25 Aralık 2015 Cuma

Nicolaj Thomsen



























Nicolaj Thomsen, 8 Mayıs 1993 tarihinde Danimarka'nın Skagen şehrinde dünyaya geldi. Danimarka'nın en kuzey noktası olan bu bölge yaklaşık 2 milyon turisti kendine çeken gelişmiş bir limana sahip ve Aalborg ile arasındaki mesafe 100 kilometre. Futbola doğduğu yerin takımı olan Skagen alt yapısında başlayan Thomsen ardından Aalborg akademisine geçiş yaptı. Haliyle antrenman - ev arasında yaptığı yolculuklar zorlanmasına neden olurken ona yardımcı olan isimse babasıydı. Bu durumu böyle sürdüremeyeceği anlaşılan Thomsen 17 yaşında evden ayrılarak Aalborg'ta bulunan kolejde eğitim almaya başladı. Aslında o dönemde sadece fiziksel olarak değil mental anlamda da sıkıntılı durumlar geçirdiğini söyleyebiliriz. Aalborg akademisinin yetkilileri Nicolaj Thomsen'i karşılarına alarak onda A takıma yükselecek bir ışık göremediklerini belirtmişler. Bir oyuncu için önemli sınavlardan birisidir. Thomsen ise asla pes etmeyip çok çalıştığını, hem kendi ayakları üstünde durduğunu hemde futbolcu olmaktan vazgeçmediğini verdiği bir röportajda söylemişti. Ailesinden ayrılma kararı belkide ona çok ciddi bir katkı yaptı. Kendini tamamen futbol odaklama şansı bulan ve verdiği kararla özgüven yakalayan Thomsen, 2011 yılında profesyonel oldu.. A takıma yükselemeyeceği düşünülen isim kendini bir anda profesyonellerin arasına attı.

Aalborg geçmiş yıllarda Avrupa futboluna önemli oyuncular pazarladı. Bunların bir kısmı gelişim gösterirken bir kısmıda ülke futboluna geri dönüş yaptılar. Lucas Andersen, Kasper Kusk ve Nicklas Helenius yakın zaman adına akla gelen oyuncular. Bizim yakınımıza gelen en iyi örnek ise eski Fenerbahçe'li Jes Hogh. Bu anlamda fena bir kulüp olmadıklarını, hem modern futbol oynadıklarını hemde genç yetenekleri oynatma konusunda problem yaşamadıklarını söyleyebiliriz. Yukarıda bahsi geçen oyunculardan sonra pazarlamayı düşündükleri yeni isimse Nicolaj Thomsen. İlk sezonunda fazla forma şansı bulamayan Thomsen, 2. yılında 21 maçta forma bulup 4 asist yaptı. A takıma yükseldiği 2011 sezonunda yine Milli seviyede ilk maçını 18 yaş altı formasıyla oynamıştı.

Thomsen'in ön plana çıktığı dönem Aalborg'un hem lig hemde kupa şampiyonluğunu kazandığı 2013-2014 sezonu. Lig ve kupada 38 maçta forma giyen Thomsen, 6 gol - 8 asistlik performansla kusursuz işleyen bir makinenin parçası oldu. Ardından ilk A Milli takım deneyimini Romanya'ya karşı yaşadı. İstikrarlı şekilde forma giyen ve gelişim gösteren Thomsen, ülke futbolunun değerli yeteneklerinden biri haline geldi. Son olarak Danimarka u21 takımının yarı final oynadığı 2015 Avrupa Şampiyonası'nda forma bulan isimler arasında aldı. Kulübüyle Avrupa Kupaları ve Superliga'da oynayan aynı zamanda genç Milli takımlarda forma bulan Thomsen önemli bir tecrübeye sahip. Danimarka dışında futbol oynamaya başladığında sıkıntı yaşamayacağını düşünüyor çünkü daha genç yaşta ailesinden uzak kalmayı öğrenmişti.

Artı - Eksileri ve Transfer Durumu

Nicolaj Thomsen, Aalborg'un kanat oyuncusu. İki çizgide de kullanılabiliyor. Ağırlıklı olarak sağ ayağını kullandığını ama fena bir sol ayağınında olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca ihtiyaca göre 8 numara oynayabilir. Geçmişte merkezde forma almışlığı var zaten. İçe kat ederek, merkezden işlemeyi seven kanat tiplerinden. Bu yüzden sol ön oynaması bence daha mantıklı. Oldukça yumuşak ayak içine sahip, sade oynamayı seven bir oyuncu. Aalborg'un kısa ve hızlı pas trafiğine katkısı çok büyük. Aynı zamanda geçiş hücumlarında önemli bir koz. Topla mesafe kat edebilen, oyun görüşü yüksek ve kilit pas atmayı becerebilen bir oyuncu. Bunu hem dar alan hemde açık alanda başarabiliyor. Thomsen, topla içe kat ettiğinde arkasında oynayan bek oyuncusuna iyi alanlarda yaratabiliyor. Tabi kendisininde çizgiye indiği anlar oluyor. Ayaklarına hakim olduğu için topu hedefe aktarma konusunda genelde başarılıdır. Ayrıca tüm maç aynı tempoda oynama özelliğine sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Thomsen adına söyleyebileceğimiz negatif yönlerin başında savunma özelliklerinin kısıtlı olması var. Savunmada teması sevmeyen, sadece pozisyon almakla yetinen bir oyuncu. Ayrıca genel anlamda agresifliğini düşük buluyorum. 4 yıldır 100'den fazla resmi maç oynamasına rağmen kırmızı kart görmemesi ve sadece 3 sarı kartının olması bunun ufak bir göstergesi. Aalborg ile olan kontratı 2016'nın sonunda bitecek. Haziran ayında Nantes'e transfer olması bekleniyordu fakat sağlık kontrolünde çıkan göz problemi sonrası transfer gerçekleşmemişti. Thomsen'in bir gözünde %90 oranında görme kaybı olduğu belirlenmiş. Bunun negatif yönlerini hissettirmemişti. Buna rağmen yeteneklerini sergiledi.

Aalborg ile olan sözleşmesinde son yıla girdiğini düşünürsek Danimarka ekibinin eli zayıflıyor. Nicklas Helenius'un formu zirveyken bile Premier Lig'e sadece 1.5 milyona satabildiklerine dair bir gerçek varken bu isimden kazanabilecekleri ücret 1 milyon euroyu geçmeyecektir. Nicolaj Thomsen, Süperlig'te bir çok kulüp adına ucuz ve iyi yatırım olabilir. Tabi sağlık durumunun oynamasına engel olup olmayacağı dikkatli şekilde kontrol edildikten sonra bir karara varılmalı.


Kristoffer Ajer






















Kristoffer Ajer, 17 Nisan 1998 tarihinde dünyaya gözlerini açtı. Futbola 5 yaşında Raelingen FK alt yapısında başladı. Raelingen, Lilleström'ün bulunduğu Skedsmo'nun komşu belediyelerinden birisi. Hem okuyan hemde futbol eğitimi alan Ajer, bulduğu boş zamanlarda da ilk antrenörüm dediği babasıyla çalışmalar yapmış. Kısa süre sonra komşu belediye olan Skedsmo'nun bölge takımı Lilleström'ün akademisine geçti. Kristoffer Ajer, Martin Odegaard gibi Norveç futbolunun çok büyük beklentilerinin olduğu yeteneklerden birisi. Gün geçtikçe popülaritesi yükseliyor fakat aslında onun özel bir oyuncu olacağı akademi performansından belliydi. Her ne kadar Start'a imza atar atmaz parlayan bir yetenek muamelesi görse bile aslında Lilleström alt yapısında kazandığı başarılar onun zaten iyi bir oyuncu olacağını gösteriyordu. Ajer, 14-15 ve 16 yaş kategorilerinin tamamında takımıyla final oynarken bu maçlarında adamı olmayı başarmıştı. Kısacası adam olacak çocuk kendini yine en başta belli etmişti aslında.

Kristoffer Ajer'in Start'ta ön plana çıkması aslında tamamen tesadüf. Lilleström A takım oyuncusu olması bekleniyordu fakat ailesinin Kristiansand'a taşınmasından dolayı Start'a kısmetmiş. Doğrusu büyük ekonomik problemleri olan Start için yoklukta bulunmuş bir ganimet oldu. Bir önceki sezon Ajer adına ısınma dönemleriydi. Start'ta o dönemde kadro olarak daha derli topluydu. Son yazıda raporunu paylaştığımız Ernest Asante'de o takımın parçalarından biriydi mesela. Para kalmayınca Start kadrosu toplama ve gençlerin forma bulduğu bir yapıya büründü. Kristoffer Ajer için forma şansı otomatik olarak arttı ve o da bu şansı oldukça iyi değerlendirdi.



Her ne kadar sezonu tamamlayamasa bile 4 yıl Start'ı çalıştıran menajer Mons Ivar Mjelde'nin bunda payı fazla. Takımda çok fazla tecrübeli oyuncu olmasına rağmen 16 yaşındaki Ajer'e kaptanlık pazubandını vererek ona olan güvenini gösterdi. Bir anlamda oyuncusuna özgüven eşiği atlatmış oldu. Tabi bu kaptanlığın çok ilginç bir hikayesi daha var. Lilleström alt yapısında oynayan oyuncular için idol oyuncuların başında kaptan Frode Kippe gelirdi. Bu durum Ajer içinde geçerliydi, sonuçta o daha dünyaya gelmediğinde Kippe Lilleström formasını terletiyordu. Tippeligaen 2015'te sezonun ilk maçında Lilleström ile Start kozlarını paylaşırken, Ajer idol olarak gördüğü Frode Kippe abisine karşı kaptan olarak maça çıktı. Ajer bu durum için şu yorumu yapmıştı.

''Frode Kippe benim çocukluk kahramanımdı. Ona karşı kaptan olarak oynamak inanılmazdı.'' 
Start, Tippeligaen'e playoff maçlarıyla tutunmayı başarıp derin bir nefes almıştı. Sıkıntılı bir sezonu geride bıraktılar belki ama Kristoffer Ajer gibi çok özel bir yeteneği Avrupa futbolunun hizmetine sundular. Geçmişte Roma ile 1 hafta deneme idmanı gören Ajer'in önünde uzun bir futbol kariyeri bulunuyor. Şimdiden üst seviye kulüplerin ilgi odağı haline gelmiş durumda. O da daha önce yazdığım Henrik Bjordal gibi Martin Odegaard'ı rol-model görüyor belki ama üst seviyeye ondan kolay tutunabileceğine inanıyorum. Çünkü daha vizyonel düşünen, olgun oyuncu profili çiziyor.

Artı-Eksileri ve Transfer Durumu

17 yaşında oyuncu için müthiş bir fiziğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. 1.96'lık boy, geniş bir çatı ve güçlü bir yapı. Yaşıtlarında kolay kolay görülmeyecek bir anatomiye sahip kesinlikle. İdol olarak gördüğü Patrick Viera'nın seviyesine çıkabilmesi için denge-çeviklik yönünde gelişim göstermeli. Yine orta seviye bulduğum oyun agresifliğininde yüksek kalite maç oynadıkça artacağına inanıyorum. Zamanla daha iyi noktalara çıkacaktur bu özelliklerde. Ajer'in yüksek bir pozisyon bilgisinin olduğunu söylememiz gerek. Uzun bacakları ve fizik kalitesinin defansif yönde artılarında önemli bir payı var. Yine topu oyuna sokma ve doğru bölgeye aktarma aktarma konusunda oldukça başarılı, bu boyda bir oyuncu için fazlasıyla yumuşak ayaklara sahip diyebiliriz. Bu meziyetlerini gösterebilmesinin altında ise çok sakin olması yatıyor. Adam eksiltmeleri, ceza sahası dışı şutları ve sürpriz 18 koşularıyla önemli bir skor opsiyonu halinede gelebiliyor.

Kristoffer Ajer, Norveç futbolunun potansiyeli en yüksek oyuncularından birisi. Geleceğin yıldızlarından ve idol olarak gördüğü Patrick Viera gibi bir oyuncu olmaya aday. Start ile olan sözleşmesi Aralık 2016'da sona erecek. Muhtemel bonservis ücreti 2-3 milyon civarında olacaktır. Ülkemize getirmek oldukça zor olsada takibe değer.



23 Aralık 2015 Çarşamba

Ernest Asante





Fotoğraftan anlaşılacağı gibi bu yazımızda dünyanın en iyi 100 metre koşucularından birine yer vermek istedim. Hep futbol hep futbol nereye kadar değil mi ? Tabiki bu işin esprisi. Artık İskandinav futboluna ilginin artmaya başladığı dönemlerdeyiz. O yüzden mutlaka yukarıdaki arkadaşı tanıyanlar olmuştur. Koşucu değil belki ama dünyanın en hızlı oyuncularından olan Ernest Asante bu yazıda bizimle olacak. Asante, Gana'nın merkez şehirlerinden Sunyani'de 6 Ekim 1988 tarihinde dünyaya geldi. Fakir bir ailenin çocuğu olduğu için bir çok afrikalı oyuncu gibi futbolcu olarak kendini kurtarmalıydı. 12 yaşında Gana'da futbol akademisine başladı ve 13 yaşından itibarende trial gezileri başladı. Çünkü kendisinde herkeste bulunmayan bir koşu özelliği söz konusu, özel bir adale diyelim. Midtjylland başkanı Rasmus Ankersen'in Afrika'da yaptığı önemli bir araştırma var. Kısa mesafe koşucalarının genelde sabit bir köyden çıktığnı ve bu kişilerin öğrenim hayatlarında çok uzun mesafeler yürüyerek okullarına gittiklerini farketmiştir. Asante için bu durum geçerli miydi acaba ?

Asante adına futbol akademisine adım atmak daha düzenli bir hayata geçmek adına önemliydi. Tabiki en büyük hedefi ise futbolcu olup ailesine daha iyi bir yaşam sürebilmekti. Feyenoord'un Afrika'daki futbol kampları diyebileceğimiz Maxbees ve Feyenoord Ghana akademide bir süre eğitim aldı. Futbol akademisinde olması ailesinden uzak kalmasına neden olsada sonuçta 3 öğün yemek yiyebildiği ve gelişim yaşadığı bir ortamdaydı, yani katlanabilirliği yüksekti. İlerleyen dönemde Hollanda futbolu için yeterli gözükmesede yaşı 18'e geldiğinde Belçika ekibi Beveren keşfetti ve kadrosuna kattı. İşler orada istatistiksel anlamda iyi gitmese bile ilk yurt dışı deneyimini gerçekleştirmiş oldu. Ardından ise Norveç'e adım attı. Asante'nin oyun yapısıda hem o zamanki ismiyle Adeccoligaen hemde en üst seviye olan Tippeligaen'in yapısına uydu. Dünyanın en hızlı oyuncularından biri olduğunu söylemiştim, Start'a transfer olduğu ilk günlerde Gana tarafından Londra Olimpiyatlarına davet edildiğine dair 1 Nisan şakası yapmışlardı ve bir çok kişi inanmıştı. Start'ta yeteneklerini farkettiren Asante ülke futbolunun dikkat çeken isimlerinden biri haline gelmişti. Stabaek'e imza atmadan önce Tayland'tan bir kulüple ismi anılıyordu fakat Tippeligaen'e yenilikçi bir karakter katan Bob Bradley'in Stabaek'ine gitmeyi doğru buldu.

100 metreyi 11 saniye civarında koştuğu belirtilen Asante adına müthiş bir sezonun geride kaldığını söyleyebiliriz. Bob Bradley'in ona kattıklarıyla artık daha fazla sorumluluk sahibi ve özgüvenli bir oyuncu. Start'ta yaşanan ekonomik krizler onun yol ayrımı yaşamasına neden olmuştu fakat orada bu kadar ön planda bir oyuncu değildi. Burada Asante'nin de başrollerden birini oynadığı bir düzen vardı diyebiliriz. Nitekim 10 gol, 11 asistlik bir performans sergiledi ve 30 maçın tamamında kadrodaydı. Futbolculuk kariyerinin en güzel zamanlarında olan Asante'nin önünde artık daha geniş bir transfer opsiyonu olacaktır. Nitekim son günlerde Alman ekibi Köln'ün ilgi gösterdiği belirtiliyor. Gana Milli takımının geniş kadrosunda olduğuda belirtiliyor. Demeçlerinden anlayabildiğim kadarıyla Stabaek'te yaşanan bir takım değişimlerin (hocanın ayrılığı gibi) genel anlamda olumsuz etkileri olacağını düşünüyor. Artık en büyük beklentisi ileride daha rahat yaşam süreceği parayı kazanabilmek ve bununla orantılı olarakta doğru bir takımda istikrarlı şekilde forma giymek. Bunu ne zaman yapacak derseniz Ocak yada önümüzdeki yaz aylarında diyebilirim.























Artı - Eksileri & Transfer Durumu

Yazı içerisinde sıklıkla belirttiğim için artık müthiş bir atlet olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Açık saha futbolu oynamayı seven takımlarda durdurulması çok zor. Bu yıl Stabaek'te attırdığı bir çok golün son pasını çizgiye yada 18 içine inip, 6 pas üstü yada çevresindeki arkadaşlarına yaptı. Çünkü geniş alanda durdurmak için gerçekten şansınızın yanında olması gerek. Valerenga deplasmanında yaptığı bir koşu hatırlıyorum. 10 metre falan arkadan başlayıp önde bitirmişti. Asante adına işin dar alanına bakmak gerek. Yapabilir mi ? Neden olmasın diyelim. Çünkü dayananıklı ve çevik bir oyuncu. Ayrıca bu tip oyuncular genelde ilk kontrol ve topla dripling anında topa dokunuşlarda problemler yaşarlar fakat Asante'nin dengeli olduğunu ve az sorun yaşadığını söyleyebiliriz. Müthiş ayak özellikleri yok belki fakat ani dönüşleriylede kısa alanda adam eksiltebiliyor ve şut açısı yaratabiliyor. Negatif yön olarak 1.70 bir oyuncu için haliyle yüksek toptan bahsedemeyiz fakat iyi sıçradığına inanıyorum. En azından o tip pozisyonlarda rakibi bozmaya çalışıyor. Tabi Asante tipi savunma yönü çok gelişmemiş oyuncuların kadroya katacağı defansif riskler oluyor. B planını çizerek maça çıkmak gerekecektir. Stabaek ile olan sözleşmesi 2017'nin sonunda bitecek. Ülkemizde doğru takımlarda iş yapabileceğini düşünüyorum. Takibe değer.





20 Aralık 2015 Pazar

Henok Goitom


Geçmiş yazılarımızdan biri takımlarımızı bilgilendirme amaçlı Norveç futbolu özelinde yazılan ' Serbestler Kulübü ' adlı çalışmamızdı. Norveç'te boşa çıkan oyuncuları listelemiş ve içlerinde değerli olanların olduğunu belirtmiştik. Nitekim blogumuzda bazılarının raporları mevcut. Henok Goitom, 22 Eylül 1984 tarihinde Stockholm'de dünyaya geldi.  Aslında blogta yazdığımız oyuncu raporlarında yaş olarak belirlediğim seviyenin üstünde fakat serbest olmasından dolayı tanıtıcı ve hatırlatıcı bir yazı yazmak istedim. Ocak transfer dönemi yaklaşırken bu tip örnekleri çoğaltıcam.

Henok Goitom, Eritre'den İsveç'e göç etmiş bir ailenin çocuğu. Inter Orhoy ve Essinge gibi alt yapılarda eğitim almış fakat sıçramasını sağlayan akademi ise Vasalund. Alexander Milosevic, Martin Mutumba gibi tanıdığımız bazı isimlerde bu kulübün değirmeninden geçmiştir. Goitom, hayatında babasının yerini ayrı tuttuğunu röportajlarında belirtir. Nitekim İsveç'in daha büyük akademilerine gitmemesini de babası tavsiye etmiş. Önemli olanın oynamak ve kendini geliştirmek olduğunu dile getirmiş. Oynadığınız ülke futbolunun en üst liglerinde forma bulup yeteneklerinizi gösterirseniz elit liglerden farkedilebilirsiniz fakat Goitom adına olayın erken gelişmesinde Roger Palmgren'in payı fazla. Bahsettiğimiz isim Afrika'lı futbolcular üstünde oldukça hakimdir. O dönem Vasalunds'u çalıştıran Palmgren, Goitom'u Portekiz'e Milli takımın deneme kadrosuna gönderdiği andan itibaren Eritre'li oyuncunun talihi değişiyor. Udinese scoutları izledikleri maçta Goitom'u beğenip kadrolarına katıyorlar. Sonuç olarak Allsvenskan yada Superettan oynamamış bir oyuncu kendini Serie A kulübünde buluyor. Daha az gelişen bir durumdur. Oyuncuların uluslararası seviyede kariyer yapması için bazen şans gerekir, ona en güzel örneklerden olsa gerek.

İsveç'te Vasalunds ile idman yaparken bir anda kendinizi Udinese kampında buluyorsunuz. Di Natale, Muntari, Jankulovski, De Santics gibi özel oyuncularla idman yapıyorsunuz. Goitom gibi bir oyuncu için haliyle formayı kapmak imkansız fakat idmanlarda onlardan çok şey öğrenmeye çalıştığını geçmişte verdiği röportajlarda dile getirmiştir. Yine bu süreçte iletişim sorununu azaltabilmek için yabancı dil öğrenmeye çalışmış. Bir oyuncu için yetenek kadar vizyonunda önemli olduğunu gösteren ufak bir detay. Henok Goitom'un biraz daha ön plana çıkmasını sağlayan olay ise Serie A'da oynadığı tek maç olan İnter karşılaşmasında 7 dakika süre alıp 1 gol atmasıydı. Bundan sonra İsveç u21 takımına davet edildi ve 13 maç oynadı. Udinese tecrübe kazanması için İspanya 2. Ligi'ne U.Murcia'ya kiraladı. Orada attığı 15 golle dikkat çekip Murcia'ya transfer oldu. Murcia'da beklentşleri karşılamayınca Valladolid'e geçti. Valladolid'te oynadığı dönemde 10 gol attığı sezonda takımın en skoreriydi, attığı gollerle takımını ligde tuttu diyebiliriz. Ardından Almeria transferi gerçekleşti. Genelde kenar oyuncusu oldu diyebiliriz. Piatti, Kalu Uche ve Ulloa gibi isimlerin yanında forma bulması kolay olmadı. İtalya ve İspanya'da yaşadığı önemli tecrübelerden sonra 28 yaşında İsveç'e olgun bir oyuncu olarak döndü. Son 3 sezonda AIK'te attığı gollerle tribünlerinde sevilen isimlerinden biri oldu. Ayrıca sevilmesinde en büyük paylardan biride sosyal medyayı kullanırken yarattığı pozitif havadır.


Özellikleri ve Transfer Durumu

Henok Goitom, 1.90 boyunda liderlik özellikleri barındıran bir forvet. Güçlü bir oyuncu olan Goitom ikili mücadelelerde ayakta kalmayı başarıyor. Tekniği iyidir ve oyun kuruculuk anlamında ciddi katkılar yapar. Sürekli hareket halinde olduğundan orta sahaya gelip top alıp dağıtıma yardımcı olur yada ters koşularla arkadaşlarına alanlar açar. Sırtını dayayarak klasik pivot forvet gibi oynamasada takımını bu şekilde ileri iter. Ceza sahası dışında topla buluştuğunda adam eksiltebiliyor ve arkadaşlarına kilit paslar atabiliyor. Bu açıdan oyun görüşününde fena olmadığını söyleyebiliriz. Yine atılan yüksek toplarda temasa girmekte sıkıntı yaşamaz fakat çok iyi sıçradığınıda söyleyemeyiz. Goitom, 18 içerisinde önemli bir tehlike. Hem ayakla hem kafayla bitirmek konusunda iyidir. Sert ve net vuruşlar yapar fakat 18 dışında şut konusunda etkisi daha düşüktür. Bu yıl AIK ile 29 Allsvenskan maçına çıkarken 18 gol, 5 asistlik performans gösterdi. 31 yaşındaki forvetin AIK ile sözleşmesi sona erdi ve uzatmayacağını açıkladı. Daha fazla para kazanacağı liglere gitmeyi düşünüyor. PTT 1. Lig'de üst sıralara oynayan ve Süperlig'te bazı Anadolu takımlarında katkı verebilir. Bu tecrübeye sahip ismin incelenmesini tavsiye ederim. AIK'lilerin sevgisini gösteren kısa videosu ile bitirelim.

Not : Henok Goitom son 6 ayda ciddi şekilde boşluk yaşadı. AIK'ten ayrıldıktan sonra bir süre boş gezen Goitom ardından Getafe ile kısa bir macera yaşadı. Şu an tekrar boşta gözüküyor ve son durumu belirsiz. Düşünecek takımların bu durumu göz önüne almasını tavsiye ederim. Bu 6 aylık süreçte gerilemiş olabilir. (Güncelleme : 11.06.2016)





18 Aralık 2015 Cuma

Erik Sviatchenko



Midtjylland artık çok farklı düşünen spor beyinleri tarafından yönetiliyor. Rasmus Ankersen-Matthew Benham iş birliği hakkında fikir sahibi olanlar mutlaka vardır. Tanımayanlar için, kusursuza yakın şekilde kaleme alınmış olan Matematiksel Olarak Hala Şansımız Var. yazısını tavsiye edebilirim. İşin üstadlarından Bahadır Bozkurt abiye selamlarımı iletip yazının ana kısmına gelelim.

Midtyjlland akademisi burda 4-5 satır yazıyı hak edecek seviyede bir yapı değil. Sayfalarca, içerik olarak bir dolu yazı yazmak gerekir haklarında fakat kısa olarak Danimarka'nın en organize alt yapılarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Önümüzde Pione Sisto gibi bir gerçek var arkadaşlar. Ne kadar uzar yada kısalır zaman gösterecek ama çok büyük bir potansiyel. Ankersen başkanlığında bu alanda daha fazla gelişeceklerine ve ilerleyen dönemlerde meyvelerini toplayacaklarına inanıyorum. Göçmen ve sanatçı bir ailenin çocuğu olan Erik Sviatchenko'da Midtjylland akademisinden yetişen oyunculardan. Aslında geçmişinde farklı akademiler -en önemlisi Viborg- var fakat Midtjylland'a gelişi onunda kaderini çizdi diyebiliriz. A takıma yükseldiği yıl akademide sezonun oyuncusu seçilmişti. 2009'dan beri Midtjylland'ın formasını giyiyor ve gerçekten köklerinin getirdiği karakter özellikleri gösteriyor. Biliyorum okumayı sevmeyen bir milletiz fakat yukarda tavsiye ettiğim yazıda Tim Sparv ile alakalı önemli bir kısım var. Midtjylland adına rol-model transferlerden birisi olmuştur. Alınan şampiyonlukta gizli kahramanlardan biridir. Futbol istatistik oyunudur tabi fakat Atiba Hutchinson'un Türkiye'de verdiklerinin benzerini Danimarka futbolunda gösteriyor Sparv. Tabi tek stratejik hamle bu değildi.

Ankersen-Benham ikilisi Midtjylland'ın başına geçtikten sonra yaptıkları en önemli hamlelerden biriside Erik Sviatchenko'yu takımda tutmak oldu. Evet bir transfer hikayesi mevcuttu o dönemde. Midtjylland yönetimi Sviatchenko'nun Kopenhag'a transferine izin vermişti. Ligi yıllardır domine eden ve scouting hamleleriyle tanınan başkent temsilcisi adına iştah kabartan bir imza olacaktı. Benham kulübün hisselerini alınca orda bir durum bakalım kardeşim diyerek bu transferi bozdu. Yardımcı kaptan olan Sviatchenko, takımın şampiyonluğunda büyük rol oynadı. Yüksek performansı sonrasında Danimarka Milli takımı için düşünülür duruma gelmiştiki Okore ve Agger'în sakat olduğu Mart 2015 tarihinde davet aldı. Ukrayna yerine Danimarka Milli takımını seçmiş oldu. Fransa ile oynadıkları hazırlık maçında attığı müthiş golde kariyerinin altın golleri arasına girdi.

Erik Sviatchenko'nun saha içi karakterinden biraz sonra bahsedicem fakat saha dışında bir stil ikonu ve sanat aşığı birisi olduğunu söyleyebiliriz. Giyimine dikkat etmesiyle alakalı aldığı bir ödül var. Babasıyla sık sık yurt dışı seyahatları yaptığını söyleyen Sviatchenko'nun, çift vatandaşlığa sahip olduğunuda düşünür ve karakteristik yapısını eklersek transfer olacağı ülkede uyum problemi yaşamayacaktır. Kendisinin Chelsea fanı olduğunu belirterek oyun özelliklerine geçelim.



Artı ve Eksileri

Yapımız gereği tribünlerle iletişim kuran, sahada tekmeye kafa sokan tipte oyuncuları severiz. Erik Sviatchenko için bu tip bir oyuncu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Lider bir oyuncu olduğunu iliklerinize kadar hissettirir. 24 yaşındaki oyuncu sağ ayaklıdır fakat genelde sol stoper oynarken görürsünüz. Bu pozisyonda oynamaya alışmış durumda ve sol ayağıda hiç fena değil. Topla arası iyidir ve haliyle oyuna sokma konusunda başarılıdır. Uzun ve kısa pasları etkilidir. Fransa maçı örneğinde olduğu gibi beklenmedik uzak mesafe şutlarla rakip kaleyi yoklar. Hazır skorer kimliğine değinmişken duran toplarda ceza sahası içerisinde çok ciddi bir koz. Midtjylland, Avrupa'nın en iyi ölü top kullanan takımıdır belki ve bunu Sviatchenko gibi oyuncularla başarılı şekilde istatistiğe döker. Savunma yönüne dönersek bence bir stoper için en kritik yönlerden biri kuvvet-hız ve hamle bilgisinin orantılı olması. Sviatchenko'nun rakibe kene gibi yapıştığı pozisyonlarda kuvvet ve hızıyla rahatlıkla ayakta kaldığını söyleyebiliriz. En sevdiğim yönüde sırtı dönük oynayan forvetlere karşı teması doğru kurması. O anda agresifliğini anlayabilirsiniz. Aynı zamanda iyi sıçrayabildiği için karşıdan gelen uzun toplarda pek sıkıntı yaşamaz. Uzun ve hamleci bir stoperle iyi bir ikili olabilir.

Sviatchenko'nun çok belirgin, önemli eksiklerinin olduğuna inanmıyorum. Kısa sürede iyi bir gelişimle bu noktalara çıktı. Lider ruhlu ve pozisyon özellikleriyle dikkat çeken stoperlerden biri oldu. Midtjylland ile olan sözleşmesi Haziran 2017 yılında bitecekken muhtemel bonservisi 3-4 milyon euro civarında. İyi bir stoper arayanların incelemesini tavsiye ederim. Videosu ile bitirelim.


19 Kasım 2015 Perşembe

Rasmus Falk Jensen


Danimarka A Milli formasını sırtına geçirmiş, u21 takımıyla Avrupa Şampiyonası yarı finali oynayarak vitrinini üst seviyeye taşımış yetenekli bir oyuncu şüphesiz çok önemli kulüplerin radarına girmiştir, Yinede farkındalık yaratabilmek adına Haziran 2016'da sözleşmesi bitecek olan Rasmus Falk Jensen'den bahsedicem. Odense'nin kanat forveti Rasmus Falk, 15 Ocak 1992 tarihinde dünyaya geldi. Futbola Middelfart Gymnastik & Boldklup alt yapısında adım attı. Yetenekleri farkedilince Odense takımının yolunu tutarken 2010 yılının Mayıs ayında ilk defa Aarhus deplasmanında süre alarak A takımda forma giyme şerefine erişti. Bir sonraki sezonun sonuna doğru ise yavaş yavaş kadrodaki yeri netleşmeye başladı. 2011-2012 sezonunda ise takımın değişilmezleri arasında yer almaya başlayarak 27 maçta süre alıp 4 gol, 2 asistlik performans sergiledi. Danimarka futbolunun yetiştirdiği, alt yapılarda tespit edilen özel yetenekleri gibi aniden fırlayan bir kariyeri yoktu belki fakat her geçen sezon daha fazla üstüne koyuyordu. Takvimler 2012'nin Aralık ayını gösterirken geçirdiği sakatlık ile 4-7 hafta arasında futbol oynamaması bekleniyordu fakat neredeyse 7 ay kadar sahalardan uzak kaldı. Kariyerini şekillendirmek isteyen bir oyuncu için çok uzun bir süre olduğu kesin. O dönemde Midtjylland akademisinin vitrin yaptırdığı Pione Sisto'nun gölgesinde kalmaktan kaçamadı. Sisto, Falk'a göre özel yetenekleri daha fazla olan bir oyuncu olabilir fakat o uzak kalma olmasa ligde öne çıkma adına işler biraz değişebilirdi. Rasmus Falk Jensen'in kariyerini tekrar düzene koyabilmesi bile önemli bir şanstı. Açıklamalarından görebildiğim kadarıyla bunda babasının payı fazla.

Babasından bahsetmişken Middelfart dönemlerine geri gitmemiz gerek. Çok önemli sporcuların yetiştiği, 100 yıldan fazla geçmişe sahip olan önemli bir eğitim kulübü diyelim. Rasmus Falk Jensen bu kulüpten yetişirken en yakın arkadaşı şu an Tottenham forması giyen Christian Eriksen'di. Ufak yaşta beraber eğitim gördüler, başarılar kazandılar. Hatta o takımın antrenörüde Eriksen'in babası Thomas'ken, Falk'ın babası Erik'te özel eğitmen olarak destek veriyordu. Birlikte badminton oynayan, tepelere tırmanan, futbol oynayan ve okuyan iki yakın arkadaşın en büyük hayali iyi futbolcu olabilmek ve Danimarka Milli formasını beraber terletebilmekti. Birlikte Odense akademisine adım attıktan sonra 2006'da Chelsea akademisinden davet alıp birlikte denemeye katıldılar. Bir önceki yıl akademi takımıyla yarı final oynamışlar, o turnuvada Eriksen en teknik oyuncu seçilmişti. Eriksen'in Ajax tarafından 2008 yılında transfer edilmesiyle yolları ayrıldı. Zamanla kariyerlerini şekillendirmeye çalıştılar fakat A Milli Takım'da beraber yer almaları 2013 yılında Malta ve Ermenistan ile oynadıkları eleme maçlarını buldu. Sonunda hedeflerini başarmaları önemliydi.

Christian Eriksen kariyerini üst seviyelere çıkarmış bir isim fakat Rasmus Falk'un yaşadığı önemli sakatlıktan sonra tekrar ritim bulması ve eskiye göre çok daha iyi işler yapması çok önemli. Futbolu çok sevdiğini verdiği röportajlarda dile getirirken bunu saha içi karakteriyle görmek mümkün. Bu yıl sezonun yarısı geride kalmak üzereyken 15 maçta 1 gol üretip 8 asist yaptı. Dolu dolu 5 yıldır Odense A takımının formasını terleten Falk, 150 maç sınırına yaklaşırken 50 golede asist yada skor olarak katkı koydu. Lig ve Kupa maçlarında henüz kırmızı kart görmemeside saha içi sakinliğini gösteriyor.

Özellikler & Transfer Durumu

Oyun tarzı olarak Türk Futbolu içerisinde Falk'a en yakın örnek Olcay Şahan olsa gerek. Fakat Olcay'a göre oyun görüşünün, tekniğinin daha gelişmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yetenek olarak çok daha önde bir oyuncu. Çeviklik ve dengede kalma konusunda da biraz daha öndedir fakat kuvvet olarak Olcay daha baskın olabilir. En büyük benzerlikleri topla hızlanmaları. Falk, ayak yeteneği sayesinde çok zor pozisyonlardan alnının akıyla çıkabiliyor. Olcay'ı Falk'tan daha iyi yapan yön ise şüphesiz savunma anlamında takımına daha fazla katkı vermesi. Fakat 23 yaşında olan ve takım dengesi çok bozuk olan Odense'de oynayan Falk'ın daha doğru kurgusu olan bir takımda defansif anlamda pozitif etkileri olabileceğini düşünüyorum. Çünkü enerjisi çok yüksek ve fiziksel anlamda 90 dakikayı benzer tempoda oynayabilen bir oyuncu. Çok hızlı olan Falk'a açık sahada yetişmek kolay değil. Dar alanlardan da başarıyla çıkabiliyor. Topu rakip kaleye kolayca taşıyan Falk, ikili mücadelelerde ayakta kalmayı başarabiliyor. Geliştirmesi gereken yönlerinden biri şut. Bazen iyi şutlar çıkarırken bazende çok kötü şutlarla emeğini boşa harcayabiliyor. 1.80'e yakın boyu olan ve iyi bir anatomiye sahip olan Falk'ın iyi zıpladığını söyleyebiliriz. Ceza saha içi ve dışına gelen uzun toplara doğru sıçramalar yaparak bulunduğu bölgeyi karıştırabiliyor. Yazının başında belirttiğim gibi Falk'ın sözleşmesi Haziran 2016'da sona eriyor. Odense taraftarı kalması en azından Brondby'e transfer olmamasını (ismi anılıyor) istiyor fakat ne olacağı henüz belirsiz..Falk'ın yine yurt dışından da talipleri var ve bence yeni bir sayfa açmasınında zamanı geldi. Artık kariyerine Danimarka Futbolu dışında yön vermeye çalışmalı. İki çizgide ve forvet arkasında görev alabilen Falk, Türkiye Süperlig'in de her takımın kadrosunda yer alabilecek ve bir çoğunda direk oynayabilecek özellikte bir oyuncu. İncelenmesini tavsiye ederim. Attığı iyi bir golle bitirelim





15 Ekim 2015 Perşembe

Bjørn Inge Utvik



Rekabetin saha dışına içinden dışına taşındığını hissettiren hikayelerden birinin başrolünde yer alan oyuncudan bahsedicez. Haugesund-Sogndal birbirlerine yakın şehirler ve özel seviyede olmasa bile arada bir rekabet söz konusu. Bjorn Inge Utvik, Haugesund alt yapısında yetişirken profesyonel seviyede sadece 1 maç yapıp (kupa maçı) Sogndal'a Fosshaugane Campus'ün yolunu tutmuştu. Haliyle bu transfer o dönemlerde Norveç basınında yer edinmişti, Türkiye'de bu tip olaylar yaşandığında çıkan patırtıyı düşündüğümüzde burdaki kıvılcım seviyesinde tabi ama önemli bir transfer gelişmesiydi. Utvik'i keşfeden, gençleri oynatmaktan çekinmeyen anlayışıyla bilinen eski Göteborg menajeri Jonas Olsson. Zaten transfer tamamlandıktan kısa bir süre ilk 11 şansı vermeye başladı ve 2. maçında Haugesund deplasmanında oynatarak bir nebze oyuncusunu mental olarak test etme şansı buldu. Utvik'in zihinsel olarak sıkıntı yaşamaması oyununa pozitif etki etmiş ve alınan galibiyette ödülü olmuştu. Utvik bu galibiyeti henüz başında olduğu futbolculuk kariyerinin önemli yerlerinden birine koyduğunu belirtiyor.

28 Şubat 1996 doğumlu genç yetenek böyle bir transfer hikayesinin içerisinde yer alırken yaptığı seçimden asla pişman olmadığını söylemişti. Ayrıca Sogndal'ın geçmişte Per Egil Flo ve Even Hovland gibi isimleri pazarlaması ayrı bir etki yaratmış. Onun futbol oynama hayali kurduğu Bundesliga için Sogndal'ın ilk basamak olabileceğine inanıyor. Devamlılık kazandığı bir kulüpte oynaması büyük avantaj. 19 yaşında olan yetenekli savunmacı şimdiden 64 maçta görev almış durumda. Ayrıca 2011'den itibaren 15-21 yaş milli takımlarında 37 defa görev aldı. Bu yaştaki oyuncu için önemli tecrübeler. Yazının başında Haugesund'ta sadece 1 resmi maç oynadığını yazmıştım. Onu da ilk kulübü olan Avaldsnes'a karşı oynaması ilginçti. İngilizce kaynaklarda pek rastlamadım ama Utvik Haugesund'tan önce Avaldsnes'ta da eğitim almış. Kendisini sadık, sakin ve kararlı düşünce yapısına sahip olarak görüyor. Gerçekten bunu oyununda hissetmek mümkün. Norveç Ligi'nde izlediğim agresif oyunculardan biri ve pozisyon içerisinde kararlı. Henüz kırmızı kartla tanışmadığınıda aktarayım. Utvik'in favori takımı Chelsea iken rol modeli ise Thiago Silva. Bu arada daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz MOT Prisen ödülüne aday gösterilmişti. 18 yaş milli takımıyla kazandıkları İskandinav master ünvanı dışında kariyerinde yer alan en önemli anlardan biriside budur.
Özellikler-Transfer Durumu

Öncelikle yaşının üstünde olgunluk ve sakinliğe sahip olduğunu söylememiz gerek. Ayrıca lider özelliğine fazlasıyla sahip. Takımın savaşan ve arkadaşlarını motive eden oyuncularından. Düşünün Hannu Patronen veya Azar Karadas gibi bu seviyelerde artık papazın tecrübelisi durumuna gelen isimlerle yan yana oynadığı dönemde saha içi varlığını hissettirmişti, kolay bir şey olmadığını düşünüyorum. Liderlik özelliklerinin yanına agresiflik ekleyebiliriz. 1,83 boyunda olan Utvik'in yüksek toplarda etkili olabildiğini söyleyebiliriz. Duran toplarda 6 pas ve çevresinde joker oyuncu olabiliyor. Temastan kaçınmayan ve her topa kafa, tekme koymaya çalışan bir görüntüsü var. Güçlü ve hızlı bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz fakat fiziksel gelişimini sürdürmesi gerekiyor. Bahsettiğimiz pozitif durumlar önemli olsada çatısını kuvvetlendirmediği sürece daha üst sınıf liglerde sıkıntı yaşama ihtimali artacaktır. Aynı zamanda topla ilişkisi daha iyi seviyelere gelmeli ve sol stoper oynatıldığını düşünürsek sol ayağı üstüne biraz daha eğilmeli. Özellik ve saha içi tecrübesi olarak atlaması gereken eşikler olduğunu düşünmekle birlikte gelişime açık, potansiyelli bir oyuncu olduğu gerçek.Sogndal ile olan sözleşmesi 2015 sonunda bitecek. Takip edilmesini tavsiye ederim.

13 Ekim 2015 Salı

Ole Selnæs


Ole Kristian Selnæs, 7 Temmuz 1994'te Norveç'in Trondheim şehrinde dünyaya geldi. Fakat babası Ivar Selnæs, Skjetten takımının antrenörlüğünü yaptığı için yaşamını Lilleström'de sürdürdü. Ole Selnæs'in babası Rosenborg'un eski kalecilerinden. Selnæs'in futbol kökenli bir aileden yetiştiğini söyleyebiliriz. Futbol eğitimine Skjetten takımının alt yapısında başlarken ailesi Trondheim şehrine dönüş yapınca Sverresborg kulübüne katıldı. Müthiş sol ayağı ve orta sahada defansif meziyetleriyle dikkat çeken Selnæs, 2009'ta Rosenborg alt yapısına katıldı. Doğduğu şehrin takımına yükselmesi önemliyken 2011'de u19 liginde Norveç şampiyonluğu yaşayarak kariyerinin ilk büyük sevincini yaşadı. Yine aynı dönemde Next Gen Series turnuvasında Rosenborg takımının Mushaga Bakenga ile beraber dikkat çeken isimlerinden biriydi. O turnuvada Aston Villa stadyumu Villa Park'ta oynadığı maçı unutamadığı anların arasında saymayı unutmuyor. Yeteneklerini Rosenborg akademisinde geliştiren Selnæs, 2012'de önce pre season çalışmalarında yer alırken ardından profesyonel yapıldı. Onu A takıma layık gören hoca ise şu an Halmstad'ı çalıştıran Jan Jönsson.

''Çok hızlı gelişim gösterdi. Beni şaşırtmadı.'' Bu sözler İsveç'li teknik adamın ağzından döküldü. Jönsson'un çok başarılı bir Rosenborg kariyeri olmasa bile cesaretli bir koçtu. 1 hafta önce prof yaptığı Selnæs'e Lilleström deplasmanında ilk defa süre tanımış, yine bu maçtan 1 hafta sonrada 11 başlatmıştı. Kadroda şans almaya başladıktan sonra yaşadığı sakatlıklar formadan bir süre uzak kaldı. Önünde Markus Henriksen ve Issah gibi iki önemli kozun olduğunuda hatırlatmamız gerek. Yinede sezon içerisinde bolca süre alan Selnæs, geçen yılın ortalarından beri (Kare İngebrigtsen'in göreve geldiği tarihlere denk gelmesi gerek) takımın değişilmezlerinden biri olmuş durumda. 16 yaş altı Milli takımından itibaren Norveç Genç Milli formalarını düzenli olarak giyen Selnæs, 19 yaş altı takımında kaptanlık yapma şansı da edinmişti. Rosenborg'ta ki başarılı performansı sonrası A Milli formaya layık görülen yetenekli ismin devamını getirmesini bekliyorum.

Bu süreç içerisinde Ole Selnaes'in kazandığı başarılardan biriside Statoils Genç Yeteneği ödülünü alması. Bu ödül TV2, Norveç Futbol Federasyonu ve Statoils tarafından organize edilmekte. 2013'ün Haziran ayında bu ödüle layık görülen Selnæs, gelişimi adına kullanması için verilen 50 bin kronluk ödülüde Trondheim'da yetiştiği kulüp olan Sverresborg'a bağışlamış. Vefasını gösteren Ole Selnæs'in idol olarak gördüğü oyuncuların başında Xabi Alonso geliyor. Çoğu Norveç'li gibi bir İngiliz takımını seven Selnaes'in Premier Lig'ten tuttuğu takım Manchester United, sevdiği oyuncu ise Rooney. Arkadaşlarıyla FIFA oynamayı sevdiğini söyleyen Selnæs'in ufakken en çok hoşlandığı şey ise Hotel Caesar televizyon dizisini seyretmekmiş. Hatta iş farklı boyutlara gitmiş ve ufak bir rol alması dahi düşünülmüş. Kendini açık ve meraklı biri olarak tanımlayan Ole Selnæs'in oyun karakterinden bahsetmeye çalışalım.

Özellikler - Transfer Durumu

Avrupa futbolunun fazla takip edilen ligler arasında Norveç olsa, Rosenborg en formda takımlar arasında top 5'te gösterilirdi. İzleyenlere zevk veren, üstelik hedef odaklı müthiş futbol oynadıklarına inanıyorum. Lig şampiyonluğunu almak üzerelerken, Norveç Kupası'nda finale yükselip Avrupa Ligi gruplarına kalmayı başardılar. Ole Selnæs'te bu yapının en önemli parçalarından biri durumunda. İyi bir anatomiye sahip, 1.90'a yaklaşan bir boy, kuvvetli ve orantılı bir vücut yapısı. Ligin en iyi pasörlerinden biri olduğunu söylememiz gerek. Raket gibi bir sol ayağı var. Ayrıca pozisyon içerisinde sakin kalmayı başarabiliyor, yaşına göre olgun. Uzun, kısa veya çapraz toplarda başarısı oldukça fazla. Takımı 4-3-3 oynarken sahanın enine doğru yayılmada attığı uzun pasların faydaları hissediliyor. Bu konuda istatistiklere ulaşabilsek eminim çok iyi seviyelerde çıkardı. Ceza sahası dışından önemli bir şut tehtidi. Tekniği yüksek ve oyun görüşü iyi olan bir yetenek. Kuvvetten bahsettik fakat oyunundaki en büyük eksiklik saldırganlığının yeterli düzeyde olmaması. Milli takıma yükseldiği ve Avrupa Ligi oynadığı bu süreçte agresifliğini arttırması gerekiyor. Pozisyon alma konusunda iyi olduğunu düşünsemde markajda özel meziyetleri yok. Biraz daha saldırgan oynadığında bu konuda gelişim gösterebilir.. İdol olarak gösterdiği Xabi Alonso'ya göre kuvvet ve hız konusunda daha iyi olsa bile teknik anlamda henüz o seviyelerden geride. Tabi henüz 21 yaşında olduğunu ve gelişime açık olduğunu unutmamak gerek. Zaten karşılaştırma yaptığımız oyuncu da elit seviyede bir isimdi. O seviyelere gelmek kolay değil fakat Avrupa futbolunun yüksek kalite liglerinde forma bulabilir. Mevcut eksikleri az ve kapatılabilecek düzeyde. Takibe değer bir isim olduğuna inanıyorum. Rosenborg ile kontratı 2017 sonunda bitecekken muhtemel değeri 2-3 milyon euro arası.

26 Eylül 2015 Cumartesi

Christoffer Nyman

Kısıtlı imkanlara sahip kulüplerin sağlıklı sistemler kurup 'Para' odaklı düzene karşı gelerek başarı kovalaması her zaman ilgiyle dinlenecek hikayelerdendir.. İsveç Allsvenskan'da bu hikayeyi yazmaya çabalayan kulüp ise namı değer Peking, yani Norrkoping. Göteborg, AIK ve Malmö gibi büyük kulüplerle beraber Allsvenskan'ın sürpriz zirve adaylarından olan Norrkoping'in bu hikayesinde ön plana çıkan isimlerden olan Christoffer Nyman'a bu yazımızda yer vericez. 5 Ekim 1992 yılında Norrkoping'te dünyaya gelen Nyman, 5 yaşından bu yana şehrin kulübünün çatısı altında yer alıyor. Kulüp ile olan ilişkisini ''Norrkoping'te büyüdüm, bu şehir benim bir parçam ve çok seviyorum.'' diyerek açıklamıştı. Çocukluğunu geçirdiği, eğitim aldığı ve futbola başladığı yere farklı gözle bakması kadar doğal bir şey yok. 

2009-2010 sezonunda yani 17 yaşındayken Norrkoping A takımına yükselen Nyman, ilk sezonunda Superettan'da 3 maçta forma giyip 3 gol üretiyor. Özellikle 29. hafta Angelholm deplasmanında 80. dakika oyuna girerken, 9 dakika sonra attığı golle şampiyonluğu getirmesi büyük yankı uyandırmıştı. Kısa sürede yeteneklerini ispat eden Nyman, o sezonun genç oyuncusu seçilmişti. Bir sonraki sezonda Allsvenskan'da 11 maçta forma giyerken sadece 1 defa 11'de başladı. Aynı sezon içerisinde Silvia kulübünde kısa bir kira dönemi geçiren Nyman, 2011-2012 sezonundan itibaren takımın değişilmezleri arasına adını yazdırıyor. İlk sezonunda 8 gol, 4 asistlik performans gösteren Nyman, ikinci sezonunda 4 gol, 4 asistle oynadı. 2013-2014 sezonunda oynanan maçların tamamında forma bulan Nyman, 4 golle sezonu tamamlarken bu yıl maçların tamamına 11 çıkıp şimdiden 9 gol, 3 asistlik performans sağladı. Yaklaşık 4 yıl önce İsveç 19 yaş altı Milli formasını terleten Nyman, ilk A Milli takım davetini 2013 Ocak ayında yapılan turda almıştı. Yine son dönemde ciddi başarılar elde eden 21 yaş altı takımının kadrosuna aynı yıl içerisinde girmişti.

Nyman adına söyleyebileceğim pozitif yanlardan birisi akılda kalan ağır bir sakatlığının olmaması. 2013 sezonun başında ufak bir mide problemi geçirmişti fakat etkisi çok uzun sürmedi. 22 yaşında 100'den fazla Allsvenskan maçına çıkan genç ismin kariyerinde kırmızı kart görmediğini belirteyim. Yakışıklılığıyla Norrkoping şehrinin kızlarının ilgisini çeken Nyman'ı ünlü Justin Bieber'e benzetiyorlarmış. Şehrin idollerinden biri diyebiliriz..Gelecek adına hedeflerinden birini her oyuncu gibi yurt dışında oynamak olarak koyan Nyman, üst seviye forvet oyuncularını özenle izlediğini belirtip örnek aldığı oyuncular arasında İniesta'yı gösteriyor. Roma şehrini çok sevdiğini, boş zamanlarında video oyunu oynamayı sevdiğini ve özellikle Call of Duty oynamaktan hoşlandığını geçmiş röportajlarından birinde söylemişti. 


Pozisyon Özellikleri

Nyman'ın ana mevkisi ileri uç olsada kanat forvet olarakta kullanılabilir. Karakter olarak sakin bir oyuncu. Az önce kariyerinde kırmızı kartı olmadığını söylemiştim. Genelde pozisyon için yaptığı faullerle kart görür, kolay kolay sertlik uygulamaz. Fakat oyun içinde enerjisinin çok yüksek olduğunu ve bunu hissettirdiğini söyleyebiliriz. Ön alan presini seviyor, savunmayı kovalayarak orta sahaya kadar yardıma gelir veya kaleciye kadar pres yapar. Rakibin oyun kurmasına mümkün olduğu kadar engel olmaya çalışıyor. 

İki ayağınıda iyi kullanabiliyor. Bu yüzden ceza sahası içi ve dışında önemli bir şut tehtidi fakat genelde yay üstünden attığı şutlar etkili. Uzun şut konusunda çok fazla denemeye girdiğini söylemek zor.  İki ayağınıda iyi kullanması rakip stoperlerin karşısında hamle yapmasınıda zorlaştırıyor. Çabuk yön değiştirebilmesi ve ayak özelliklerini bu anlarda kullanabiliyor. Topla mesafede kat edebilen bir oyuncu.

Bazı forvetlerde göremediğimiz bağlayıcı rolüde sıklıkla yapar. Uç bölgeden orta sahaya yanaşarak bolca top alıp oyunu çizgiye yayar ve takımının 3. bölge yığılmasına yardımcı olur. Aldığı topları rakip ceza sahasına taşıyarak savunmalara zor anlar yaşatabilir. Top alamadığı anlarda çizgilere devrilerek o bölgede topla buluşabilir. Bu sefer rakibi karşısına alarak 1'e 1 oynamaya çalışır. Bu yüzden sağ forvet olarakta kullanılabildiğini görüyoruz. 1.83 boyunda olmasına rağmen iyi zıpladığı için hava toplarının çoğunda temasta görürüz.. Müthiş bir hava hakimiyeti olduğunu söylemek zor fakat topa girmekten çekinmez ve topu indirdiği anlar olur. Nyman'ın sıkıntılarından en belirgin olanı top kontrolünde. Bazen bu yüzden top kayıpları yaşayabiliyor. Çevre kontrolünün oldukça iyi olması ve pozisyon içinde sakin kalması bağlayıcı rol üstlendiği anlardan başarıyla çıkmasını sağlıyor. Takipçiliğini hem hücumda hemde savunmada görmek mümkün. Fiziksel açıdan ise kuvvetli olduğunu söylesek bile biraz daha dayanıklılık konusunda gelişim göstermeli. Yine son vuruş konusunda çalışmalar yapmalı. 

Görüntü Analiz

Örnek 1 : Set Hücumu Katkısı

Djurgarden savunması yüksek posta çıkarak 4'lü çizgi halinde. Orta sahada benzer pozisyonda. Nyman ve Kujovic orta sahaya yaklaşıyorlar. Topu taşıyan Sjölund önce yuvarlak içinde olan Nyman'a pası yapacak. Genç oyuncu vakit kaybetmeden Kujovic'e atacak (2. pas yazılı mavi ok) ve duvar pası yapacaklar. Kaleye dönen Nyman rakipler karşı karşıya kalıyor.

Omar Colley'in pozisyon alışı ortada. Ağır oyuncu olduğunu düşünürsek burada aslında savunduğu tek taraf sağ stoperin olduğu pozisyon. Colley'in dengesiz yakalandığını farkeden Nyman, siyah okla gösterdiği alana doğru ani bir dönüşle savunmayı tamamen dağıtıyor. Ceza sahası içine girerek şutla pozisyonu tamamlayacak. Gol olmasada topu alması, alışverişleri ve pozisyona gitmesini gösteren önemli bir organizasyon.

Örnek 2 : Set Hücumu Katkısı

3ülkemizde forma giyen Kujovic) yanında oynayan oyuncunun biraz daha gezici, orta saha ile yardımlaşan, çabuk ve arzusu yüksek bir oyuncunun olması önemli. Kilit anlarda rol alarak oyunun açılmasına yardımcı olabilmeli. Nyman'da bunları yapabiliyor. Norrkoping hücumunda oyun sıkışmış durumda. Merkez orta sahanın elinde oyunu geriye çevirmek yada çizgideki oyuncuya uzun bir top atmak olacak. İlk resimde altı çizgili şekilde gösterdiğim Nyman biraz merkeze yanaşacak ve Sjölund ile duvara giriyor. Savunmasını üstüne çektiğinden dolayı sol bekin olduğu yerde boşluk artıyor. Sjölund'ta hiç bekletmeden çizgiye oynayınca pozisyonun hali son fotoğraftakine dönüşüyor. Oyunun çizgiye dağılımında Nyman'ın katkısını görmüş olduk.

Örnek 3 : Geçiş Hücumu

Djurgarden yaptığı hücumdan sonuç alamayınca oyunun kontraya döndüğü anlardan. Fotoğrafta gözüken 5 oyuncu, gözükmeyen 1 oyuncuyu daha eklersek 6 isim oyundan düşmüş durumda. Topun boşa düştüğü yere A.Johansson hareket ederken öndende baskı geliyor fakat arkadaşıyla yardımlaşan kaptan topu orta sahaya geçirmeyi başarıyor. 5 numaralı formayı giyen Nyman bu andan itibaren boşluğa doğru koşuya başlıyor ve Johansson pasını ona doğru atacak. Topla buluştuktan sonra rakibin biraz üstüne gidip orta sahadan yardıma gelen oyuncuyıda eksiltere içe dönüş yapıyor ve sol ayakla şutla pozisyonu tamamlıyor. Az önce set hücumunda sağ ayakla şutunu görmüştük.

Örnek 4 : Takipçilik 

Sundsvall maçından bir örnek ile devam edelim. 37. dakika gerçekleşen hücumda topun dışarı çıkacağı düşünülürken Nyman arkadaşının topa yetişeceğini sezince görüldüğü gibi 6 pasa hareketlenmeye başlıyor. Sundsvall stoperi Norrkoping'li topu çevirse bile rahat şekilde uzaklaştıracağını düşünüyor ve hatta orta geldikten sonra uzaklaştırmak adına topa hamle yapıyor ama ondan önce topa uzanan Nyman golü yapıyor. Çabukluğu ve takipçiliğini görmek adına önemli bir pozisyon. Ayrıca bu pozisyonları savunma arkasına atılan toplarda rakiplerinin farklı taraflarından giderek hataya zorlamaya çalıştığınıda görüyoruz.


Örnek 5 : Savunma Yardımı 

İlk fotoğrafta gözüktüğü gibi Norrkoping takım halinde savunmada. İleride kalan tek oyuncuları uzun forvetleri Emir Kujovic. Yuvarlak içine aldığım Nyman savunmasına yardıma gelmiş durumda. Pozisyonu takip ederken topa sahip olan oyuncu kayıp yaşamasın diye geriye doğru açılırken Nyman'ın baskısı geliyor ve kazandığı topla takımını açık alan hücumuna çıkarıyor. Fazla sayıda Sundsvall oyuncusu oyundan düşüyor.

Örnek 6 : Ön Alan Baskısı - Top Çalma

Norrkoping sonuca dönüşmeyen hücumdan dönüşte ön alan baskısı yapıyor. Nyman topa yakın olan oyunculardan. Topa sahip olan Djurgarden oyuncusunundan gecikmesinden faydalanıp topu attığı savunma oyuncusuna prese gidiyor ve topu kazanıyor. Kazandığı topuda merkezden gelen arkadaşına aradan atacak ve baskı hücuma dönüşecek. Özelliklerinde söylediğim gibi takım halinde baskı yapmadıkları anlardada stoperlere baskıyı uygulayan bir hücumcu Nyman.

Transfer Durumu 

Norrkoping'in son yıllarda çıkardığı en önemli yetenek Isaac Kisse Thelin. Onun üstünden adam akıllı para kazanamamışlardı. Malmö sadece 110 bin euroya satın alıp 1 sezon parlattıktan sonra 4 milyon euroya Bordeaux'a pazarlamıştı. Christoffer 'Totte' Nyman farklı tipte bir oyuncu ve belki o potansiyelde değil ama Türkiye'de özellikle Anadolu takımları için ideal bir oyuncu. Eski dönemlerinde daha seviyeli olduğum bir oyuncuydu (gelişim aşamasında olduğundan) fakat son dönemde oyununa seviye atlattığı gerçek. Sezon başı transfer döneminde adı bir dönem Osmanlıspor ile anılmıştı. Yine aynı dönemde Eredivisie ekibi Groningen talip olmuştu. Farklı özellikleri Nyman'ın oyun karakterinde görmek mümkün. Kontratı 2016'nın son günlerinde bitecek. Ocak transfer döneminde Norrkoping'in eli biraz daha zorlaşacaktır. Tahmini bonservis bedeli: 500-750 bin euro arası. Anadolu ekiplerinin takip etmesini tavsiye ederim.






11 Eylül 2015 Cuma

Henrik Bjørdal






















Bu yazıda kaleme alacağımız oyuncu tam ismiyle Henrik Rørvik Bjørdal olacak. Aalesund formasını giyen Henrik Bjørdal, 4 Şubat 1997 doğumlu. Futbola Valder alt yapısında başlarken oynadığı dönemin kadro fotoğraflarını incelediğimde yaşıtlarından iyi bir fiziğe sahip olduğunu o zamandan söylemek mümkün. Aalesund akademisine geçiş yaparken kısa sürede A takım için denenebilecek duruma geliyor. 2012 yılında henüz 15 yaşındayken A takım ile idmanlara çıkarken ilk süresini 2013 yılında 7-1 kazanılan Lilleström maçında almıştı. Kulüpte son yıllarda simge haline gelen Michael Barrantes'in yerine girmekte Bjørdal adına yaşanan unutulmaz anlardan biridir muhakkak. İlk sezonunda sadece 2 maçta sonradan süre alan Bjørdal'ın ön plana çıktığı sezon geçen yıl oldu. 2014 sezonunda Aalesund'un genel olarak yaşadığı sakatlıklar bazı gençlerin süre bulmasını sağladı. Bunlardan en fazla oynayan isimse Bjørdal oldu. 14 maçta mücadeleye ilk 11 başlarken 8 defa sonradan dahil oldu ve 4 asistle sezonu tamamladı. Henüz 17 yaşında olan bir oyuncu adına gerçekten büyük fırsattı.

Geçen sezon iyice tecrübe kazanan Henrik Bjørdal adına bu yılın daha farklı olduğunu söyleyebilirim. Şimdiden 20 maç barajına ulaşırken takımın vazgeçilmezlerinden biri durumunda. A takımda yerini garantilediği süreçte Milli takım tecrübeleride yaşadı. 15 yaş altı Milli takımından beri sürekli olarak genç Milli formayı terletirken şu an 21 yaş altı takımında forma giyiyor. 2014'te Türkiye ile Yunanistan'da oynadıkları 17 yaş altı maçında Martin Odegaard ile beraber takımımıza karşı oynamıştı.

Bjørdal, Futbol Fedarasyonu ile yaptığı bir röportajda kendisini hırslı ve mütevazi biri olarak tanımlamıştı. Yine verdiği demeçlerden birinde

''Biz Odegaard ile 17 yaş altı Milli takımında beraber oynuyorduk. Onun yeteneklerinin farkındaydık fakat 1 yıl sonra Real Madrid'e transfer olacağını düşünmüyorduk. Bunu görmek benim için büyük bir motivasyon.'' 

diyerek Martin Odegaard'ın yükselişini kendisine örnek aldığını belirtmişti. Ayrıca her maç takımı için herşeyini vermeye çalıştığını, kendinle gurur duyduğunu belirtirken oyununun ofansif yönünü beğendiğini fakat defansif açıdan gelişmesi gerektiğini söylüyordu. Özeleştiri yapmasını bilen bir oyuncu.

Çoğu Norveç'li futbolcu gibi Bjørdal'ın hayalinde de İngiltere'de futbol oynamak var. Liverpool taraftarı olduğunu belirtirken sevdiği oyuncuların başında Liverpool efsanesi Steven Gerard geliyor.

Artı - Eksileri

Henrik Bjørdal'ın bence en önemli özelliği çok yönlü bir oyuncu olması. Forvet arkası ana pozisyonu olsada kanatlarda kullanılabilir yada 2. forvet olarak tercih edilebilir. Zaten Aalesund'ta sağa yakın oynadığını görüyoruz. İlk full sezonunda izlediğim Bjørdal ile bu yıl izlediğim arasında fiziksel açıdan önemli farklar olduğunu söylemem gerek. Saha içerisinde tecrübe kazanırken fiziksel açıdan iyi bir gelişim geçirdi. Takip ettiğim bazı Norveçli yorumcu ve analistler bu konuda benimle aynı görüşteler. İyi bir anatomisinin olduğunu düşünmekle birlikte fiziğini iyi kullanabilen bir oyuncu. Çabuk hızlanabiliyor ve topla arası oldukça iyi. Kısa ve uzun mesafede adam eksiltebildiğini söyleyebilirim fakat eksik yönlerinden birisi bazen fazla şekilde topla oynaması. Bu yaştaki bir oyuncu için düzeltilebilecek eksiklerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Çerçeveyi görebilen ve şut atmaktan çekinmeyen bir oyuncu. Bazen çok ciddi bir şut tehtidine dönüşebiliyor ama bu konuda biraz daha çalışmalı, sayıyı arttırmalı. Fiziğiyle iyi top sakladığını ve oyunu iyi okuduğunu söylememiz gerek, yaratıcı bir oyuncu. Kendisinin söylediği gibi defansif açıdan ise gelişmesi gerekiyor. Ayrıca yüksek toplara daha fazla çalışması gerektiğini düşünüyorum. 97 doğumlu oyuncu modern bir ofansif orta saha görüntüsü verirken zamanla iyi olan yönlerinin üstüne koyabilecek kapasitede, bu arzu ve isteği onda görmek mümkün.

Onu Kuzey futbolu içerisinden örnekleyebileceğimiz oyuncu ise bu sezon Milli takım düzeyinde önemli işler yapan İzlanda'nın beyin oyuncularından Gylfi Sigurdsson.  Henrik Bjørdal'ın Aalesund ile olan sözleşmesi 2015 sonunda bitecekken (yeni bir sözleşme haberi görmedim) eğer uzattıysa bonservis değerinin 1 milyon euroları göreceğini tahmin ediyorum. Aalesund yönetiminin transfer görüşmelerinde eli genelde kuvvetli olur, bu yüzden ucuza oyuncu göndermezler. Uzatmadıysa Ocak ayınının serbest değerli oyuncularından biri olacağı ve isteyenin çok olacağını tahmin etmek zor değil. Takımlarımızın henüz 18 yaşında olan bu genç yeteneği takip etmesini öneririm.


Analiz / Molde

























Fenerbahçe'nin Avrupa Ligi rakipleri arasından Celtic ve Ajax hakkında genel anlamda fikir yürütebilen kesim fazla olsa bile Molde için bunu söylemek zor. Norveç futbolu son yıllarda yükselişte olmasına rağmen mevsimsel faktörlerden liginin yaz aylarında oynanmasından dolayı ülkemizde izlenirliği düşük seviyede kalmakta. Normalde sistem değiştiren veya kadro değiştiren takımlar adına yaptığımız 'Kapalı Kutu' tabiri Molde adına bu açıdan geçerli olacak. Mümkün olduğunda bu kutuyu açmaya çalışacağım. Molde'nin oynadığı futbol tarzı yada liginin yapısı bilinmese bile ismi söylendiğinde akla gelen ilk şeyin müthiş görselliği olan Aker stadyumunun olduğu su götürmez bir gerçek. Norveç'e deplasman yapacak Fenerbahçe seyircisini sadece Norveç'in güzel kızları değil, maç öncesi ve sonrasında şahit olacağı güzel bir manzarada bekliyor diyebiliriz. Saha zeminini 2014'te suni çime çevirmiş olmaları Fenerbahçe adına handikaplardan biri olacaktır.

100 yaşından büyük bir camia olsa bile ilk şampiyonluğunu 2011 yılında elde etmiş bir kulüp Molde. Son 5 sezonda 3 Tippeligaen şampiyonluğu yaşamaları ve 2 defa Norveç Kupası'nı kaldırmalarına rağmen takımın belli dönemlerde travmalar geçirdiğini söylemek mümkün. Bunların ilkini namıdeğer bebek yüzlü katilin çalıştırdığı dönemde yaşamışlardı. Solskjaer, elde ettiği başarılar üstüne ada futbolundan gelen ilgiye kendini kaptırınca o dönemde takımın kontrolünü kaybetmişti. Hatta gizli şekilde yaptığı Ada yolcuğu sonrasında Molde ana sponsorundan çekilme, destek azaltma darbesi görmüş ve ekonomik olarak sıkıntı yaşamıştı. Ardından tekrar toparlanıp Skullerud yönetiminde zirveye ulaştılar fakat bu sefer sıkıntı direk takım içerisinde oluştu.

Hayatım Futbol ve blogta yayınlanan 'Tippeligaen Rehberi' yazısında onları favorilerden birisi olarak göstermiştim. Yazıyı yazdığım dönemde kampın iyi isimlerinden olduğu söylenen ve takım adına kilit rolü olan Fredrik Gulbrandsen'in sakatlığına rağmen bu düşüncedeydim. Fakat onun yerine alınan iki isimden biri olan Bakenga'nın ekstra sakatlığı tüm planları bozdu. Sezon başında yaşanan aksaklıklar adeta sezon içerisinde yaşanacakların habercisiydi. Bireysel formlar düştü, takımın mental problemleri fazlalaştı ve bu durum kompakt futbola yansıdı. Negatif yönler sezon içerisinde skor olarak ortaya çıkarken Molde bu noktaya geldi. Lig ve kupada hedeften kopmuş, sadece Avrupa Ligi ile sezonu tamamlayacak durumdalar diyebiliriz. Sürecin sorumlularından teknik adam Tor Ole Skullerud istifa ederken yerine geçici olarak Erling Moe bakıyor. Zaten kulüpte neredeyse 10 yıldır antrenörlük yapan bir isim. Molde yönetimide sezon sonunu bekliyor diyebiliriz.






















Norveç Futbol Federasyonu'nun son yıllarda akademi seviyesi takımlarda başlattığı yarının kalecilerini yetiştirme projesi mevcuttu. Orjan Nyland, 6 farklı kaleci ile birlikte özel programlara tutulmuş, geleceği parlak gösterilen eldivenlerden birisiydi. Onu izledikçe bende elit seviye kaleci izlenimi uyandırdı.  Hatta yaklaşık 1 yıl önce Neuer'in izinde  adlı bir oyuncu raporu paylaşarak fikrimi beyan etmiştim. Her ne kadar gittiği kulüp daha düşük profilli olsa bile Bundesliga'ya adım atması kariyeri açısından önemliydi fakat Molde adına ciddi bir kayıp oldu. Hedef takımların her zaman iyi kalecisi olmalı fakat Molde adına şu an için bunu söylemek zor. Andreas Linde ve Ethan Horvath gibi iki genç eldivenle oynuyorlar ve ikisininde zihinsel sorunları olduğu gibi geliştirmeleri gereken yönlerde fazla.

İstatistik listelerini açtığımızda Molde'nin etkin bir hücum profili varmış gözüküyor. Kamara-Hoiland ve Svendsen'in Tippeligaen'de rakip filelere bıraktıkları toplam gol sayısı 23. Avrupa maçlarında ise Kamara 4 gol atarken, Hoiland 1 gol buldu. Svendsen ise henüz Avrupa Kupaları'nda gol atabilmiş değil. Futbol tarzı olarak geniş alan oyunu oynanan Tippeligaen içinde işler yolunda giderken Avrupa adına tek katkı Kamara'dan gelmiş. İlerleyen kısımda belirticez ama oyuncuların sert futbol profilinde zorlandıklarının bir göstergesi. Zaten aslında bu oyuncuların ikisinin mecburi deneme olduğunu söyleyebiliriz. 1997 doğumlu Sander Svendsen daha akademiden yeni çıkmış, tecrübesiz bir oyuncu. Skor açısından ligde pozitif katkı verdi ama fiziksel geliş yaşaması gereken gezici tipte forvet. Gulbrandsen ve Bakenga iyi olsaydı Hoiland için belkide satır arası dahi yapmayacaktık ama gündem oldu. Ola Kamara 1 numaralı skor opsiyonları belki ama Daniel Chima Chukwu gibi bir profil değil.

Sistem açısından bakarsak aslında Molde'nin zevk verdiği tek düzen 4-4-2. Bunu kullandıklarında dominant bir karakter ortaya koymaya çalışıyorlar. Beklere sonsuz özgürlük, pasör ve enerjisi yüksek 2 merkez orta saha, bireysel yetenek (Moi), koşu mesafesini dengede tutmaya çalışan genel bir yapı. Sahayı genişliğince kullanıyorlar, çizgi oyunları ön planda oluyor. Skullerud'un kadro açısından sıkıntı yaşadığı dönemlerde başlayan ve geçici olarak devam eden ek bir sistemleri var. Hatta Fenerbahçe karşısında uygulayacaklarını düşündüğüm bir diziliş. 4-5-1'i tercih etmelerini bekliyorum. Bu düzeni 10 numarasız tercih edeceklerdir, zaten ellerinde o tip bir oyuncu yok.

Temel Düzen : 4-4-2

Az önce söylediğim gibi Molde'nin temel düzeni aslında bu diziliş. Artık birbirini çok yakından tanıyan bir oyuncu yapısı mevcut. Haliyle bu diziliş alışkanlık haline geldi. Örneğin ; Martin Linnes-Moström işbirliğini geçen yıl epey kullandılar. Moström, Mohamed Elyounoussi gibi özel yetenekleri olmayan bir oyuncu fakat oyun içi aktifliği yüksek bir isim. Gerek merkeze girerek gerekse çizgiye inerek etkili olmaya çalışıyor. Onun topla buluştuğu anlarda Linnes'in oyuna girmesi artıyor. Moström ceza sahasına yakınken Linnes'in korner çizgisine koşularını görüyorduk veya tam tersi sürpriz ceza sahası koşularını. Ayrıca bunu defansif anlamda birliktelik içinde yapıyorlardı. Enerjisi yüksek oyunculardan olan Moström koşu olarak katkısını savunma adınada veriyordu. Mesela bunu Flo-Elyounoussi çizgisi için söylemek zor. Moi mümkün olduğu kadar düzen içerisinde savunma pozisyonu almaya çalışsada fiziksel temasa girmeyi çok tercih etmiyor. Gerçi Linnes-Moström uyumu da İsveç'linin yaşadığı sakatlık nedeniyle bu yıl istenen düzeyde olmasa bile yine dikkat gerektirir. Ekstra olarak, stoperler sahaya yayılarak oynadıklarından bekler orta sahaya kadar çıkıyordu. Savunmadan atılan uzun topları forvetler topladığında beklerin oyun içi rolleri belirginleşiyordu. Stoperler uzun topu genelde korner bayrağının olduğu tarafa, bek arkalarına gönderiyorlar. Çünkü merkezde yüksek top üstünlüğü olan bir forvetleri yok. Merkeze gidecek toplarıda genelde direk indirmeden rakibi bozmaya yönelik oynuyorlar. Boşa düşen ribauntları toplayarak 3. bölge yığılımına başlıyorlar.

Örnek : Korner Köşelerine Uzun Top

Singh'in iki stoper arasına girdiği bir örnek. Stabaek merkez baskısı ve 2 sprinter oyuncu ile ön baskı yaptığından oyun kuramıyorlar. Çare genelde yöneldikleri uzun top oyunu olacak. Topa sahip olan Berge sağ korner bayrağına doğru uzun bir pas gönderecek.

Alışkanlıkları olduğundan o bölgeye koşu yapan Kamara, Stabaek savunmacılarından önce topa sahip oluyor. Moström'e oynayacak. Arkasından muhtemel bir Linnes bindirmesi gelecek. Gelişmemiş fiziği olsada hareketli olan Svendsen'i (yuvarlak içerisinde) kullanabilecekleri bir karambol organizasyonu üretebilirler veya savunma uyursa şut imkanı yaratabilirler. Tabi bu pozisyonun ceza sahası ekstra koşuları olan versiyonları oluşuyor. Örneğin soldan oynanan oyunlarda Svendsen çizgiye açılırken Mohamed Elyounoussi ceza sahasına inebiliyor. Orada yaptıkları paslaşmalar savunma dengesini bozabiliyor. 

Düzenden bahsettik, kalecileri Horvath yada Linde olacak. Savunmanın sağına Linnes, soluna
Flo'nun geçmesini bekliyorum. Ufak bir ihtimal Flo-Rindaroy değişikliği olabilir. İki bekte oyun kurulumunda çizgiye açılıyorlar. Martin Linnes zaten Beşiktaş'ın uzun süre gündeminde olmuştu, tanıdık bir oyuncu. Norveç Milli seviyesinde oynayan yetenekli bir bek. Flo ise hücuma katılsada yetenekleri sınırlı bir oyuncu. Savunması zayıf, ayakları hızlı olmayan bir oyuncu.





















Örneğin burada Molde orta sahası boş yakalanmış. Singh ve Hussain'in pozisyonlarını belirttim. Stabaek'li oyuncu Molde ceza sahasına dikine giderken Flo ile Forren arasına beklenenden kısa bir pas atacak ama vücut koordinasyonunu oturtamayan Flo topu takipte sorun yaşıyor. Mevcut mesafe farkına rağmen Asante aralarına girerek topa sahip oluyor. Zaten topa dönük pozisyon almaya çalışması Flo'nun savunmasının oturuk olmadığına dair önemli bir gösterge.

Genelde oyunun başlangıç ismi sol stoper Vegard Forren. Kağıt üstünde sol stoper olmadığını
belirteyim. Bir savunma oyuncusuna göre yüksek tekniğe sahip oluşu avantaj, raket gibi sol ayağı var. Çapraz uzun veya yerden kısa sert paslarıyla rakibin dengesini bozabiliyor. Örneğin orta sahaya açılan beklere uzun isabetli paslar atıyor, bekler ya kontrol yada içe giren kanat oyuncusuyla topu buluşturup hızlı hücum yapmayı sağlıyorlar. Partneri Toivio-Berge ve Gabrielsen'den biri oluyor fakat son form durumlarına göre Gabrielsen daha önde. Onun Forren'le eşleşmesini sağlayan 1 numaralı özelliği hız açısından Forren'in eksiğini kapatıyor oluşu fakat markaj konusunda eksiklerinin olduğunu eklemek gerek.

Orta sahanın merkezi ise Singh ve Hussain'e emanet olacak. İki isimde oyunu iki yönlü oynamaya çalışan tipte orta sahalar. Özellik olarak en büyük ortak yönleri dayanıklılıkları desek abartı olmaz. 90 dakikayı benzer tempoyla oynayabilecek, koşu mesafesi yüksek, pres kültürü yerleşmiş oyuncular. Tabi kuvvet, pozisyon alma ve hamle kısmında sorunları olduğu için top çalma konusunda çok başarılı oyuncular değiller. Yani Molde orta sahasının kolay geçildiği anlar görmek mümkün. Singh, Hussain'e göre hem daha tecrübeli hemde kalite olarak daha önde diyebilirim. Zaten onun oyun profillerinde yeri çok önemli.. Topla dikine gidip adam eksiltebiliyor, oyunu yönlendiriyor, zehir salıyor. Bunları Hussain'de yapıyor ama Singh orta sahanın aslında gizli lideri diyebiliriz,. Örneğin stoperlerin arasına girerek veya merkezde topu ilk alarak oyunu yönlendiren isim genelde Singh oluyor. Yukarıda örneğini verdim zaten veya merkezde topu sıkça alan oluyor.

Örnek :




















Singh'in topu aldığı andan itibaren merkezde alanı daraltarak, şok baskı yapmak Molde'ye karşı önemli çözümlerden birisi olabilir. Genelde Singh oyunu yönlendirmeye başladığı anda organizasyonu daha kısa bir alan içerisinde yapıyorlar. Beklerin durumu ise ortada. Flo neredeyse 70 metrelere kadar yükselmiş ve topla mesafesi ortada. Elyounoussi biraz daha içe kaymış. Linnes zaten fotoda gözükmüyor. Kamara merkeze inerek topun 3. bölge geçişine yardımcı olmaya çalışıyor, İki kanat oyuncusundan biri merkeze giriyor (genelde Moström). Singh önce Kamara'ya atıyor, o da bekletmeden Moström ile buluşturuyor. Fakat Stabaek akıllıca bek ve çizgi oyuncularınında katıldığı bir şok baskı ile tabiri caizse Moström'ün üstüne çöküyor. Yaşanan top kaybı sonrasında Molde orta sahasının düzenini görelim.

Yaşanan kayıp sonrasında Singh ve Moström oyundan düşmüş durumdalar. Singh'in partneri Hussain'in pozisyonu zaten başlı başına yanlış. Stabaek ofans hattının karşısında delebileceği bir merkezi boşluk oluşuyor. Stoperler adına belki en zorlayıcı pozisyonlardan biri oluşmuş durumda.

Bu ikilinin sağ ve soluna ise Moström ile Mohamed Elyounoussi geçecekler. Elyounoussi topla oynamayı seven bir kanat. Tekniği ve ayak oyunları iyi. Moström ise tersi olarak takım oyunu içerisinde parlayan bir oyuncu. Zaten Elyounoussi'ye benzer bir oyuncuyu sağa atmak Molde adına savunma intiharı olurdu herhalde, doğrusunu yapıyorlar. Forvette ise daha gezici tipte olan Svendsen ile stoperle temasa giren Kamara'nın yan yana oynadığını defalarca gördük.

Denge Futbolu : 4-5-1 (Adı Denge!)

Denge futbolu başlığını atsakta aslında hakkı olan başlık 'savunmaya acil çare' olması gerekiyordu.
4-5-1 düzeni Molde'nin uzun zamandır kullandığı, alışkanlığı olan bir sistem değil. Bu sezon geçiş hücumlarında yaşadıkları sorunlar ve set savunmasında yaşanan problemlere karşı acil plan önlemi diyebiliriz. Şampiyonlar Ligi elemesinde Dinamo Zagreb karşısında Singh-Hussain ve genç Hestad'ı 2 maçtada yan yana oynattılar fakat özellikle 3-3'lük maçta yaşanan sıkıntılar akıllarda. Avrupa Ligi, Standart Liege eşleşmesi ise sistemi daimi kıldı fakat oyuncu bazında önemli bir değişiklik vardı. 40 yaşında olan Daniel Berg Hestad'ı savunmanın önüne yerleştirdiler. Singh ve Hussain'e göre en büyük artısı biraz daha savunma bilgisinin iyi olması. Kaptan ilk maçta işe yarar gözüktü fakat şu yüksek yaşıyla tüm maç benzer katkıyı vermesini beklemek hayal. Nitekim rövanşta 3-1 kaybederek elemişlerdi. Üstelik seviye yükseldikçe takımın genel yapısının işi zorlaşırken Hestad'ın daha fazla sorun yaşaması muhtemel. Molde teknik heyetinin bu noktada düşündüğü kısım ise takımın boyunu biraz daha kısaltmaya çalışması. Biraz daha dar bir mesafede rakibi durdurma planı içerisindeler fakat tek hamle özellikli orta saha ve 2 ofansif bekle bunu başarmak zor. Ayrıca yüksek forvetlerinin olmayışıda 3. bölgede oyun süresinin azalmasına neden olabilir. Yazı içerisinde söylediğim gibi Singh ve Hussain tüm maç benzer tempoda oynayan ve presi seven-pozisyon kaybı yaşayabilen oyuncular.




















Doğrusu 4-4-2 oynarken şuursuz şekilde bu seviyelere çıkıp baskı yapmaya çalışıyorlar, tekli yada beraber olarak. Rakibi bozmaya çalışsalarda merkezi boşluklar ortada. Bunu Fenerbahçe karşısında muhtemelen Hestad'ı arkalarına alarak yapacaklar fakat malum kayıplar yaşıyorlar. O anlarda 40'lık Berg Hestad'ın o alanı tek başına durdurması adınada gençlik iksiri falan içmesi lazım. Üstelik Fenerbahçe orta sahasının bu kadar yüksek oyun zekası ve fizik gücü varken. Yani Molde acil çözüm planı ile 4-5-1 oynuyor fakat müthiş bir savunma direnci olarak onlara dönüş yaptığına inanmıyorum. Zaten Standart Liege deplasmanında 3-1 kaybetmeleri, 3-3'lük Dinamo Zagreb maçı bunun göstergesi. Büyük oranda kağıt üstünde, suni bir önlem diye düşünüyorum. Bu arada sadece yüksek metrajlı presi bir kenara bırakalım. Singh-Hussain ikilisinin pozisyon alma konusunda zayıf kaldığını gösteren bir kare daha paylaşayım.



Stabaek sol kanattan iyi bir pas organizasyonuyla topu ceza sahasına yaklaştırıyor. Yassine El Ghannasy'nin topla arası iyidir. Onun karşısında Moström dururken 2 ön liberodan birinin indiği nokta tamamen yanlış. Savunma önündeki alanlar tamamen tek oyuncuya kalmış durumda



















Ghannasy burada akıllılık ederek içe giriyor, girmese zaten Linnes yada Singh'in yardımıyla karşılaşacak. O bölgeye geçiş yapınca merkezde tek kalan oyuncu baskıya geliyor ama yuvarlak içine aldığım Diomande boşta. Elyounoussi'nin yalancı savunma pozisyonu aldığınıda görüyoruz. Ghannasy burada Diomande ile duvar yaparak ceza sahasına kadar inecek. Set oyununda Molde orta sahasının pozisyon alma konusunda yaşadığı bir an, stoperlerde haliyle hamle yapamadılar.

Duran Top 

İşin savunma tarafından bakmaya çalışalım. Molde bu yıl yüksek toplarda çok yüksek seviyede goller yedi. Çok uzun bir takım değiller fakat geçen sezon savunma konsantrasyonları daha fazla olduğundan sıkıntılar daha az göze batıyordu. Bu yıl ise ortaya saçıldılar. Adam adama savunmayı tercih ediyorlar ama neredeyse adam akıllı zıplayan tek oyuncularıda Forren. Takip yapıyorlar ama genelde agresiflikten uzak şekilde. Fenerbahçe ise etkili ortalar açabilen ve bunları ceza sahası içerisinde değerlendirebilecek oyunculara sahip bir takım. Fizik avantajı bu noktada kullanılabilir. Olur ya set oyununda iyi savunma yaptıkları bir güne denk gelinirse duran toplarda çok iyi bir anahtar olabilir Fenerbahçe adına.


İlk maçta cezalı ama rövanş maçınıda düşünerek Forren odaklı konuşmaya çalışayım. Kornerler ve ceza sahasına yakın ama çaprazlardan atılacak serbest vuruşlarda en önemli koz şüphesiz. Perdelemeyle onu 6 pas çevresinde buluşturmaya çalışıyorlar yada önde yığılma oluşturup 6 pas dışında topu Forren'le buluşturarak içe çevirip karambol yaratmasını sağlıyorlar. Ayrıca farklı yollardan biriside Norveç Milli takımının son Bulgaristan maçında attığı gol olabilir. Ayakları düzgün olduğu için şut imkanıda yaratmak isteyebilirler. Aalesund derbisinde attığı klas golde hala hafızalardadır. (Görüntü bozuk ama idare edelim)



Yüksek toptan sonuç alamazlarsa ceza sahası dışında rakibi yada topu karşılayan oyuncuların ilki Martin Linnes oluyor. Kazandığı topu tekrar çizgiye açarak o karambolü sürdürmeye gayret ediyorlar. Ayrıca Forren'in çok etkili frikikler attığınıda söylememiz gerek. Yerden, direk diplerine vurmayı tercih ediyor. Forren ilk maçta cezalı olduğu için bunu Toivio üstünden konuşabiliriz. Fin stoperde etkili frikikler atar, mesafenin pek önemi yok. Forren'e göre farkı daha yüksekten vuruşlar yapmayı tercih etmesidir. Yüksek topları yine onun üstünden oynayabilirler.

Muhtemel 11


























Grubun açılış haftasında Molde'nin Kadıköy deplasmanında Fenerbahçe karşısına çıkacağı muhtemel 11 bu şekilde olacaktır. Kalede kimin oynayacağını bende merak ediyorum, iki eldivende güven vermiyor. Sol bek Flo'nun yerine bir ihtimal Rindaroy'un oynayabileceğini yazdım fakat ikili arasında kalite açısından farklar olduğunu söylemek zor. Burada oynaması muhtemel Nani ve Şener'in ofansif yapısı üstünden avantaj sağlanabilir. Linnes-Moström iş birliği geçen sezonki seviyesine ulaşırsa o kanattan bunu yapmak biraz daha zor olabilir. Normalde ideal yapıda ilk yazılacak oyuncu Vegard Forren fakat ilk maçta cezalı olduğu için Toivio'yu yazdım. Onunda ayakları fena değil, savunmada lider oyuncu olmaya çalışacaktır. Orta saha düzeninin büyük oranda bu şekilde olacağını düşünüyorum. Alıştıkları 4-4-2 düzeninin dışına çıkıp Avrupa Ligi'nde 3 merkez orta sahaya dönüş yapacaklardır. Maç içerisinde oyunun olumsuz devam etmesi durumunda hücuma Svendsen yada Hoiland'ı alarak yaşlı Hestad'ı kenarı çekebilirler. Bu arada bahsetmediğim bir seçenekleri daha var. Brezilya'lı Agnaldo. Haliyle Güney Amerika'lı ofans oyuncusu özelliklerini taşıyor fakat devamlılık ve fizik güç yok. Skora göre belki kenardan destek olarak alabilirler

Genel anlamda değerlendirecek olursak Molde iyi bir savunma takımı değil, sert bir takım hiç değil. Hatta temasa en çok giren oyuncularından olan Forren ilk maçta oynamayacak. Hücumlarının büyük kısmında bek oyuncularını çok fazla şekilde kullanıyorlar.. Linnes sadece çizgiye inmiyor, ceza sahasına toplu şekilde gitmekten çekinmeyen bir bek. Moström-Linnes işbirliğine dikkat etmek gerek. Yine Elyounoussi'nin özel yeteneklerini kullanmaya çalışacakları şüphesiz. Fenerbahçe kontrolünde bir maç olacağını hesap edersek bu noktada geçiş hücumlarında dönüş ve savunma yardımlarına konsantrasyon sağlamak gerek. Nani-Şener arasındaki mesafe uzarsa Elyounoussi açısından daha kolay topla oynama ve adam eksiltme imkanı olacaktır. Deplasman maçı çok uzun süre sonra ve o dönem kimin oynayacağını şimdiden kestirmek zor fakat Singh'in ceza sahasına yaklaştığı anlarda çevre oyuncularının takibini yapmakta önemli. Söylediğim gibi Molde iyi bir savunma takımı değil, Forren yokken işlerinin daha zor olacağınada inanıyorum. 3 merkez orta saha ile sahaya çıkacak olsalar bile bu bölgede hükümdar bir yapı kuramadıkları kesin, nedenini anlatmaya çalıştım, tekrarlayacak olursak oyuncu karaktelerinden kaynaklanıyor. Standart Liege'in 3-1'lik maçta attığı ilk trailer golünde bunun güzel örneklerinden olsa gerek. Singh-Hussain ikilisinin preslerinden kurtulmak Fenerbahçe'ye pozisyon olarak yansıyacaktır, aynı zamanda onların savunma çıkışlarında şok baskı mutlaka yapılmalı. Galatasaray bunu benzer formatta oynayan hatta kadro kalitesi daha yüksek olan Kopenhag karşısında kullanmış ve neredeyse rakibini sahadan silmişti. Duran top savunmalarınında iyi olmadığını düşünürsek bu pozisyonlarında iyi bir koz olabileceğini söyledik.

Kura çekildiğinde Fenerbahçe'nin Molde ile oynayacağı iki maçtan almasını beklediğim puan 4 veya 6 şeklindeydi fakat fikstür açıklandıktan sonra 6 puan olarak belirledim. Son hafta maçlarının Tippeligaen bittikten 2 hafta sonra oynanacak olması ve Molde'nin bu arayı boş geçirecek olması bunda en büyük etken. Konsantrasyonu yüksek bir Fenerbahçe'nin mevcut Molde'yi geçmesi gerekir, Norveç ekibi hakkında yazıya dökebildiklerim bunlar, temsilcimize başarılar dilerim.