.

5 Ocak 2015 Pazartesi

Röportaj Tadında: Alexander Milosevic

Artık birçoğunuz biliyorsunuz Milosevic’in oyun tarzı ve karakterini. Sercan Soykan ve Can Çalışkan’ın yazıları bu anlamda bizi epey bilgilendirdi, bilgilendirmeye devam da edecek inşallah. Ben biraz farklı açıdan bakmak istiyorum Milosevic’e... Uzun olacak biraz, şimdiden uyarayım...

5-6 yaşlarındayken Rissne IF’de futbol oynamaya başlayan bir çocuktur Alexander Milosevic. Kulübün evlerine 100 metre uzaklıkta oluşu etkilidir bu başlangıçta. Rissne’deki banliyolarda başlayan futbol merakı Rissne IF ile somutluk kazanır. Küçük yaşlarda buz hokeyi ve floorball da oynayan Alex iyiden iyiye futbola ağırlık verir artık. 8 yaşında Vasalund alt yapısına geçen Alex, arkadaşlarına kıyasla 16-17 yaşına kadar epey üstündür fiziksel olarak. Bu durumun kendisini zamanında epey güldürdüğünü de söyler Alex bir röportajında.

Juniorallsvenskan, yani gençlerin İsveç 1.liginde forma giydiğinde forvet oynayan ve tam 16 golü bulunan bir isimdi Alexander Milosevic. 2010’da yükseldiği Vasalund A takımında ise fazlasıyla orta saha oynadı. Gerek defansif, gerekse ofansif rolde yer aldı. O dönemde beraber çalıştığı hocasının Milosevic’deki cevheri görüp oyuncusuna 'Bu kadar orta saha oynaman yeter. Yeni Gerard Pique olmak ister misin?' demesiyle başladı stoper olma serüveni. Tabii farklı bir detay da stoper oynamasını gerektirdi, oraya biraz sonra geleceğim. Milosevic kendisini işte bu gelişme sonrası stoperde geliştirmeye başladı...

AIK öncesi takımı Vasalund. Epey meşakkatli bir transfer süreci yaşandı o dönemde. Kısacası, olaylar olaylar ama bu yazıda kısa diye bir şey yok. Başlayalım...

Renklere Bağlılık

Şimdi efendim Milosevic yürekliduygusal ama bu yönünü pek belli etmeyen bir adam. AIK’i tercih etmesinin de duygusal anlamda detayları var, ondan bahsetmek lazım biraz. Fotoğraflardan, videolardan az çok Sırp kökenli Alex’in ne kadar kulübüne bağlı olduğunu anlamışsınızdır. Aidiyet duygusu gerçekten yüksek.

Neyse konumuza dönelim, meşakkatli transfer süreci. AIK’in İsveç’teki en büyük rakibi, Stockholm’ün bir diğer büyük temsilcisi Djurgarden’dır ve Alex Vasalund forması giyerken kendisini Djurgarden’da çok istemiştir ama Alex’in gönlünde çocukluğundan beri ‘Gnaget’ yani AIK vardır...

AIK kendisini 1 sene kiralık ister. Risk almak istemezler çünkü. Ama Vasalund yönetimi ve özellikle de babası Goran Milosevic buna yanaşmaz ve diretirler bonservis ile satış konusunda. Tabii o dönemde Alex’in Celtic ile denemelere çıkıyor olması da kozları olur ama Milosevic’in aklında İsveç’te kalmak vardır, kendisini hazır hissetmiyordur, İskoç futboluna ısınamamıştır. İsveç’te kalıp kendisini daha fazla geliştireceğine inanır. Sonralarda vereceği bir demeçle de ne kadar doğru bir karar verdiğini açıklayacaktır Alex...

Alex'in Djurgarden’ı değil AIK’i istiyor olmasının bir başka sebebi var. AIK'i istiyordur çünkü AIK’de görev alan kendisi için önemli bir isim var; Nebosja Novakovic. Teknik direktör Alm’ın yardımcısı ve isimden de anlaşılacağı gibi Sırp. Tıpkı zamanında Radnicki ve Assyriska’da kısa süreli kalecilik yapan babası Goran Milosevic gibi...

11 yıl boyunca Vasalund forması giyen ve küçüklüğünden bu yana Stockholm’ün sarı-siyahına tutkun olan Milosevic’in kararı kesin. AIK. 2011’in ilk ayının son günlerinde Vasalund’u ve babayı da tatmin eden bir teklif gelir Stockholm’ün batı yakasından ve Milosevic muradına erer. Şubat ayının ilk günü de amacına ulaşır Alex. Artık Rasunda’da AIK forması giyecektir...

Şu noktaya gelmek lazım yavaş yavaş; forvet olarak futbola başlayan Milosevic nasıl stoper oldu? Vasalund’da geçen 11 yıl boyunca joker gibiydi Milosevic. Kendi ağzından da sık sık duymanız mümkün bunu.

 Stoper Olma Süreci

Milosevic’in Vasalund’daki A takım serüveni 28 Mart 2010 tarihindeki İsveç kupası maçıyla başlar. Rakip kendilerinden bir alt ligde bulunan ve kendileri gibi Stockholm şehrinin takımı olan Varmdö’dür. 3-0 yenik duruma düşen Vasalund’u peş peşe attığı 2 golle umutlandıran adam epey tanıdık, Alex Milosevic’tir ama yetmez bu goller ve elenir Vasalund kupadan. Takımının kaptanlığını da yapan Alex, ligin ilk 4 maçında da forma giyer ama golle buluşamaz. O sezon ilk gol attığı karşılaşma aslında bir başlangıcı da beraberinde getirir...

2008 yılında Juniorallsvenskan’da ofansif orta saha oynayan, A takıma çıktıktan sonra eksik oldukça defansif orta saha oynayan Alex, 2010 yılının 5.haftasındaki Hammarby TFF maçında stoper olarak görevlendirilir. Takımda eksikler ve sakatlardan dolayı stoper kalmayınca hocası Alex’i bu mevkide görevlendirir ve Alex o maçta takımını da öne geçiren gole imza atar. İşte Alex’in ilk kez stoper oynadığı maç bu maçtır. 16 Mayıs 2010... Ne demişti yardımcı antrenörü oyuncusuna 'Bu kadar orta saha oynaman yeter. Yeni Gerard Pique olmak ister misin?'

AIK’deki ilk maçına 2011 sezonun 2.maçı olan Mjallby maçında (10/04/2011) çıktı ve hatta 3-0 kazanılan o maçın en iyisi seçildi Alex. Bakın Milosevic o maç öncesi, sırası ve sonrasında neler hissetmiş. Kendi ağzından dinleyelim;

“Maç öncesi evde epey gergindim. Bazı eşyaları dağıttım bu gerginliği atmak için. Oyunun başlamasına yakın gerginliğim azalmıştı. Rasunda’nın çimlerine ayak basınca çok rahattım, evimde gibi.”

Milosevic'in Ağzından Milosevic

Milosevic’in kendisi ve stoper oynamasıyla alakalı verdiği birçok demeç var. Ben okurken epey keyif aldım. Arada güzel detaylar var çünkü...

“Son dönemde gazetelerde çok fazla yer almaya başladım. Daha kısa süre önce Vasalund’da oynuyordum. Futbolda her şeyin çok hızlı gelişebileceğini biliyorum.

AIK’e geldiğim için çok mutluyum. Öncelikli hedefim kesinlikle ilk 11 oyuncusu olmak. Kalbimde yatan bir takım yok ki aslında bunu pek fazla düşündüğüm de söylenemez. Futbolda bir yere gelmek epey zor ama geldiğiniz noktada kalmak daha zor. 

U21 milli takımında şans bulduğum için çok mutluyum. AIK için savaşmaya devam edeceğim. Kim bilir belki A milli takım için de şans yakalar ve formayı kaparım.

 Çok koşmayı sevmiyorum ve bu yüzden de stoper oynamak kendimi çok iyi hissetmemi sağlıyor. Stoper göz alıcı bir pozisyon değil. Ofansif rolde oynayanlar kahraman olurlar ama bizler kendi ceza sahamızda savaşırız. Yarı sahayı geçince hemen gol atma isteğimin geldiğini de söylemeliyim.

Stoper oynamanın bana çekici gelen yanı kalpten oynamak. Takım için mücadele vermeyi seviyorum. Çok büyük yıldız olmak hoşuma gitmez. Takım oyuncusu olmayı tercih ederim.

Zamanında forvet ve orta saha oynamam bana teknik olarak çok şey kattı. Defans oyuncularına karşı oynadığım için bu durumdan epey kazancım oldu. Alt yapı geçmişim olmadığı için sürekli kendimi geliştirmek zorunda kalmam bu durumun olumsuz yanı diyebilirim.

İyi bir futbolcu olmak için günlük 1.5 saatlik antremanları asla yeterli bulmuyorum. Profesyonelce bu işi yapmak lazım. 7 gün 24 saat. Uyku, diyet, egzersiz, her şeyiyle...

Manchester United’lı Nemanja Vidic izlediğim en iyi stoperlerden birisi. O oynarken dikkat edin. Bütün takımın dengesini sağlıyor. Her zaman en son pozisyonda o var ve arkaya sarkanları ayıklıyor. Pique ve Thiago Silva’da beğendiğim isimler. Bana göre Pique ve Puyol birbirlerini en iyi tamamlayan iklidirler.

Sundsvall’a o mesafeden o golü nasıl attım inanın ben de bilmiyorum. İnsanlar bazen aptalca şeyler yapabilirler ve aslında benim yaptığım da aptalcaydı. Ama sonucunda ortaya çıkanı herkes gördü. Bazen aptalca şeyler yapmak iyidir. AIK taraftarları bence İskandinavya’nın en iyi taraftarı. Malmö’ye karşı oynarken Ranegie beni epey zorlamıştı. Fizik olarak epey güçlü bir isim gerçekten.

İsveç milli takımı benim her zaman önceliğim oldu, olmaya da devam edecek. Burada büyüdüm ve her şeyi burada yaşadım ancak Sırbistan köklerini taşıyorum ve bununla gurur duyuyorum.

İsveç takımları iyi organize oluyorlar ve açıkçası uzun mesafeden çok fazla şut imkanı vermiyorlar ama geçen sene (2010 yılından bahsediyor. Herkesin bildiği Sundsvall’a attığı golden değil. Hatta bahsettiği golün tam tarihi 12 Haziran 2010’dur ve 2-2 biten o maçta Alex takımının 2 golünü birden atmıştır.) Umea’ya yaklaşık 40 metreden gol atmıştım. (Bu golün videosunu maalesef bulamadım o kadar araştırmama rağmen ama aynı mesafeden bir gole hepinizin malumu AIK’de de imza attı.) Bazı avrupa ülkeleri ile İsveç’in arasındaki en büyük fark bu. Ama insan korkmamalı ve denemeli bence.”

2011 Şubat’ında AIK’e gelen Alex’in; Partizan, Arsenal, Sunderland, Tottenham, Liverpool, Werder Bremen, Ajax, Köln, Celtic, Verona, Nürnberg, Elazığspor gibi takımlarla adı epey anıldı zaman içerisinde. Özellikle İngiliz ekiplerin tarafından ciddi şekilde izleniyordu ancak  yaşadığı 2 sakatlık onu bu dedikodulardan mahrum bıraktı... Özellikle de 2012’de yaşadığı sakatlık...

Ödül ve Sakatlık Bir Arada

2011’de geldiği AIK’de muazzam bir sezon geçirir Milosevic. Vasalund’dan yeni gelmesine rağmen hiç uyum sıkıntısı çekmez ve sezon sonundaki futbol galasında da bir ödüle layık görülür. Ödülün adı ‘yılın en iyi çıkış yapanı'dır. Burası biraz garip çünkü Milosevic bu ödülü koltuk değnekleriyle almak zorunda kalır...

O ödüle layık olmak elbette önemlidir kendisi için ama koltuk değnekleri ile dahi olsa o galaya gider çünkü 1 yıl önce Vasalund’da forma giyen genç oyuncu 1 yıl sonra Zlatan ile karşı karşıya gelecektir. Galaya koltuk değnekleri ile gitmesinin amaçlarından biri de fotoğraf çektirmektir fakat Zlatan o galada Altın Top ödülünü altıkdan sonra durmaz ve arka kapıdan çıkar. Alex’in hayalleri de aynı şekilde... En azından bir süreliğine...

Gelelim o galaya koltuk değnekleriyle gelmesine neden olan detaya. O yılın son maçı olan Helsingborg maçı bittikten sonra sol ayağında problem olur Milosevic’in. Sakatlık değil problem dedim dikkat ederseniz. Sakatlık yok çünkü ortada. 2011 sezonunu Helsingborg şampiyon tamamlar ve o sezonun son maçı AIK’e denk geldiğinden maç sonunda Helsingborg cephesi eğlenmeye başlar. Şanssız Alex ise eğlenceden nasibini alır ve o sevinçler sırasında ayağına sertçe basılması sonucu kemiğinde kırık meydana gelir. Hemen de anlaşılmaz bu, üstünden az biraz süre geçer. Sonrasında durumun beklenenden kötü olduğu anlaşılır ama ne var ki ameliyata gerek kalmadan rehabilitasyon süreci ile sakatlığı atlatır Alex...

6 haftalık rehabilitasyon sürecinin ardından kemikteki kırık olumlu cevap verir ve ameliyata gerek kalmaz. Sonrasında yavaş yavaş yürüyüşler ve koşular... 2011 Kasım’ından 2012’nin Ocak sonuna kadar uzanan bir süreç... Şansa bakın, 2012 sezonu öncesi kampının bir kısmını Türkiye’de yapar AIK ve Alexander Milosevic’de o kafilede yer almıştır...

2012’nin 26 Nisan’ındaki Gefle maçında yaşadığı sakatlık ise daha ciddi. Alexander Milosevic o sezonun geri kalanında bu sakatlıkla boğuşmak zorunda kaldı ki bu da tarih olarak yılın sonuna tekabül ediyor hemen hemen.  Kasım başı gibi o sakatlığın etkilerini attı üzerinden ama tekrardan formayı giymesi daha da uzun bir süre aldı. Hatta o 2012 sezonunu neredeyse boş geçirdiğini söylemek mümkün. Zaten o yıl yaşadığı sakatlık onun transferde adının kenara itilmesine de neden oldu. Sakatlık probleminin kendisini zihinsel anlamda yormasına rağmen düşüncelerine epey şey kattığını da söylemişliği vardır Alex’in belirtelim.

‘Madem o kadar İngiliz takımı bu çocuğu izliyordu, niye almadılar o zaman?’ sorusunu soranlara cevap olabilir sakatlık dönemi. İsveç milli takım hocası Hamren, o sakatlık sürecine rağmen 2013 yılı başında düzenlenecek Tayland turu için açıkladığı kadroda Alex’e de yer vermiştir ve o Alex sakatlığın etkilerini üzerinden atıp tekrardan bildiğimiz Alex olma yolunda hızlı adımlarla ilerlemiştir... 2012 yılında aday kadroya çağrılmasına rağmen sakatlığı nedeniyle pes etmemiştir ve hedefinin en azından bir kısmına böyle ulaşmıştır..



Videoları izlediniz, bilenlerden oyun tarzını ve kişiliğini okudunuz ama ben yine de kişisel düşüncelerimi birkaç satırla dile getireyim ve sonuca bağlayayayım yazıyı. Sonrasında belki daha uzun bir yazıyla oyuncu analizini paylaşırız...

İki seçenek var önümüzde; ya Alexander stoper Bilic’ten eksik tarafları (özellikle pozisyon bilgisi) için destek alacak ve bu açığını kapatacak ya da Beşiktaş Alexander’ın topla ileri çıkışlarda arkada bıraktığı boşlukları bir şekilde kapatacak. En büyük handikap bu gibi gözüküyor şimdilik. 

AIK’de stoper oynarken bu işi en iyi Ibrahim Moro yapıyordu ve Alex’de o özgürlüğü alıyordu. Alex’in Beşiktaş’a vereceği katkı, bu detayın şekillenme sürecine göre değişir . 

Topla atacağı harika diyagonal paslar, ileri çıkışları, oyunu geriden başlatan yapısı vs hep söylediğimiz ve herkesin de dilinde olan pozitif yönleri. Yukarıda bahsettiğimiz onca detaydan kişiliğini de çözüyorsunuz zaten. Geriye eksik yanlarını tamamlamak kalıyor ki o da benim değil transferine onay verenlerin işi. Ayağı iyi olan stoper candır diyip kapatayım yazıyı. 

Alexander Milosevic işte budur, anlatabildiğimiz kadarıyla. Yazım hatası vs olduysa affola...

Dipnot (1) Şunu da şuraya bırakayım. Alexander Milosevic’in 1 sene kadar önce AIK’den aldığı yıllık ücret 74,7 bin €’ydu.

Dipnot (2): Severiz böyle şeyleri, izleyelim.




2 yorum:

  1. çok güzel bir yazı olmuş. tebrik ederim..

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler yazı için.

    YanıtlaSil