25 Mart 2014 Salı

Bay Badou


2002 Dünya Kupası, İlhan Mansız'ın golüyle göklere uçup 3.lüğü kaptığımız, Senegal ile güzel ilişkiler kurmaya başladığımız turnuva. Fotoda Senegal'in Fransa'yı tek golle geçtiği tarihi maçtan foto.1800'lü yılların yarısından itibaren Fransa'nın deniz aşırı toprakları arasına girmiş, bağımsızlığı 1900'lü yılların yarısını bulmuş bir ülke Senegal. Şüphesiz tarihlerinde ilk defa katıldıkları bu kadar geniş çaplı organizasyonda çeyrek finale kadar gelmeleri çok büyük bir sürprizti. Kadronun büyük kısmı Fransız kulüplerinde top koşturuyordu, hatta yanılmıyorsam ilk 11'in tamamı Fransa'da oynuyordu. Ekmek yediği kaba ihanet modu diyipte gırgıra bile alınabilir. Onlarınki ise Dünya'ya gelişen futbollarını ispatlamanın mutluluğu...Senegal'de yaşayan, gelecekte büyük futbolcu olmayı arzulayan gençler için bu maçlar unutulmaz. Üstelik rakipte Patrick Viera gibi Senegal doğumlu çok özel bir isim var. Viera, Dakar doğumlu fakat 8 yaşında ülkesinden göç etmiş ve 2003 yılına kadarda uğramamış. Futbolu bıraktıktan sonra Manchester City'de alt yapıda görev almaya başlamıştı. Onun gibi bir futbol adamı olabilmek gerçekten kolay değil, büyük bir star olamıyorlar belki ama City'nin son dönemde Avrupa pazarına sunduğu Afrika'lı yetenekleride görünce işini ne kadar iyi yaptığı gerçeğide var.


Onun gibi olmayı arzulayan bir isimde fotodaki ufaklık Papa Alioune Ndiaye. Viera 2003'te ülkesine gezi yapma planı yapınca bu tarihi fırsattan yararlanıp onunla foto çekilmiş. O zamanda daha sadece 13 yaşında. Diambars akademi (Lig takımı ama oyuncu yetiştirdiği için ben öyle adlandırıyorum) son dönemde Norveç futbolundan yetişen özel isiimleri çıkarmış bir takım. Beşiktaş maçında büyük kesimin iizleyip beğendiği hatta o maç sonrası Valenciennes'e imza atan bek Saliou Ciss, Tromso'deyken bir çok değerli kulübü peşinden koşturan Kara Mbodj bu isimler. 90 yılında Dakar'da dünyaya gelen namı değer Badou, Diambars'taki etkileyici performansı sonrası Norveç'e adım atma şansı yakalıyor. İlk sezonunda istikrarlı forma giyerken Bodo Glimt'in play off'a kalmasında rol oynuyor fakat şampiyonluğu kaçırıyorlar. İlk sezonunda ciddi bir tecrübe edinen Senegal'li 29 maçta 3 gol 6 asistlik performans sergiledi. Tippeligaen Rehberi - Bodo Glimt adlı yazımızda bahsettiğimiz Jan Halvor Halvorsen'in hocalığa gelişi ise adeta patlama yapmasını sağlıyor. Halvorsen'in ona tanıdığı serbestlik takımınada sınıf atlatıyor. En yakın rakibi Stabaek'in 15 puan önünde şampiyon olan Bodo Glimt'te 12 gol, 1 asisti ile Ndiaye sezona damgasını vurup Adeccoligaen'de yılın oyuncusu seçiliyor.

2013 Adeccoligaen yılın oyuncusu ödülü
Adeccoligaen izlemeyi çok sevdiğim, göze hoş gelen futbol oynanan bir lig. Norveç 2.liginden özel oyuncu bulabilmek haliyle kolay iş değil fakat her sezonda bir kaç tane listeme takılan oyuncu bulunmakta. Geçtiğimiz sezon yayın programınında genişletilmesiyle Adeccoligaen'de epey maç izleme fırsatı buldumki Papa Alioune Ndiaye dikkatimi çeken 3-4 özel oyuncudan birisi. Dikkat çeken Mads Stokkelien (MLS Ligine gitti), Arild Ostbo, Sivert Nilsen (Valerenga kaptı) gibi yetenekli isimlerin arasından bu ödülü almasıda onun ne kadar özel bir oyuncu olduğunun güzel bir göstergesi. Uzun süredir takip ettiğim Ndiaye hakkında sezon başlamadan yazmak istedim. Yılmadan topa baskıyı seven, top kapma yüzdesi oldukça yüksek bir isim Badou. Yüksek top tekniği, pozisyon içerisindeki sakinliği, fiziğini iyi kullanmasıda klasik merkez orta sahalardan onu ayıran önemli özellikler. Halvorsen'in ona verdiği sorumluluğu gerek savunma önü gereksede forvet arkasında yaptıkları ciddi şekilde yerine getirdi. Ekstrasıda kanatlara yaptığı desteklerdi. Fizik gücü-tekniği yüksek, pas kabiliyeti olan, hava toplarına çekinmeden giren ve başarılı olan, topu iyi saklayan bir isim Papa Alioune Ndiaye.. Bodo Glimt ligin yeni takımı olabilir, bu da onları asansör mü olacaklar sorularıyla karşı karşıya bırakabilir fakat durum öyle değil. Halvorsen ve ekibi bu sezon ligde özel işler yapacağını düşündüğüm takımlara arasındaki Bay Badou'da kalitesiyle Norveç liginde çalışmalar yapan takımların ilgisini çekecektir. Aslında ona olan ilgi bir ara ligin en iyi ön libero ikilisi olan Yttergard Jensen-Kara Mbodj'a (2012 kupa maçı) karşı kupada gösterdiği performans sonrası başlamıştı fakat neyseki o günden bu yana liste kabarmadı. Belkide baş nedeni 2. ligde oynuyor oluşuydu.. Fiyatı yükselmeden takip etmek gerektiği inancındayım. Daha üst sınıf bir takıma geçişten sonra transferide haliyle cep yakacaktır. Bodo Glimt'in bu yaz döneminde Diambars'tan test için oyuncular getirmesinin nedenide Badou gibi farklı isimlerin potansiyellerinide keşfedebilmekti. Ekstra not olarak belirtmiş olalım ve bir videosu ile yazıyı sonlandıralım.




23 Mart 2014 Pazar

Tippeligaen Rehberi - Molde FK


Adalar üzerine kurulu Kristiansund müthiş bir görselliğe sahip bir kent. Norveçe gezi yapıyorsanız farklı kültürlerden etkilenmiş bu şehri mutlaka ziyaret etmek gerekiyor.. More og Romsdal bölgesinin bir büyük kentide Molde. Tarihi etkilişimlerin olduğu bu 2 yerin kulüpleri arasındada son yıllarda gelişen bir bağ söz konusu. Büyük abi konumundaki Molde alt ligdeki Kristiansund'a önemli oyuncu desteği vermesiyle dikkat çeker fakat buranın öz kaynaklarınıda yemekten durmaz. 

Yıllarca altın madalya hasreti yaşayan Molde'nin bu özlemine Kristiansund topraklarında dünyaya gelen 'bebek yüzlü katil' son verdi. Kimdir bu katil diye soruların cevabıda Manchester United efsaneleri arasına giren Ole Gunnar Solskjaer... Molde'den İngiltere'ye transfer olduğunda beklentilerin üstünde performans gösteren Solskjaer tam 11 sezon kırmızı şeytanların nöbetçi golcülüğünü yaptı. Futbolculuk kariyerinin başında Kristiansund'un Clausenengen takımında görev alıp Molde'de ciddi bir kariyere adım adan Solskjaer Manchester United'a sıçramıştı. Hocalık kariyerinede ManU alt yapısında başlayıp Molde'ye gelmişti. Norveç'e ara ara ziyaretler yapan Ferguson'un tavsiyesiyle futbolculuğa adım attığı yerde hocalığa başladı. Ekibindede ManU alt yapısından yetişen Mark Dempsey, Norveç futbolunun önemli isimlerinden Petter Rudi gibi önemli isimler dikkat çekiyorduki 9 kişilik kadronun tamamı alanlarında yetenekli ve geleceği düşünen isimlerdi. Ciddi bir şirket desteğini arkasına alan, kulübün kimyasını bilen Solskjaer Molde'ye 100. yılında ilk şampiyonluğunu kazandırdı. 4-3-3 sistemini Norveç futbolunda en iyi uygulayan takım konumuna geldiler. O sezon Manchester United alt yapısından gelen Eikrem (şu an Heerenveen'de oynuyor) ve stoper Forren üst seviye performans gösterip Avrupa'nın çeşitli takımlarının dikkatlerini çektiler. Molde'de her şey yolunda gidiyordu, takım Norveç'in en büyüğü yolma olunda ciddi adımlar atıyordu. Oynadığı futboll scouting çalışmaları yapan bir çok dev takımı memnun eden bir Molde takımı varken saha kenarındada onunla büyüyen bir hocası vardı.

Üst üste gelen başarılar haliyle oyuncuların takipçi listesini çoğalttığı gibi bu yapının mimarı Solskjaer'in de peşinden takımların koşmasına neden oluyordu. Solskjaer'in bir gün Aston Villa ile görüşmek için özel jetle İngiltere'ye gitmesi Molde'de işlerin karışmasına neden oldu. Sponsor firma bu yapılan nedeniyle kulüpten desteğini çekme kararı alırken Solskjaer'de ayrılıp ayrılmama arasında ciddi git geller yaşadı. Son kararı Molde'de kalmak oldu hatta sezonu yine şampiyon tamamladılar belki ama hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Nitekim Forren-Eikrem-Angan gibi takımın kilit isimlerini elde tutamayan Molde'de kimya bozulmuştu. Sezon başında düşme hattında bulunan ekibin toparlanması devre arası transfer dönemini buldu. Gulbrandsen-Hoiland, Daehli  ve Forren'in kadroya katılışıyla Solskjaer takımı toparladı ve ligi 6. bitirdiler. Başka bir Premier Lig ekibinin Solskjaer'i ciddi şekilde istediği belirtiliyorduki Solskjaer Cardiff'e imza atarak çok istediği Premier Lig'de hocalık yapma şansına erişmiş oldu. Kulübe 2 şampiyonluk yaşatan Solskjaer'in yaptıkları hiç bir zaman unutulmayacak fakat dahada büyüyebilecek bir kulübü transfer dedikodularıyla ciddi şekilde yıprattı, finansal olarak yara verdi. Yinede kötü geçen 2012-2013 sezonunun sonunda toparlamayı başardı, en azından bu sezon kurulabilecek sağlıklı bir yapı bıraktı. 

Solskjaer döneminin son döneminde yaşanan değişiklerden biriside sistemsel oldu. Mevcut oyuncu  yapısıyla 4-3-3'ün tüm zaaflarını yaşayan ekip 4-2-3-1'e dönüşte karar kıldı. Sandnes'tan gelen golcü Hoiland ileri uca atılırken Chukwu ve Moström ona destek verdiler, fakat süratleriylede savunma rolüde aldıkları için 3'lü orta sahada yer aldılar. Yanlarında ise Norveç futbolunun son dönemde çıkardığı süper star adaylarından, kısa sürede Norveç Milli takımına yükselen Solskjaer'in şu an Cardiff'te şans verdiği Mats Moller Daehli vardı. Tabi Berget-Gulbrandsen gibi önemli isimlerde bu yapıda katkı veren önemli isimler arasında yer alıyor, almaya çalışıyorlardı. Savunma göbeğinde Toivo-Forren ve Hovland dönüşümlü oynarken sağ bekte Linnes yer alıyordu. Kongsvinger'den geldiğinden itibaren oyununu müthiş geliştiren Linnes Milli formaya layık olduğu gibi Avrupa'nın çeşitli takımlarının takip listesine girdi. Kaledede gençler Avrupa şampiyonasında turnuva kalecisi seçilen Nyland oynuyordu. 

Yeni Hoca Tor Ole Skullerud


Çeşitli sanal platformlarda (blog,twitter, misli vs) yazılarımı takip eden arkadaşlar alt yapı oyuncularına yönelen takımlara ve hocalara saygı ve özel ilgi duyduğumu bileceklerdir. Bir dönem Nordsjaelland'ın Danimarka'daki yatırımlarını dikkat çekiyorduki bundanda epey bahsettik. Solskjaer ile ivme kazanan fakat sonra kaybeden Molde'nin yeni bir kana ihtiyacı vardı. Uzun bir arayış ve dedikodu döneminden sonra yeni hoca Tor Ole Skullerud oldu. Valerenga, Baerum gibi takımlarda alt yapıda görev almış, Norveç Milli takımında 21 yaş altı takımını 2 dönem çalıştırmış önemli bir teknik adam Skullerud. Belki isim olarak bilinmeyen bir teknik adam ama önemli hocalarla beraber çalıştı. Birisi bu sezon şampiyonluk yolundaki en büyük rakiplerinden olan Rosenborg hocası Per Joar Hansen, diğeride Norveç futbolunun üstadı Per Mathias Hogmo. 43 yaşındaki teknik adam Skullerud biraz daha güvence veren 2 ön liberolu sistemden çift forvete dönüşün sinyallerini hazırlık kampında verdi. Transfer dönemindede buna göre transfer hamlelerinde bulunmuşlardı.

Gelenler; Björn Sigurdarson (Wolverhampton), Harmeet Singh (Feyenoord), Mohamed Elyounoussi (Sarpsborg), Andreas Hollingen (Molde u19) Gidenler;Vatshaug (futbolu bıraktı), Magnus Stamneströ (Kristiansund), Ole Soderberg (Kalmar), Mats Moller Daehli (Cardiff), Jo Inge Berget (Cardiff), Pal Erik Ulvestad (Kristiansund), Aliou Coly (Kristiansund), Ivar Furu (Reykjavik), Zlatko Tripic (Start), Ben Spencer (Indy Eleven)

2 ön liberolu sistemin merkez 3'lüsünde oynayan kanatları winger olarak kullanabilirsiniz, buda sisteminizin otomatik olarak 3'lü forvete dönmesini, 1 tanede serbest rollü oyuncu barındırmanızı sağlar. Özellikle Molde oyuncu yapısı buna müsaitti. Daehli ve Berget gidince o serbest rollü oyuncu kalmadı ellerinde. Hoseth'e ? koyma sebebim ise artan yaşı, yinede tecrübesini konuşturacaktır. Klasik 4-4-2 ise oyunu biraz daha gerçek kanatlarla oynamanızı sağlar. Hemde alan biraz daha daralabilir arkalı önlü çalışmak kaydıyla. Ligin son dönemde yetişen en iyi sol kanatlarından olan Mohamed Elyounoussi kısa bir süre önce kadroya dahil edildi. Çok yerinde bir transfer hamlesiki gerek kısa gerekse uzun vadede Molde bu transferden epey karlı çıkacak. Ayrıca Chukwu'nun biraz daha kontra özellikli olduğunu ve tam bir forvet olmadığını düşünürsek önemli bir skorerede ihtiyaç vardı. Kalitesini Lilleström'de ispat edip oradan İngiltere yolunu tutan Björn Sigurdarson kiralandı. Orta sahaya ise oyunu iki taraflı oynayabilen bu sistemin gerçek orta saha doldurucusu olabilecek Harmeet Singh transfer edildi. Bu transferler sonrası tam bir takıma haline geldi Molde. Ligin en yetenekli kalecilerinden birine sahipler, savunma kurguları şampiyon oldukları kadro gibi doğru, Elyounoussi-Singh transferleriyle eksikleri kapanan ve akıldaki sisteme uygun bir orta saha kurguları söz konusu. Gulbrandsen-Hoiland-Sigurdarson-Chukwu gibide çok önemli gol silahları. Skullerud yönetimindeki Molde bu sezonun en büyük favorisi konumunda.





20 Mart 2014 Perşembe

Tippeligaen Rehberi - Bodø/Glimt


'Aurora Borealis' namı değer kuzey ışıklarını izleyebilmek için yapılması gerekenlerin en başında şüphesiz Norveç'e seyahat etmeyi yazabiliriz. Tabi bunun içinde kuzey kutbuna yaklaşmamız gerekiyor. Bodø Norveç'in Kuzey'in en büyük 2. merkezi konumunda, güzel bir sahil kenti, dünya savaşı geçirmiş tarihi kalıntılar olan , havacı müzesiyle dikkatleri toplayan kuzey kutbunun paralelinde olan bir şehir. Futbol bir kenara şehir bu özellikleriyle başlı başına ilgi çekmeyi hak ediyor. Bodø/Glimt'te şehrin 1908 yılında kurulan takımı. 9 Kuzey Bölgesi şampiyonluğu olan Bodø/Glimt'in Tippeligaen seviyesinde 3 defa 2. olduğunu hatırlatayım. Kupayı ise 2 defa müzelerine götürmeyi başardılar..2003'te kazandığı kupa şampiyonluğundan sonra asansör takım kimliğine bürünmeye başladılar. 2010 sezonundan itibaren ise bir türlü Adeccoligaen'den kurtulacak hamleyi yapamamışlardı. 2012 sezonunda ligi 5. bitirip kupada çeyrek final oynayan ekip oturmuş kadronun üstüne doğru takviyelerle bu sefer mutlu sona rahat ulaştı.


Jan Halvor Halvorsen

Gelişen dünya futbolunda saha içi kombinasyonları doğru yapan takımların genelde 4-3-3 sistemini kullandığını biliyoruz. Norveç futbolunun ofansif özelliklerinide düşünürsek bu sistemi deneyen bir çok takım mevcut. Zaten Hollanda-Almanya ekolüne oyuncu hazırlayan bir futbol yapısınında bu sistemin mimarı ülkelerden etkilenmemesini beklemekte yanlış olacaktır. 51 yaşındaki Jan Halvorsen çok kişi tarafından tanınmaz belki ama geniş bir hocalık ve futbolculuk kariyeri mevcut. Danimarka-Almanya-Norveç'te top koşturdu, ülkesinde takım çalıştırdı fakat kariyerine doğru yön vermeye son yıllarda başladı. Özellikle Amerika'da New York'ta yaşadığı asistanlık deneyimi sonrası büyük tecrübe edindiğini düşünüyorum. Hans Becke gibi üst seviye bir tecrübeden çok özel şeyler öğrendi, Henry gibi dünya futbolunun saygı duyulan isimlerinden birinin hocalığını yapma şansı buldu. Geliştirdiği taktik-teknik bilgisinide 2013'ten itibaren Bodø/Glimt'te uygulamaya başladı. Başarıya aç camiada istekte olunca doğruları yapmak onun adına çok zor olmadı.


Bu sistemin en önemli özelliklerinden birisi lig seviyesinde Danny Alves tarzı ofansa yatkın beklerin olması gerekliliği. Zarek Valentin Amerika'lı menajer Halvorsen'in MLS'den tanıdığı tecrübeli bir isim. Bir çok kez ABD genç milli formasını giymiş önemli bir oyuncu. Amerika doğumlu belki ama annesinin Alman babasının Porto Riko'lu olduğunu belirtirsek genlerinde ofansa yatkın özelliklerinin olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Ruben İmingsen ise takımın kaptanı, 2005'ten beri Bodo formasını düzenli olarak giyerken 2006'da da taraftarın gönlündeki 1 numaralı isim olmayı başarmıştı, sevilen-sayılan bir isim. Bodø/Glimt'in sezon başı planlamasında savunma göbeğinde Braaten'i oynatmak vardı. Adeccoligaen'i takip edenler Braaten kardeşlerin ligin gediklileri arasında olduğunu bilecektir. Kuzey bölgesi yetişme Thomas'ı takımda bulundurmak gerçekten iyiydi fakat menajer Halvorsen'in oyun kuran bir stopere ihtiyacı vardı. Defansif orta sahadan devşirme Sane ilede bu işi çözdü. Tıpkı Tippeliagen'de Haugesund'un bir süre Bangura'yı burada kullandığı gibi. Antwi ile Braaten dönüşümlü forma giydiler.

Bodø/Glimt'in mevcut kadrosunda en fazla aksayan yer ise defansif orta saha oynayan Christian Berg'ti diyebiliriz. Yine kulübün demirtaşlarından olan 35'lik Berg Adeccoligaen seviyesinde idare etti belki ama asla teknik heyetin aklındaki kesici özelliklerine sahip değildi. 30 yaşındaki merkez orta saha Thomas Jacobsen ise iki yönlü orta saha pozisyonu için çok uygun bir isim. Sezon içerisinde ofansif olarak büyük katkıları olması belki ama yıllardır aldığı defansif eğitimlerle Berg'e yardımcı oldu, N'Diaye'yi pas organizasyonlarında rahatlattı. Papa Alioune N'Diaye ise bu sezon Tippeligaen'e damgasını vurabilecek oyuncular arasında yer alıyor. Top tekniği yüksek olan Senegal'li fiziğini kullanarak iyi top saklıyor. Zor anlarda sakin kalmasıylada  hata payı oldukça düşük bir oyuncu. Ara ara kanattada görebildiğimiz N'Diaye'nin en büyük özelliği ise forvet arkasında gösterdiği katkı. Lig 1'de 12 gol ilede bunu ciddi bir istatistiğe çevirdi. Dizilişte 4-3-3'ün ileri ucunu böyle yazdık belki ama çok fazla değişkenlik gösterebilen benzer nitelikte oyuncular. İçe katları olan, sırtı dönük top alabilen oldukça etkili bir 3'lüydü. Geçen sezon attıkları gol sayısı 32, kenardan desten veren Vegard Braaten'de 9 gollü bir katkıda bulunmuştu. Hazırlık kampındaki maçları izlemeden önce Bodø/Glimt hakkında düşüncem iyi bir ön libero alması gerektiği ve kanatları alternatiflendirebileceği yönündeydi. Nasıl transfer hamleleri yaptıklarını beraber inceleyelim ;

Transferler;


Gelenler ; Dominic Chatto (Hacken), Lasse Staw (Aalesund), Kristian Brix (Sandefjord), Trond Olsen (Viking), Patrick Berg (Bodo Glimt u19)

Gidenler; Christian Berg (Fredrikstad), Viktor Noring (ayrıldı), Antwi (Sisaket)

Mevcut sistemindeki eksikleri kapatması gereken Bodø/Glimt'in doğru transfer hamlelerini yaptığı görüşündeyim. Hacken'in takip edilen oyuncuları arasında yer alan Dominic Chatto ön liberoya getirildi. İsveç ekibinin çıkardığı Afrika'lı oyunculardaki başarısı ortada, hazırlık maçlarındada bolca forma giyen Nijerya'lı kısa sürede uyum sağladı. Sol bekte İmingsen'e alternatif düşünen Halvorsen geçen sezzon şampiyonluk hedeflesede hayal kırıklığı yaratan Sandefjord'un beki Kristian Brix'i transfer etti. Eski Valerenga oyuncusu olan Brix teknik heyetin ideal bek tanımlamasına uyuyor. Ayrıca kaleyede Lasse Staw alındıki Bucaspor'dan hatırlayabileceğiniz veteran Londak ile sıkı bir eldiven yarışına girecektir. Trond Olsen'de Viking'te ortalama futbol oynayan hareketli kanat oyuncularından birisiydi. Daha fazla sorumluluk alabileceği Glimt'te iyi işler yapacağı görüşündeyim. Eksiklerine doğru hamleler yapan Bodø/Glimt sezona iyi ve oturmuş bir kadroyla giriyor. Nitekim hazırlık maçlarındaki organize futbolları ve aldıkları sonuçlarda bunun güzel bir göstergesi.


19 Mart 2014 Çarşamba

Bu İsme Dikkat ; Emil Hansson


Brann'ı tanıtıcı geniş bir sezon öncesi yazısı yazdık, alt yapısı ve scouting çalışmaları ise uzun uzun analizlerin yapılacağı değerde bir kulüp. Bunuda atlamamak gerekiyor. Kısa bir süre önce patlama yapan Bard Finne'yi Avrupa futbol piyasasına sunmuş kapanda Alman ekibi Köln olmuştu. Brann'ın mevcut kadrosu içerisinde alt yapısından yetişen isimler bulunmakta. Geçtiğimiz yıllardada çeşitli oyuncu denemeleri yaptılar, kimisi başarılı oldu yola devam ediyorlar kimisi ise çeşitli takımlarda şanslarını deniyorlar. Brann'ı tanıtıcı yazımızda bahsettiğimiz isim olan Emil Hansson'a ise kısada olsa ayrı bir parantez açmak gerekiyor.

2 Aralık 1998 doğumlu Emil Hansson geleceğin yıldız adayları arasında gösteriliyor. Aslında direk bir alt yapı ürünü değil, farklı bir sebepten Bergen'e geldi.. Normalde Emil Hansson Kalmar alt yapısında gelişimini sürdüren bir öğrenciydi. Bir dönem Feyenoord'ta düzenli olarak idmanlara çıktı. Fakat İsveç kulübünde yardımcı antrenör olan babasının Kalmar'dan ayrılması ve Bergen'e dönüşüyle beraber Brann'a geçti. Bir süre alt yapısında Hansson'u deneyen Brann 15 yaşındaki genç oyuncunun yeteneklerini göstermesiyle bu yaşta 3 yıllık sözleşmeye imza atma gereği hissetti. Brann geçmişinde örneği olmayan bir durumdu bu. Rikard Norling'in onu A takımla sezon öncesi kampına alması ve pre season maçlarında oynatmasıda ayrı bir onur ve motivasyon oldu Hansson için. Okul eğitimiyle beraber Brann'da futbol eğitimini sürdürecek olan Emil Hansson geleceğin yıldız adaylarından. İsveç'in genç milli takımındada oynayan Hansson gelecek yıllarda Norveç A takımını tercih edebilir. Uzun vadeli yatırımları seven kulüplerin yetenekli kanat oyuncusunu muhakkak takip etmesi gerekiyor. Gelişimini doğru devam eder, erken transfer edilebilirse gelecek yıllarda büyük bir kazanç bırakarak üst sınıf liglere yol alabilir.

Tippeligaen Rehberi - Brann SK


Tippeligaen'in başlamasına 10 gün gibi kısa bir süre kalırken, yeni sezondan futbol adına beklentilerimiz fazla. Sezon öncesi klasikleşen analizlerede Bergen şehri takımı Brann ile başlamak istedim. Brann kulüp ve şehir yapısı itibari ile bana Trabzonspor'u oldukça anımsatan bir camia. Takımını içerde, dışarda yanlız bırakmayan gönülden bağlı bir taraftar, uzun yıllar süren şampiyonluk hasretleri, benzer şehir kültürleri, limanı herşeyiyle andırır. Bergen şehri Norveç'e geçmiş zamanda başkentlik yapmış, şu an ülkenin en büyük 2. şehri. 1908 yılında yapılan toplantıda şehrin yeni bir heyecana ihtiyacı olduğu düşünülüp futbol ve kayak dallarında kulüp kurulması kararı alınıyor. Sonra tamamen futbol odaklı Brann SK oluşturuluyor. İlk resmi maçını 1909'da oynayan Brann kulüp bazında ilk resmi finalinide 1917'de Norveç Kupası'nda Sarpsborg'a karşı oynarken 4-1 kaybederek kupayı 2. bitiriyor. 1960'lı yıllara kadar kupada başarılarla idare eden Brann stadyumun yenileme çalışmalarıyla beraber atağa geçip o yılların başında 2 şampiyonluk elde etti. Fakat sonradan tekrar iniş dönemiyle beraber üstünlük rakiplere kaptırılınca uzun yıllar şampiyonluk hasreti çekildi. Taa 2007'de Mons İvar Mjelde dönemine kadar.


Şampiyon kadroda şu an Lilleström'ü tek başına taşıyan Petter Vaagan Moen, ardından Monaco-Le Mans formalarıda giyen özel skorer Helstad, Valerenga'da menajerlik adına ciddi bir deneyim kazanan, iyi işler yapan Martin Andresen gibi özel isimler kadroda yer alıyorlardı. Şampiyonluk sonrası gerileyen bir Brann izledik. Her sezon taraftarın beklentisi altın madalya oldu belki ama Avrupa biletini zorlamaktan öteye gidemeyen bir kurgu ve kupa ile kısıtlandırılan hayaller gördük. Bu süreçte en büyük artılar kupada birer kere oynanan final ve yarı final oldu. O zamanda takımın başında Rune Skarsfjord bulunuyordu. Brann seyircisinin bir kısmı Skarsfjord'a güvenilmesi gerektiğini söylesede bir kısmı hep eleştirer tavırdaydı. Yönetimin gösterdiği vaatlerle yapılanların örtüşmediği belirtiliyorduki hedefe mecburen teknik heyette giriyordu. Düşünün hedef bir kulübün son 2 sezonda yılın oyuncusu seçilen ismi kaleci Leciejewski ise gerçekten irdelenmesi gereken bir şeyler vardı. Özellikle geçen sezon dış saha maç kazanmakta zorlanan, her takımın kolay gol atabildiği bir takım haline gelen Brann'da değişim şart gözüküyorduki taraftar ve oyuncusundan kopmaya başlayan Rune Skarsfjord sezon bitmeden görevi bıraktı. Kenneth Mikkelsen lig bitene kadar takımı idare ederken yıl sonunda göreve Malmö'ye 2013 yılında lig ve Süper Kupayı kazandırıp, İsveç'te yılın hocası seçilen Rikard Norling getirildi.

Rikard Norling Yönetiminde Brann


Rikard Norling 2012 sezonundada Malmö ile şampiyonluğu kılmayı kaçırmıştı. Elfsborg'un evinde puan kaybettiği son haftada onlarda AIK'e yenilince zirveden oldular. Bir sonraki sezon ise adeta eze eze bu hüsranı unutturduklarını söyleyebiliriz. Rikard Norling büyük bir sakatlık, ceza sıkıntısına yakalanmadığı, kadro kurmakta sıkıntı yaşamadığı sürece 4-4-2'den vazgeçmeyen bir teknik adam. Sisteminde vazgeçemediği şey ise hızlı, kıvrak kanatlar isteği - merkezde benzer özellikli olsalarda serbestlik tanınan orta sahalar, ilerde ise bir tane aralara kaçan yardımcı forvet ve merkez golcü. Savunmadan beklerin katılımınada ciddi şekilde önem veriyor. Rune Skarsfjord yönetimindede 4-4-2 oynayan bir Brann izliyorduk, Norling sistemsel değişim yapmayacak belki ama oyuncu sorumluluklarını değiştirmesi gerekiyor, ayrıca mantelitesi gereği bölgeler arası mesafeyi azaltmaya çalışacak. 


Skarfjord yönetiminde yapılan en büyük yanlışlardan bir tanesi takımın kilit noktasında oynayan Stephane Badji'e yanlış görev verilmesiydi. Senegal'li oyuncunun Sogndal'da parlayıp Avrupa'nın ciddi takımlarının dikkatini çekmesindeki en büyük pay, merkez orta sahada hem defansif hemde ofansif rollere girebilen bir isim oluşuydu. Ona tanınan rahatlık oyununa yansıyordu. (Badji Analizi) Yandaki şablonda anlatmaya çalıştık ama tekrar okuyucularımıza belirtelim. Rune ve ekibi Badji'nin savunma önünde çıkmasına izin vermiyor, hatta stoperlerine daha fazla özgürlük tanıyordu. Stoperler orta yuvarlağa kadar çıktığında Badji'nin bir çok kez stopere kayışını izledik. Aslında bu tabiki bir takımın sisteminde olabilecek etkenlerden ama Brann'da alışkanlık haline gelmişti. Buda kaptırılan toplar sonrası Brann savunmasını epey yıpratıyor, bir top kaybı olmasada Haugen ile savunma arasındaki bağlantının açılmasına sebebiyet veriyorduki başlı başına bir risk demek bu. Badji'ye tanınan özelliklerden biride beklere yapılan kademelerdi. Özellikle Erdin Demir'i gösterdimki onun kaybettiği alanlara Senegal'li kayınca merkez orta sahada öyle boşluklar oluyorduki Haugen'in de defansif olarak ciddi bir katkısı olmayınca rakipler Brann savunması önünde rahatlıkla yığılma yaratabiliyordu. Norling'in kısmen ofansı iyi olan takımda savunma kurgusunda değişiklikler yapması gerekiyordu. Nitekim daha imzasının kurumadığı saatlerde Badji hakkında yaptığı olumlu yorumlarda ona vereceği sorumluluğun bir işareti gibiydi. 

Transfer Hamleleri

Gelenler; İbrahim Drame (Casa Sports), Erlend Hanstveit (Helsingborg), Vadim Demidov (Anzhi), Jakob Orlov (Gefle), Andreas Vindheim-Emil Hansson-Adne Nissestad (Brann U19)

Gidenler; Jörgen Mohus (Baerum), Bard Finne (Köln), Martin Pusic (Esbjerg), Simen Wangberg (Tromso), Henrik Gjesdal (Nest-Sotra)

yapılan hamlelere bakarsak Norling'in işine çalıştığı belli oluyor. Geçen sezonun ortalarında Korcsmar'ın ayrılığı sonrası dağılan bir savunma hattı vardıki buraya tecrübeli isimlerin gerekliliği gün gibi ortadaydı. Önce Erdin Demir pasivize edilerek Helsingborg'tan Erlend Hanstveit getirildi. Bununlada yetinilmeyip tecrübeli bek kaptanlığa getirildi. Tabi yeni transfere bu sorumluluk nasıl verilir diye bir soru gelebilir ama Brann'ın son şampiyonluğunda kadroda olan ve oynayan bir bekti Hanstveit. Savunmanın göbeğine ise Frankfurt, Sociedad, Celta Vigo, Anzhi gibi Avrupa kulüplerinde üst seviye tecrübeler edinen, Rosenborg ile 2 Tippeligaen şampiyonluğu yaşamış olan Vadim Demidov transfer edildi.  Norling bu imzalarla Badji'yi rahatlatma işini kağıt üstünde başardı diyebiliriz. Martin Pusic Brann kariyerinde istatistiksel olarak başarılı gözükebilir ama oyun kalitesi olarak asla hedef takımda forvet olabilecek bir oyuncu değildi. Kendisi ayrılığı seçerken forvete Casa Sports'un dikkat çeken dev forveti İbrahim Drame getirildi. Brann'ın Kim Ojo'yu pazarlama tekniğini hatırlar, Afrika'lı oyuncular hakkında iyi bir araştırma ekibi olduğunu düşünürsek bu uzun süre takip edilip aldırılan ismin boş bir transfer olmadığını düşünüyorum. Belki hemen büyük katkı vermez ama uzun vadede iş yapacaktır. Norling'in çok istediği Jakob Orlov'da alınınca yardımcı, aralara kaçan forvet yokluğuda giderilmiş oldu. 

9  hazırlık maçında sadece 2 defa kazanabildi Brann, bunlarda en dikkat çeken eksik sol kanatta yaşandı. Amin Askar'ın bir kanattaki yeri garanti belki ama 2. oyunu değiştirebilecek ismi bulabilmiş değil Norling. Sokolowski , Larsen, yeni sözleşme uzatan Skaanes alt yapıdan çıkan Emil Hansson (98 doğumlu), ara ara bekler hepsini denedi ama beklentiler tam karşılanamadı. Erik Huseklepp orada kullanılabilir düşüncesi var bir kesimde, doğru belki ama Norling'in kafasındaki onu Orlov ile yan yana oynatmak. Drame'yi alternatifler arasına sokacak. Muhtemel Brann kadrosuda şu şekilde olacak. Saha içerisinde halledilecek eksikler sonrası-takviyelerle beraber daha derli toplu bir Brann bekliyorum. Ligin başında uyum sürecini az sıkıntıyla atlatıp devre arasına kadar belli bir çizgide kalabilirlerse sezon ortasında ligin hedef takımı haline gelebilirler. Madalya'ya aday takımlar arasındalar ama henüz şampiyon olabilirler demek içinde çok erken. 


Not; 15 yaşındaki Emil Hansson ile 3 yıllık sözleşme imzalandı fakat bu sezon A takımda görev alması büyük sürpriz olmazsa beklenmiyor. Yinede Norling kampta denediği için yazmak istedim. Sezon ortasında sürpriz şekilde şans bulursa şaşırmayalım.


9 Mart 2014 Pazar

Midtjylland Akademi Ürünü - Pione Sisto


Gelişen Dünya futbolunda scouting her geçen gün dahada önem kazanmakta. Bunun en güzel çalışmalarını sunan kulüp ise Salzburg. Avrupa Ligi ve yerel liglerinde oynadıkları futbol, Avrupa futbol piyasasına sundukları yeteneklerle adlarından ciddi şekilde söz ettiriyorlar. Hollanda ekolünün önemli bir alt yapı temsilcilerinden olan Ajax'ı rahat şekilde eleyerek Avrupa'da yola devam etmeleride ne kadar doğru bir yapılanma olduklarının ispatı. Midtjylland'ta bu yolda ilerleyen bir takım diyebiliriz. Üstünde özel olarak çalışma yapılabilecek, doğru bir alt yapı ürünleriyle ayakta kalan bir camia. Yazının giriş fotosu Hindistan takımlarından Dempo'nun sahini Shrinivas ve Midtjylland yetkililerinin Danimarka'da yaptığı görüşmelerdendi. Midtjylland'ta ciddi bir hisseyi satın alan Shrinivas alt yapı desteği almak üzere yetkililerini Danimarka'ya gönderip incelemeler yaptırmıştı. Amaç uyuyan Hindistan futbolunu uyandırmak, yetenekleri Avrupa futboluna sunabilmekti. Bundan daha önceki yazılarımızda şu şekilde bahsetmiştik.
Midtjylland akademi konusunda İskandinavya’da en çok ön plana çıkan futbol kulüplerinden biri, 1999 yılında kurulan kulübün akademisi bu kısa sürede 70'ten fazla oyuncuyu satmayı başarmış durumda. Kulübün bu başarısı 2011’de Hindistan’a kadar vararak Dempo şirketinin dikkatini çekti. Avrupa’da bir takıma yatırım yapmak isteyen ve Hindistan ligi takımlarından Dempo SC futbol takımına sahip olan bu madencilik şirketi Bolton dahil olmak üzere 2 İngiliz takımı ve Midtjylland arasından tercihini Danimarka temsilcisinden yana kullandı. Bu tercihi gerçekleştirirken, Danimarka takımının başarılı bir altyapıya ve borçsuz bir mali yapıya sahip olması büyük rol oynadı.12 milyon euroluk yatırımla kulüp hisselerinin %34’üne sahip olan ve Midtjylland’ın en büyük hissedarı konumuna gelen Dempo, Midtjylland kulübünden altyapı konusunda yararlanmak istiyor. Midtjylland antrenörleri Dempo SC’nin altyapı takımlarını ziyaret ederek teknik konularda yardımcı oluyorlar. Bütün bunların sonucunda Dempo SC’nin altyapısı sadece Hindistan’ın değil Asya’nın da en iyi altyapısı konumuna getirilmek istenmekte ve bu tabi ki uzun vadede Hintli yetenekli futbolcuların yetişmesini sağlayarak Midtjylland’ı Avrupa öncesi Hintli futbolcular için sıçrama tahtası konumuna getirecek.

''Dempo yetkililerinin Danimarka ziyaretinden kare.''

Midtjylland'ın alt yapı yatırımları sadece Hindistan futbolu üzerine değil. Gana'da Midjtylland Maamobi United ve Nijerya'da FC Ebedie takımlarıyla çalışmaları mevcut. Obafemi Martins, Sylvester Igboun, Izunna Uzochukwu, Akeem Agbetu , Sekou Oliseh vb. isimlerin yetiştiği ciddi bir akademi Ebedie. Midtjylland bu yapılanmaları uzun yıllardır yapıyor fakat kulüp bazında başarılarının artması bu yıllara denk geldi. Danimarka Ligi'nde en yakın rakibinin 6 puan önünde olan Herning temsilcisi şampiyonluğa koşarken kadrosundaki yetenekli isimlerlede dikkat çekiyor. 95 doğumlu Sudan doğumlu Pione Sisto şüphesiz en çok ilgi çekeni.


Sudan'lı Pione Sisto ufak yaşlarda eğitimini Tjorring IF takımında alınırken yetenekleri farkedilince Midtjylland akademiden davet alır ve eğitimlerine başlar. Midtjylland akademi gerek futbol gerek kültürel olarak ciddi bir eğitim sürecinden geçiriyor öğrencilerini. Fransız kulübü Nantes'ten örneklenerek oluşturulmuş bir model. Uzun yıllardır eğitim veren akademi Simon Kjaer, Winston Reid, Sekou Oliseh, Leon Jessen, Jesper Juelsgard, Mads Albaek gibi önemli isimleri Avrupa futboluna sunmuş durumda. Ayrıca A takımda hiç şans bulamasalarda Viktor Fischer (Ajax) ve Morten Knudsen (İnter) Midtjylland alt yapısından dev takımlara geçiş yaptılar. Pione Sisto'da bu akademinin en yeni ürünü diyebiliriz. 95 doğumlu oyuncu akademi grubu oyuncuların üstünde bir yeteneğe sahip olduğunu zamanla kanıtladı. Kıvrak bilekleri, süratiyle dikkat çeken Sisto 2012/2013 yılında Akademi'de yılın oyuncusu seçildi.


2012/2013: Pione Sisto
2011/2012: Mads Pedersen
2010/2011: Viktor Fisher
2009/2010: Erik Sviatchenko
2008/2009: Mads Albæk
2008: Simon Kjær
2007: Simon Kjær
2006: Adigun Salami

Akademi'de geçmiş dönemlerde ödül alan isimlerde bu şekilde. Simon Kjaer Danimarka futbolunun çıkardığı en büyük yeteneklerden bir tanesi. 2010-2011 yılında seçilen Viktor Fisher ise Hollanda futbolunda iyi işler yapan yeteneklerden birisi. A takımda şans bulan stoper Erik Sviatchenko ile Danimarka'nın dev ekibi Kopenhag ve Avrupa'nın önemli takımları ilgilenmekte, Mads Albaek ise kısa bir süre önce Fransız kulübü Reims'e transfer olarak kariyerine önemli bir yön çizdi. Böyle bir yapıdan mezun olan oyuncudan haliyle beklentiler yüksekti.

2012-2013 sezonunda A takım seviyesine çıkan Pione Sisto 1 kez 11 çıkarken toplamda 10 defa Midtjylland formasını terletirken gol veya asist üretemedi. Kupada ise 1 defa şans buldı. 2013-2014 sezonu öncesi takımla beraber kampta iyi bir güç depolayan Pione Sisto ilk maçında Aarhus karşısında attığı golle moral depoladı. Bu golün getirdiği öz güvenle bir süre düzenli oynayan Sisto ara ara yaşadığı sakatlıkların etkisinde kaldı. Kış arası öncesi maçlarda süreleri düşmeye başladı. Neyseki Portekiz kampıyla beraber menajer Glen Riddersholm'ün aklındaki 11'e monte edilmeye başlandı. Danny Olsen'in ayrılması, Igboun'un sakat olduğu dönemde sorumlulukta alması gerekiyordu. Kopenhag maçında attığı 2 güzel gollede maça damgasını vurdu. Normalde sağ çizgide maça başlaması beklenen Sisto, Hassan ile sık sık kanat değiştirdi. İlk golünde Gislason'un üstüne giderken ufak bir ayak hareketiyle geçip direk dibine yaptığı şutla takımını öne geçirdi. 3. golde asist veya gol olarak büyük payı yok ama gizli bir iş yaptığı görüşündeyim.


Pozisyonda Kopenhag'ın genç beki Rommer ve göbekteki Toutouh'un tüm kontrolü Sisto üzerinde. Topla ikili üstüne giden Sisto ani bir içe dönüşle topu göbekteki Hassan'la buluşturuyor. Koşusuna çizgi üstünde devam eden Sisto 2 oyuncuyu pozisyon olarak oyundan düşürdüğü gibi pozisyonda kaybetmelerine  neden oluyor. Duncan'ın onun önüne yaptığı koşuda bomboş kalmasında onun payı yüksek. Daha özel yetenekleri kısıtlı bir isim olsa Kopenhag savunmasıda daha doğru bir dizilişle durabilirdi diye düşünmekteyim. Pasif rolde golün gelişmesinde payı var diyebiliriz. Attığı 2. gol ise adeta komple özelliklerini yansıtmış durumda. Sürat, kararlılık, denge ve teknik bir son vuruş. Maçın özetini izlemek isteyenler için yazının sonunda vericem. 

Pione Sisto 19 yaşında, geleceğin önemli yıldız adaylarından bir tanesi. 2017 Haziran ayına kadar Midtjylland ile sözleşmesi olan Sudan'lı oyuncunun mutlaka takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Piyasa değeri 500 bin Euro civarı olan Sisto ilerleyen dönemlerde bu fiyatını üst seviye rakamlara çekebilir.