tavsiye ederim. Allsvenskan'ın yükselişte olan isimlerinden. Takibe değer.

28 Haziran 2016 Salı

Sezonun Özeti : Agger'e Veda

İsveç ve Norveç futbolu seyir zevki açısından izleyenlere daha ideal gelse bile Danimarka futbolu taktik açıdan oyuncunun gelişimine çok daha uygun bir ligdir. Tabi bu açıdan bakmayanlara sıkıcı bir imaj yarattığı kesin. Üstelik bu sezon ligin hem alt hemde üstte çok erken süreçlerde kesinleşmesi ligi hem dahada sıkıcılaştırdı hemde sonrasında aslında sisteminde değişmesi gerektiği bas bas yüzümüze bağırdı. Nitekim Danimarka Futbol Federasyonu'da 2016-2017 sezonundan itibaren Danimarka Superliga'da bir takım değişikliklere giderek ligin formatını değiştirdiğini duyurdu. Bunlar tabi bizim yakın geleceğimizde ilgileneceğimiz konuyken yakın geçmişten akla kalan en büyük hatıra Daniel Agger'in futbola sürpriz vedası oldu.

10 yıldır sürekli olarak İskandinav Ligleri'ni takip ettiğimi düşünürsek aslında çokta yakın gelecek ile alakalı konuşmak zorunda kalmama şansına sahibim diyebilirim. Hatta bu satırları karalarken söz konusu Kopenhag fanlığımıda askıya alıyorum. Daniel Agger'in Danimarka futbolundan yetişen yakın tarihli en özel oyunculardan biri olduğu şüphesiz en büyük gerçeklerden.  Fiziksel sıkıntıları yaşamasaydı belkide şu an Avrupa futbolunun en üst seviyesinde futbol oynuyor, yuvası Brondby'e döneceği günlerin ve emekliliğinin hayalini kuruyor olacaktı. İşte bu sporda fiziğiniz kadar varsınızın en büyük örneklerinden biriside Daniel Agger. İstatistik olarak belki bir çok Danimarka efsanesinin arkasında kalmış olabilir, hatta sıkıntıları yaşadığı için erken noktaladığı bir Avrupa serüvenide olabilir fakat Agger hem saha içi hemde saha dışı karakteriyle unutulmazlar arasında yerini almıştır. Taraflı ve tarafsız bir çok kişininde saygısını kazanmıştır. Fenerbahçe'ye transferinin gerçekleşip, gerçekleşmeyeceğini merakla beklediğimiz anlarda Daniel Agger'den veda mesajı geldi ve bir çok kişiyi üzdü. Agger; ''Desteğiniz için teşekkürler. Büyük bir deneyimdi. Üzücü ama durmak doğru karardı. Kariyerimle gurur duyuyorum.'' diyerek son noktayı koydu. Aslında yeni bir serüven yerine ailesi olan Brondby'de bir kaç yıl daha oynayarak emekli olması doğrusu gözüküyordu fakat o bu seçimi dahada erkene çekti. Böyle bir ismide izlemek bizlerin yaşadığı bir şans olarak geçmişimizde bir anı olarak kaldı. 

Gelelim Şampiyon Kopenhag'ın hikayesine. Aslında beklenen oldu diyebiliriz. Kopenhag, Danimarka futbolunda en akıllı yönetilen kulüp diyebiliriz. Boşuna İskandinavya'nın Real Madrid'i olarak tanımlanmıyor. Gerçi onların Real Madrid'e göre farkı parayı daha doğru kullanması ya neyse konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Kopenhag, geleceğini planlayarak hareket eden sayılı İskandinav kulübünden birisidir. Farklarıda bu noktada ortaya çıkıyor zaten. Son şampiyon Midtjylland'ta aslında onlarla bu yarışa girme merakında fakat Matthew Benham ve Rasmus Ankersen ikilisinin henüz oturtamadığı durumların olduğu bir gerçek. Nitekim zaten organizasyonun favorisi olan Kopenhag, kritik anlarda da doğru işlerle çok rahat lig ve kupa şampiyonluklarına ulaştı. Bu süreçte Daniel Amartey'i de yüksek bedelle Premier Lig şampiyonuna satmışlardı. Yakın zamanda Nicolai Jorgensen'i gönderdiler, Thomas Delaney ve Ludwig Augustinsson'da sıradakiler. Hem bonservisten kazanıyorlar hemde kupalar geliyor. Her türlü win-win durumu Kopenhag adına geçerli diyebiliriz.


Her takım üzerinde uzun uzun yazarak sizleri sıkmak istemiyorum. Aalborg benim adıma bu sezonun en büyük hayal kırıklığı diyebilirim. Kış arasına müthiş girmişlerdi ve dönüşte onları zorlu bir fikstür bekliyordu. Zorlu maçları atlatmaları durumunda 13-14 sezonunda yaşadıklarının benzerini yaşayabileceklerini düşünüyordum fakat çok farklı bir takım olarak geriye döndüler. Savunmada tel tel dökülen ve hücum ritmi düşen Aalborg sıradanlaşarak Avrupa biletini dahi kaçırdı. Lukas Spalvis'in Sporting Lisbon ile anlaştıktan sonra düşen formuda oyuncu bazında yaşanan şaşırtıcı durumlardan birisiydi. Brondby tüm sezonu savunma problemleriyle geçirdi. Agger dışında ideal stoper olmadan oynadılar desek yeri. Ezeli rakibi Kopenhag gibi doğru yönetilmiyor Brondby. Aslında iyi bir akademileri var, yetenekli çocuklar çıkıyor ama üst akıl bunu doğru tecrübelilerle kullanamıyor. Eski antrenör, yeni nesil sportif direktör Troels Bech bu durumu toparlamaya çalışıyor fakat zamana ihtiyacı var. Aslında onlar adına yaşanan hüsranlardan biriside büyük beklentileri oldukları Rezan Corlu'dan sakatlıktan dolayı yararlanamamak oldu. Önümüzdeki sezonu bekliyorlar.. Midtjylland'ın şampiyonluğu kaçıracağı zaten Sviatchenko'yu satmasıyla belli olmuştu, şaşırtmadılar. Sezonun flaş takımı ise SonderjyskE oldu şüphesiz. Geçmiş yıllarda kış arası 1-2 akılcı hamleyle ligde kalan SonderjyskE, stadyumunu bir nebze yeniledikten sonra ligde de gümüş madalya kazanarak mucizeyi başardı diyebiliriz. Yüksek bütçeli takımlar varken bu başarı epey sürpriz oldu. Avrupa bileti almalarının arkasında ise müthiş bir takım oyunu oynamaları geçiyordu.

Danimarka futbolunda iz bırakan olaylardan biriside Emre Mor'un kısa süre oynasa bile dikkat çeken performansı oldu diyebiliriz. Aslında yaklaşık 1.5 yıl önce kadar Emre'den kimsenin haberi dahi yoktu.. Lyngby alt yapısından gönderilmesinden sonra Nordsjaelland akademisi onu bünyesine aldı ve özel bir çalışmayla ham yetenekleri ortaya çıkardılar diyebiliriz. Genç takımda oynadıkları finalde gösterdiği yüksek performanslada A takım adına konuşulan isimlerden oldu. Nordsjaelland yetkililerinin verdiklerine karşılık verince ham yetenekleri sahaya yansıdı ve dikkat çeker bir oyuncu oldu. Ardından yaşanan Milli takım süreci ve oradaki başarılı performansla beraber Dortmund'a imza atmasıda sezonun önemli gelişmeleri arasında yerini aldı. İyi bir mental koçla beraber umarım daha iyilerinide yapabilir.
Sezonun 11'i ;

Yılın en iyi 11 oyuncusunu seçerken zorlandığım pozisyonlar oldu diyebilirim. Eldivenleri bir önceki sezonda yılın kalecisi seçilen ve kısa süre önce Guingamp'a transfer olan Johnsson'a vermiş dahi olsam Robin Olsen ve Stian Grytebust'un iyi bir 2. yarı geçirdiklerini söyleyebiliriz. Odense'nin savunmasına ciddi katkıları olan Grytebust daha çok formaya aday fakat kısa süreli değerlendirmek istemedim. Savunmada onur ödülü Agger'e giderken partneride SonderjyskE'nin başarısında büyük rol oynayan Pierre Kanstrup oldu. Sağ bekte fazla bir alternatif olmadığı ve Johan Larsson'un kısmen önünde olduğu için Ankersen yer alırken sol bekte ligin en büyük potansiyellerinden Augustinsson aldı. Aslında bu pozisyonlarda da Riza Durmisi ve SonderjyskE'li Marc Dal Hende düşünülebilirdi fakat oyumu yetenekten yana kullandım. Orta sahanın solunda Nicolaj Thomsen'i seçmezsek saçma olurdu herhalde. 1 gözünde yaşadığı problem olmasa şu an çok daha farklı seviyede olabileceğine inandığım özel yetenek Fransız ekibi Nantes'a transfer yaptı. Orta sahada görev adamı Nicolaj Madsen kusursuz bir sezon geçirirken Thomas Delaney'de gelişimini müthiş bir şekilde sürdürüp, saha içi liderlik görevleriylede ligin en iyi oyuncusu oldu. Sağ kanatta farklı alternatifler Olsada kapasitesi sınırlı Viborg'ta fark yaratan oyunculardan olan Jonas Kamper'ı seçmeyi doğru buldum. Hücum ikilimiz ise ligin en iyisi olan Nicolai Jorgensen ve Federico Santander'den oluştu.

Yeni sezona kısa bir süre kalırken geç yazılmış bir makale olsada boş geçmek istemedim. Bunun için affınıza sığınır sezonun en ilginç mücadelesi olan Esbjerg-Hobro karşılaşmasıyla yazıyı bitiririm. Saygılar.