11 Aralık 2014 Perşembe

Alexander Milosevic


Alexander Milosevic, 30 Ocak 1992 İsveç, Rissne doğumlu.. Babası Sırp vatandaşıyken annesi İsveç'li fakat Fin kökenlerini taşıyan bir aileden gelmekte. Anne babası ufak yaşta ayrılmışlar. Kendinden büyük iki abisi bulunmakta. Milosevic, futbola 5 yaşında oturduğu yere 100 metre mesafede olan Rissne IF kulübünde başlamış. 8 yaşına kadar burada spor okulu eğitimi alan Milosevic, Vasalunds takımına geçiş yapmış. İlginç gelecek fakat 15 yaşına kadarda eğitimini forvet üstüne almış ve arada orta sahada görev alması dışında genelde forvet oynamış. Kendiside bu anılarını anlatırken şöyle bir demeç vermişti. ''15 yaşıma kadar forvet oynadım, küçük olmam iyiydi çünkü Brommapojkarna'da oynayan John Guidetti daha iyiydi.'' Defansa devşirilme fırsatının iyiliğinden bahsetmeye çalışmış.. Vasalunds A takımına yükseldiği döneme yakın bir zamanda kadar kötü bir süreçten geçmiş, takımdan kopma noktasına gelmiş fakat babasının tutumuyla eski formunu yakalayarak 1. takıma yükselmiş. Tabi 17 yaşında prof olan ismin defansa devşirilmeside o süreçle birlikte başlıyor. Önce merkez orta saha pozisyonunda görev verilirken ardından savunmaya çekiliyor. Vasalunds'ta 2 yılda 24 maçta 5 gol atan Milosevic kısa sürede önemli takımların dikkatini çekiyor,

Milosevic için futbol adına herşeyin yoluna girmeye başladığı dönemde, 1 Ekim 2009'da şok bir haber alıyor. Üvey kardeşi Mathias evinde ölü bulunuyor. Mathias, herşeyini paylaştığı ciddi dostluk kurduğu kardeşiydi. ''Beraber büyüdük, iyi bir arkadaştık. Futbol konusunda çok yardımcı oldu. Her maçımdan önce arar başarı dilerdi.'' diyerek sevgisini dile getirmişti. Bu şoku atlatmasına futbola sarılmasının yardımcı olduğunu söylerken kardeşinin adını taşıyan bir anıt dövmeyide vücuduna yaptırıyor.  Fotolardan anlaşılacağı gibi Milosevic köklerine çok önem veren bir isim. Futbolu ailem için oynuyorum, sonuna kadar mücadele ederim, sahada herşeyimi veririm diyerek kafa yapısını gösteriyor. AIK'e katıldığı 2011 yılındada Celtic, Fiorentina gibi takımların deneme idmanlarına tutuluyor. Beğeniliyor fakat oraya gidip kaybolan oyunculardan olmak yerine İsveç'te kalarak oynamayı seçiyor. Bu arada AIK'e gitmemesi konusunda çok ısrarcı olunmuş fakat Stockholm ekibini seçmeye karar vermiş. 2008 yıllarında normalde Sırbistan u17 Milli formasını giyen Milosevic, Hans Lindbom'un davetiyle İsveç genç Milli takımına davet ediliyor ve kulüpte oyunuyla patlama yapınca vakit kaybedilmeden 21 yaş altı takımına çıkarılıyor. Thiago Silva, Pique gibi isimleri örnek alırken arkadaşları ve hocaları oyun tarzını Pique'ye benzetirmiş ve özellikle hocaları onun seviyesine çıkabileceğini söylerlermiş. Zaten o patlama dönemlerinde Avrupa futbolunun önemli kulüpleri takibe almıştı. Juventus, Milan, Liverpool, Arsenal, Tottenham akla ilk gelenler. 2011'den bu yana 80'e yakın Allsvenskan maçı oynayan ve 4 gol-4 asist yapan Milosevic, bu yıl İsveç u21 takımıylada önemli başarılar yakaladı. Fransa'yı saf dışı bırakarak organizasyon şansı elde eden takımın içinde yer aldı. Ayrıca İsveç A Milli takımının Ocak'ta yapacağı Abu Dhabi kampı içinde davet aldı. En yakın dostu John Guidetti ve Sırbistan'dan oda arkadaşı eski Heerenveen'li Filip Djuricic ile iyi anlaştığını belirten Alexander Milosevic'in geçmişinden kalan güldüren hatırlardan biride 2011'de yılın oyuncusu töreninde Zlatan ile foto çekilmek istemiş fakat yıldız oyuncuyu yakalayamaması olmuştu. O organizasyondada lige yeni yükselip parlayan oyuncu kategorisinde ödül almıştı. 

Özellikler 

Milosevic'in İsveç basınına verdiği röportajları okurken bir soru dikkatimi çekti. 17 yaşına kadar forvette görev almasının defansif açıdan ne gibi artıları yada eksileri oldu ? Milosevic bu durumun teknik ve oyun görüşü olarak büyük bir artı kattığına inanıyor. Modern bir savunma olması yönünde avantajı olduğu görüşünde. Olumsuz olarak ise bu pozisyonda ufak yaştan itibaren devamlılık kazanmadığı için kendimi sürekli geliştirmem gerektiğini düşündüm demiş. Yani erken başlamamanın sıkıntılarını bir nebze yaşamış..Zamanında Milosevic'e olan ilgiyi takip ederken takımların hep neden adım atmadığını merak ederdim. Hatta yanılmıyorsam bir dönem bosman seviyesine gelmişti ve yine bir kulüp çıkıp imza attırmamıştı. Belkide kulüplerin büyük kısmı bu pozisyon geçişinin daha üst sınıf liglerde sırıtabileceğini düşündü ve hamle yapmak adına bu zamana kadar bekledi..Bilemeyiz..(Aslında Werder Bremen'in bir hamlesi oldu diye dedikodular hatırlıyorum fakat AIK'ten geri dönmüştü sanırım.) Kendisininde söylediği gibi teknik bir stoper, korkusuzca oyun kurar, topu çok iyi yönlendirir. Bir forvette olması gereken teknik yönün avantajları... Sağ ayaklıdır ama soluda fena değildir. Pozisyon içinde sağı kullanamayacağı durumlarda solunu etkinleştirir. Hatta bunu top çalarkende kullanır (yazı sonunda bunu gösteren bir vine atıcam).. Adam markajı ve buralardaki ilk müdahaleleri iyidir, kolay kolay havadan top vermez. Hücumda kornerlerde iyi bir koz olarak kullanılabilir. Uzaktan kuvvetli şutlar atar.. Sundsvall'a attığı gol unutulmazlar arasına girmiştir. Oyun karakteri olarakta saldırgan bir yapıda olmasına rağmen fazla kart görmez. Kariyerinde gördüğü kırmızı kart sayısı 2. Birisi Süper Kupa finalinde, diğeride Allsvenskan'da Syrianska maçında yaptığı çok sert müdahale ile gelmişti. Az kart görmeside biraz olsun ilk müdahalelerdeki başarısını gösterir bir özellik..Pozisyon alma konusunda hala ufak tefek hatalar yapabiliyor, hedeflenen seviyelere hazır hale gelebilmesi adına gelişimini sürdürmeli, üstüne çalışmalı. Ayrıca koşu gerektiren pozisyonlarda dayanıklılık gücü kısıtlıdır. Uzun stoper için normal bir durum olarak görebiliriz ama geliştirirse daha özellikli olabilir. Genel olarak Milosevic'in 3 yılda çok iyi gelişim gösterdiği ise bir gerçek..Üstelik kariyerinin başında onu yavaşlatan bir sakatlık geçirmişti..

Transfer Durumu

Milosevic'in AIK ile olan kontratı 2016 sonunda bitiyor. Ocak veya en kötü yaz transfer döneminde Avrupa'nın farklı bir ligine adım atması bekleniyor. Güncel haber olarakta Sporting Lisbon'un ciddi şekilde Milosevic ile ilgilendiği basına yansımaya başladı, iki kulüp arasında ücret sorunu söz konusu. İsveç Milli takımına adım atan, u21 formasıyla güzel işler yapan yetenekli isim için istenen tahmini bonservis ücreti 1.5 milyon euro civarında. Milosevic, Türkiye'de her takım için iyi bir yatırım olabilir. Potansiyeli yüksek bir isim ve ligimize kolayca uyum sağlayabilir. Hak etmeyenlere milyonlarda euronun akıtıldığı bir sistemde böyle isimlere bu paraları vermek tutmasa bile çok değil. Ucunda büyük bir kayıp olmaz fakat aşı tutarsa güzel para kazandırabilir. Takımlarımızın bilgisayar sistemlerinden izlemesini öneririm. Ayrıca Milosevic'in AIK'in off sezon kampında idmanları sürdürdüğünü alacak takımın Ocak kampına fit gireceğini ek olarak belirteyim. Güzel bir video ve yukarıda bahsettiğim vine sizlerle



28 Kasım 2014 Cuma

Alhassan 'Crespo' Kamara


Rapora direk 'six pack'lerle hızlı bir giriş yaptık ama Crespo'nun fitness seviyesine dikkat çekmek adına önemli. Günümüz futbolunda çoğu oyuncu fiziksel kuvveti sadece futbol ve kamp dönemlerinde yaptıkları yükleme kondisyonlarla kazanıyorlar. Ayrıca fitness çalışan ve belli bir seviyeye ulaşan oyuncu bulmak zor bir iş. Fitness, dayanıklığı-esnekliği ve gücü arttıran bir spor dalı. Futbolculuk temelinizde bu yanlar varsa üstünüze koyduğunuzda farklı bir yapının oluşacağı kesin. Alhassan Kamara, 13 Ocak 1993 Sierre Leone'nin Freetown şehrinde dünyaya gelmiş. Ülkesinin yaşadığı iç krizden dolayı futbolu öncelik haline alamadıkları bir dönemden çıkarak bu noktaya gelmesini açıklamalarından anladığım kadarıyla bir şans görüyor. 'Crespo' lakabı ise arkadaşları tarafından takılmış. Aslında onu hedef almazdım ama söylendikçe hep onun gibi büyük bir oyuncu olabilirim diye kendimi alıştırmaya başladım diyor. Futbola bir dönem Bursaspor formasıda giyen Teteh Bangura ile şu an Balıkesir'de oynayan Khalifa Jabbie'nin de yetiştiği Kallon'da başladı. Onu İsveç futboluna tanıtan takım ise Boden. Orada 10 maçta attığı 5 golle dikkatleri topluyor. Aslında o dönemde sadece takip eden İsveç takımlarıda değil. Arsenal ve Hull, Alhassan Kamara'yı takip eden takımlar arasında fakat çalışma izni problemi girişimlere engel olmuş. Boden'deki başarılı performansı sonrası İsveç'ten ciddi talipleri oluyor fakat Teteh Bangura'nın tavsiyesiyle AIK'i seçiyor. O dönem AIK'te şef scoutlık yapan ve şu an sportif direktör pozisyonunda olan Björn Wesström'ün onun için yaptığı yorum ;'' Crespo'nun gelişmiş bir vücudu var ve patlayıcı potansiyele sahip. O tam bir teknik tasarıma sahip, yarım dönüş koşularıyla oyunu derinleştirebildiği gibi sırtı dönükte çok iyi top tutuyor.'' demişti. AIK'te bir türlü 11'de şans verilmeyen Crespo kendini Orebro'da buldu diyebiliriz. Superettan'da forma giydiği 12 maçta 6 gol atarken bu yıl Allsvenskan'da 14 gol, 1 asistlik performansıyla takımı taşıyan isimlerin başında geldi. (ilk 14 maçta sadece 4 defa kenardan geldi)

Özellikleri 

Crespo, 1.80 boyunda sağ ayağını kullanan sprinter bir forvet. Fitness gelişiminden bahsetmiştik, Yanda durumu daha net gösterecek bir fotoğrafta göreceksiniz. Yüksek gövde kuvveti ayaklarının üstüne çok iyi basmasına ve genelde bu tip oyuncularda gözükmeyen sırtı dönük oyunu iyi oynamasına sebep olmakta. Bu sezon Allsvenskan'da oynadığı bir çok maçta kendisinden iri stoperlere karşı iyi savaştığına şahit olduk. Kısa mesafe patlayıcı koşuları ve ani hızlanmaları çok iyi olan Crespo'nun bu koşuları yaptığı pozisyonlardaki dengeside yüksek. Bunuda omuz omuza temaslarda gücünün kullanarak yıkılmamasına borçlu. Pozisyona çok rahat giden Kamara'nın bir önceki oyuncu raporunda yer verdiğimiz Boli'ye göre farkı son vuruşlarda yaşadığı zaman zaman stres problemi. Aslında genelde net vuruşlar yapar ama bazende çok kolay pozisyonları bitiremeyebiliyor. Uzun metrajlı şutları vasattır belki ama özellikle 18 içerisinde yakaladığı fırsatlarda topa kuvvetli yön verir. Klasik bir sprinter gibi 3. alanda rakibe yaptığı baskıda iyidir ve buna göre iyi pozisyon alır. Defansif anlamda en büyük farkı bu kısımda yaratır fakat set oyununada mümkün olduğu kadar ayak uydurur. Zaman zaman onu 2. bölgede alanı daraltarkende görebiliriz. Çalışkan bir oyuncudur. Alhassan Kamara'nın 150-200 bin euro civarında bir bonservis bedeli bulunmakta. Yine pazarlamayı seven PTT 1. Lig takımları için iyi bir koz olabilir. Transfer durumunun sonuna kadar incelenmesi gerektiğine inanıyorum. Üstelik yine AIK takımının çıkardığı Karikari-Lalawele gibi isimlerin lig performanslarıda ortada.  Bir takımımızın gündemine girerse geniş bir görüntü-analizi de sizlere sunarız. Gerek defansif yönleri gereksede ofansif yanları açısından..




27 Kasım 2014 Perşembe

Franck Boli


Franck Boli, 7 Aralık 1993 Fildişi doğumlu. Abidjan'da dünyaya gelmiş. Babası Basile Boli'de Fransa Milli formasını 45 defa giymiş, Auxerre-Marsilya gibi takımlarda yakaladığı istikrarla Fransa futboluna adını altın harflerle yazdırmış bir isim. Amcası Roger Boli'nin Lens'te oynadığı dönemde Fransa Lig 1 gol krallığı ünvanı olduğunuda belirtelim. Önceden yaptığımız oyuncu analizlerinde aileden futbol terbiyesine sahip olmanın çok özel bir durum olduğundan bahsetmiştik. Buna göre bir yönlendirilme şansınız ve ufak yaştan itibaren bir kültür edinebilme ihtimaliniz artıyor. Ailesel etkenin en büyük göstergeside Boli'nin Fildişi efsaneleri arasında gösterilen Joel Tehi'nin formasyon merkezinde eğitim alması diyebiliriz. Boli, 6-7 yaşlarındayken daha büyüklerle oynama şansı edinmiş. Yetenekleriyle ön plana çıkarmış ve iyi bir oyuncu olabileceği söylenmiş. Abidjan'a gözlemcilerini gönderen Norveç'li yetkililer bir turnuva ayarlamışlar ve 15 yaşındaki Boli'de bu organizasyonda dikkat çeken yetenekler arasındaymış. 

2011'in sonlarından itibaren Stabaek'in genç takımında denensede prof imzayı 3 Ocak 2012'de atıyor. Çok iyi hatırlıyorum, o zaman bu transfer olduğunda oyuncunun adam akıllı bir özgeçmişi bile yok diye şaşırmıştım ve belkide eleştirmiştim. Boli çok sıkıntılı bir anda Stabaek kadrosuna katıldı. 2008'de Tippeliagen şampiyonu olsada ekonomik sorunların kulübü çevrelediği bir kulüptü Stabaek. Daha 1-2 yıl öncesine kadar kulübün forvetini Daniel Nannskog, Gunnarsson gibi belli dönemlere damga vurmuş isimler yer alırken Boli'nin sırtına bırakılan yükü tahmin etmek zor olmasa gerek. Tabi genel anlamda sıkıntılıydı Stabaek kadrosu ve vasat ekiple Tippeligaen'e tutunamadılar. Boli ilk sezonunda ligde 28 maçta forma giyerken 5 gollük bir performans sergiledi. Maç temposu/tecrübesini kazanması adınada aynı zamanda B takımında 10 maçta oynadı ve 7 gol attı. Stabaek, 1. Lige daha derli toplu bir  yapıyla başladı. Kulüp ekonomik olarak nefes almak için genç yapısını bozmamaya çalıştı. Telenor gibi büyük bir mali yükümlülük getiren stadyumdan kaçıp Nadderud gibi vasat bir stadyuma geçtiler. Luc Kassi, Fredrik Brustad gibi gençlerle beraber daha tecrübe kazandığı bir sezondu. Aynı yapıdan Mads Stokkelien gibi farklı takımların gündemine aldığı bir yeteneğide çıkarmışlardı. A ve B takımlarında attığı 15 gol sonrası takımla beraber özgüven kazanmış bir Boli'yi izleyecektik. Boli, 2 yıllık tecrübe kazanma sürecinden sonra çok kritik bir yıla başlamak üzeredeydi. Bob Bradley'i hocalıpa getiren Stabaek, MLS kulüpleriyle ciddi çalışmalar içerisine girdi ve takımın gelişimi adınada bu çok önemliydi. Geride bıraktığımız sezonda Stabaek ligin göze hoş gelen futbolunu oynarken Boli'de 15 golle sezonu damgasını vuran isimlerden oldu. Tabi bu performansta takıma büyük bir ofansif hareketlilik kazandıran Bob Bradley'in payı fazla. Geldiği ilk günden itibaren takıma ofansif karakterli futbol oynattı ve bir an olsun bu görüşünden vazgeçmedi. Sezon içerisinde Brustad, Thorsby gibi yetenekleri Avrupa'nın çeşitli liglerine pazarladığı gibi Boli, Kassi gibi isimlerin gelişimdede önemli bir rol oynadı. 

Özellikler

Boli, 1.80 boyunda zıplama özelliği orta seviyenin üstünde olan bir oyuncu. Kafayla müthiş top indirme özelliğine sahip değildir belki fakat 10 topun 8 tanesinde ikili mücadeleye girer ve rakip stoperinde ilk müdahaleyi yapmasını zorlaştırır. Dayanıklılık ve gücününde yüksek oluşu ikili mücadelelerde ayakta kalmasını sağlar. Aynı zamanda dengeli bir oyuncudur. Golcü kimliği açısından en önemli özelliği ise sprinter bir oyuncu oluşu. Bu açıdan ülkemizde Karabük ve Fenerbahçe formalarıda giyen Emmanuel Emenike'ye benzetilir. David Accam yada Mathis Bolly gibi İskandinav futbolunun içinden geçmiş, olan oyuncular gibi ekstra bir sprinter değildir belki ama futbol düzeyinde fark yaratmasına yetecek durumdadır. Atletizminin iyi olmasının faydalarınıda çok fazla görmüştür. Defansif açıdan ise set oyuna çok büyük katkıları olan bir oyuncu değil. Önde doğru pozisyon aldığını söyleyebiliriz ve buna bağlı olarak yaptığı en önemli iş gezici rolde olduğundan ve süratine güvendiğinden 3. alan baskısıdır. Diğer özellikleri defansif açıdan vasat. Ayrıca pozisyona girme ve bitiriş olarakta istatistik tutmasamda tahminimce iyi bir yüzdeye sahiptir. Son vuruşu yaparken genelde sakin gözüküyor. Bazı iyi yönlerini gösteren görüntü-analiz sunalım.


Brann deplasmanında Boli yüksek topta önce 2 rakibini bozuyor. Ardından merkezden tekrar kafayla yükseltilen ilk topta pozisyon alışı ortada. Top onun bölgesine yaklaştığında ve yanındaki arkadaşı sektireceği anda savunma arkası koşusuna başlıyor. Süratiyle rakibini geçtikten sonra tersten gelen stoperi tabiri caizse pazara gönderip sakin bir vuruşla golü yapıyor.


Burada ise orta sahada topu alıp hücuma taşıyan isim. Ceza sahası yakına geldiğinde Odds BK ön liberoları baskıya geliyor ve Boli doğru anda sağdan bindiren bekinin önüne topu atıyor. O ise 6 pas içerisine kararlı bir koşu yapıyor. Nitekim gelen güzel ortayıda kafa ile tamamlıyor. Oyunu hızlandırma - dağıtım ve bitirişi gösteren önemli bir an..


Rosenborg deplasmanında Stabaek savunması topu ileriye şişiriyor. Stoperi sırtına alan Boli yukarıda belirttiğimiz gibi direk müdahale etmesede markaj edeni bozuyor ve topun açık alana düşmesini sağlıyor. Arkadaşı Brustad çok doğru bir pas veremesede süratini konuşturan Boli ceza sahası içine kadar gidiyor ve sade vuruşla maçı koparan golü atıyor. 

Zamanında Stabaek'in kulüp yapısına göre Boli transferini anlamsız buluyordum hatta zaman içerisinde kötü takımda onuda eleştirmiş olabilirim (tam hatırlamıyorum) fakat 2 yıl içinde geçirdiği gelişimde ortada. Özellikle bu yıl çok olgun, görevini yapan ve istikrarlı bir oyuncu haline geldi. Boli, üst seviyelere çıkabilecek bir potansiyelde oyuncu değil belki ama uyum sorunu yaşamazsa özellikle PTT 1. Ligde iş yapabilecek bir yabancı. Bu tip golcülerin yıllardır 1. Ligde estirdiğini düşünürsek Boli'de denenebilir bir isim. Belkide uyum sağlar ve gelişim gösterirse alabilecek takımada güzel bir para kazandırabilir. Ligin aranan tarzda golcüsü olabilir. Henüz 20 yaşında olduğunu unutmamak gerek. Piyasa değeride 300 bin euro civarında. Tippeligaen gol krallığında ilk 5'te yer almış bir isim için oldukça düşük miktar diyebiliriz. İlgilenenlere..







26 Kasım 2014 Çarşamba

Viljar Vevatne


Viljar Helland Vevatne, 7 Aralık 1994 Stavanger doğumlu. Doğduğu şehirden ayrılmamış genç bir kardeşimiz. Futbol yaşantısını sürdürdüğü gibi Stavanger Üniversitesi'nde Endüstri Ekonomisi alanında eğitim almakta. Futbol dışında ekstra bir alanda kendini geliştirmeside önemli, Milli takım seviyesine yükselip, ülke futbolunda adından söz ettirmeye başlayan isimlerin Beden Eğitimi okuyup eğitim hayatını diploma ve direk aldığı lisanslara bağlamasıda gördüğümiz bir gerçekken gelişim açısından etkileyici bir durum olarak duruyor. Kjell Jonevret, Kuzey'de sevilen bir futbol karakteridir. Sistemli çalışmaya ve eldeki imkanlarla en iyisini sunmaya özen gösteren bir koçtur. Vevatne'yi de Norveç futboluna hazırlayan isimlerin başında geliyor. Vevatne alt yaş kategori eğitimlerinide Stavanger'de alırken en ciddi eğitiminide haliyle şehrin en büyük takımı diyebileceğimiz Viking'te aldı. 2012'den itibaren 19 yaş altı takımı ve B erkek takımında forma giymeye başlayan yetenekli bek Norveç 18 yaş altınada davet aldı.  İlk milli maçınıda İskoçya karşısında oynarken 90 dakika sahada kaldı. 2012 yılı içerisinde 5 defa Milli formayı terletti. O kadronun içerisindede şu an Molde'nin yıldızlarından olan Mohamed Elyounoussi'de vardı. Alt takımlarda ofansif katkısını sürdürmeyi devam eden ve skora katkı yapan Vevatne'nin bir sonraki yıl yeni durağıda u19 Milli takımı oldu. Bir üst Milli kategoride de 7 defa forma buldu. Viking A takımına dahil edilmeyen Vevatne ücretsiz olarak Bryne takımına verilirken orada direk forma şansı buldu. 23 maçta forma giyerken 4 gol, 5 asistlik performanslada ligin dikkat çeken yeteneklerinden biri oldu ve 1. Lig'in 11'ine aday gösterildi. 

Geçmiş yıllarda 1. Lig, eski adıyla Adeccoligaen'de sezon içerisinde 90 dakikasını izlediğim maç sayısı düşük seviyede kalırdı. Geniş özetler önceliğimiz olurdu. Nedenide Kuzey futbolundaki büyük liglerle çakıştığı içindir. Federasyonun fikstürü biraz daha genişletmesi, tv yayın ağını özellikle son 2 yılda arttırması ve benimde bu yıl fırsat bulmamla epey maç izleme şansım oldu. İşi geniş özetlerin bir tık üstüne attık ve performansını merakla takip ettiğim bazı isimleri dilediğimizde maçların genelinde takip ettik. Görüntü-Analiz yapamıyorum, çünkü Wyscout yada İnstatfotball tarzı programlar kullanmıyorum ve bu ligi tekrar izleyebileceğim ''free' bir sosyal paylaşım ağı yok. Sol bekte görev alan Vevatne, hücum tarafı çok yüksek bir isim. Korkmadan ofansa katılan ve etkileyici performans sergileyen bir oyuncu. Top tekniği yüksek ve ani koşuları can yakabilecek seviyede bir oyuncu. Korkmadan şut atmayı sever, etkili ortalar açar. 1,80'dan fazla boya sahip bir bek, ilk Viking A takım denemelerinde özellikle fiziksel açıdan yetersiz bulunduğunu okudum fakat Bryne A takımıyla oynadığı süreçte fiziksel anlamda gelişim gösterdi. Tippeligaen seviyesine geldi diyebiliriz. Norveç futbolunda çok beğendiğim potansiyelli sol bek Thomas Grogaard ile aynı dönemde Milli formayı giydiler. Normalde sol bektir fakat Grogaard ile beraber sahada olduğunda sağ kulvarıda kullanmışlığı vardır. Sertliği dozunda uygular, bu sezon sadece 1 sarı kart gördü..Vevatne, Martin Linnes'i çok andırıyor. Benzer özelliklere sahip olduğuna inanıyorum. Aldığı temel eğitim ofansif yönünü kuvvetle öne çıkarıyor ve Avrupa futbolunun temelinin beklerde en büyük sıkıntısıda bu. Eğer Linnes gibi defansif dengesini geliştirir ve fiziksel-zihinsel gelişimde üst seviyelere çıkabilirse şu an 50 bin euro civarında gezen bonservisinin 1 milyon euroları görebileceğini söylemek zor olmasa gerek. Tabi bunu söylemek adına çok erken, üst seviyelerin kalitesi paralelinde sıçrama gösteremezse bu seviyedede kalabilir fakat onda bir potansiyelin olduğu gerçek..Bu yüzden mutlaka takip edilmesi gereken bir isim. Beklenen aşamayı kaydederse farklı kulvarlardaki takımlar girişim yapmadan önce bizlerin hareket edebilmesi adına...

3 tanede vine hazırladım Vevatne için



17 Ekim 2014 Cuma

Celso Borges

Yazının devamında bir orta sahadan çok daha fazlasını okuyacağınıza emin olabilirsiniz. Ocak ayından itibaren Avrupa futbolunun üst sınıf liglerinden birinde koşturacağınıda söyleyebiliriz. Uçuk bir bonservisinin olmayacağınıda az çok tahmin edebiliyorum. Sonda söyleyeceklerimizi baştan dile getirdik. Blogta oyuncu raporlarında belli kıstaslarımdan birisi yaş, 25 barajını aşmamaya çalışıyorum fakat Borges yukarıda söylediğim nedenlerden dolayı ilgilenilmesi gerekilen bir oyuncu olduğundan listemin sınırını genişletip dahil ediyorum. Borges Kimdir ? sorusuna gelelim. 

Borges, 27 Mayıs 1988 - San Jose doğumlu. Babası Brezilya'lı, 1 kardeşi var. Babası Brezilya vatandaşı olabilir belki ama futbol yaşantısının büyük kısmını Kosta Rika sınırlarında geçirmiş tam bir futbol adamı. Bahsettiğimiz isim Alexandre Guimaraes, Kosta Rika'da ona saygıyla bakıldığını araştırıp bulduğum yazılarda okudum. Alexandre'nin geçmişinde Saprissa'da futbol oynayıp, hocalık yaptığını hatta bir dönem Kosta Rika Milli takımını çalıştırdığını görüyoruz. Futbolu bilen bir aileden gelmek çok önemli. Üstelik böyle bir babanın oğluysanız futbol terbiyesi edinmeniz daha kolay ve buda akranlarınızdan sizi ayırabilecek önemli bir nokta. Borges, babasının eski takımı Saprissa alt yapısında futbol yaşantısına başlar. Daha genç yaşta Kosta Rika efsanesi Don Juan Varela'dan eğitim almış. 2006'da Saprissa'da A takıma çıkar, zamanlada forma giyer fakat onun Avrupa scoutlarının radarına girmesini sağlayan 2005 Fifa u17 Dünya Kupası, attığı gol ve oynadığı futbolla beğenileri toplamıştı. O turnuvada Türkiye'de Dünya 4.sü olmuş Nuri Şahin, Onur Kıvrak, Caner Erkin, Aydın Yılmaz gibi isimler forma giymişti. Sağlam yeteneklerin çıktığı bir turnuvaydı diyebiliriz. Kulüpte forma şansı buldukça yetenekleri iyice ön plana çıktı ve u20 ile Dünya Kupası tecrübeside geçirdi. Kosta Rika'nın, namı değer Tico'nun en büyük yıldız adaylarından Borges, bir anda Fredrikstad'ın listesine girdi ve transfer kısa süreçte sonuçlandı. Aristokratlar lakaplı Fredrikstad şu günlerde çok iyi durumda olmayabilir fakat Norveç futbolunun önemli değerlerinden biri ve nezih bir şehirdir. O yüzden Borges'in yaptığı ilk tercih 'Yaşam olarak' doğru oldu diyebiliriz. 

Bu transferinde o dönemde sadece 125 bin euroya tamamlandığını belirteyim. Orada gönülleri kısa sürede kazanan ve takımın 1 numaralı oyuncusu durumuna gelen Borges, yüksek performansı sonrası Stockholm'ün ve İsveç'in en büyük takımlarından AIK'in dikkatini çekti. İbrahim Moro ile ilgili yazdığım geçmiş yazıda onların scouting hareketlerinden bahsetmiştim. Gözlemleri arasında Borges'in olması çokta şaşırtıcı değil. Fredrikstad'tan alınan Borges, Norveç'ten İsveç'e geçişte uyum sorunu yaşamadı. AIK'te de iyi işler yapan ve takımın kilit ismi haline gelen Borges Avrupa'nın üst sınıf liglerinden takımlarının gündemine girmiş durumda. Allsvenskan başarısının yanı sıra özellikle geride bıraktığımız Dünya Kupası'nda takımıyla beraber gösterdiği başarılı performans bu ilgideki en büyük etken. Futbol terbiyesi ve istikrarı olan, çok ciddi bir Milli takım tecrübesi olan, saha içinde dinamo rolünü üstlenen bir ismi herkes ister.

Roller, Artılar-Eksiler

AIK, bu yılın genelinde Celso Borges'i 8 numara olarak kullandı. AIK'te 10 numaralı formayı giymesi şaşırtmasın. Zorlanırsa bu roldede oynar ama fiziksel dezavantajları var. Özellikle bacak uzunluğu en büyük sıkıntısı. Fredrikstad'ta oynadığı dönemde genelde 2. forvet pozisyonunda görev alıyordu. Özellikle son Tippeligaen sezonunda (2011) şu an Norveç Milli takımının yıldızı olan Hoffenheim'lı Tarik Elyounoussi ile çok iyi bir ikili olmuşlardı. Ara ara AIK'te de bu role büründüğünü gördük.. Oyunun en büyük özellikleri ; çok sakin, panikten uzak olması - oyun okuması - topa hakimiyete, topla alınan mesafe ve dağıtım. 1.90'a yakın bir oyuncu için yeterince hızlı ayaklara sahip olduğunuda söylemek yanlış değil. Bazen bakarsınız orta sahada hücum prese başlar, bazen bir kesici rolü üstlenir (azda olsa 6 numara rolüne girer), bazen bir ön libero gibi en geriden oyun kurar, çok ince paslar atabilir ve hiç beklenmedik anda ceza sahası içinde pozisyonda bitebilir. Etkileri şutları olduğunuda hatırlatalım.Sıkıntılarından biri pres yaptığı bazı anlarda bel dönüşleri çok iyi olmadığı ve bacak boyu uzun olduğu için alan kaybı yaşayabilmekte Aslında hedefi yanında oynadığı liberoya destek ama risk oluşturabiliyor. Burada da ana kesicinin iyi pozisyon alması ve ilk müdahalelerinin yüksek güvende olması gerekiyor. İyi bir 8 numaranın sade, arada özel işler yapıp kendini hatırlatan ve oyun içerisinde aktif bir isim olmasını istersiniz. Borges bu role uygun bir isim. 10 numara yada 2. forvet diye düşünmeden öncelikli olarak bu bölgede kullanmalı fakat yazı girişinde söylediğim gibi daha fazla rolede girebilmekte. Bazı maçlarda oyun içi kopukluklar yaşadığını düşünebilirsiniz fakat AIK'in sezon içerisinde kopuk kopuk oynadığıda izleyenlerin söyleyebileceği bir gerçek. Sisteminiz sürekli değişiyorsa ve yanınızdaki oyuncularla oynamalar yapılıyorsa elbet bir noktada verim düşüyor. Oyun karakteri daha oturmuş bir takımda böyle bir sorunun olmasınıda beklemiyorum.

Son transfer döneminde Borges'in Evian'a transfer olacağı iddaa edildi. Hatta bu durum doğrulanırcasına Borges bir iç saha maçındada oynatılmadı (1-0 biten Hacken maçı diye hatırlıyorum) fakat transfer gerçekleşmedi. Borges'in sözleşme bitimine 1 yıl kaldı diyebiliriz. 2015 sonunda AIK ile yolları ayrılacak. Stockholm ekibide böylesine bir isimden para kazanmak isteyecektir. Borges'in yaklaşık 2 milyon euro civarı bir paraya transfer edilebileceğini söyleyebiliriz. Evian'dan sonra Charlton'ın devreye girdiğide iddaa ediliyor. Böylesine oyun içi alternatifi olan ve ana rolünün hakkını veren bir isim ile ilgilenmek gerekir. Kısa vadede, Hedef Transfer - Düşük bonservis bedeli - Beklenen katkı üçgenine uyan bir isim.


16 Ekim 2014 Perşembe

Mohamed 'Moi' Elyounoussi

Elyounoussi ailesi belliki sağlam DNA'lara sahip. Bir dönem Tippeligaen'den Tarik Elyounoussi fırtınası esmişti. Onu hala Norveç Milli takımda izliyoruz fakat artık Almanya Bundesliga'da top koşturuyor. Şimdi onun yerine kuzeni Mohamed Elyounoussi Tippeligaen sahnesinde. Bir tanesi takım oyuncusu, yeteneklerini bu yönde kullanıyor. Diğer ise büyük yetenek, adeta bir top cambazı. Farklı dönemde iki Elyounoussi'yi izlemekte benim için ayrıca özel. Mohamed Elyounoussi, 4 Ağustos 1994 Fas, Al Hoceima doğumlu. Norveç'te ilk ciddi eğitimini Sarpsborg alt yapısında alırken A takımada 2011 yılında yükseltildi. Odds karşısında 10 dakika şans buldu. İlginç olan o 16 yaşında Tippeligaen forması giyerken abisi Tarik'in 23'lük delikanlı olarak Fredrikstad kaptanlığını yapıyor olmasıydı. Hatta o dönemdeki maçta karşı karşıya oynayacakları konuşulsada beklenen olmamıştı. A takıma yükseldiği sezon Norveç 17 yaş altı Milli takımındanda davet aldı. Geçmişte 15 yaş altı oynamışlığıda vardı. O sezon Sarpsborg küme düştü belki ama dönüşü hemen oldu. Tabi başroldede Mohamed Elyounoussi vardı. 

Moi'yi bu seviyeye taşıyan isim şüphesiz Brian Deane.  Premier Lig'in efsane olmuş isimlerinden tecrübeli hoca hiç şüphe duymadan ona formayı verdi. Sarpsborg'u geçen sezon Tippeligaen'de tutan performanslardan başrol Elyounoussi'ye ait. Viking maçında yaptığı şovları kuzeni Tarik'te izlemiş, maçtan sonra hocası Deane onu Ronaldo'ya benzetmişti. Tabi Norveç basınıda boş durmadı ve hemen bu açıklamaların üstüne fotoyu yapıştırmıştı. Gerçekten özel oyuncu mesajını veren Moi'ye yıl sonunda Molde talip oldu. Solskjaer döneminin kapandığı Skullerud'un göreve geldiği zamanlarda transferi için girişim yapıldı ve 1 milyon euro civarı bir paraya transfer bitirildi. Brian Deane'nin bu transferden haberi olmadığını ve Sarpsborg yönetimini aceleci olduğu için üstü kapalı eleştirdiğini hatırlatalım. Gelişimi ve kulübün daha fazlasını kazanması açısından kalmasından yanaydı. Yıldızı keşfetmek orada scouting işleri sağlam yapıldığından zor değil, yerel yetenekler dışında zaten bölgede bir çok göçmen var ve bunlar içindede önemli yetenekler çıkıyor. Önemli olan eldeki malzemelerden çorba yapabilmekte. Molde'de bu anlamda çok özel bir kulüp. Skullerud'u hocalığa getirip takımda önemli bir yapılanmaya gittiler ve Moi'ye hiç düşünmeden önemli roller biçtiler. Neden ? diye bir soru gelirse ; cevabıda Skullerud, Norveç 21 yaş altı takımını çalıştırırken çok yakından tanıdığı, çalıştığı bu isme şüphe duymadan güvenebildi. Yıldız isimde gösterdiği performansla takımının şampiyonluğa ulaşmasını sağladı ve hocasının yüzünü kara çıkarmadığı gibi bir çok kulübü peşine taktı, Tippeligaen'in bitimine 4 hafta kala 12 gol, 4 asistlik performans gösteren Moi takımının en golcü ismi. Kupadada 3 gol atarak finale kalınmasında ciddi bir pay sahibi oldu. Stabaek'i eledikleri maçta attığı golden sonra yaptığı Ronaldo sevincide ona özendiğini bir göstergesi. Büyük yıldız adayının girebileceği rollere bakalım...

Pozisyon Analizleri


Molde'de klasik 4-4-2 formasyonuyla oynayan bir takım. Solskjaer döneminde 3'lü merkez orta saha/forvet yapısına döndükleri dönemler oldu, Skullerud'ta oyun içerisinde bu tarz dönüşlere başvurmuştur ama taktiksel anlamda bunların çok süreklilik kazanmadığı gerçek. 3 farklı sistem ve pozisyonda Moi'nin neler yapabileceğini konuşalım. 4-4-2 temelini uyguluyor Molde, orta sahada birikmişlik değil sahanın geneline yayılmış ve baskıya odaklı bir yapı. Bir 10 numaranın bağımlılığı yok, zaten takımda 10 numara diyebileceğimiz hiç bir oyuncuda yok. Haliyle topa pres önemli, hızlı yönlendirebilme önemli ve oyuna katacağı dinamizm ile merkezi dolduracak orta sahalar olur üstüne birde hem kıvrak hemde topa hakimiyet gösterebilen bir golcünüz varsa işler olumlu gider. Molde takımını yakından takip edenler forvet oyuncusu ve kanatların yardımıyla nasıl topa bastığını görmüştür. Moi'nin bu rolde kilit işler yaptığını biliyoruz. Hem oyunu çizgide hızlandırıyor hemde özel yetenekleriyle topla içe kat ederek oynadığı bire birlerde çok tehlikeli bir hal oluyor. Yaşının verdiği kuvvet, kendini ispat durumları gereği ara ara geri dönüşleri var ama çokta olgun bir yapıda değil söylediğim nedenlerden. Çok üst seviye top tekniği olduğu için topla oynama süreleri pozisyon içinde artıyor, top kaybı veya pozisyon kaybıyla sonuçlanıyordu. Dikkatli takip edenler sezon başında onun için twitterdan yaptığım eleştirileri hatırlayacaktır. Bu onun önemli bir oyuncu olmasına engeldiki neyseki zamanla bu sıkıntılarınıda azalttı. Arkasında ofans bekinin olması ve alanı birlikte çok iyi doldurmalarıda 4-4-2'nin klasik formatına çok uyar tarzda. 4-3-3'e gelirsek, Moi asla böyle bir yapıda merkez üçlüde görev alamaz. Fatih Terim'in Letonya macerasına benzer bu oyun tarzı ve bazı yorumcuların elle kalemize 3 gol atamazlar dediği takımlar gibi oynadığı rakipler 3'lük yapar geçer. Ama ileri üçlüde winger olarak kullanılırsa işler değişir. Üstelik arkasında büyük oranda 3 tane temel özelliğinde kesicilik olan isimler olacağından geri dönüşleri çok önem taşımıyor. Sadece önde pres yapılmasına yardımcı olsa ve orada enerjiyi arttırsa yeterli. 4-2-3-1'de ona yakıştırabildiğim rollerden birisi fakat biraz geri dönüşlerini arttırması gerekebilir. Çünkü onun arkasında oynayan bir beke yardım etmezse o oyuncunun 70-80 metreyi 90 dakika aynı güçle oynamasının imkanı yok. Örnek olarak bir Olcay Şahan gibi en azından koşularla oyuna defansif renk katabilirse çok yararlı olur. Kısa olarak şu durumdanda bahsedeyim, ne 4-3-3 nede 4-2-3-1'de 10 numara pozisyonu için Elyounoussi'yi 'henüz' yeterli görmüyorum. Öncelikli nedeni fizik kuvvetinin yeterli seviyede olmayışı, ardından açık sahada çok daha etkili olduğuna inanmam. Zor durumlarda tabiki kullanılabilir ama arkadaki iki oyuncunun alanı presle çok iyi daraltıp ona çok yakın olmaları gerekir. Moi, 3 şablondada doğru rol aldığı sürece etkili olur, tabi takım arkadaşlarının yaptıklarıda önemli. 

Transfer Durumu

Mohamed Elyounoussi'nin Molde takımına katılalı 1 yıl oldu. Kuzey takımlarının yaptıkları çalışmalardan ötürü oyuncuların ulaşacakları potansiyelleri tahmin etmekte genelde başarılı olduklarını ve buna yaklaşana kadar elden çıkarmakta aceleci olmadığı bir gerçek. Moi, fiziksel gelişimini tamamladığında şu anki fiyatlarının 2-3 katına bir ücretle Avrupa yolunu tutabilir. Transferi titizlik isteyen ama başarılırsa çok büyük bir yeteneği kadroya katma hazzı sunacak bir iştir. Onun döneminde her ne kadar Avrupa futbolunun devlerinin listesinde olsada Martin Odegaard'ın oluşuda bence bir avantaj. Gündem onun üstüne yoğunken onun kadar lige damga vuran bir diğer isim Elyounoussi'ydi. Tabi o seviye bir yıldız olamayabilir ama onunda çok önemli bir oyuncu olduğu gerçek ve gelişimini biraz onun gölgesinde kalarak sürdürmeside ücret açısından önemliydi. Elyounoussi'nin Molde ile 2017 sonuna kadar sözleşmesi mevcut, kısa vadede Avrupa'ya adım atması beklenebilir. Piyasa değerinin 3-4 milyon civarında olduğunu ve kapının buralardan açılacağını tahmin ediyorum. Fakat yeteneklerini geliştirmeye devam eder ve çalışkanlığını sürdürürse ilerleyen yıllarda fiyatını 3-4 kat seviyelerede taşıyabilecek potansiyele sahip.Takip etmekte yarar var.



Nicolai Jørgensen


Nicolai Jørgensen, 15 Ocak 1991'de dünyaya geldi. Futbol yaşantısına Skövlund alt yapısında başlarken 10 yaşında Akademisk Boldklub alt yapısına geçti ve orada 5 yıl eğitim aldı. Alt lig ekibi diyip geçmemek lazım. Kopenhag bölgesinin çok ciddi alt yapı yatırımı yapan kulüplerinden birisi. Özellikle Futbol ve Krikette oyuncu gelişimini ön plana alırlarken Hentbol ve Tenis gibi alanlardada boy gösteriyorlar. Ülke futbolunun en eski kulüplerinden olan AB'ın 9 defada Danimarka şampiyonu olduğunu belirteyim. Kulüp yapılarından Nicolai Stockholm, Mohamed Zidan, Peter Loverkrands gibi özel oyuncularında geçmiş olduğunu hatırlatayım. Jørgensen'in bu yapıdan aldığı eğitim sonrası bölgenin büyük abilerinden Brondby alt yapısına geçti ve 15 yaş altı takımında yarım sezon oynadıktan sonra AB'a geri döndü. Prof seviyeyede burada başlayan oyuncu çok kısa süre içerisinde Alman ekibi Leverkusen'in dikkatini çekti. Alman ekibinden deneme teklifi alan Jørgensen, Avusturya kampına katılıp oranın yerel bir takımına 4 gol atınca göz doldurdu. Kadrodaki tüm oyuncuların hakkında verdiği olumlu yorumlarda öz güven yaratınca performansı arttı ve Nicolai'nin Alman ekibine transferi kolaylaştı. O zaman Leverkusen'in sportif müdürlüğünü yapan Wolfgang, '' Nicolai Jørgensen ile eksik 4. forvetimizi doldurduk. O son derece yetenekli ve oyun perspektifi geniş bir isim. Yardımcı olacağını düşünüyoruz. '' yorumunda bulunmuştu. Bundesliga'da fazla oynayamasada orada yaptığı idmanlar ve çalıştığı oyuncularla oyun-bireysel karakteri olgunlaşan yetenekli isim Danimarka'ya 'olmuş' bir oyuncu olarak geri döndü. Danimarka genç milli takımının 4 seviyesinde forma giyen ve 6 kez A Milli olma onuru yaşayan Nicolai, Kopenhag ile oynadığı 51 Superliga maçında 19 gol atıp 13 asist üretti. Kopenhag'ın Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olduğu 2010 sezonunu hatırlayanlar olacaktır. O yıl takımda kilit rol üstlenen Jesper Gronkjaer'e benzer bir oyun tarzı olduğunu söyleyebiliriz. En büyük hayali ise İngiltere'de Liverpool forması giyebilmekmiş.

ROLLER

Kopenhag'ın çok uzun yıllardır sistem değiştirdiğini görmedim. Çok büyük kadrosal aksilikler yaşamazlarsa 4-4-2 formatında devam ederler ve alt yapı öğrencileri, reserve takımda buna göre dizilişle oynar ve A takıma oyuncu hazırlanır. Nicolai, 4-4-2'de merkez forvete yardımcı rolde, 2. forvet denen pozisyonda rol alabilir. Ayrıca sol kanat oynama özelliği var ama asla tam bir çizgi oyuncusu değildir. Nitekim Kopenhag'ın son yıllarda en çok asist yapan isimleri bek oyuncuları olmuştur. Genelde 4'lü orta sahanın sol ve sağında oynayan isimler içe devrilip sistemi saha içnide 4-3-3'e devirebilen oyuncular olmuştur. Bolanos, Gronkjaer, Gislason aklıma gelen en yakın örnekler. Bu isimlerin topla oynama süreleri fazla olduğundan beklerinde müthiş katkıları Kopenhag'ın yüksek topunu oluşturur. Kısacası bu rolde oynayacaksa asla tam bir çizgi oyuncusunun performansını gösteremez. Ayrıca defansif zaaflarıda var. Topsuz alanda kötü bir oyuncu değildir Jørgensen fakat geri dönüşleride ofansif olarak dikine gittiği gibi kararlı değildir. Kaçak, göstermelik baskılarla pozisyonu öldürmeye çalışır. Adam takibi düşüktür, bu mevkide oynatılır ve arkasında oynayan isim ofans beki değilse aradaki mesafe 40-50 metrelere çıkar. Haliyle o bölgede kaptırılacak toplarda risk oluşturmakta. Normal statik durumdada pozisyon kaybedebileceğinden bu mesafe uzayabilir. Örnek ile gösterelim ;

Nicolai, Esbjerg deplasmanında 4-4-2'nin solunda oynatılıyor. Normalde Bengtsson ile aradaki mesafeyi kapatması gerekir ve çizgiye yakın pozisyon alması doğru ama unutuyor. Mesafe çok geniş.
Liginde en iyi beklerinden Ankersen'in katkısı var. 
Dönüş fena değil gibi gözükebilir ama bunda etken topun yüksek seviyeden gelmesi ve zaman kaybının etkisi. Nitekim Bengtsson'un baskısı olmasa alan boş kalacaktı. Ayrıca baskı olsa dahi İsveç'li bek pozisyonunu kaybetmiş durumda.

Klasik formatta 2. forvet oynatılmasının ise avantajları var. Aralara gidebilen bir forvet değildir ama top tutma özelliğinden dolayı takımının hücuma yığılmasını ve pozisyonlar arası mesafe daraltımına yardımcı olur. Top dağıtımıda yüksek tekniği gereği iyidir. Savunma pozisyonunda ise merkeze inerek takımı bir anda 4-2-3-1'e döndürüp merkez baskısını arttırabilir. Haliyle Solbakken'in önce durdur ve sonra vur taktiği denenen uyku futbolunada yatkın bir isimdir. Kalabalık orta saha amacı taşıyabilir. Topa hakimiyeti ve kısa adımlarla rahat adam eksiltebilme özellikleri ofansif olarak çok özel bir isim olmasını sağlıyor. Nitekim attığı gol ve yaptığı asistlerin istatistikleride ortada. Bu anlamda takımın kilit isimlerinden birisi. Genel ; 2. forvet pozisyonunda daha iyi işler yaptığını, serbestlik ile aklı ve yeteneklerini birleştirdiğini söyleyebiliriz.

HÜCUM ANALİZLERİ

1- Pozisyon Bilgisi, Bireysel yetenek
Viborg deplasmanı oyun sıkışmış durumda. Dakika 80, merkezden kararlı bir koşu yapan arkadaşı var. Oyunu genişletmek adına sol kaçmayı uygun buluyor.
Merkez katkısı istenen düzeyde değil, oyun kısa mesafede sete-sete döndü.
Şart olan yaratıcılık ve onu ayak oyunlarıyla gerçekleştiriyor.
çalımlardan sonra etkili sol ayağıyla golü yapıyor.

2- Dikine kararlı koşu, bireysel yetenek

Yüksek topta Brondby orta sahası top kaybı yaşıyor. Fotoda görüldüğü üzere savunma kurgusu dağılmış durumda. 3 defans ve 1 kesici. Merkezin mesafesi daraltmaya müsait olsada 3'lünün arasındaki mesafeyi farkeden Nicolai dikine gidiyor. 
Brondby savunması 4'lü savunmaya dönmüş gibi olabilir ama merkezden kanata devrilen Delaney'in yardımıyla denge falan yok. Olmadığınıda 12 numaralı Holst'un sırtı dönük olmasından anlaşılıyor.
Nitekim onu bir çalımla geçen Nicolai ters direk dibine topu bırakıyor. Sağla getirip solla bitirmeside iki ayağınıda ne kadar iyi kullandığının önemli bir göstergesi.

3-Top Dağıtım ve Bitiriş

Aalborg orta sahasında sıkışan oyunu sağ kanada açıyor. Resimde gözükmeyen Remmer'in desteği.
İçe devrildi ve elini kaldırarak top istiyor. Remmer'de atacak.
İyi zamanlama, sıçrama ve bitiriş.

4- Oyun Okuma ve Etkili Pas

Randers deplasmanı, dakika 90 ve gerideler. Oyun Sıkışık. Önce duvar yapıyor.
2 kişiyi eksiltti ve merkezde yanlız, herşey onun ayağına bakıyor ve geriden gelen Jacobsen'e pas
onunda füzesi 1 puanı getirecek.


Nicolai Jørgensen, kağıt üstünde transfer etmesi kolay bir oyuncu değil. Kopenhag'ın kilit isimlerinden birisi fakat onu yazma nedenim bu durumdan çıkmaya başlıyor oluşu. Nicolai, kısa aralıklarla belli dönemlerde sakatlıklar geçirdi. Hiç birisi kalıcı değil ve oyununu etkilemiyor fakat bu süreçte özellikle Kadrii'nin sisteme oturması onu arka plana itti. Aslında bu durum çok büyük bir yanlış, Solbakken'in acilen dönmesi gerekiyor fakat hala oynatmamakta ısrar ettiği maçları görüyoruz. Böyle özel bir ismi son 30 dakika oyuncusu kıvamına getirmek doğru değilki 23 yaşındaki yıldızda bu görüşte. Her ne kadar bir problem olduğu basına yansımasada Solbakken ile aralarında soğuk rüzgarlar estiği görüşündeyim. Mevcut Kopenhag kadrosu içerisinde Ocak ayında vazgeçilebilecek bir oyuncu olabilir. Sonradan sıkıntı yaratıp sorunlu ayrılması yerine satışı düşünülebilir. Bu onun yeteneklerinden değil hocanın yanlışlarından kaynaklanabilir. Sözleşme bitimine yaklaşık 3 yıllık bir süreç var, bonservis bedeli 2.5 milyon civarında gözüksede 4 milyondan kapıyı açmaları olası. Şu süreç nedeniyle Jørgensen'i mutlaka takip etmek gerektiğini düşünüyorum. 4 milyon dedik ama daha ucuzada gidebilir. Bu sorun dışındada alınabilecek bir isim ama emek gerektirir. Şampiyonlar Ligi, Bundesliga ve Milli takım geçmişi olan bir ismi alabilmek önemli bir iş çünkü. Defansif 1-2 eksiği dışında hücum anlamında çok özel bir ayak. Çift ayağını kullanıyor, pozisyon bilgisi dışında uzaktan füzeleri var ve şut atmaktan asla kaçmayan bir oyuncu. Bu bile başlı başına bir özellik. Yukarıda anlattığımız bazı pozisyonlarıda içeren güzel bir video ile yazıyı sonlandıralım. Şutlara dikkat 




13 Ekim 2014 Pazartesi

Amidou Diop



''Makine düzeninde işliyor.'' terimi sadece futbolun saha içi olayları için söylenmiş bir söz değil. Molde'nin kulüp yönetimi, scouting işlerinide en sistemli şekilde götüren yapılardan bir tanesi. Örnek alınması gerekiyor.Oyuncuların gelişimini takipte ısrarcılar ve gelebilecekleri noktayı çok iyi hesap ediyorlar. Asla ederinin altına satma gibi bir düşünceleri yok. Şu dönemde Viking'i çalıştıran Kjell Jonevret dönemiyle başladı yatırımlar. Kısa bir Uwe Rösler tecrübesi edinildi, Solskjaer döneminde meyvelerini yediler, Solskjaer'in egoları yüzünden bir dönem soğuktan ağaçta yaprak kalmadı ama Skullerud dönemiyle birlikte tekrar meyveler çoğaldı. 2009'dan itibaren 2 sezon hariç hepsinde ilk 2'de yer almış bir takım Molde. 3 şampiyonluk, 1 lig 2. liği ve 1 kupa şampiyonluğu çıktı bu süreçte. Zaten kupayı müzelerine götürdükleri yılda ligde kötü gittikleri dönemdendi. Eldeki kadro üstünden ufak bir analiz yapayım; Kaleci Nyland Arsenal başta olmak üzere devlerin listesinde, sağ bek Linnes için Beşiktaş aylardır uğraş veriyor, stoper Forren'e Cardiff talip, Singh tekrar Avrupa'nın üst sınıf liglerine gitmek için hazır hale geldi, Milli takıma kadar yükseldi. Elyounoussi gibi bir yıldız adayı kadroda. Chukwu-Gulbrandsen-Flo gibi ekstra isimlerde var. Tabi bu isimlerin uzun yıllar takımda tutarız demek hayalcilik, zaten öyle bir amaçta yok. Hedef hem ligde başarılı olmak hemde Avrupa futboluna yıldızlara kazandırabilmek. Devamlılık sağlamak içinde takımın scoutları ülke içerisinde müthiş taramalarını sürdürdükleri gibi yurt dışı hamlelerinide yapıyorlar. Amidou Diop ismi bir çoğumuzun tanımadığı bir isim, henüz görüntü-analizini yada gelecekte gösterebileceği performans hakkında benimde fikir vermem imkansız. 21 Ağustos günü Molde iki Senegal'li ismi kadrosuna kattığını açıkladı. Birisi Diop, diğeride Seydina Keita. 

Diop, 27 Şubat 1992'de dünyaya gelmiş, 1.97 boyunda - orta saha oyuncusu. 13 yaşında meşhur Diambars akademisine katılmış. Akademide bir dönem Tippeligaen'de iyi işler yapan Kara Mbodj, Saliou Ciss ile beraber forma giyme şansı edinmiş. Hatta Avrupa futbolunun önemli takımlarının takibinde olan İdrissa Gueye'de eski takım arkadaşlarından. 17 yaşındayken Lyon ve Nancy'de deneme sürecinden geçmiş, Lyon'da Benzema-Juninho gibi süperstarlar ile oynama şansı bulmuş. Transfer olamayınca Diambars'a dönen genç yetenek ilk sezonunda 9 gol atmış ve Molde takibine almaya başlamış. Kulüp başkanıda gitmesi için yardımcı olmuş. Bir süre Honefoss ile idmanlara çıksada Keita ile beraber Molde kadrosunda kendisini buldu. Molde'de sezon sonunda Daniel Berg Hestad dönemi kapanıyor. 40 yaşındaki efsane futbola son noktayı koyacakken yerine A takıma yükselmesi beklenen isim Amidou Diop. Fransızca, İspanyolca ve İngilizce bilen Diop dil sorunu yaşamayacak gibi, kolayca ülke futboluna ve yaşantısına adapte olmuş. Böyle bir ismin yerine aday gösterilmekte onun çalışma isteğini katlıyormuş. Hocası Skullerud'ta 'O çok büyük bir çalışma kapasitesine sahip, Hava toplarında iyi. Tippeligaen'de başarılı olma için fırsatı var'' diyerek Senegal'li oyuncusunu övmüş. Diop geçen günlerde Molde 2 takımının Raufoss ile oynadığı maçtada 2 gol atarak yıldızlaştı. Bu sezon 9 maçta görev aldı. Bu arada Diop'u keşfeden isimde Molde'nin scoutlarından Peter Rudi. Onun bugüne kadar kulübe kazandırdığı isimleri düşünce Diop için beklentim artıyor. Oyuncuyu henüz izlemeden, beklentiler ışığında bir yazı oldu. Burada oyuncuları analiz ediyoruz ama devreye 10 kulüp girmeden takımlarımızın takip etmediği bir gerçek. Belki bu sefer daha erken davranıp Diop forma giymeye başladıktan (beklenti o) itibaren takibe alırlar. Forma giymeye başlarsa performansı hakkında başından itibaren takipte olucaz.


19 Eylül 2014 Cuma

Gideon Baah



Essien ve yanında Gideon Baah, Durun durun, Chelsea akademisinden yetişmiş bir oyuncudan söz etmeyeceğiz. Gideon Baah, 1 Ekim 1991 Gana Accra doğumlu..Sol kanat bölgesinin tamamında yer alsada orjini sol bek diyelim. Zorlanırsa sol stoperde oynayabilir. Baah, futbol kariyerinde basamakları tırmanmadan önce başına çok enteresan bir olay geliyor. 2007'de Gana'nın en büyük reality showlarından birini kazanan Baah, 5 bin dolar para ödülü , 1 Hyundai Accent (o zaman çok değerliydi) ve tüm masrafları karşılanacak şekilde 2010 Dünya Kupası'nı yerinde izleme şansı elde ediyor. Gana'da amatör seviyede futbol oynayan bir oyuncunun bunları sezon içerisinde kazanabilmenin haliyle imkanı yok. Bunlar tabiki o zamanın şartlarıyla 16 yaşındaki bir çocuk için önemli ama en büyük hediyeyi Michael Essien veriyor. 2005'ten itibaren Chelsea formasını giymeye başlayan ve şöhret olan Gana'lı yıldız Chelsea'nin akademi birine Baah'ı denemeleri konusunda tavsiyelerde bulunuyor ve 16'lık sol ayaklı yeteneğin yolu bir anda Londra'ya düşüyor. 2 haftalık deneme öncesinde ve sürecinde Essien'in Baah'a olan destekleri sürüyor. Essien, Baah için ''Uzaktanda olsa onu takip ediyorum ve o yüzden önerdim. Eğer sözleşme şansı verilirse Dünya çapında bir yıldız olacağına inanıyorum'' diyerek vatandaşı hakkında pozitif yorumlarda bulunmuştu.

Chelsea akademisine katılamasada 2 haftalık deneme süreci bile Gideon için çok önemliydi. Nitekim ülkesinde adından daha söz ettirir bir oyuncu oldu ve sağlam scoutların takibine girdi. 2009'da ise Gana Premier Lig ekiplerinden Asente Kokko kadrosuna katılıyor ama Hearts Of Shine ile oynadıkları maçta kaval kemiğinin kırılması büyük bir zaman kaybına neden oluyor ve kariyerinin sıçrama noktası büyük bir darbe yemiş oluyor. İngiltere'de olan bir konsorsiyumun sayesinde tüm masrafları karşılanmasıyla beraber Baah İskoçya'ya rehabilitasyona yollanırken çok sıkı bir süreçgen geçiyor. Futboldan uzak kaldığı dönemlerde fiziksel olarak gücünü koruyabilmek ve geliştirebilmek adına yüzme, yürüyüş ve kardiyo çalışmalarından geçiriliyor. Bu süreçte destek olan herkese özellikle ailesine çok teşekkür eden Baah, İngiltere'de menajerlik yapan (muhtemelen konsorsiyum) içinde bulunan Eby Eme Nike'e şükranlarını sunduğunu belirten açıklamalarda bulunuyor. 2011 Kasım'da tekrar ülkesine dönen Baah, 20 aylık aradan sonra tekrar futbol oynayabilecek seviyeye geliyor. Fiziksel olarak eksik tarafı kalmamış gözüken ve yavaş yavaş idman temposunuda yakalayan Gideon Baah'ın yeni durağı ise Finlandiya'nın Honka takımı oluyor. Honka geçtiğimiz sezon Premier Lig'de neredeyse büyük bir sürprize imza atıyordu. Uzun süre Helsinki ile şampiyonluk yarışına girdiler ve son dönemici geçemeyince ligi 2. bitirmek zorunda kaldılar. Kadroda şu an Dortmund alt yapısında yer alan Vayrynen gibi önemli bir ismin oluşuda takımın potansiyelini gösteriyor. Baah'ta bu yapının kilit isimlerinden biriydi. Zaten ligin büyük takımı Helsinki'ye gelmeside kalitesini gösteriyor. Honka'da özellikle bu iki ismin ayrılmasıyla büyük güç kaybetti. Honka'da 29 maç oynayıp 2 gol, 4 asistlik performans sergileyen Baah ligin en iyi genç yeteneği ve savunmacısı seçilmişti. 21 yaşındaki bir oyuncu için muazzam bir başarıydı. Helsinki'de de 22 maçta 2 gol, 3 asistlik performans sergileyen Baah, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde forma giyerekte önemli bir tecrübe edinmiş oldu. Hücum bekinin çok iyi örneklerinden olan Baah, atletikte bir fiziğe sahip ve süratli. Fiziksel temastan kaçınmayan Gana'lının en büyük zaafı kolay kart görüyor oluşu. 30 maçlık periyotta gördüğü 7-10 arasındaki farklar fazla ve bunu azaltması gerek.

GÖRÜNTÜ-ANALİZ


Jaro deplasmanında Helsinki savunmadan oyunu başlatıyor. HJK için Finlandiya'da oyunu kontrol etmek zor değil fakat beklerin oyun katkısı çok kritik. Çünkü iki etkili wingera sahipler ve bek destekleri haliyle kritik boyuta çıkıyor. Baah'ın başlayıp bitirdiği bir atakla beraberiz. Önce topu sola arkadaşına atan Baah, Erfan Zeneli'nin içe katı sonrası onu kontrol eden adamda onu takip edemeyince arkada bomboş kalıyor. 2 tane oyuncunun ön arka direk yapışı sonrası merkeze kat yapan Mannström'e tertemiz bir pasla golün oluşumunu sağlıyor.

Jaro atağında arkadaşını markaj konusunda uyaran Baah

6 pasa yaklaşan Baah arkadan koşu yapan oyuncuyu ve merkezden geleni takip ediyor.


çizgiye inen oyuncu biraz daha etkili bir orta yapsa belki tehlike oluşabilirdi ama arkadan gelenin önüne set olabileceği kesin, takipte ve dönüş için yeterli atletik özellikleri var. Nitekim iki oyuncunun arasında uçarak tehlikeyi uzaklaştırıyor.

Helsinki savunmasının önde yakalandığı bir pozisyon. Jaro uzun topla savunmadan çıkıyor ve Baah rakibinden baya geride koşuya başlıyor. 
Dönüş ise yerinde, biraz geç kalsa merkezden gelen 3 Jaro oyuncusu büyük bir tehlike oluşturabilir ama işi bireysel mücadeleye dökünce savunmasının yerleşmesine yardımcı oluyor ve orta-kafaya rağmen vasat bir hücum organizasyonu oluyor.

Jaro savunmasının sağında seken topta baskıda. 
topu kapıyor ve 6 pas üstüne bel hizasında bir orta.
Konan golü yapıyor, Baah maçtaki 2. asistini yapıyor ve güzelde 1 golü var.

Honka'da sol stoper oynadığı zamandan 2 örnek vericem ;

Helsinki deplasmanında 1-0 gerideler ve iş açık sahaya dönmüş durumda. 1-2 dakika önce 40-50 metrelik geri koşuyla savunmasını rahatlatmıştı. Üstüne hücuma katılıyor.

attığı uzun mesafeli derin topta aşırtma vuruşla gol olacak. Bir stoper için yüksek top tekniği.
Aynı maçtada çok güzel röveşetaya benzer bir gol atmıştı. Kornerde direkten dönen topa ters bir vuruş yaparak.

Baah, yetenekli bir bek. Gelişimede müsait, ofansif anlamda iyi olduğu gibi dediğim gibi defanstada fiziksel açıdan temastan kaçmıyor ve süratiyle bıraktığı alanı iyi dolduruyor. 500 bin euro civarında gözüken bir bonservisi var, Sözleşme bitimine ise 2 yıldan fazla bir süre mevcut. Süperligde öncelikli hedefi lige tutunmak olan yada PTT 1. Ligden takımların takip etmesi gereken bir bek. Yükseliş sürecinde Avrupa maçlarından kazandığı tecrübelerde en büyük artısı. 

15 Eylül 2014 Pazartesi

İbrahim Moro

İbrahim Moro analizine başlamadan önce İsveç'te ciddi scouting çalışmaları yapan AIK'ten biraz bahsetmek istiyorum. Stockholm'un en büyük 3 kulübünden biri olan AIK'in son şampiyonluğu 2009 yılındaydı. Arkasından büyük kitleleri sürükleyip, atılım yapabilirsiniz fakat 'winner' karakter kazanabilmek kolay değil. Nitekim AIK'in bu başarısından önceki son şampiyonluğuda 98 sezonundaydı. Yani kupa büyük kazanım ama kulübün büyük ölçüde 'kazanımı' çıkardığı yetenekler diyelim. Şu an takımın başında olan Andreas Alm bir sezon içerisinde her sistemi deneyebilen ender hocalardan. Kulübü takip eden büyük kesimdende ciddi tepkiler yer bu açıdan. Avrupa'nın çeşitli liglerinde bile türüne az rastlanır cinstendir yaptıkları sistem değişiklikleri. Onu görevde tutan ise sevilen genç çıkarma işini ve onları A takıma hazırlama sürecini kusursuza yakın yapması. Yiğidi öldür hakkını ver demişler ya gerçekten öyle, bu konuda çok başarılı..AIK'in Afrika pazarına açıldığı dönemler Mutumba'nın takıma katıldığı dönemde başlıyor. Araştırmadım, geçmişte yine mutlaka Afrika kökenli oyuncular kadroda yer almışlardır fakat son yıllarda tereddüt etmeden alımlar yapmaları Mutumba'yı keşfettikleri dönem diye düşünüyorum. Sonuçta yatırım yaptıkları bir isimden verim alınca o bölgeden devamlılık kazanmak istediler. İvan Obolo'yu hatırlayanlar olacaktır. Arjantin'li golcü bir ara AIK'te iyi işler yapmıştı. Kulübün Güney Amerika ve Afrika pazarında yer almasını sağlayan isim kulüp yönetiminin içinde yer alan Björn Wesström . Oralarlada sınırlı kalmayıp Çin pazarına dahi açılmayı düşünmüş ufku çok geniş bir yönetici. 2000'li yılların ilk döneminde AIK kariyeri başlıyor, genç oyuncu takibi konusunda görevlendiriliyor, Vasby deneyimi söz konusu. (ilişki hala sürüyor mu bilmiyorum ama bir dönemin affilate kulübüyle iyi işler yapıyor)  Ardından A takıma geçiş yapıyor, Şef scoutlık-antrenörlük ve sportif direktörlük dönemleri var. Wesström, kulüpte şef scoutlık yaptığı dönemde Afrika pazarına en çok giren isim şüphesiz. Lalawele, Kouakou, Quaison, Jobarteh, Kamara, Karikari vs. (liste uzar gider) bu süreçte çıkmış oyuncular. Belki hiç birisi Avrupa futbolunun en üst noktasına çıkmadılar ama gerçekten izleyenler en azından Allsvenskan seviyesinde bir çoğunun doğru yatırım olduğunu düşünecektir.

Şu an AIK Stockholm'de şef scoutlık görevini Tobias Ackerman yönetiyor. Bölgeye çok ciddi derecede hakim ve eline düşen yeteneklerle çok yakından ilgilenen bir isim. Antrenmanlarda bire bir ilgileniyor, bir hoca gibi eksiklerini gösteriyor.  Andreas Alm ile iş ortaklığıda haliyle yapıyor ve kolay oyuncu harcamamaya çalışıyorlar. AIK adına en dikkatimi çeken özelliklerden birisi yetiştirdikleri oyuncuların bonservislerini çok kolay vermeyişleri. Çünkü oyuncuların çıkabileceği doruk noktasına çok hakimler ve sabırla bekleme tarafında yer alıyorlar genel olarak. Uzun bir süreçte oyuncular üzerinde labaratuar seviyesinde çalışmalar yapılıyor ve A takıma kazandırılıyor. Tabi bu süreçte İspanyol rehabiliteci Luis Oyarzo'nun katkıları arka planda bırakılamaz. Oyuncunun zihinsel gelişiminde çok büyük katkısı mevcut.


İbrahim Moro, 10 Kasım 1993 doğumlu Gana vatandaşı. Ülkesinin takımı New Edubiase'de forma giyiyordu. AIK'e geldiğinde 19 yaşında çok tecrübesiz bir isimdi. O zamanın scoutlarından Wesström onun için '' Moro'nun oyununda hücum yoğunluğu, oyunu kontrol altında tutma özellikleri var ve geniş alanda enerjisini yitirmeden oynayabiliyor. Daha agresif bir oyun karakteri gösteren, orta sahada gelişim yaratacak bir oyuncu ile çalışmak için sabırsızlanıyoruz.'' demişti. Moro ilk sezonunda 5 defa Allsvenskan'da oynarken 3 kerede kupada mücadele etti. Bir sonraki yıl ve bu yıl maç istikrarı yakaladı fakat performans anlamında ön plana çıkmasında bu sezonki futbolunun payı yüksek. Anlatıcaz ama Borges kadar merkez orta sahada kilit rol oynamakta. İki yönlü oyunu oynayan, box to box olarak nitelendirilen terime çok uyan bir isim. Tek sıkıntısı çok kolay kart görüyor olması. Onuda Wesström'ün dediği gibi agresif oyun karakterine veriyoruz. AIK kadrosu içinde önemini anlatacağımız gibi bazı kilit maçlardaki pozisyon içi durumlarını görüntülü analizde bulacaksınız.

Sezonun ilk 3 maçında forma giydi Moro ama yaklaşık 1 aylık dönemde formadan uzak kaldı. Finlandiya'dan gelen Markkanen takıma aslında farklı bir kimlik kazandırdı ve haliyle Moro'nun gezici ve pas futbolunun sıkıntılar doğurduğu bir gerçekti. AIK'in o dönemde önemli hücum opsiyonları arasında Markkanen'e atılacak pasın duvar olması merkez orta sahadan gelecek Borges yada içe kat edecek Bahoui ile üçgen olmasını sağlayarak organizasyonlar üretiyordu. Ekstra olarakta klasik kanat organizasyonlarıyla çizgiye inen bir takım vardı. Fakat bu yapının en büyük sıkıntıları organizasyonda oluşabilecek bozukluklara pasif oynayarak pozisyon alan bir ön libero olmasının ihtiyacıydı. Risk alarak oynayan gezici Moro yerine Dimitriadis bu role daha yatkın bulundu ve haliyle kullanıldı. Yukarıdaki şablonda AIK'in deplasmanda 3-2 kazandığı Djurgarden maçından.Oyunu çok iyi kontrol ettiler ve geri dönüşleri, kesişleri Dimitriadis ve sabit beklerle kusursuza yakın doğru yaptılar. Dimitriadis'in sakatlığı sonrası Moro tekrar sisteme dahil oldu ve kadro üstünde aslında AIK için bir takım güzel değişikliklerde oldu. Son dönemde takımın oyun içi rolleri değişmeye başladı. Markkanen, Castilla yolunu tutunca sisteme 3. forvet Kennedy dahil edildi. Solda ise Ofoeri ön plana çıkmaya başladı. Değişiklikler ;Ofoeri oyunu hem içe kat ederek hemde çizgiye inerek oynayan bir bek fakat en büyük özelliği aldığı eğitimlede alakalı olarak geri dönüşlerinin oluşu. Kennedy pozisyon olarak serbest rolde oynayan isim. Gezici tipte forvet ve ara ara kanatlara indiğinide görüyoruz. Buda bir anda takımın sistemini 4-2-3-1'e çevirebiliyor. Bahoui bu yapıda tek riskli bölge kalıyor ve onuda kapatması dengeli bir futbol tercihi olduğu sürece zor değil. Yerden ve pasa dayalı bu futbolda Moro gerçekten tüm hünerlerini sergiliyor. 20 yaşındaki bir oyuncu için hataları muhakkak var fakat iyi yönleri daha ağır basmakta.

Bir merkez orta saha oyuncusu, oyunu iki yönlü oynasın, oynamasın takımında bağlantı rol oynar. Oyunu hızlandırmalı, mümkün olduğu kadar erken ve doğru paslarla oyun ritmini yükseltmeli. Gezici rolde doğru alanlara giderek organizasyon başlamasında rol almalı. Zaten bunu yapan bir libero, stoperlerin topla çıkarken yaptıkları top kayıplarınıda azaltmakta rol oynayıp pozisyon yenmesi sayısını azaltacaktır ve bloklar arasında boşlukların dolumunu çok iyi sağlayacaktır. Kısacası Pasör rolü olmalı. Moro'da bu konuda iyi. Hem savunma önünde hemde hücum organizasyonlarının bağlantılarında rol üstleniyor.


Milosevic'in başlattığı oyunda sırtı dönük topu alan Moro, süratiyle olduğu noktada topla birlikte 180 derece bir dönüşle rakibinden uzaklaşıyor ve oyunu ileri taşıyacak Bahoui'e net pas.


Yine Gefle karşısında 2 oyuncu 4 rakibin arasında sıkışmış durumda. Merkezden yardıma gelen Moro pası alıyor ve oyunun tüm yönünü değiştirip en sağda boş bekleyen arkadaşıyla topu buluşturuyor. Alan takibi ve doğru bir pas daha. Özellikle ilk pozisyon kolay gibi duruyor ama baskı yerken süratle alan değiştirmek bence kolay değil, rakibi saf dışı bırakmak çok zor ve kolay top kaybına neden olabilmekte.



Hacken maçları Allsvenskan'ın en zevkli geçmeye aday maçlarından biridi. Hacken ofansif anlamda durdurulması çok bir takım ama AIK son maçta bunu başarmış ve 1*0 kazanmıştı. Defansif eksikleri ise kolayca bulunabilir. Normalde 4-3-3 oynayan Hacken, merkez orta sahada 4'lü role geçmiş ve defansla mesafe 20 metrelere kadar açılmış. Goitom ortada yanlız ve mecburen öne çekilen Hacken savunmasını Moro ile anlaşarak avlıyorlar. Koşuyu yapmak zor değil ama pas gerçekten harikaydı. Goitom'da güzel gögüs kontrolü ve son vuruşla takımını öne geçirerek 3 puanı almışlardı. 

En iyi savunma hücumdur felsefesi bana göre doğru. Hücum yapıyorsanız olası top kaybında dönüşlerde sıkıntı yaşamamak adınada hücum pres yapmak gerek. Defansif rolde oynatılan bir orta saha normalde çok fazla pozisyon değişikliği yaşamaz ama Moro çok serbest rolde bir oyuncu. Borges ile bir pozisyon değişimi yaşadıkları pozisyonu anlatalım.

Taçtan başlayan pozisyonda Moro almaya yaklaşıyor ama ufak bir yanıltma ile adamını yanına çekiyor. Borges'te savunma önünde topla buluşan isim ve oyunu sol bekine yönlendiriyor. Johansson bunu doğru kullanamayacak ve uzun topla oyun ölecek ama rakip yarı sahasına geçen Moro prese orda başlıyor. Alanı 3 hatta 4 oyuncu birden daraltınca merkeze vermekte çekinen Djurgarden orta sahası mecburen savunmaya geri dönüş yapıyor.


Gençliğinin verdiği enerjiylede bazen gereksiz presleride oluyor. Bir hücum dönüşü Borges Djurgarden savunmasınada pres yapıyor fakat Moro'nun bu kadar arka alan bırakması doğru değil. Nitelim yaptığı hatada Djurgarden ön liberosu tarafından doğru pasla sonlanıyor ama alan oyuncu süratli olmadığından Moro hatasını telafi ediyor. Çözüm değil. Daha süratli bir oyuncu karşısında yetişmesi mümkün olmayabilir ve tam 7 AIK oyuncusu oyundan düşebilirdi. 



Göteborg deplasmanında 2-0 önde olan ve rolantide oynaması gereken AIK bir hücum sonrasında 4'e4 yakalanmak üzere. Moro çok hızlı bir koşu ile defansı ile arasındaki mesafeyi daraltıyor ve 3 oyuncunun açısında doğru bir pozisyon alıyor. Göteborg'un hedefi pası merkezde Mahlangu ile buluşturup çok ani bir atağa çıkmak. Moro ise Mahlangu'ya basıp en doğru seçim olarak oyunu durdurmayı seçiyor. Eğer faulu yapmasa Vibe kanatta bomboş katı yapmıştı ve savunma çok dengesiz yakalanacaktı. Önce alanı kontrol eden Moro doğru sarı kartı tercih ediyor. Agresiflik bu kısımlarda çok önemli. Bedava karttan ise böylesini yemek en doğrusu. Pozisyon alması ise güzel. Eğer biraz daha önde olsa olası pasta savunma önünde olan oyuncuya yetişmeside çok zorlaşır.

Yukarda güzel bir pasörlükle orantılı olarak bir asist örneği verdim ama bu kadar topu iyi dağıtan, oyunu yönlendiren bir ismin haliyle ofansif etkinlikleride var. Bu yıl Brommapojkarna'yı 4-2 yendikleri maçta yukarıdaki örneğe bir benzer asist yapmıştı.


Solda sıkışan topun klasik AIK üçgeniyle Moro'ya geliyor. Önce bir vücut çalımıyla rakibini saf dışı bırakıyor. Ardından Brommapojkarna savunmasının 10 oyuncusunun berbat ötesi savunma duruşu ortada. Orta saha-savunma arasında tam 5 AIK oyuncusu ve özellikle sol bek bir ön libero gibi davranmaya başlamış. Kaleyle mesafeyi o kadar açarsanız ceza yemeyede mahkumsunuz. Nitekim Moro'nun uzun ve derin pasına müthiş hızlanan Bahoui'de boş kaleye skoru yapmıştı.

Kalmar karşısında skor 2-0 iken son saniyelerde AIK kontrası izliyoruz. Gelen ortayı Goitom indirecek ve ceza sahasına koşu yapan Moro'ya doğru yüksekten bir top atacak, gelişine indirmeden vuran Moro kapanışı yapmış ve Allsvenskan'da ki ilk golüne imza atmıştı.

dönüp dolaşıp yine Djurgarden derbisine gelmek ve görüntü analizi sonlandırmak istiyorum.  Mücadele dengede giderken rakip yarı sahada oyunu kontrol eden Moro bir anda pozisyonunun yönünü değiştiriyor. Klasik bir durum fakat pozisyon takibi ve sonuçlandırması harika.


Sağda topu Ofoeri'ye atan Moro merkeze yaklaşıyor. Orta rakibe çarpıp dönünce ceza sahası yayında bir yüksek top oluşuyor ve oradan seken topa gelişine patlatan Moro'nun füzesini kaleci zorla çıkarmıştı. Ceza sahasına yaklaşım ve tereddüt etmeden şutlarıda dikkat çekiyor. Örnekleri çok. 

Moro'nun AIK ile olan sözleşmesi 2015'in sonunda bitiyor. Yani 1 yıl sonra serbest kalacak veya AIK taliplisine normal fiyatına (bosman olma durumundan) satacak.  Bu yılda klasik olarak çok fazla oyuncuyu gözleme aldım ve zaman buldukça yine bu tip analizlerimi sürdürücem ama Moro en çok gelişim gösteren, oyunu olgunlaşan ve potansiyeli yüksek isimlerden. Defansif-ofansif tüm özellikleri içinde barındıran bir yetenek. Zamanla Gana Milli'de olacaktır. Bonservis ücretide şu anlık sadece 250 bin euro olarak gözüküyor transfermarkette. Artan performansıyla maximum 750 bin euro civarı bir fıyata yatırım yapılabilecek bir oyuncu. Takip edilmesinde yarar olduğu inancındayım.