29 Temmuz 2014 Salı

Analiz : Rosenborg



Fotoğraf Rosenborg'un Norveç'i Şampiyonlar Ligi'nde temsil ettiği, Kuzey'de fırtına gibi estiği dönemlerden. İskandinav futbolunun en büyük futbol değerlerinden biri Rosenborg, başarılarıyla gündemi domine ettiği dönemler oldu fakat geçmişini fazlasıyla arayan bir camia. Ülke insanı olarak 'İsimlerin büyüklüğünün heyecanına kapılmak'' gibi klasik bir hastalığımız söz konusu, bunu kafaya takmadan iyi analiz ederek temsilcimizin işine bakması gerekiyor. Rosenborg kısa bir süre önce hoca değiştirdi, Viking'te Kjell Jonevret'in asistanlığını yapan Kare Ingebrightsen'i göreve getirdi. Camiayı çok yakından tanıyan içinden yetişmiş bir isim ve geçici olarak takımı toparlama işi onda. Asistanı ise blogtaki son yazım olan Erik Hoftun. Kulübün adeta ayin yapar gibi ruh aradığı anlaşılıyor olsa gerek.. Bu hoca değişikliği sonrası haliyle acaba sistem ve ruhsal anlamda değişiklikler oldu mu ? şeklinde soruların gelmesi doğal. Bunun yanıtını vermeye çalışayım.

İngebrightsen'in ilk maçı Avrupa Ligi'nde Sligo Rovers deplasmanında oldu. Maç öncesi kaptan Reginiussen ve bir dönem Karabük'ün de formasını giyen Morten Gamst Pedersen'in açıklamaları gelen özgüvenin göstergesiydi. Basından takip edebildiğim kadarıyla fotolarda gülen oyuncu yüzleride yeni teknik ekibin bir enerji getirdiğininde ispatıydı. İrlanda deplasmanında bu sezon ilk defa kalitesi ölçüsünde futbol oynayan Rosenborg 2-1 kaybettiği ilk maçın rövanşını 3-1 alıp turu cebine koyarak ülkesine döndü. Genel olarak Rosenborg'u takip eden seyirci, yazar, gözlemcilerin takımın sisteminden çok memnun olmadığı bir gerçek. Molde deplasmanı öncesi taraftar aşırı inanmış durumdaydı. 200 kişi idmanı ziyaret etti ve takıma destek verdi. Fakat Kare sürpriz bir şekilde sistemsel değişikliğe gitti. 4-3-3 hücum oyunundan 4-4-2 kontrol futboluna döndü fakat sahada dersini acı şekilde aldı.  Svensson-Gamboa ikilisi yokken mecburi olarak sağ bekte Mikkelsen'i oynattı. Sol açıkta bek Skjelbred, sağda ise Amerikan orta saha Diskerud'u izledik. Haliyle bu takımın ne defansif nede hücum anlamında bir şeyler yapmasını beklemek hayaldi. Nitekim Erik Hestad gibi 17'lik bir gencoyu üst seviye maça sürmesine rağmen Skullerud ve takımı baskın çıktı, kazanan taraf oldular. Maç sonrası yapılan ilk idmanda Erik Hoftun'un ''4-3-3 üzerinde geliştirmeler üzerinde çalışıyoruz'' demesi takımın klasik formasyonuna döneceğinin habercisiydi, doğrusuda buydu. Malum son hoca Perry'i bitirende belkide bir süre denediği çift forvet sistemiydi. Sogndal maçındaki etkisizlik sonunu getirmişti. Elinizde çizgiyi bütünüyle kullanacak kanat oyuncularınız ve ileride top tutabilecek kuvvette bir golcünüz yoksa bu sistemde her zaman çuvallayan taraf olursunuz. En iyisi klasik sisteme dönmek ama ne kadar etkili olacak ? Biraz geçmişe dönelim.

2010... Rosenborg'un şampiyon olduğu son sezon. O yılda 4-3-3 dizilişiyle sezonu geçirmiş ve 7 puan farkla şampiyonluğa ulaşmışlardı. Steffen İversen ve Rade Prica gibi iki özel golcü toplamda 27 gole ulaşmış sezona damga vurmuşlar gibi görülebilir fakat bence Rosenborg'un kilit noktaları aktif bekleriydi. Birisi sol bek Mikael Dorsin, diğeride Mikael Lustig..İki oyuncu Tippeligaen'de sezon boyunca bir çok kez haftanın 11'inde yer almışlardı. Lustig, 7 defa 11'e seçilip sezonu 5 asistle bitirirken 4'de gol attı. Dorsin ise 10 defa haftanın oyuncularından biri olurken  6 asistle takımın en üretken ismi olmuş 4 defada fileleri havalandırmıştı. Ofansif özellikleri bir kenara savunmadada kademe anlayışları kusursuza yakın oldu. Nitekim Rosenborg'un ligin en az gol yiyen takımı olmasıda bunda göstergeydi. Sezon sonunda Lustig Celtic'e transfer olurken Dorsin'e ilgi fazlaydı ama biraz yaşınıda düşünüp transferi riskli buldu ve takımda kalma kararı almıştı. Orta sahaya gelirsek 3 tane oyunu iki yönlü domine eden isim söz konusuydu. Birisi Anthony Annan, diğer ikiside Markus Henriksen ve Per Ciljan Skjelbred. Annan, savunma önünde gerek bağlantı rollerinde gereksede alan kapatmada çok etkili rol oynayıp üst sınıf takımların dikkatini çekmişti. Hücumada katkısı azımsanmayacak kadar fazlaydı, en azından oyun kurulumunda etkin roldeydi. Skjelbred ve Henriksen gibi iki önemli yeteneği bu durum ciddi şekilde rahatlatıyor ve özgürlük tanıyordu. İki oyuncunun savunma-hücum arasındaki mesafeyi doğru biçimde doldurması Rosenborg'un kontrolü elde tutmasına yardımcı oluyordu. Bekleriniz bu kadar oyun içerisindeyse ve orta sahanız doğru isimlerden oluşuyorsa bu sistemin işlemeside kolaylaşıyor. Üstelik nokta golcüleriniz Steffen İversen ve Rade Prica gibi bir isimse fark yaratıyorsunuz...Başarılı bir sezon geçiren ve iyi bir oyuncu grubuna sahip olan Rosenborg için değişim 2011 yılında başladı.Şu an Aalesund'un başında olan Jan Jönsson o zaman Rosenborg'un hocası olmuştu. Yaşlanan Nils Arge Eggen ile yollar ayrılmış, Stabaek ile iyi işler yapan İsveç'li teknik adam göreve getirilmişti. Sezon içerisinde bir çok kez yaşanan sistem değişiklikleri ve oyuncu kaybı Rosenborg'u bir bilinmeze sürükledi. Demidov-Stadsgaard savunma ikilisinin bozulması, Annan-Skjelbred-İversen gibi kilit isimlerin ayrılıkları takımı çok yıprattı. Yaklaşık 2 süren Jan Jönsson döneminde 10'dan fazla önemli transfer yapıldı fakat bir türlü o aşı tutmadı ve 3.'lükten öteye gidilemedi. 2013 Ocak ayında, taraftarın Perry diye hitap ettiği Per Joar Hansen Rosenborg'un yeni hocası oldu. Ufak hatalar olmasa ilk sezonunda şampiyonluk yaşayabilirdi fakat 1 puan farkla Stromsgodset'in yıllar süren özleminin bitmesine müsade edildi. Genel anlamda fena bir yıl geçirmedi Rosenborg. Bekler Gamboa-Dorsin, stoperler Strandberg-Reginiussen iyilerdi. John Chibiuke, Nicki Bille Nielsen'in katkıları müthişti. Yarım sezon Tarık Elyounoussi fark yaratan isim oldu, hatta sezonu tamamlayabilse şampiyonlukta gelebilirdi. 2010'daki kadar olmasadsa Jensen-Diskerud-Svensson merkez üçlüsüde önemli işler yaptılar.

2014..Per Joar Hansen yönetimindeki Rosenborg sezona şampiyonluk parolasıyla hazırlandı. Dockal, Hoiland, Midtsjo gibi forma şansı bulması zorlaşan isimlerin ayrılığı dışında kadrolarını büyük ölçüde korumuş, Honefoss'tan Riku Riski, Karabük'ten ayrılan Morten Gamst Pedersen'i kadroya dahil etmişlerdi. Sol tarafta gördüğümüz şablon ise Perry'nin aklındaki sistem. Kalede güven veren eldiven Dorsin..Beklerde Gamboa-Dorsin gibi düşüncede çizgiyi dolduracak bekler. Stoperler Reginiussen-Strandberg. Merkezde ise Svensson-Jensen-Diskerud ve Gamst Pedersen. Hücumda ise Chibiuke-Nicki Bille-Söderlund-Riski-Mikkelsen-Helland'tan oluşan alternatifli ve kaliteli bir yapı. Bazen hedeflenen ile sahadakilerin performanslarının bir olmadığı takımlar izliyoruz. Rosenborg'un durumuda o... Sezon başı kampında Dorsin sakatlık nedeniyle yer almazken kalede Lund Hansen'e kaldı. Ortası olmayan bir eldiven, bazen 10 üzerinden 9'luk maç oynar bazende basit goller yer. Gamboa savunmanın en önemli ismiydi, 2. maçta yaşadığı sakatlık adeta şok etkisi yarattı ve Dünya Kupası'na kadar olmayacağı açıklandı. Rosenborg adına çok uzun bir süre bu ve mecburi olarak o bölgeye merkez orta saha Svensson kaydırıldı. Stoperler Reginiussen-Strandberg çok kötü bir yıl geçiriyorlar. Adam ve alan kontrolleri çok kötü, adeta bir tank gibi yavaşlar. Geçen sezon 30 maçta 26 gol yiyen Rosenborg bu yıl 16 maçta o rakama ulaşmış durumda. Dorsin'de aynı durumda, kademesi kötü-hücumda hiç yok. Tabi sıkıntılar bu bölgeyle sınırlı değil. Mikkel Diskerud'un sezon başı kampına geç katılışı ve ABD Milli takımıyla Dünya Kupası'na gidişi sorun yarattı. Svensson'u beke devşirince merkezde birine görev vermek gerekiyorduki oda genç Selnaes oldu. Ara ara Berntsen'de oynadı. Hücumda Söderlund birazda kısmetiyle attığı goller dışında oyun içerisinde kötü. Riski bu seviyede fark yaratabilecek bir adam değil. Nicki Bille Nielsen taraftarın sevdiği bir oyuncuydu fakat özel sorunları vardı. Danimarka'da girdiği olaydan sonra mahkemelik oluşu konsantrasyonunu tamamen dağıttı, en son yönetim Evian'a sattı. Chibiuke'de yedek kalmayı kabullenemeyince Gaziantep'e verildi. Eldeki en önemli hücum silahlarından Mikkelsen'in kamptaki sorumluluk almaktan kaçan futbolu sezon içerisindede devam etti. Bu futbol adına bir şeyler ortaya koyamayan yapı haliyle iç sorunlarda yaşadı. Taraftarın-basın-muhalif kısımların menajer üstünde oluşturduğu baskı hocanın sonunu getirdi. Düşünün savunmadan Strandberg dahi kaos ortamında ayrılık kararı almıştı fakat son anda takıma döndürülmüştü. Oyuncuların bireysel performansları dışında takım şablonuda sıkıntılı Rosenborg'ta..

1-Oyunu geniş alana yayarak oynamaları büyük sıkıntı.
2-Geniş alanın en büyük sorunu - bloklar arası mesafedeki boşlukların ciddi boyutlarda oluşu.
3-Savunma pozisyonu alırken önde iyi bir hücum press yapılmayışı
4-İdeal bir merkez golcü olmayışından dolayı oyunu ileriye tam anlamıyla yıkamama.
5-İlerde top tutmak zor olduğundan kanat organizasyonlarına kalma fakat ideal isimlerle yapamama.

Kritik maçlarda Rosenborg'un yaptığı hataları görüntülü anlatmaya çalışalım

A-Sezonun ilk maçında Viking gibi ciddi bir rakip vardı karşıda. Bu sezon deplasmanda sadece 1 maç kaybetmiş bir ekip. Rosenborg 2-0 öne geçiyor fakat son bölümde ciddi bir konsantrasyon kaybı yaşıyor.
Dakika 87'de kaleci Hansen'in başlattığı oyunda top Viking orta sahasından Rosenborg yarı sahasına kafayla sektiriliyor ve Strandberg'e kadar geliyor. Fiziğini kullanarak topu kontrolüne alan tecrübeli ismin kafayla geri pası kısa düşüyor ve Bödvardsson golü yapıyor. Hata bireysel , stoper bu hatayı hantallığından toparlayamıyor ve 1,90'lık 90 kg yakın İzlanda'lı kaleci-stoper arasında aşırtma vuruşla farkı 1'e düşürüyor. Bu bireysel hatanın olmadığını düşünsek; 3 merkez orta sahada 3 oyuncunun arkasında oyunu takip ediyorlar. Bödvardsson sırtı dönük topu alsa arkadan gelecek 3 kişilik destekle yine skor bulma şansları artacak.


B-Aynı maçta dakikalar 90'nı gösteriyor. Yukarıda bahsettiğim press eksikliğinin olduğu dakikalar. Viking kaptanlığını yapan stoper Sigurdsson idmanda gibi uzun bir top gönderiyor. Partneri İngason'da karambol yaratmak için hücuma katılmış durumda.Reginiussen'in yanında rahatlıkla indireceği topa Bödvardsson hareketleniyor ve skor üretiliyor. İki stoperin iş bilmezliğinin sonucu Rosenborg'a 2 puan kaybı olarak patlıyor. İşin ilginç tarafı 3 merkez orta sahayla oynayan takımın 2. goldede Jensen dışında geri dönen adam bulamaması..Stoperlerin bu uzun topta aldığı pozisyon ve gol ise büyük acemilik göstergesi.


C- Brann ligin geniş sahada etkili takımlarından bir tanesi. Rosenborg tam 8 oyuncusuyla hücumda, bu kadar oyuncuyla hücum yapmak fena değildir ama düzenede dikkat etmek şart. Dakikalar daha 14'ü gösterirken 8 kişinin 30 metreye sığdırılması kadar saçma bir olay olabilir mi ? Bek kontrolü yitirilmiş, ön liberoları ortada yok bakın neler oluyor.

Rosenborg hücum yaparken topu kazanan Brann ani bir çıkış yapıyor. Reginiussen ve Strandberg dışında Rosenborg savunmasında kimse yok. Orta yuvarlakta topla buluşan Huseklepp hücumu ceza sahası çizgisine kadar taşıyor..Jensen ve Berntsen yürür modda dönerlerken devşirme bek Svensson'un geri dönüşü yetersiz. 


Yarı sahalarında sol bek oynayan Skjelbred kareye giriyor, Huseklepp stoper üzerine koşuyla rahatlıkla topu getirecek ve merkezden gelen Skaanes ceza sahası içinde alacağı pasla skoru yapacak. Skjelbred'i deparı aldığı yanlış pozisyondan dolayı bir işe yaramıyor.

D- Ullevaal deplasmanları ligin en zorlu deplasmanlarından biri bu yıl. Orada tüm sıkıntılara rağmen 2-0 öne geçmişsiniz fakat yenen bedava gollerle gelen 2 puan kaybı var. Eski Kopenhag oyuncusu Grindheim normalde çok serbest oynayan bir orta saha değildir ama bu boşluğu doldurmayacakta ne yapacak. Ceza sahası çevresine kadar gelmiş. Arka direğe yapacağı ortayı veteran Berre bitirecek. Dorsin adamını kaçırıyor ve sadece vuruşu izliyor.

E- Sligo Rovers deplasmanından turu alarak moralli dönmüşsünüz, hafta içinde taraftar maçı kazanın diye idmanda müthiş bir destek vermiş. Ne yaparsınız ? iyi motivasyon ve sonucunda galibiyet için herşeyimi verirdim. Rosenborg takımı ise sezon başından bu yana devam eden hastalıklarını sürdürüyor. Molde savunmasından atılan uzun topa Reginiussen vuruyor fakat ön liberolar alanı parsellemediğinden Moström topla rahatça buluşuyor ve ceza sahasını geçtim 6 pasa kadar elini kolunu sallayarak girip golü yapıyor. Daha yeni, Pazar günü yenen inanılmaz basit bir gol daha 


F- Aynı maçta dakikalar 55'i gösterirken Molde sağ kanadından bir atak gelişmekte. Beşiktaş'ın istediği Martin Linnes'in pasında Moström topla buluşan isim. İki stoper Reginiussen-Strandberg ise basketbol geri koşuşuyla pozisyon alıyor, Reginiussen-Chukwu eşleşmesi söz konusu. Moström çizgiye kadar iniyor ; yanındada Jensen

Normalde takımın 1 numaralı kesicisi olması gereken Jensen'in yaptığı pozisyon hataları yukarda açıkca görülüyor. Bu seferde hamle hatasıyla karşımızda. Moström'ü çizgiye kadar takip ediyor ama müdahalesi 0. Burdan itibarende Rosenborg savunmasının hata zinciri başlıyor. Dorsin'in yürümeside takımın tüm savunma kurgusunu özetliyor ya neyse.
Moström topu yaydan giren Elyounoussi'ye çevirecek. Arkasında ise Riski baskıya geliyor. (Selnaes yada Diskerud ortada yok) 6 pas üstündeki stoperlerden birinin Elyounoussi'nin önüne geçip duvar olması gerekiyor ama anlaşmazlıktan Reginiussen'de adamını bırakıyor ve ikisi beraber çıkıyorlar. Elyounoussi'nin vuruşuna 3 oyuncuda müdahale edemeyecek ve kalecinin önünde bomboş kalan Chukwu golü yapacak. Jensen ve Mikkelsen'de ofsaytı bozan isimler

Örnekler çoğaltılabilir tabi ama genel anlamda sezonun geride kalan kısmında Rosenborg'un bu tip pozisyonlarda fazlaca hatası oldu. Bek savunmaları kötü, stoperlerin pozisyon almaları kötü ve ön libero baskısı yok denecek kadar az. İleride top tutabilecek bir forvetin arkasını çok iyi doldurabilen takımlar karşısında savunmada büyük sorunlar yaşıyorlar. Kanat organizasyonu yada uzun-yerden atılan toplarla..Organizasyonun ismi farketmezden kanat oyuncuları yada merkez ortasahalardan birinin forvet arkasını doldurması gerekecek. Bireysel olarak Dorsin hala kötü durumda, stoperler vasat. Gamboa kısa bir süre önce İngiltere'ye gitti ve alternatif olarak oynatılan Svensson'un durumu belirsiz. Oynamazsa yine hücumdan devşirme olan Mikkelsen'i bekte izleyebiliriz. Son Molde maçı bana Diskerud-Jensen-Selnaes üçlüsünün orta sahada oynayacağının sinyallerini verdi. Hücumda ise Söderlund ve Riski'nin yanına solda Gamst Pedersen'i oynatabilirler.

Karabük'ün merkezi kalabalık tutarak ve kanat organizasyonlarını kullanarak çok rahat pozisyon üretebileceği bir takım var karşıda. Bunlara dikkat etmek gerek, oyuncular özel olarak uyarılmalı. Hücumda onların tezgahına düşüp oyunu açık alanda oynamanın mantığı yok. Mesafeler arası uzaklığı ne kadar azaltırsak oyun temsilcimizin lehine döner. Onlar gibi boşluklar verirsek bu alanları Riski-Mikkelsen gibi isimlerin taşımalarıyla doldurabilirler. Diskerud'un gerek uzun gerekse kısa atacağı derin toplara dikkat etmek gerek. En önemli skor opsiyonlarından birisi duran toplar olacak. Stoperler ve sol bek Dorsin çekinmeden ileri gidiyorlar. Gamst Pedersen bu tip organizasyonlarda asistçi kimliğini konuşturuyor. Bu yıl 7 asist yaptığını hatırlatayım. Duran toplardaki en önemli organizasyonlardan birisi Dorsin üzerinden oynanıyor. Arka direkte kendini unutturup karambol golleri yada direk hedef golü atabiliyor. Geçmişte bir çok örneğini gördük. Dikkat edilirse iyi olur. Hücum organizasyonlarında iki wingerı kanatlara yayıp , Diskerud'u ceza sahasına yaklaştırarak derin toplar yada çizgiden atılacak sert ortalar deniyorlar. Burada Söderlund'un en büyük gol özelliği olan topun düşeceği noktaya yaptığı doğru koşular ön plana çıkıyor. O yüzden stoperlerden birisi Söderlund ile ara ara adam adama eşleşirse hücum etkinlikleride azalacaktır. Rosenborg'un mevcut şartlarda büyük eksikleri var, Tabi genel anlamda kadro yapıları ve kulüp geçmişleriyle tecrübeli-favori taraflar fakat 2010 sezonuyla 2014 arasında büyük farklar olduğunu anlatmaya çalıştık. Kritik noktalara dikkat edilirse elenmeyecek bir takım değiller. İş Tolunay hocanın analizlerine ve sahada oyuncuların doğru olanı yapmasına kalıyor. Temsilcimize başarılar dilerim.

22 Temmuz 2014 Salı

Vegard Forren


'İstisnalar' olmadığı sürece (ülkemize herhangi bir takıma gelir yada gelişim gösterme durumları) blogta 25 yaş barajını aşmış yada belli bir seviyeye çıkıp inmiş oyunculara yer vermiyoruz fakat şimdi bahsedeceğim isimde bu gruba girecek. Hazır Molde sağ beki Martin Linnes-Beşiktaş transfer dedikoduları dönüyorken Molde'nin stoperlerinden Vegard Forren'e uzanalım. Aslında Forren'in Kuzey futbolunu takip eden yada genç yetenekleri izleyen scout ve gönüllüsü arkadaşların tanıdığı bir oyuncu. 2012'de Tippeligaen'de yılın oyuncusu seçildikten sonra namı değer Saints yani Southampton transferinde ısrarcı davranmış ve imzayı attırmıştı. Alman, İngiliz, Fransız takımları onu izlerken kendini bir anda Ada'da buldu. Aldığı ödülün töreninde dahi ''takım arkadaşlarımın bunda payı'' büyük diyerek aslında mütevazi tarafını gösteren sol ayaklı stoperin Southampton macerası başarılı olacak diye bekleniyordu fakat hayal kırıklığı oldu. Ocak'ta gitti dönüşü ise Temmuz'da oldu. Mauricio Pochettino'nun bir türlü sistemine dahil olamadı ve tekrar Molde'ye döndü. Şu transferin 6 ayda en kazançlısı Molde oldu diyebiliriz. 

Vadim Demidov'u hatırlayanlar olacaktır. Rosenborg ile Kuzey'de doruk noktasına ulaşan kariyerini Avrupa'nın üst sınıf liglerinde sürdürme kararı almıştı. Real Sociedad macerasıyla birlikte 3 yılda hemen hemen 4-5 ülke değiştirdi. Rusya, İspanya, Almanya hep hayal kırıklığı oldu Demidov için. Bu süreçte yaşadığı artık kronik seviyeye dönüşen sakatlıkları ve bunla beraber düşen oyun yapısı onu sıradan bir oyuncu konumuna düşürdü. Sezon başında ülkesine Brann'a dönerek aslında Bergen seyircisini heyecanlandırdı fakat Avrupa'da yaşattıklarının bir benzerini ülkesindede devam ettirdi. Vegard Forren için aslında en büyük korkum oyununda Demidov gibi düşüş yaşayabileceğiydi fakat en büyük avantajı gezici oyuncu olmayıp tekrar Molde'ye dönmesi oldu. Norveç'e döneli daha yeni 1 yıl oldu, eski formuna ulaşmasını geçtim bana göre çok daha özellikli bir oyuncu konumuna geldi. İngiltere macerasının getirdiği özgüven ve aldığı iyi kötü teorikte idmanlarla artık daha rahat oyun kuruyor. Zaten Avrupa'da az bulunan özel bir sol ayağı var ve özel olmasının nedenide savunma oyuncusunda fark yaratıyor oluşu. Topla çıkıyor, oyunu kuruyor ve adeta arkadan takımı yönlendiriyor. Forren'in en büyük eksiklerinden birisi hızı ve eskiden az olan tecrübesiyle pozisyon hatasıda yaptımı kapatması zor oluyordu fakat artık pozisyon hatası çok az yapıyor ve bunu kolay telafi ediyor. Kolay telafi etmesine fırsat veren şey ise 

1-Sırtı dönük oynayan forveti doğru mesafede takip etmesi ve geri dönüşlerdeki kararı
2-Savunma arkasına atılan toplarda ve baskı yaptığı anlardaki ilk müdahale başarısı.

Forren bunları çok iyi yapıyor ve tam bir Avrupa'lı stoper gibi oynuyor. Ayrıca hava toplarında hemen hemen kusursuza yakın.Ligin temel özelliği pivot forvet bolluğu (Aaroy, Johnsen, Kovacs akla gelenler) ve henüz daha sıkıntı yaşadığını görmedim. Ayrıca bu etkinliğini hücumdada istatistik olarak lehine çeviriyor. İzlediğim maçlarda aklımda kalan bazı hücum pozisyonunlardaki başarısını resimle aktarmaya çalışayım.

Valerenga maçında attığı frikik golü. Kalecinin kapattığı direk dibine sert ve isabetli bir şut.

Aalesund derbisinde attığı gol galibiyeti getirmişti. Arka direğe giderken topun sekeceğini görüp pozisyon değiştirmesi ve bir forvet gibi sol ayağıyla ortanın geldiği köşeye vurduğu pozisyon.


Ayrıca Avrupa Ligi'nde Molde'nin Gorica ile oynadığı maçtada 1 frikik ve penaltı golü attı. 
Molde üstünlüğüyle geçen ve 3-0 biten Sogndal maçına geçelim. Tabi Sogndal savunma ağırlıklı oynadığı için kilit modda geçen yüksek topların önemli olduğu bir karşılaşma.

Yan top organizasyonu başarısız olmuş ve Sogndal kontrası olacaktı fakat Mohamed Elyounoussi'nin yay üstü baskı sonrası kapılan topla ani bir Molde hücumuna dönüştü. Sağ çizgiye dönen organizasyonda Moström'ün ortasına iyi yükselecek olan Forren kafayı vuruyor fakat kalecide kalıyor. Mesafeye göre iyi bir vuruş diyebilirim.
Yine bir duran top organizasyonu. 8 Sogndal oyuncusu penaltı noktası ve çevresinde çizgi savunma şeklini alırken 2 oyuncuda barajda. Molde savunmasını tehtid edecek bir unsur bulunmadığından rakip ceza sahası içerisinde bekleyen 6 Molde'li ve çevreye düşecek toplara müdahale edecek 2 oyuncu. Haliyle karambolde topun ölmesini beklemektense Forren üzerinden oynamak mantıklı.


Arka direkte fiziksel üstünlüğünü ve hava toplarındaki etkinliğini kullanarak topu içeri çeviren Forren. Top ufak bir kale önü sekmesi sonrası hedeflenen arka direğe gidiyor ve Daniel Chima Chukwu'nun golü geliyor. Öncelikli hedefler Forren'le gol yapmak yada karambolden skor üretmekti. 2. plan gerçekleşiyor ve Sogndal'ın kilidini çözecek gol gelmiş oluyor.

Bir savunma kozuyken, oyunu kuran ve hücumda kilit rol alabilen bir oyuncu rolünde olabiliyor Forren. Bu yıl henüz maç kaçırmadı, ligde 16 maçada 11 başlarken birinde son 14 dakika oynamadı (Stabaek 0-2 Molde), Kupada 4 turdada görev aldı, sadece 9-0 kazanılan Surnadal maçında 2. yarıda yerini genç Hollinder'e bıraktı. Avrupa Ligi maçındada yukarda belirttiği gibi görev aldı ve 2 gol kaydetti. 88 doğumlu sol stoper eski formuna kavuşması hatta eksiklerini kapatmasıyla tekrar Avrupa'nın büyük liglerinden takımların transfer listesine girmiş durumda. Bundesliga ve Fransız kulüpleri onu takibi sürdürüyor. Maliyeti yaklaşık 2 milyon euro civarında olacak iyi bir stoper var ortada. İlgi göstermeye değer. 

17 Temmuz 2014 Perşembe

Gustav Valsvik



'Sol' stoper Dünya futbolunda kolay bulunan bir şey değil. Bulsanızda kaliteleri genelde tartışılır seviyede oluyor. Doğuştan gelen bir tekniğiniz varsa, fizik gücünüz varsa ve kapı gibi boylu poslu bir adamsanız fark yaratabiliyorsunuz. Gustav Valsvik henüz büyük bir lige adım atmadı belki fakat yavaş yavaş gelişimini sürdürüyor ve iyi bir sol stoper olma konusunda hızla ilerliyor. 26 Mayıs 1993 Vik doğumlu olan Valsvik futbol yaşantısının heniz başında olan bir isim. Kariyerine doğduğu yerin futbol takımı olan Vik'te başlıyor. Amatör seviyede futbol yaşantısını sürdürürken Sogndal'ın 2. takımı olan yaptıkları maçta tamamen dikkatleri topluyor. O zaman Sogndal'ın sportif direktörlüğünü yapan Karl Oskar Emberland '' Gustav güçlü, iyi bir oyun anlayışı ve sol ayağı var. Gelecekte A takım seviyesinde bize hizmet edebileceğini düşünüyoruz'' diyerek Valsvik ile 2012 yılına kadar sürecek sözleşmeye imza atıyor.

 Valsvik ilk sezonunda Adeccoligaen'de ve ardından Tippeligaen'de çok fazla forma giyme şansı bulamasada gelişimini sürdürüyor. 16 yaşında başlayan Milli takım kariyeri u19 takımından sonra bir süre sekteye uğrasada özellikle istikrarlı oynamaya başladığı son yıllarda tekrar u21 takımına yükseldi. 2012'de Sogndal A takımında 28, 2013'te 33 maçta forma giyerken bu yıl 13 defa görev aldı. Jonas Olsson görevde olduğundan bu yana Sogndal'ın değişen bir oyun tarzı söz konusu. Bazen 4'lü bazen'de 3'lü savunma ile çeşitli denemeler yapıyor İsveç'li teknik adam. Kadro kalitesince takımına farklılık kazandırıp ayakta tutmaya çalışıyor diyebiliriz. Valsvik sol bek oynama ve ön liberoda sol kesici olma özelliğinde sahip. Özellikle 3'lü oynadıkları dönemde alan kontrolü ve önde oynayan çizgi oyuncusunun bölgesini doldurmakta etkili. Bir wing back'in açıklarını kapatmaya çalıştığı gibi merkeze yaptıkları yardımlarda gerçekten beklentilerin çok üstündeydi. Klasik 4-4-2'de ise sol stoper oynayıp takımına katkıda bulunuyor. Son dönemde Sogndal savunmasını dengede tutan temel taşlardan biri diyebiliriz.  1,95 boyundaki Valsvik fizik gücü çok yüksek, hava toplarında etkili bir oyuncu. Ayrıca sol ayağının getirdiği özellikle oyun kurma özelliği olan bir isim. Bunu söyledikten sonra bu sezon Start maçında galibiyeti getiren gole imza atmıştıki baştan sona gelde imzası olduğunu söyleyip, sizlere anlatmam gerek.

Start mücadelesinde dakikalar 90'ı gösterirken skor 1-1. Sogndal merkez orta sahadan hücuma çıkarken atağı başlatan isim Gustav Valsvik , topu hücum taşıyabilecek isimlerden olan Strand ile buluşturup çevredeki arkadaşlarınında ceza sahasına daha kolay yaklaşmasını sağlıyor. Strand normalde direk ceza sahası önüne koşu yapabilecek durumdayken 2-3 kişiden yediği baskıyla topu saklama durumuna düşüyor. Valsvik ise gol bulma telaşıyla ceza sahasına çoktan gitmiş durumda. Strand topu sol kanata Göteborg'tan gelen yetenekli kanat Valgardsson'un önüne atacakken  Valsvik yay üzerine yaklaşıp koşu yapacağı ceza sahası bölgesine yaklaşıyor. Flo'nun ön direğe koşu yapmasıyla aniden hızlanan genç oyuncu arka direğe seken topu boş filelerle buluştuyor ve galibiyet golüne imza atıyor. Savunmada yaptığı doğru koşuların bir örneğinide hücumda sergilemiş oluyor. Valsvik ayrıca kolay kart görmez, nitekim Vik'ten bu seviyeye yükseldiği dönemden itibaren gördüğü kart sayısı sadece 4. Sakatlık sorunu olmadığı sürece istikrarlı oynayan 21 yaşındaki savunmacı ülke futbolunun dev takımlarınında fazlasıyla ilgisini çekiyordu. Molde uzun bir süre onunla ilgilendi fakat kadroya kazandıran ekip son şampiyon Stromsgodset oldu. Lars Saetra gibi hantal bir isimden daha dinamik, kuvvetli ve teknik bir ismi kadroya katan Godset'in çok doğru bir iş yaptığı inancındayım. Valsvik zamanla Norveç A Milli kadrosuna yükselip Avrupa'nın daha üst sınıf liglerinde oynayacak seviyeye gelecektir. Takip etmenizi öneririm.


15 Temmuz 2014 Salı

Vieux Yakhya Sané


Senegal'in meşhur futbol akademilerinden olan Diambars'ın yetiştirdiği yetenekler son yıllarda Avrupa futbolunda adından söz ettiriyor. Lille forması giyen İdrissa Gueye, Kara Mbodj ve Saliou Ciss şüphesiz en çok dikkat çekenler. Kara ve Ciss'ten yüksek verim alan soğuk bölgenin takımı Tromso bu akademiden bir oyuncuyu daha kıskacına alır. Molde'de aynı dönemde 2 isim üzerinde yoğunlaşır. Molde Abdou Karim Camara'yı bonservisiyle Mamadou Gando Ba'yı ise kiralık olarak kadrosuna katarken Tromso ise Vieux Yakhya Sane'nin transferini bitirir. O dönemde Diambars'taki hocaları 3 oyuncu içinde potansiyelleri yüksek ve gelişimlerini sürdürmeleri durumunda Fransa ve İspanya gibi oyun tarzlarına uygun ülkelerde oynayabilirler yorumlarını yapar. Camara ve Gando Ba beklentileri karşılayamayıp Norveç'te tutunamazken Sane için şans devam eder. Tromso'da şu an Hacken forması giyen Björck ve Fin Milli stoper Koppinen'in arkasında kalıp şans bulamayan Sane bölgenin diğer büyük takımı Bodo Glimt'e transfer olur.


Sane, 89 doğumlu ve 1.91 boya sahip adeta azman özellikleri olan bir oyuncu. İlk sezonunda 24 maçta forma giyerken 1 gol atar fakat en dikkat çekici istatistiği gördüğü 2 kırmızı kart ve 9 sarı karttı. Kupada ise 3 maçta 2 kart görmüştü. Yani 30 maç gibi çokta uzun olmayan bir fikstürde bu kart sayıları savunma için inanılmaz fazla ve kötü bir istatistik. Adeccoligaen gibi teknik özelliklerin ön plana çıktığı golcü bir ligde sert olmak önemli ve ön plana çıkaracak bir özellik olabilir fakat bunu dozunda yapmak gerek. Sane için ayırt edici özelliklerden birisi sezon içerisinde forvet oynaması, ön liberoya geçmesi ve sağ bek derken sezonu stoperde tamamlaması olmuştu. Vatandaşı daha önce yazısını yazdığım Badou da ilk sezonunda  o sert oyunu nedeniyle çok fazla kart görüyordu. Bodo Glimt'in Adeccoligaen şampiyonu olduğu yıl ise iki oyuncununda sınıf atladığı sezon oldu. Öncelikle Badou'nun kart sayıları çok değişmedi belki ama yine daha dengeli oynamaya başladı, ofansif verimi onu ligin en iyi oyuncusu sınıfına soktu. Sane ise sadece 3 kartla sezonu tamamladı. Azalan kart sayısı için sezon içerisinde'' Zihinsel olarak çalıştım, kart sayımın azalmasından dolayı gurur duyuyorum'' yorumunu yapmıştı. Yeni hakemlerin, oyuncuların üstelik farklı bir tarzın olduğu ülkeye gelip kısa sürede adapte olmasını beklemiyorduk tabi ama kısa sürede eksiklerini gidermeye başlaması aslında çok önemliydi. Sane şampiyon olan kadroyla beraber asıl mevkisinide buldu diyebiliriz. Adeccoligaen gibi bir ligde üstelik bu kadar ofansif oynayan takımda sadece 24 gol yemek ve bunun bir parçası olmak büyük başarıdır...Badou'nun yılın oyuncusu seçildiği oylamaya aday gösterilen isimlerden birisi olmasıda yaptığı işlerin göstergesi.

Sane yüksek fizik gücüne sahip, hava toplarında kolay hata yapmayan, yerdende hızlı bir stoper. Örnek olarak şampiyon Stromsgodset'in son dönemde oynattığı Lars Saetra ile kıyaslayalım. Saetra'da tıpkı Sane gibi yüksek bir stoper fakat fiziğini o kadar kullanamadığı gibi bel çevresini döndürmektede çok yavaş. Sane'nin en büyük özelliklerinden birisi geçmişte farklı pozisyonlarda kullanıldığında ötürü oyun kurmaya çalışıyor olması. Korkmadan topla orta sahaya kadar çıkışlar yapabilmekte. Bodo Glimt'in ligde yediği gollerin büyük kısmında takım olarak yaptıkları hataların payı fazla. Sezon başından bu yana iki ideal bekleri sakat ve Sane'nin yanındaki partnerleri hep Adeccoligaen seviyesinde oyuncular. Sane tıpkı Badou gibi ucuz bonservisle büyük katkı verebilecek bir isim. Geliştirdiği yönleriyle iyi bir stoper haline geldi ve 1 yıl içerisinde daha büyük bir lige transfer yapabileceğini düşünüyorum. Kontratı 2015 sonunda bitecek ve yaklaşık bonservis bedeli 500 bin euro.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Neuer'in İzinde - Ørjan Håskjold Nyland



Orjan Nyland son yıllarda Kuzey futbolunda izlediğim yetenekli kaleciler listesinde şüphesiz 1 numarayı almakta ve her geçen gün çok büyük bir eldiven olma konusunda hızla ilerliyor. 10 Eylül 1990 Volda doğumlu Nyland genç kariyerinde Mork ve Volda'da forma giyerken profesyonel kariyerinde Hodd ve Molde'de oynadı, Genç Milli takım seviyelerinde önemli işler yapıp A Milli takıma kadar yükseldi. Şu kadar gol yedi, bu kadar maçta oynadı gibi cümlelerle kafanızı şişirme derdinde olmadan hem onun sporcu kişiliğine hemde devamında kalecilik özelliklerine değinmeye çalışıcam. Öncelikle kariyeri boyunca Nyland'ı en yakından tanıyan isim Vardo'nun tüm sportif işleriyle ilginen kişi olan Arnvid Husoy. Oyuncusunu şöyle tanımlıyor

 ''Mork'a çocuk yaşta geldiğinde büyük bir yetenek olacağını anlamıştık. Ekipman ve seyehat sorunları olmasa iyi bir kayakçıda olabilirdi hentbolcuda. Ufak yaşlarda üç spor dalıylada ilgilenirdi. Çok iyi bir atlet, disiplinli ve her zaman tüm dallarda kendini geliştirdi. Ekonomik sorunlar nedeniyle seçimi futboldan yana oldu. ''

Nyland fotodanda gözüktüğü gibi her zaman yaşıtlarından fiziksel olarak üstün birisiydi. İri yapısı, uzun kollar ve yüksek omuzlar onu her zaman farklı kıldı. 2005 gençlerle ilgili bir organizasyonda Nyland'ın takımı 2-0 geride ve maçı izleyen Hodd antrenörü kaleci Nyland'ı ofansif olarak oynatma kararı verdirir. Son bölümde Nyland'ın attığı 3 gol maçı takımının kazanmasını sağlar. Birazda sözü ülke futbolunun efsane kalecilerinden, Chelsea'de dahi bir dönem forma giymiş, Milli takım düzeyinde çok önemli işler yapmış (gerek hocalık, gereksede oyuncu olarak) Frode Grodas'a bırakmak gerek. Grodas'ta Nyland'ı en yakından tanıyan antrenörlerden birisi. Norveç Futbol Federasyonun geçmiş yıllarda bir projesi vardı. '' 2014 Yılında Yarının Kalecileri''. Bu projeye dahil edilen 7 kaleciden birisi ;


Lars Cramer - StrømsgodsetSten Grytebust - Aalesund FK
André Hansen - Odd
Eirik H. Johansen - Manchester City
Ørjan H. Nyland - Hødd
Arild Østbø - Viking
Rune Jarsten - Viking

Twitter üzerinden takip edenler hatırlayacaktırki Viking'te forma giyen çok iyi bir kaleci adayından bahsetmiştim. Geçen sezon Adeccoligaen'de yılın kalecisi seçilen Arild Ostbo (Ondanda ilerdeki dönemlerde bahsedicez). Eirik Johansen şu an Adeccoligaen'de forma giyen dev gibi, büyük bir potansiyel. Ostbo, Bundesliga yolcusu olan Jasrten'in yerini aldı. Diğer isimlerde gerçekten yetenek anlamında özel seçilmiş oyuncular. Aslında bu projenin nasıl önemli olduğunu ve detayları incelenerek belirlendiğini gözler önüne seriyor. Bu listeye dahil olabilmek, Grodas'ın öğrencisi olabilmek Nyland için çok önemliydi. Grodas öğrencisi için övgü dolu sözler söylemişti ;

''Orjan'ın atletik fiziği çok büyük bir avantaj ve oyun başlatmakta çok iyi. Belirgin zayıf yönleride yok. '' Az önce bahsettiğim ilk hocalarından Husoy'da Grodas'a hak vererek ''O etkileyici hızda doğru adımlar atar.'' diyerek pozisyon alışının ve ceza sahası kontrolünün öneminden bahsediyordu. Nyland'ın yeteneklerinden ülke futboluna son yıllarda damga vurmaya başlayan ve özel yetenekle yetiştiren Molde ile ülke futbolunun dev markası Rosenborg'un haberi oldu. Tabi Avrupa'dan da çeşitli deneme teklifleri getirildi. Sırasıyla Rosenborg-Everton ve Molde çeşitli dönemlerde Nyland'ı denemeye tabi tuttular. Nyland'ın kariyerine yön veren olaylardan ilki Hodd forması giyerken yaşandı. 21 ve 22 yaşlarında sürekli olarak oynardı Nyland fakat ligin alıcılığı fazla olmadığından arzu ettiği o büyük takımların dikkatini çekmekte kolay olmuyordu. 2012 yılı adeta dönüm noktası oldu. Hodd, 2.lig takımı olarak mucize şekilde Norveç Kupasını müzesine götürürken kaledede Nyland vardı. Önce yarı finalde Brann maçında yaptığı kurtarışlar ardından finalde Tromso maçında Oslo'da binlerce kişi önündeki başarısı herkeste şok etkisi yaratmıştı. Penaltılarda Remi Johansen'in penaltısını kurtararak takımının kupayı almasında büyük rol oynadı, atılan 4 penaltının 3'ünde doğru köşeyi buldu.


Genç oyuncu avcısı Solskjaer bu başarılı grafik sonrası Nyland'ı hemen Molde'ye kazandırdı. Çok kısa bir süreçte aniden atıldı imzalar. Rakiplerinin elinden böyle bir ismi almak Molde için önemliydi. Espen Pettersen'i sakatlığı, Söderberg'in vasatlığı derken Nyland bir anda kendisini Molde kalesinde buldu. Doğrusu bu kadar çabuk 11 oyuncusu olması beklenmeyen bir şeydi fakat onuda başardı. Molde kariyeri arada yaşadığı bir sakatlığa rağmen sorunsuz giderken Hodd'ta oynadığı final gibi Avrupa dışında tanınmasını sağlayan etken ise 2013'te İsrail'de yapılan 21 yaş altı Avrupa Şampiyonası. Norveç organizasyonda yarı final oynarken turnuva takımına seçilen iki Norveç'liden birisi Orjan Nyland oldu. Ayrıca hafızam beni yanıltmıyorsa David de Gea gibi üst seviye bir eldiveni geride bırakarak 11'e de seçilmişti.

Özellikler ;

Sporcu geçmişi ve kariyerinde yaptıklarından sonra Nyland'ın özelliklerinden bahsetmek gerek. Dün Dünya Kupası genelinde zaten iyiydiki Finaldeki müthiş kaleciliğiyle Neuer şüphesiz farklı bir sınıf açtı. Bir çok Arjantin pozisyonunda süpürücü stoper gibi 18 metre ve daha fazlasına gelerek tehlikeleri savuşturdu, 2-3 saniye topu tutmadan eliyle oyun kurdu ve attığı degaj sayısı bir elin parmaklarını geçmedi. İşte kalecilik gerçekten bu dedirtti. Bizim ülkemizdeki kaleciler gibi ileri çıkın diyip topu karambole degaj yapmaktan kaçındı. Nyland'ta tam bu türün temsilcisi. İnanılmaz hızlı şekilde oyun kurabilmekteki bunuda oyun takibine ve zekasına borçlu. Ayrıca top tekniğinin bir kaleciye göre yüksek oluşu paslada çıkışları yani savunmanın oyun kurmasını sağlıyor. Ceza sahası içi ve dışında boş alanlara düşen topu takipte hızlı ayakları sayesinde oldukça etkili. Dev fiziği ve cüsseli yapısıyla cepheden geçmenin oldukça zor olduğu isimlerden. Ayrıca hava toplarındada kusursuza yakın bir performans sergilemekte. Özellikle bir çok kalecinin zorlandığı çaprazdan gelen yan toplarda doğru zıplamalarla rahatlıkla toplara sahip oluyor. Yıllardır izlediğim Nyland her geçen dönemde kendini biraz daha geliştirirken Dünya Futbolunun şu an 1 numaralı eldiveni olan Neuer'in tarzına oldukça yaklaştı ve gelişimi sürdürüyor. Arsenal'de son dönemde Nyland'ı isteyen en büyük takım. Transfer bedeli olarak 5-6 Milyon Euro gibi fiyatlardan söz edilmekte. Onun en büyük hayalı Manchester United forması giymek tabi ama öncelikli olarak kariyerine daha iyi şeyler ekleyebileceği büyük bir lig ve takıma gitmek istiyor.  İmkan dahilinde olsa bir takımımız alsa üstünden çok büyük paralar kazanabilir. Direk büyük takımlara geçiş yapmaz orta sınıf bir Avrupa takımına giderse 2 veya 3 yıl sonra bonservisinin 20-30 Milyon Euro'luk fiyatlara dayanacağını düşünüyorum. 

13 Temmuz 2014 Pazar

İbrahim Drame - Beklentiler ve Eksikler


Alt yapınız kuvvetliyse ve doğru scouting çalışmaları yapıyorsanız, üstüne üst seviye yetenek oyuncuyu kariyer planlaması ve lig şartları gereği parlatma dönemi hariç kadroda tutma şansınız yoksa futboldan en büyük haz aldığınız anlardan birisi o yetenekleri Avrupa'ya pazarlamaktır. Brann bugüne kadar bir çok ismin önünü açan, futbol kariyerinde yakalayacakları başarıların ilk adımlarını atmalarını sağlayan kulüp rolünde önemli işler başardı. Son dönemde ön plana sundukları en büyük yetenek Gent'e satılan Kim Ojo. Nijerya'lı golcünün son yıllarda Brann'da oynamış en önemli forvetlerden olduğu gibi bir gerçek var ortada. Sırtı dönük aldığı toplar, atılan uzun ve yüksek toplardaki başarısı, havadan-yerden kusursuza yakın bir bitiricilikle özellikle Tippeligaen 2011'e damga vuran isimlerden birisi olmuştu. Yine Norveç Ligi'nde izlemekten zevk aldığım 10 oyuncu arasına girebilecek olan Diego Guastavino ve şu an Odds BK forması giyen Bentley'in o zamanki sağlam istatistiklerinde Ojo'nun katkısı fazladır. Gerek yarattığı alanlar gereksede servisleriyle. 

Ojo, Belçika ekibine yaklaşık 1.5 milyon euro fiyata satıldıktan sonra Brann yönetimi bu işten büyük haz aldığını yaptığı araştırmalarla gösterdi. Aslında Brann taraftarının kafasındaki takım profilinde ligi alıp götürebilecek işler yapan kadrolar olmuştur fakat bu konuda yönetimle biraz zıtlıklar yaşarlar. Brann yönetimi tecrübeli isimlerlede çalışmayı sever fakat son dönemde ciddi şekilde Afrika'lı gençler üzerinde çalışmalar yapıyor. Ojo'nun ayrılığından sonra bir çok ismi gerek sezon başı kampı gereksede kış aralarında deneme fırsatı buldular. Bunlardan en akla geleni Kristiansund'ta golcü kimliğiyle ön plana çıkan Jean Alassane Mendy üzerindeki istekleriydi fakat henüz Tippeligaen seviyesinde yetersiz olduğunu düşünüp transferden vazgeçmişlerdi. Brann'ın uzun süre takiplerinin sonucunda transferine onay verdiği ismi İbrahim Drame oldu. 1995'te Senegal'de Ziguinchor'da dünyaya gelen Drame, 1,94 boyunda pivot forvet rolünde oynuyor. Yine önemli yeteneklerin çıktığı ASPIRE academide ilk eğitimlerini alan Drame ardından kısa bir Bulgaristan macerası geçiriyor (Cska Sofia u-19) ve tekrar ülkesinin takımlarından Casa Sports'un yolunu tutuyor. 

Drame'nin geldiğinden beri Tippeligaen'de henüz hiç direk 11 başlamadığını ve sadece 5 maçta oyuna sonradan dahil olduğunu belirtelim. Toplamda aldığı süre 63 dakika. Umutla alınan ve önemli bir hazırlık evresinden geçen Drame için bu dakikalar gerçekten yetersiz fakat Rikard Norling'in süre vermemekte haklı olduğu noktalar söz konusu. Fırsat buldukça Drame ve Lorentzen'i takip etme amaçlı Brann 2 takımının maçlarının geniş özetlerini izlemeye özen gösteriyorum. Drame'nin amatör seviyedeki (3.lig) ligde attığı gol sayısı 6 fakat oyun olarak büyük eksikleri söz konusu. En azından Brann yukarıda bahsettiğim o hedef golcü profilinden henüz çok uzakta. Öncelikli olarak o dev boyuna rağmen henüz sırtı dönük olarak oynayabilecek kuvvette bir oyuncu değil. Bunun nedenide henüz vücut dengesinin oturmamış olması. Ayrıca pozisyonlarda bazen çok kaçak dövüştüğünü ve mücadele-gayret anlamında kendini yormaktan kaçındığını görüyorum. Yukarıdaki foto sadece ufak bir örnek, eski maçlarından dahada çoğaltılabilir. Brann soldan ani bir çıkış yaparken kendi yarı sahasından itibaren pası alabilecek, duvar olabilecek olan ilk adam İbrahim Drame fakat sürekli sırtı dönük rakip kaleye ufak adımlarla koşarak mesafeyi bir türlü daraltamıyor. Haliyle adım attığı her anda rakibin ceza sahasına yerleşmesi ve alanın daralması anlamına geliyor. Halbuki doğru pozisyon alabilse daha hızlı bir atak olabilecekti. Ayrıca sağ kanatta gelişen bir atakta onu sol çizgiye yakın toptan uzak bir çok kez gördüm. Yine son Fyllingsdalen maçında kornerde anlamsız şekilde rakibin arkasında pozisyon alıp üstüne yüklenerek bedava penaltı yaptırması dengesizliklerinin göstergesi. İbrahim Drame 18 yaşında ve gelişime müsait bir oyuncu fakat henüz çok büyük eksikleri göze batıyor. Tippeligaen seviyesinde iyi bir golcü olması ve kariyerine doğru bir yön verebilmesi adına bu tip eksiklerini kapatmak zorunda. Henüz Brann'ın beklentilerinin çok uzağında bir golcü kıvamında.

11 Temmuz 2014 Cuma

John Chibuike


John Chibuike'nin kariyerine başladığı Nijerya'nın Enugu Rangers takımını incelemek gerek öncelikle. Jay-Jay Okocha gibi müthiş bir yeteneği çıkarmış şu an ülkemizde forma giyen Eneramo, John Utaka gibi isimlerin yetiştiği bir kulüp Enugu Rangers. John Chibuike'de ilk eğitimlerini burada alıp öncelikle Hacken'in dikkatini çekiyor. Hacken'in Afrika atılımını yapan isim ise 2009'da hocalığa gelen kulübü adeta Afrika'nın yan bahçesine çeviren Peter Gerhardsson. Zaten takip edenler daha imzası kurumadan Chibuike ve Chatto gibi iki yetenekli Nijerya'lıyı takıma kazandırdığını hatırlayacaklardır. Gerhardsson, zamanla taktik bilgisi ortaya çıkan, potansiyelli yabancı ve bölgesel gençlerle çalışmayı çok seven bir teknik adam. Hacken'i de zamanla İsveç'in iddaalı takımlarından birisi konumuna sokup 2012'de Allsvenskan ikincisi olmayı başarmıştı. Tabi öncelikli atılım yaptığı dönemlerde ön plana çıkardığı yeteneklerden biriside John Chibuike. Nijerya'lı orta sahanın Norveç'ten ayrılmadan önce verdiği demeçlerden birisi;

''Futbol beni mutlu eden bir etken. Ben oynarsam kendimi mutlu hissediyorum, oynamazsam mutlu değilim.''

bu sözler aslında Chibuike'nin İsveç'teki başarısının nedenlerini gösteriyor. Gerhardsson yetenekli oyuncusuna saha içinde her zaman serbestlik tanıdı. Büyük defansif sorumluluklar yüklemekten kaçardı, sadece önde ara ara baskı yapmasını isterdi. Hücum organizasyonlarında topla oynamasına izin verdi, yeteneklerini sergilemesine müsade etti. Kadro içinde süreklilik kazanmasını sağlayarakta onun her zaman yaptığı işten haz almasını sağladı. Kenarda tutsa dahi bu uzun süreler olmadı ve moral olarak yıpranmasına müsade etmesi. Attığı vücut çalımlarıyla bunları nasıl yapıyor dedirten, yüksek tekniği ve oyun zekası olan Chibuike'nin haliyle istatistikleride yetenekleriyle orantılı olunca büyük takımların ilgisini çekti. Geleceğinde ise Kuzey'in en büyük kulüplerinden olan Rosenborg'a gitmek vardı.

Geçmiş zamanda bir çok kez söylemişimdir. Rosenborg ve Brann'da hocalık yapmak ve oyuncu olmak Norveç futbolundaki en zorlu işler arasındadır. İşler iyi giderken kral olursunuz fakat kötü giden bir şeyler varsa üstünüzde 1 ton varmış gibi baskı hissedersiniz. Chibuike'nin Rosenborg'ta çalıştığı iki hocada (Jan Jönsson-Per Joar Hansen) yeterince doğru kadrolar kuramadı ve bu baskılı ortamlarda takımlarını yeterince iyi sürükleyemediler.4-4-2, 4-2-3-1, 4-3-3,4-1-2-3 vs gibi bir çok taktik yıllardır Rosenborg kadrosu üzerinde uygulanmaya çalışıldı. Bakılırsa hepsi birbirinden farklı oyuncu tiplerine ihtiyaç duyan ve organizasyonlar gerektiren dizilişler. Chibuike'nin Rosenborg'ta kanatta oynatılmaya çalışıldığını gördüm, merkez forvette. Onun oynaması gerektiği yer ise forvet arkası pozisyonu. Risk alıcam golcü bir takım olacam diyorsanız çift forvetin arkası yada yine serbestlik tanır ve arkadan yeterli desteği verecek oyuncuları getiririm diyorsanız yardımcı forvet pozisyonuda gibi gözüken tek forvet arkası. Rosenborg'ta bir türlü sistem, organizasyon ve motivasyon olarak işler yolunda gitmediğinden Chibuike'de bana göre uzun süredir zoraki olarak bu yapıda kaldı. 9 gol attığı sezon dahi 10 defa kenardan gelerek aslında ne kadar kadroda oynamalar yapıldığının göstergesi.


Gaziantep'e Transferi 

Son dönemde özellikle Anadolu takımlarımızın Kuzey Liglerinde oynayan Afrika'lılara yönelmekte olduğunu görüyoruz. Aslında yıllardır ülkece siyahi oyunculardan genellikle başarı sağlamışızdırki Kuzey'de yeteneklerini geliştiren isimlere yönelmeyide doğru buluyorum. Biraz da bonservis ödeme cesaretinde bulunabilsek daha iyi yabancılar da getirebiliriz tabi cimrilikte üstümüze yok, bu konu daha uzun ele alınabilecek bir durum. Öncelikle hayırlı olmasını dilemekle beraber Chibuike'nin Gaziantep'e transferinin iyi ve kötü olabilecek yanları var. Sanal ortamda okuduğum kadarıyla Chibuike hakkında Gaziantep seyircisinin forvet beklentisi var fakat Okan Buruk hocanında tercihi bu yönde olursa büyük bir hayal kırıklığı yaşanabilir.Belli kalıplara sokmak zaten bir yana Chibuike asla merkez forvet oynayabilecek bir oyuncu değildir. Fizik kuvvetinin yeterince iyi olmaması ve pozisyon bilgisinin olmayışı bunun başlıca nedenleri. Chibuike serbest rolde, forvet arkasında gezici tipte 10 numara olarak oynatılmalı. Bunu enine ve boyuna götüreceği toplarla iyi yapacağını düşünüyorum. Fakat ondan takım savunması dışında bireysel savunma olarak bir şeyler istenirse yine beklentileri karşılamayacaktır. Az önce söylediğim gibi ona bunuda yapacaksın demekten çok onun yapacaklarını başka isimlere yükleyip yeteneklerini sergilemesine müsade etmek gerek. Ayrıca Hacken dönemindeki gibi kadroda istikrar yakalarsada oynamaktan zevk alır ve tribündekilere haz aldırır. Genel olarak Gaziantep'in kadro yapısına bakarsak iyi bir forvete ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Beşiktaş'a giden Cenk gibi oyunu bütün olarak oynayabilen yada Chibuike'nin Hacken'deki eski takım arkadaşı Ranegie gibi. Önünde ona alan yaratacak bir forvette olmazsa Nijerya'lının verimi düşebilir. Çok fazla bonservis ücreti olmadan neredeyse bedavaya bitirilmiş bir transfer olduğu için Gaziantep yönetimini tebrik etmek gerekir, belli koşulları yerine getirdikleri sürece önemli bir yetenek artık kadrolarında fakat o koşulların dışına çıkılırsada takım içi dengeleri bozabilecek bir oyuncuda olduğunu hatırlatalım. Hayırlı olmasını dilerim Antep için.