16 Eylül 2013 Pazartesi

Kopenhag



Kuzey Ligleri ekibi olarak yaptığımız sohbetler içerisinde geçen konuşmalardan birisi 'Kuzey'in büyük takımları Avrupa'da ülkemizi temsil eden takımlarımızla eşlesede gidip yerinde izleyebilsek, hatta röportaj yapabilsek' şeklindeydi. Tabi röportaj yapabilmek işin espri  ve zor kısmı ama tabi az takip edilen bu liglerin takımlarının ilgi çekmesi, bizlerin bilmeyenlere bu takımları anlatması ve temsilcimize karşı rekabet içinde olması doğrusu heyecanlandıran kısmı. İşin içine Kopenhag girince benim için bu heyecan iki kat artıyor. Nasıl ki ülkemizde Barcelona, Real Madrid gibi takımların fanlığı yapılıyorsa, El Clasico'larda taraf olunuyorsa benim Kopenhag sevgimde benzer. Uzun yıllardır Kuzey futboluyla ilgilenen birisi olarak Kopenhag'a olan sevgim apayrı boyutlarda. Sezon içerisinde oynadıkları maçlardan kaçırdığım bir elin parmaklarını geçmez, ayrı bir sempati işte. Kimine göre delilik, kimine göre neden bu kadar ilgili olduğuma dair merakla soru sordurtan bir kavram. Cevabıda basit aslında.

Futbolun endüstriyelleşmesinden uzakta kalmaya, underground havasını yaşatmaya, yetenekleri endüstriyel futbola sunmaya çalışan ligleri her zaman sevmişimdir. İskandinav futbolunun tamamı bu sistem üzerine kurulmuş durumda belki ama bunu müthiş bir taraftar desteğiyle yıllardı organize şekilde yapan, Avrupa'nın devlerine kafa tutmaya çalışan Kopenhag haliyle dahada ilgimi çekmiştir.  Buda bir sevgi, sempatiye dönüşmüştür.



Kura çekiminde Figo Kopenhag'ı Galatasaray'ın grubuna attığı anda diğer rakipleri devler Real Madrid ve Juventus olunca tabi maçları iple çekmemek elde değildi.  Özellikle TT Arena'da deplasman tribününde fanatik gruplarıyla izleme şansı bulabilirmiyim diye düşünmedim değil. Tabi bizimkisi Kopenhag'ı canlı izleme hayalini gerçeğe dönüştürme isteği, bir daha ayağa kadar ne zaman kim bilir.. Tabi bunlar işin tat yaratan kısımları...Türk futbolu bir adım ileri gidecekse, Galatasaray ile Kopenhag herhangi bir sıra için çekişecekse kazanan umarım temsilcimiz olur.. Gruplar belli olduğu anda Beşiktaş-Tromso eşleşmesinde olduğu gibi Kuzey ekibini blogta tanıtma fikri aklımızdaydı zaten. Gerek özel işlerimin yoğunluğu gerekse birazda kura sonrası çıkacak yorumları takip etme ve takımların son transfer hamlelerini görme adına bugune kadar bekledik. Yorumlardan çıkardığıö başlıklar ;

-Galatasaray Kopenhag'ı 2 maçtada yenerse Real Madrid ve Juventus kadar ilk 2 için şanslı olur.
-Kopenhag eski gücünde değil, geçen sezonki kadro kalitesinden uzakta.
-Galatasaray ile Kopenhag 3. lük için kapışırlar.

Bunların hangisi doğru analiz içinde anlatmaya çalışalım. 2. fikir ile başlangıç yapalım. Kopenhag'ın Şampiyonlar Liginde -kimsenin beklemediği şekilde- gruptan çıkıp 2. tur oynadığı ligdede 26 puan farkla şampiyon olduğu 2010-2011 sezonunun kadro yapısı aşağıdaki şekildeydi.

Wiland
Pospech-Antonsson-Zanka (Ottesen)-Wiland (Bengtsson)
Bolanos-Claudemir (Kristensen)-Kvist (Delaney)-Vingaard
N'Doye-Gronkjaer (Santin)

Solbakken 2006'da Kopenhag'ta göreve başlarken müthiş bir yapılanma ile kulübün futbol takımını bu seviyeye getirdi. Oynattığı futbolun en büyük özelliği iki bekinde aktif olarak korner çizgisine kadar bindirmeler yapmasıydı. Sonuçta ortada her türlü özelliği olan bir forvetiniz varsa skor üretmekte zor olmuyor, oyunuda zaman zaman soğutarak rakiplerin pozisyon üretmesini engelliyordu.  Pospech-Wendt Solbakken'in isteklerini karşılayan ideal beklerdi, nitekim bir çok Avrupa kulübününde dikkatini çektiler. Yine Zanka gibi çok kaliteli, gelecek vaadeden bir stopere sahiplerdi. Antonsson'un Zanka ile uyumu harikaydı. Orta sahada Kvist'te oyunu her 2 yönde iyi oynarken yaşlanan Norregaard'ın yerine alınan Claudemir adeta sepetten çıkan sürpriz yumurta misaliydi. Çok iyi katkı verdi. Sol kanat Vingaard Avrupa futbolunun gelecek vaadeden kanatlarından birisi olarak gösterilirken Gronkjaer takımın yıldız ismi konumundaydı. Futboluna sınıf atlatmak isteyen Bolanos'ta iyi işler yaptı. N'doye ise bu kulübe gelmiş çok farklı özel bir karakterdi. Daha öncede Trabzon'a transfer olacağı dönemde zaten onu özel olarak anlatmıştık.

Dame N'Doye


Değişim Başlıyor

Kopenhag'a tarihi günleri yaşatan Stale Solbakken oynattığı sistemli futbolla bir çok Avrupa kulübünün hoca adayları arasına girerken Köln'ün başına geçti. 2010-2011 sezonunda müthiş işler başardıkları kadrodan Zdenek Pospech Mainz'a, Antonsson Bologna'ya, Zanka (biraz daha geç şekilde) PSV'ye, Wendt Monchengladbach'a transfer olurken Gronkjaer futbola son noktayı koydu. Bir takımın 5 kilit isminin  ve hocasının ayrılışı haliyle bir çok kulübün kolay kolay kaldıracağı bir şey değil. Roland Nilsson ile 2011-2012 sezonuna merhaba diyen Kopenhag kadroyu yenilemek zorunda kaldı. Pospech'in yerine West Ham'dan Lars Jacobsen ve SonderjyskE'den Thomsen alınırken stoperde Zanka'nın alternatifi Ottesen direk oynamaya başladı. Yanındada Göteborg'tan alınan Sigurdsson'u izledik. Ardından Malaga'dan gelen Stadsgaard'ta formayı zorladı. Sol bekte Wendt'in arkasında görev alan Pierre Bengtsson oynamaya başladı.

Nilsson döneminin en büyük handikaplarından biri sol kanat zaafının yaşanmasıydı. Vingaard'ın geçirdiği ağır sakatlık ve Gronkjaer'in futbolu bırakmasının bu durumda payı epey fazla. Sezon içerisinde bu bölgede çok fazla sıkıntı yaşadılar. Claudemir'in yanına Heerenveen'den alınan Grindheim beklentileri veremedi. Daha dün olmuş gibi hatırlıyorum Şampiyonlar Ligi eleme turunda Sligo Rovers'ı 1-0 yendikleri maçta ıslıklanan isimler arasındaydı. Kvist'in yerini dolduramayacağı anlaşılmıştı. Daha sezon öncesi kazandığı bir maç sonrası ağır eleştirilere kalan Kopenhag'ın kötü bir sezon geçireceği az çok belli olmuştu. Kötü sonuçların geldiği bir dönemde Roland Nilsson ile yollar ayrılırken göreve şu an sportif direktörlük yapan Carsten V Jensen getirildi. Kopenhag kötü giden sezona rağmen son 5 maça 6 puan önde girdi. Fakat bu seride yapılan beklenmedik kayıplar Nordsjaelland'ın ilk şampiyonluğunu almasını sağladı.

2012-2013 sezonunda Kopenhag'ın ilk yapması gereken iş takımı toparlayacak bir teknik adam bulmaktı.

Göreve Belçika'lı teknik adam Ariel Jacobs getirilirken Bengtsson'u dahi kesip müthiş bir gelişim gösterilen Bryan Oviedo Everton'a gitti, N'Doye ise Trabzonspor'un da talip olduğu dönemde Rusya yolunu tuttu. Ariel Jacobs'u başarılı olmasını sağlayan en büyük etken alt yapıdan çıkan Andreas Cornelius çok kısa sürede bir Dame N'Doye katkısı göstermesiydi. Düşünün daha ilk sezonun ilk haftalarında Avrupa'nın devlerinin listesine girdi genç golcü..Ayrıca Bayer Leverkusen'den gelen Nicolai Jorgensen, Claudemir'in 2010-2011 yılında yaptığı katkının benzerini gösterdi. Gerek sol kanat gerek 2. forvet pozisyonunda oldukça iyi işler yaptı. Bu 2 oyuncu Kopenhag'ın sezonu şampiyon tamamlamasında büyük pay sahibi oldular.

2013-2014 Sezonu

2013-2014 sezonu için Kopenhag'ta herşey planlı gibi gidiyor gözüküyordu. Cornelius'un gelen teklifleri reddettiği, Şampiyonlar Ligi tecrübesi yaşadıktan sonra ayrılmayı planladığı çıkan haberler arasındaydı. Fakat işlerin arka planda o kadar düzenli gitmediğide ortaya çıktı. Cornelius'un ani şekilde Ibrahimovic'in transfer ücreti rekorunu kırarak Cardiff'e gidişi şok etkisi yarattı. Kopenhag Cornelius'un yokluğunu fazlasıyla hissetti, bunu yazının ilerleyen kısımlarında anlatıcaz.

Bu kadar uzun yazdık, başlıklara dönüp 2 numaralı şıklı bitirmek gerek. Kopenhag'ın 3 sezonluk bu yapılanmasını anlatırken yaşanan değişimle beraber güç kaybettiği düşüncesine katılmamak elde değil. O sezonki kalite ve ruhtan uzak bir takım var ortada. Fakat 2010-2011 sezonun sonundan itibaren yapılandırılmaya çalışan bir kadro olduğuda gerçek. Geçen sezona göre Cornelius dışında ideal 11'ini koruyan bir takımdan söz ediyoruz sonuçta. Sanal ortamda yada radyo-tv programlarında Kopenhag geçon sezonki kadro kalitesinde değil yorumlarına bu yüzden katılamıyorum, tamamen Danimarka Süperlig'i tablosuna bakılarak bu yanlış yorumların yapıldığı ortada. Neyse yazıya devam edersek

Cornelius'un yerine ligin başlayacağı günlere kadar isim arayan Kopenhag acil şekilde kararı Süperliga'dan düşen Silkeborg'un Alman forveti Marvin Pourie'de kıldı. Pourie lig seviyesinde gerçekten iyi bir bitirici fakat hedef takım Kopenhag'ta 1. forvet pozisyonunda oynayıp oynamayacağı doğal olarak tartışılacak bir isimdi. Nitekim beklentileri veremeyince Kopenhag ilk haftalarda forvet pozisyonunda çok zorlandı, eldeki Vetokele ve Santin'de kötü bir grafik çizince, geçen sezon takımı taşıyan Jorgensen sezon başı kampında sakatlık yaşayınca, Claudemir'inde sarkan cezası olunca Kopenhag için saha içinde işler iyi gitmedi. Ariel Jacobs'un oyuncular üstündeki disiplinini kaybetmeye başladığınıda sanal ortamlarda gördük. İlk hafta Midtjylland deplasmanında kaybeden ekipte maç sonrası yenilgi kritiği yapılması gerekirken Claudemir'in transferi gündemde olan Joshua John ile olan fotosunu gündem değiştirmek adına ınstagram'da yayınlaması az çok disiplinsizliği gösterdi. Bolanos'ta yine eski günlerinden uzak bir performans gösteriyordu.

Kötü sonuçlar üst üste gelince ligde düşme hattında kalan Kopenhag'ta Ariel Jacobs istifa etti. Göreve ise kulübe altın yılları yaşatan Stale Solbakken getirildi. Solbakken Wolverhampton'da geçirdiği başarısız bir dönem sonrası yuvaya dönüş yapmış oldu. Bu teklifi kabul ederken gram düşünmediği görüşündeyim. Solbakken göreve gelmeden önce Trencin takımından Dame N'Doye'a benzer fiziksel ve teknik özellikleri olan Nijerya'lı Fanendo Adi  transfer edildi. Solbakken yönetiminde ilk maçın Vestsjaelland karşısında çıkan Kopenhag motive gözüküyordu. Müthiş bir istekle başlayan Kopenhag yeni transfer Adi'nin golüyle erkenden öne geçti. Farka koşmalarının beklendiği ortamda Wiland'ın yaptığı bireysel hata oyuna dengeyi getirdi ve oyunun tüm psikolojisini getirdi. Yine kazanamayacaz mı ? stresini yaşayan Kopenhag galibiyeti getirecek golü bulamayınca beraberlikle getirdi. Solbakken'in bu maç sonrası tespitlerinden birisi

'Takım içerisinde fazla dengesizlikler var (bunları bölgesel olarak söylüyor), bunları kapatmamız gerekiyor. ' şeklindeydi. Viborg maçında alınan farklı galibiyet takımın azda olsa özgüvenini getirirken transferin son günlerinde hamlelerde geldi.  Solbakken'in Wolverhampton'dan öğrencisi olan Georg Margrettier ve Toulouse'dan ayrıldıktan sonra yaz idmanlarını ülkesi takımlarından Valerenga'da yapan Daniel Braaten transfer edildi. 

Solbakken'in kafasındaki 11 ve alternatifleri şu şekilde.


Kopenhag'ın İyi ve Kötü Yönleri

Öncelikle Galatasaray'ın işine yarayacak Kopenhag'ın kötü yönleriyle başlayalım.
Maça kadar sistemi ne kadar oturtur bilinmez tabi ama Solbakken'in en büyük özelliği ara ara yaptığı tempo futbolunun üstüne pas oyunuyla rakibi uyutmasıdır. Şu anlık bunun işlemediği, özellikle defans hataları nedeniyle işlemediği bir gerçek.

Kopenhag takımının 11'nin en zayıf yönü Bengtsson. İsveç'li sol bek hücuma fazlasıyla katıldığı için geri dönüşlerde sıkıntı yaşayabiliyor, ayrıca duran toplarıda kullanan bir isim. Fakat çıkmasa dahi pozisyon hatası yapan bir oyuncu. Üstüne oynamak yarar getirecektir. Ayrıca sezon başında büyük umutlarla alınan İsveç Milli stoperi Mellberg tecrübelide olsa bu seviyede ağır kalan bir isim. Son haftalarda form grafiği yükselsede hala pozisyon hatası yapabilmekte, yanında oynayan Sigurdsson ile uyumu düşük. Kornerlere çıktığı için kontra toplarda dönüşüde ağır oluyor. Yapılacak pres hata seviyelerini arttıracaktır.
Kopenhag'ın hücum anlamında en büyük sıkıntılardan birisi yaratıcı merkez orta saha eksikliği. Claudemir gücünü iki yönlü harcarken Kristensen yaratıcılıktan uzak bir oyuncu. Claudemir'de ara ara forvet arkasına gelebiliyor ama çokta bitirici pas ve şutlar attığını söylemek zor. Basan ve savunma ile mesafeyi daraltan takımlar karşısında Kopenhag göbekten yaratıcı olamayabiliyor. Bu durumdada oyunu kanat organizasyonlarına döküyor. Melo'nun agresif olması Galatasaray'ın işine gelecektir.

Dikkat edilmesi gerekenler burada devreye girecek. Kanatlar Bolanos ve Jorgensen tam olarak çizgiye inen açık alan oyuncuları değiller. Güçlü ve yüksek top tekniğine sahip oldukları için ceza sahası içine koşular yapabilmekteler. Özellikler Jorgensen bunu çok fazla gerçekleştiriyor. Bolanos içe doğru bire bir oynadığında Jacobsen beklenmedik bindirmeler yapabiliyor. Kaptan bir Pospech kadar iyi bir oyuncu değil ama oyun disiplini yüksek ve ortaları can yakabilen bir isim. Bolanos'un beklenmedik şutlarınada dikkat etmek gerek. Yan toplarda stoperlerin katılımıyla etkili oluyorlar. Özellikle Adi üstünden oynamaya çalışsalarda Mellberg'te bir çok kafa topu mücadelesine giriyor. Yüksek top demişken taçlarda ceza sahası içinde iyi pozisyon alınması gerekiyor. Claudemier 6 pas içine attığı  uzun ve etkili olan taçlarla bilinen bir oyuncu.

Özen gösterilmesi gereken bir diğer durum ise Kopenhag savunmasından gelen yüksek toplar. Solbakken'in bitirici oyunlarından bir tanesi. Özellikle N'Doye döneminde bunu kusursuz oynuyorlardı. N'Doye yüksek topları güçlü fiziğiyle arkadaşlarına indiriyor yada kendisi alarak arkadan orta sahanın oyuna dahil olmasını sağlıyordu. Bu şekilde net pozisyonlar üretiyorlardı. Adi'de kafa toplarında etkili olan bir isim fakat şimdilik N'Doye gibi topla uzun koşular yapma yeteneği olmadığından oyun içerisinde aksamalar oluyor. İndireceği toplarla Vetokele, Jorgensen ve sürpriz olarak Claudemir'e pozisyon hazırlayabilir. Her koşulda dikkat edilmesi gerektiği görüşündeyim.

Belirlediğimiz 3 başlıktan analize başladık, 2. sini detaylı şekilde anlattık fakat diğer iki şık kaldı. Galatasaray'ın ilk 2'ye aday olabilmesi için Kopenhag'ı 2 maçtada yenmesi gerektiği bir gerçek. Fakat belli bir kesim Danimarka Ligi tablosuna bakarak Kopenhag'ı küçümseyecek yorumlarda bulunuyor. Eğer oyuncularda bu açıdan bakarsa büyük bir hayal kırıklığı yaşanabilir. Evet oyun ve kalite olarak 2010*2011 sezonun çok uzağında bir takım var ortada ama Solbakken'in gelişiyle motive oynayan, saha içi eksiklerini kapatmaya çalışan bir takım olduğu gerçeği kabul edilmeli. Kopenhag bu grupta sonuncu olmaya adaydır fakat oynayacağı her maçtada son dakikaya kadar savaşacaktır, özellikle Parken'de..Bunun uzun senelerin verdiği tecrübeyle söyleyebilirim.

Grup adına benim beklentim Real Madrid ve Juventus'un ilk 2'den çıkacağı, Galatasaray'ın da Kopenhag ile 3. lük mücadelesi yapıp Avrupa bileti alacağı yönünde. Tabi Türk Futbolunun ivmelenmesi için her puana ihtiyacımız olduğundan umarım temsilcimiz ilk 2'den çıkar. Grup boyunca keyifli maçlar izleme dileğiyle...
Son olarak tribün açısındada oldukça çekişmeli geçmeye aday bir grup, tüm tribünler güzel koreografiler izlettirebilecek taraftar gruplarına sahip. Kopenhag tribünün bir videosu ile yazıyı sonlandıralım.


Kuzey Ligleri blog ekibi olarak Galatasaray'a başarılar dileriz.