25 Temmuz 2012 Çarşamba

Elveda N'Doye... Taraftarının önünde son kez.

Yaklaşık 10 gündür gündemden düşmeyen N’Doye transferi nihayet Lokomotiv Moskova ile Kopenhag’ın anlaşmasıyla bugün sonuçlanmış oldu. Kopenhag’ın West Brom ile yaptığı hazırlık maçı bir anlamda veda oldu N’Doye için. Belki maçta oynamadı ama devre arasında kendisi için düzenlenen törende duygularını taraftarların önünde açıkladı Senegalli. 



Her zaman gol sevincini paylaştığı B tribününe bu sefer "Olé super Dame N'Doye" tezahüratı eşliğinde veda etmek için gitti N'Doye. "Kopenhag efsanesi N'Doye, seni unutmayacağız yazılı pankartın" da bulunduğu tribüne bakarken gözleri doluydu yaşlarını sildi. 

Kopenhag'da oynamış olmanın çok güzel olduğunu bu yüzden gururlu olduğunu söyledi. Burasının 2. evi olduğunu ilave ederek gelecekte tekrar görüşmeyi umduğunu belirtti. Yine çok konuşamadı, kelimelerin tükendiği andı, artık kalbinde her zaman Kopenhag oyuncusu olarak kalacaktı... Kopenhag'ın belki de lig tarihinin en önemli golcüsü böyle veda etti, transferiyle ilgili hiçbir şey söylemeden...

Süper ligdeki 104 maçta 59 gol atan N'Doye, Brondby'den Liverpool'a giden Agger ve Kopenhag'dan Schalke'ye giden Poulsen'in ardından ligin en pahalı transferi oldu. Resmi olarak açıklanmasa da 52 milyon kronluk (Yaklaşık 7 milyon euro) ücret basında konuşulan rakam.

Elveda N'Doye, bu lig sensiz eskisi kadar tat vermeyecek.






21 Temmuz 2012 Cumartesi

Dame N'Doye




Gözlerden ırak Danimarka’dan Trabzona transfer olan Dame N’Doye (Okunuşu: Daam En Doy) çok merak ediliyordur. Bu merakı elimizden geldiğince giderebilmek açısından bloga N’Doye ile ilgili bir yazı girmeye karar verdik. Öncelikle kariyerine göz atacağız, daha sonra ise N’Doye’u hem oyun hem de kişilik anlamında başlıklara ayıracağımız bölümlerle daha yakından tanımaya çalışacağız. Bu ligi yıllardır takip etmenin bize kattığı çok ekstra bilgileri sunacağız. İyi okumalar…


Kariyeri...
Yunanistan Dönemi ve Kopenhag’a transferi

N'Doye daha OFİ'den alınacak haberleri çıktığında bu adamın ayrı hastası olacağını hissetmiştim doğrusu, yani tam ideal forvet tipi vardı adamda, hep arka planda kalmış adeta patlamayı bekleyen bir profildi. Yunanistan kariyerine ilk olarak Panathinaikos’la başlayıp 1 sezonda 6 gol üreterek pek parlak performans sergileyememişti. Yine de ligde ezeli rakip Olympiakos karşısında, Uefa kupasında da Kopenhag deplasmanında kritik gollere imza atmıştı. Daha sonra bir başka Yunan takımı Ofi’ye gitti. Genellikle tek forvet olarak kullanıldığı takımında yarım sezonda 8 gole imza attı, bu performansı  da kariyerinin en önemli sayfasını Kopenhag’la açma fırsatını doğurdu.


Panathinaikos formasıyla Kopenhag'a attığı gol

Danimarka’ya gittiğinde pek tanınmıyordu doğal olarak. İlk röportajında “Normal bir oyuncuyum. Bazıları özel oyuncu olduğumu söylüyor ama özel oyuncuysam beni özel yapan takım oyunudur.”  diyerek takım oyununun önemine vurgu yapıyordu N’doye. Röportajını “Takımım için elimden gelenin en iyisini yapacağım” cümlesiyle bitirmişti. Attığı gollerle de bunu fazlasıyla gerçekleştirmiş olacaktı 3,5 sezonda. Hatta Kopenhag tarihinin en golcü oyuncusu ünvanının sahibi olacaktı.



Kopenhag’da kendini kanıtlamaya başlıyor

Kopenhag’da 2008/2009 sezonunun 2. yarısında forma giymeye başladı N’Doye. Umduğu gibi bir başlangıç yapamadı ve kaçırdığı gollerle eleştirilip forma ilk 3 maçtan sonra Almeida’ya kaptırdı. Sezon sonuna dek yedek kalıp sadece 2 gol üretebildi.

2009/2010 kendini Kopenhag’da ispatlamaya başladığı sezondu, özellikle sezonun sonlarında takım ilk 11’inin önemli parçalarından biri haline gelmeye başladı, artık Danimarka ona pek yabancı gelmeye başlamıyordu, 32 maçta 14 gole ulaşmıştı.




2009-2010… Her açıdan altın sezon

2009-2010 sezonu lig tarihinin en unutulmaz sezonuydu, hatta henüz 2 yıl geçmesine rağmen Kopenhag’lılar şimdiden özler o sezonu.  Senegal’li artık Kopenhag'ı üst seviye takım haline getiren Solbakken'in ellerinde işleyen bir maden konumuna gelmişti.  Her geçen gün futbolunun üstüne koydu, son vuruş, güç, hız herşeyi orta seviyenin üstüne çıkardı. 25 golle gol kralı oldu, hatta 3 gol daha atabilse Ebbe Sand’ın Danimarka liginde bir sezonda en çok gol atan rekorunu egale etmiş olacaktı. Sadece ligde değil Avrupa’da da parlamıştı. Şampiyonlar liginde önce Rubin Kazan’a sonra da eski takımı Panathinaikos’a karşı fileleri havalandırdı. Abartı gelebilir belki ama izleyenler hak verecektir ki Puyol'lu Barca savunmasını gücüyle perişan etti. Gol atar atmaz orası çok önemli değil ama o atmosferde Barca seyircisine korku verdi. Barcelona maçında bir topu direkten döndü, aynı şanssızlık gruptan çıktıktan sonraki Chelsea maçında da başına geldi, kullandığı frikikte gole yine direk izin vermemişti. Kulüp muazzam bir yapılanmanın meyvelerini topladığı o sezon Chelsea’ye elense de o yıl şampiyonlar ligine damgasını vuran takım olmuştu. N'doye altın yılını geçirdi o sezonda. Tabi Santin’le ileride yakaladıkları müthiş uyumu da eklememek olmaz, sahada yapacakları her hareketi adeta ezberlemişlerdi. Ligde atılan 77 golün 42’si bu ikiliden geldi.

Stale Solbakken


Solbakken kulüpten ayrılıyor

“O sabırlı biriydi ve benim en iyi duruma gelmem için çaba harcadı. Hocanın oyuncusunu desteklemesi ve ona güvenmesi benim açımdan çok önemli. Böylece oyuncu da hocanın beklentilerini karşılayabilir.” (Hocası Solbakken hakkında…)

Ardından Kopenhag’ı bugünlere getiren teknik direktörü diyebileceğimiz Solbakken Köln'e gitti. Norveç’li hocasını kariyeri bakımından ne kadar önemli gördüğünü N’Doye’u az çok tanıyan herkesin bileceği bir şey. 2011 yılında Danimarka’nın en değerli oyuncusu ödülünü aldığında kürsüde Solbakken’e dönerek futbolu eğlenmek için oynardım o bana sorumluluk üstlenmeyi öğretti demişliği de vardır.


Ödül Töreninden



N’Doye, ilişkisinin kuvvetli olduğu Solbakken’in ayrılışından sonra Solbakken’i özlediğine dair açıklamalar da yapmıştı. Birlikte çalıştığı en iyi hoca olduğuna inanıyordu.




Yeni teknik direktörü Nilsson ve çöküş

Giden sadece Solbakken değildi. O sezon birçok oyuncu ayrılığı yaşandı Kopenhag'ta, omurgayı oluşturan Grønkjær, Pospech, Antonsson, Wendt, Kvist adamlar gitti birer birer… Teknik direktörlüğe de İsveç liginde Malmö’yü şampiyon yapan Roland Nilsson getirildi.

Son derece disiplinli Solbakken’in aksine Nilsson çok da disiplinli bir hoca değildi Yapılan transfer hamleleri de berbat olunca izlenmesi zulüm bir takım oldu ki daha ilk maçlarda Parken'de ıslıklar havada uçuşuyordu. İnanın o şampiyonlar liginde başarı yakalayan, ligi alt ust eden takımdan sonra bildiğin 3. sınıf konumuna düşen, pozisyon üretmekten aciz Kopenhag izledik. Zaten geçen sezonki başarısızlık tablosuda ortadaydı.

Tüm bu gelişmeler N’Doye’un form grafiğini etkiledi. İşlemeyen takımda eskisi kadar pozisyona girmesi mümkün değildi. Sol kanat çökmüştü, 90 dakika bindirme yapmaktan usanmayan bekler yurt dışı yolunu tutmuştu. Yaratıcılığın sadece Bolanos’a yüklendiği takımda pozisyon üretmek eskisinden daha zor hale gelmişti. N’Doye’un ilk geldiğinde dediği “Özel oyuncuysam beni özel yapan takım oyunudur.” cümlesinin tekrar altını çizmek gerekiyor bu sezonu değerlendirirken. N’Doye ligi 18 golle tamamlayıp tekrar gol kralı olsa bile ruhunu kaybetmeye başlayan takım oyunu, diplere vuran bir Kopenhag vardı ve kaçınılmaz şekilde N’Doye’un da formu düştü.



Kopenhag kariyerini özetlemek gerekirse oynadığı 3,5 sezonda (Lig+Kupa+Avrupa) 150 maça çıkıp 30’dan fazlası kafayla olmak üzere 82 gol attı. Kopenhag formasıyla ligde en çok gol atan oyuncu olmayı başardı. N’Doye Kopenhag’la 3 kez şampiyonluk yaşadı, son yıl ise Nordsjaelland’ın ardında kalarak 2.likle yetindi.



Nasıl Bir Futbolcu?

Futbol kalitesi olarak, bitirici vuruşları iyidir, sakindir pozisyon içerisinde. Şutları da iyidir fakat özellikle kafa gollerinde çok daha iyidir. Kornerlerde ön veya arka direğe yaptığı koşularla kalecileri gafil avlayabilir. Ligin hava hakimiyeti en iyi oyuncusu olacaktır diyebilirim. Ayrıca fizik gücü yüksektir. Pozisyon içerisinde pes etmeyi sevmez, Odense ve Lyngby maçlarında şut çektikten sonra kaleden dönen topları tamamlayıp gole çevirdiği pozisyon vardır, hava topuna zıpladıktan savunmanın bakışları arasında 2. bir gol hamlesi yapması da çevik olduğunun göstergesidir.  Top kontrolü tekniği oldukça iyidir. Sadece gol atmaz takım arkadaşlarına da attırır. Zaten Kopenhag formasıyla 34 asisti bunu göstergesi. Özellikle ileride Santin’le çok iyi anlaşmaları verimliliğini daha da arttırmıştı. Kobenhavn’ın altın sezonunda her iki kanadın çok iyi işlediğini ve 2 tane de bindirmeyi seven bekin olduğunu hatırlatalım. N’Doye’un form grafiğini yükseltmek için kanatların çalışkan olması bence elzemdir. İstediği hava toplarını attığınızda, bitiriciliğinin yüksek olduğu kafa vuruşlarıyla rakipleri zorlayacaktır. Boyu 1,86 olsa da yavaş bir oyuncu değildir. Komple bir forvet oyuncusudur. Derbi maçlarına daha da iyi motive olur, Brondby maçlarını pek boş geçmeyip 11 maçta 8 gol atmıştı. Duran toplarda ise Panathinaikos formasıyla Lazio'ya, Kopenhag formasıyla Midtjylland'a ve Senegal milli takımında attığı frikik golleri vardır hatta Chelsea maçında direkten dönen topu ama frikiklerde beklentileri çok yüksek tutmamak gerekir.




Karakteri

“Senegal’de herkes mutludur, sorunları olduğunda bile. Mutlu olduğunuzda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.”

Dame N’Doye’u tek kelimeyle tanımlamak gerekseydi bu kelime neşe olurdu herhalde. Karakter olarak da çok düzgün bir adamdır, koca Kopenhag kariyerinde gördüğü kırmızı kart yok, hakemlerle didişmez. Aklıma 3 senedir sinirlendiği pozisyonları getiriyorum da 1 elin parmağını geçmez. SonderjyskE ile Odense maçlarında rakiplerle gerginlik yaşamış (kavga değil) ve bir de kendi takım arkadaşı Zohore şutu kendisine bırakmadığı için sinirlenmiştir. Ama heba olan pozisyonu görseniz siz de çileden çıkabilirdiniz.

Hatırlayan var mıdır bilmem ama eski Bjk kalecisi Shorunmu (nasıl yazılıyor hatırlamıyorum) gibi yanlış olduğunu düşündüğü şeylerde hafif şekilde gülümser, tepki vermeden geçer gider. Neşeli oyuncunun nasıl güldüğünü merak mı ediyorsunuz? O zaman kısa bir video derleyeyim:





Saha Dışındaki Yaşamı

“Yapmanız gerekenleri sahada yapmanız gerekiyor.  Sizi buralara taşıyan gazeteler ve televizyon kanalları değil teknik heyetin sizi iyi oynuyorken görmesi ve size güvenmesidir.”

Yukarıdaki sözü N’Doye’un basına yansımayı sevmediğinin göstergesi aslında. N’Doye röportajı pek göremezsiniz o yüzden. Aslında “hocanın kararı”, “sadece çalışıyorum” gibi standart cevapları nedeniyle muhabirler de artık röportaja yanaşmamaya başlamış. Basın demişken; Danca, "Dame" kadın demek olduğundan basın haber girerken genellikle "Damen" demeyi tercih ederdi. Ama herhangi bir lakabı yoktu.

Gece hayatı vardır, barlara takılır ama içip olay çıkardığını veya maç günü barlarda sabahladığını kısacası aşırıya kaçtığını duymadım. Zaten öyle bir olay olsa ligin en gözde oyuncusu olduğundan manşetlerde elbet rastlardık. Bir bar kavgası olayı var ama onu ilerki bölümde anlatacağım.



Disiplinsiz  mi?

Aslında bu soruyu çalıştığı teknik adamları gruplayarak cevaplandırmak en uygunu olacaktır;
Solbakken otoriter bir hocaydı bir gün “İdmanlara bir daha geç kalırsan önümüzdeki 4 maç kenarda oturursun.” demişti. Solbakken de saygı duyduğu bir hoca olduğundan ona karşı disiplinsiz bir tavır sergilememişti.

Nilsson ise takım üzerinde otorite kuramayan bir teknik adamdı, İsveç kariyeri nasıldı bilmiyorum ama Kopenhag’da durum buydu. N’Doye bu dönem idmanlara geç gelmeyi alışkanlık haline getirdi, hocayla takıştı derken taraftarla arası çok iyi olması nedeniyle mecburen oynatıldı. Bu olumsuz ortamda olmasına rağmen saha içi performansı açısından her zaman çalışkan bir oyuncuydu. Antrenman tembeli diye de niteleseniz, saha içindeki çalışkanlığına pek laf edilebileceğini düşünmüyorum.

Son teknik direktör Ariel Jacobs’la uzun süre çalışma fırsatı bulamadı. Milli takımda olduğundan Kopenhag kampına geç katılmıştı, sonraki günlerde de transfer gelişmeleri yaşanınca aklını pek Kopenhag’a veremedi. Bu yüzden ilk uyarı olarak Jacobs tarafından son hazırlık maçında kadro dışı bırakıldı. Transfer görüşmeleriyle telefonda sabahlamayı sürdürünce Ariel Jacbos tarafından profesyonel olmamakla suçlandı ve ilk lig maçında da kadro dışı bırakıldı. N’Doye ise mental olarak zorlu bir süreçten geçtiğini, kulübünden anlayış beklediğini söyledi. Ayrıca hocası Jacobs ile sorunu olmadığını zaten takıma yeni katıldığından birbirlerini neredeyse tanımadıklarını söyledi. Kadro dışı kaldığı lig maçından sonra Jacobs söylemlerini yumuşatıp maçta N’Doye’un yokluğunu hissettiklerini açıklayarak bir nevi kadro dışı bırakma kararından vazgeçebileceği sinyalini verdi. Şunu söyleyebiliriz ki N’Doye kafasında Kopenhag’ı bitirmiş durumdaydı, transfer döneminde sadece formasını giyebileceği “yeni takımı” düşündü.


N'Doye ve eşi



Ailesi

Müslüman olan N’Doye evli ve eşinin hamile olduğuna dair söylentiler var doğru mu zaman gösterir. Senegalli’nin abisi Ousmane N'Doye Romanya takımlarından Vaslui forması giymektedir. Annesi için yanılmıyorsam Lyngby maçında attığı gol sonrası formasını çıkartıp seni düşünüyorum anne, seni seviyorum yazılı tişörtünü göstermiştir.

3 yıl önce PSV Eindhoven ile deplasmanda yapacakları Uefa kupası maçı öncesi eşi menenjit şüphesiyle hastaneye kaldırılmış fakat N’Doye yine de zorlu deplasman maçına çıkıp elinden gelen mücadeleyi göstermiştir. Bunla ilgili sorulan sorulara ise zor bir durumdu fakat takım için önemli bir maçtı cevabını vermiştir. Eşi de 1 haftadır başı ağrıdığını, soğuğun da etkisi olduğunu söyleyerek bir bakıma soğuk Danimarka ikliminden şikayetçi olmuştur.


Taraftarla olan ilişkisi



N'Doye'un taraftarlarıyla olan yakın ilişkisi bilinen bir şeydir. Hatta kendini de FC Kopenhag taraftarı sayar. Gol attığında genellikle ateşli taraftarların bulunduğu kale arkasına koşup sevincini içtenlikle paylaşır. Hatta yukarıda yüklediğim videodaki son gol sevincini izlerseniz buna çılgınlığı da dahil edebiliriz. Gol sevinci sırasında önündeki çöp kovasını taraftarlara atıp ilginç bir gol sevincine imza atmıştı Senegalli.




Taraftar grubunun logosundan dövme yaptırması

Olay olan dövmesi

Taraftarın sevgilisi olan Senegalli golcü Kopenhag'ın en ateşli taraftar grubu olan Urban Crew'in logosunu koluna dövme olarak yaptırmıştı ancak Urban Crew yaptığı taşkınlıklarla kulübün ceza almasına neden olan, kulübün pek hazzetmediği taraftar grubuydu. Kulüp yöneticisi Anders Hørsholt N'Doye'un taraftarlarla yakın ilişki içinde olan ve kulübe %100 bağlı bir oyuncu olduğunu bildiğini söyledi. Ancak yaptırdığı logoyu pek hoş bulmadığını yine de vücuduna yaptıracağı dövmelere karışamayacaklarını dile getirdi. N'Doye ise maç sonu dövme hakkında sorulan sorular karşısında bunun kişisel bir konu olduğunu söyleyip cevap vermekten kaçınmıştı. Kısacası taraftar grubuna olan sempatisi için yönetimle karşı karşıya gelmeyi bile göze almıştı N’Doye.




Diskoda Kavga Olayı

N’Doye’un yılbaşından önce gittiği diskoda olay çıkardığı söylenmişti. İddia sahibi 2 Brondby’li N’Doye’un kendilerine saldırdığını söyleyip polise şikayetçi olmuşlardı. N’Doye ise bu polisin işi bir şey söylemek istemiyorum, hiçbir şey olmadı sadece diskoda garip davranan kişiler vardı diyerek soruları yanıtlamıştı olay sonrası…

18 ve 33 yaşındaki Brondby taraftarlarına göre N’Doye herkesin ortasında taraftarlara saldırıp elbiselerini yırtmış, N’Doye’un yanındaki kadın da kendilerine şişe fırlatmıştı. Ancak diskodaki kamera kayıtları incelendiğinde bu senaryonun doğru olmadığı anlaşıldı, N’Doye’un tahrik edici veya saldırgan bir tavrına rastlanmamıştı. Dün ise polis N’Doye’un o gece hiçbir olaya karışmadığını ve soruşturmada aklandığını açıkladı. N’Doye’un kişiliğini bildiğimden böyle bir şey yapsa çok şaşırırdım zaten…


Transfer… Trabzonspor’da başarılı olur mu?

Kopenhag'da yeni bir yapılanma ile Ariel Jacobs getirildi göreve. Doğrusu N'Doye'da artık Kopenhag'dan kafa olarak koptuğunu davranışlarıyla gösterdi. Gerçi geçen yıl Arap kulübü Al-Hilal’in teklifini geri çeviren Kopenhag, oyuncuya seneye seni iyi bir teklif gelirse satacağız sözü vermişti, dedikoduya göre bu rakam da 5 milyon Euro civarıydı.  İngiliz takımlarının geçen sezonlardan ilgisi olması, ardından Rubin Kazan’ın devreye girmesi derken iyice aklı karıştı. Son olarak da ilginç şekilde Trabzonspor ile anlaştı haberleri çıktı ilk başlarda çok inandırıcı gelmemişti bana. Hayalinde İngiltere’de oynamak olduğu için oraya gider diye düşünüyordum.



Trabzonspor için transferi muazzam bir iş oluyor, çok komple bir oyuncuyu transfer etmek üzereler. Hemen hemen her yönü orta seviyenin üstü bir adam. Bir yıl 30 gol atıp diğer yıl yatmayacak standardı olan bir adam. Doğrusu ben gol kralı olacağını düşünüyorum.  Kopenhag’da aile ortamı yaratılmıştı ve kendini iyice bu takımın bir parçası görmüştü. Trabzonsporda da böyle bir aile ortamı yaratılırsa katkısı 2 katına çıkar ki Yattara ya da Jaja gibi adamlarla anlaşan Trabzonspor seyircisi N'Doye ile her türlü diyalog kurar ve onu çok sever diye düşünüyorum.

N'Doye üzerine sistem kurulabilecek tek başına maç kazandırabilecek bir adam, yani uyum sağlar mı, patlar mı acaba denenecek bir adam değil. Standardı olan bana göre Avrupa’da top 10 forvetten birisi. Şu ligde en vasat takıma koysan bence kalitesiyle 10’dan aşağı gol atmaz ki Trabzonspor gibi hücumcu bi takımda 20 seviyelerini rahatlıkla görecektir.

Şu yazıdan çıkarılabilecek tek olumsuz yön disiplinsizlik midir diyebilirsiniz ama alakası yok, özellikle saha içinde çalışmayı seven bir adamdır. O dönem idmana geç gelmesinin tek nedeni hocanın otorite kuramamasıydı, Şenol Güneş'ten zaten onu disiplin altında tutmasını bekliyorum. Geçen yıl Burak Yılmaz’a 30’dan fazla gol attırabilmiş Trabzonspor’da, istediği topları alabilirse N’Doye’un çok başarılı olacağını düşünüyoruz kısaca ve kuzey liglerinde bizi kendine en çok hayran bırakan forvete başarılar diliyoruz..


Yazıyı blogdan Sercan'la birlikte özenle hazırladık. Umarız merak edilen forvet hakkında kafanızdaki soru işaretlerine cevap bulabilmişizdir.

Son olarak Danimarka'nın önde gelen spor sitelerinden Tipsbladet'in muhabiri Michel Wikkelsø Davidsen'e verdiği değerli bilgiler için teşekkür ediyorum. (Many thanks for your valued informations Michel)




18 Temmuz 2012 Çarşamba

Gana'lı Bir Müslüman - Abdul Majeed Waris


Geçtiğimiz yılın Ağustos ayındaki transfer döneminde Hacken çok önemli bir golcüsünü kaybetti, adı da Ranegie bilirsiniz ya da duymuşsunuzdur. Oynadığı 22 maça 18 gol atarak Allsvenskan'da Malmö'nün dikkatini çeken Ranegie bu transfer döneminde takımdan ayrıldı. Birçok kişiye göre de can damarını kaybetmişti Hacken. Hoca Gerhardsson Ranegie ayrılınca Drugge, Hernandez, Johansson, Ericsson ve Williams gibi isimleri kadrosuna kattı ve buradaki boşluğu bu isimler üzerinden doldurabileceğini düşündü. Takıma katıldığı süreden itibaren yedekten şans bulan ve genelde de 70'den sonra oyuna dahil olan Waris belki de en son seçeneği idi bu bölgede hocanın.

İngilteren Hartpury Futbol Akademisi'nden geldiğinden beri hep yedekten şans buldu. Mart 2010'da oynanan maçta Trelleborg'a karşı yedekten formayı giyerek ilk kez Hacken formasını giymiş oldu. 4 yıllık sözleşmeyi imzaladığı andan sonraki ilk deneyimi oldu bu. İsveç Kupas'ında 2010 senesinde Östersunds'a karşı oynanan maçta ilk 11'de başladı ve ilk golüyle de bu sayede tanıştı Hacken formasıyla. Kendisi için en kritik dönemse Ranegie'nin ayrılışı ile başladı. Ranegie takımdan ayrılınca 11'de görev almaya başladı ve gollerde attı oynamaya başlayınca. Can damarını kaybetti denen takımın yeni can damarı olmaya adaydı. Ancak bu dönemde yaşadığı şanssız bir sakatlık oldu ve sezonu kapattı Waris. Belki de en son yaşamak isteyeceği şeyi yaşadı. Ancak forma giymeye başladığı dönemle birlikte sergilediği performansla ilerisi için umut verdi ve yeni sezon öncesi Gerhardsson'un planlarında yer buldu kendisine. Hocanın kadroya transfer ettiği onca isimler şans alamazken, Brezilya'dan getirttiği 3-4 Brezilya'lı forma giyemezken yeni sezona sakatlığını atlatıp giren Waris yine formayı kaptı ve bugünlere geldi.


Şimdi Waris'ten bahsedelim biraz, nasıl formayı giymeye başladığını anlatmaya çalıştık. 1991 yılının Ekim ayında Gana'nın Tamale şehrinde doğmuş Waris. 1.72 boyunda ve 71 kilo ağırlığında. Aynı zamanda da iyi bir Müslüman kendisi. Her maç öncesi ve sonrasında dua ettiğini söyleyen Waris, Cuma günleride Cuma Namazı'na gitmeyi ihmal etmediğini belirtiyor. Nasıl yetiştiğine değindiğinde ise Afrikalıların genel geçmişinden pek farkı yok. Annesinin Tamale şehrinde parfüm sattığını, babasının ise bir kaynakçı olduğunu söylüyor Waris. Afrika'da her zaman yaşamın zor olduğunu ancak kendisinin bu anlamda şanslı olduğunu ve verilen şansları iyi değerlendirdiğini söylüyor. Zengin olması durumunda futbol oynamayacağını düşünmesi bile bu noktalara gelmesinin ana sebebini özetleyen türden.

İlk futol oynama zamanlarından bahsederken ise gülümsüyor. Çok küçük yaşlarda, avlu arkalarında asfalt, çakıl üzerinde ayakkabı olmadan-yalın ayakla futbolu oynadığını belirten Waris, gerçek futbol ile yani çim üzerinde oynanan futbolla ise 12-13 yaşlarında Dream Futbol Akademi sayesinde tanıştığını söylüyor.

1999 yılında kurulan Dream Akademisi o zamanlar Gana, Sierra Leone, İngiltere ve ABD'de okullar kuruyor. Aynı zamanda futbol ile de okulları bağdaştıran bu Akademi, böylelelikle Waris gibilerine de şanslar sunuyor. Waris'in kendisini ispatlamasına da bu Akademi aracı oluyor zaten. 17 yaşındayken ise Dünya Gençler Futbol Kupası tanımını yapabileceğimiz Gothia Cup için Göteborg'a gitme şansı yakalıyor Waris ve bu da İngiltere'nin Hartpury Futbol Akademisi'nin sayesinde oluyor en başta söylediğimiz gibi. Burada dikkatleri iyice kendisine çekmeye başlayan Waris'e bugünlerin yolunu açan kulüp ise bildiğiniz üzere Hacken oluyor. Hacken'a minnettar olduğunu her fırsatta dile getiren Waris, kendisine bu şansın verilmesinden ötürüde mutlu olduğunu söylüyor zaten.

Antremanlardan sonra her zaman öğle uykusu aldığını söyleyen Waris, bunun kendisine iyi geldiğini ve böylelikle işlerinin daha kolay gittiğini belirtiyor. Kendisinin ideali olarak ise Fil Dişi Sahil'li golcü Didier Drogba'yı gösteriyor. Onu sevdiğini ve hayatında birçok zorluğu yenerek başarılara imza atmasının kendisine ilham verdiğini söylüyor. Babasının futbol oynama isteğine ara ara karşı çıktığını, çünkü bu sürede sık sık para ihtiyacı olduğunu söyleyen Waris, babasının kendisini hep okumaya teşvik ettiğini ancak bunu başaramadığını söylüyor. Kendisi futbolu tercih etmiş ve babasının bu isteğine pek kulak asmamış anlayacağınız. Odasında sürekli Play-Station 3 bulundurduğunu ve boş zamanlarında Fifa 2012 oynadığını belirten Waris, takım arkadaşı Chatto ile yakın olduğunu ve birbirlerine yardımcı olduklarını söylüyor. Hedefinin ise Premier Lig olduğunu gizlemiyor genç Gana'lı.


Açıklamalarının sonlarında ise benim en başta söylediklerimden bahsediyor. Takımda forma almaya başladıktan sonra çok mutlu olduğunu ve buna zaten kendisini de hazır hissettiğini söyleyen genç golcü, o arada sakatlık yaşadıktan sonra ise yıkıldığını itiraf ediyor. Ancak yine de herşeyin iyi olacağını bildiğini ve bundan sonrada iyi işler çıkarıp iyi oynamaya devam etmeyi dilediğini söylüyor Waris.

Son olarak, babasının kendisini futbol sahasında göreli çok uzun zaman olduğunu ve neredeyse bu zamanı hatırlamadığını da söylüyor Waris. Ailesininin kendisini futbol oynarken izlemesinin kendisini çok gururlandıracağını ve birgün ailesini Gana'dan Göteborg şehrine getirmeyi umut ettiğni söylüyor. Aradaki özlem epey fazla gibi. Ne zamandır görüşmüyor ailesiyle, kim bilir.

Biraz da oyun tarzından bahsedip kapatalım yazımızı. Siyahi futbolcu diyince aklınıza gelen çoğu özellik Waris'te de var diyebilirim kısaca. Hacken'ın oyun yapısını en iyi şekilde sahaya yansıtan Waris, hızı ve zorlu ikili mücadelelerde ayakta kalmasıyla dikkati çekiyor. Uzun süredir birçok maçını izlediğim içinde bunları rahatça söyleyebilirim. Hacken'ın sürekli onun üzerinden oynaması ise başka bir takımda tek başına neler yapabilir sorusunun üzerini biraz olsun kapatıyor bence. Ülkemizdeki Burak Yılmaz örneğini verebilirim daha iyi anlaşılması için. Sürekli defanstan Waris'e hızlı ve uzun toplar atarak kontra atak futboluyla başarılı olmaya çalışan bir takım Hacken. Waris'de bu sistemin en önemli parçası. Herşey ona göre planlanmış, herşey onun üzerinden işliyor kısacası. Çarktan onu çıkardığınızda sistemi de değiştirmelisiniz gibi diyebilirim. Bu sezon bir maçta attığı 5 gol, sezon içinde attığı toplam gol sayısı vs itibari ile Avrupa'lıların da dikkatini çekti ve böyle giderse Hacken'ın elinde tutması zor olacak Waris'i. 2011 Kasım ayı sonunda sözleşmesini 2015'e kadar uzattı ki bu da sanki geleceğinin tahmin edilmiş olduğunu gösteriyor. Her maça bileğinde Gana'nın bilekliği ile çıkar Waris. Gol attıktan sonra da öpmeyi ihmal etmez bu Gana bayrağını simgeleyen bilekliği. Valenciennes dedikoduları ile Avrupa kulüpleri dedikodusu başladı bile bu yıl. Dilerim ki daha büyük yerlere gelsin. Potansiyelini sahaya yansıttıkça bunu gerçekleştirmesi de zor olmaz bence. İlerde birgün umarım ki tanıdık bir Avrupa kulübüe gelirde, bizlerde arşivden bu yazıyı çıkarırız.

Şu güzel videoyu da vermiş olalım arada. Youtube'a aratıp çıkarabileceğiniz video tabiki ama olsun.. İyi seyirler diyelim, benden şimdilik bu kadar :)



14 Temmuz 2012 Cumartesi

Kimdir Bu Jimmy Durmaz ?



1989 Örebro doğumlu Jimmy Durmaz. Herkesin bildiği gibi de Süryani asıllı bir göçmen.  Birçok Süryani göçmeni gibi Jimmy'nin ailesi de Mardin'den göçmüş İsveç'e. Etnik bir Süryani olan Jimmy Durmaz'ın ismi zamanla değişime uğradı aslına bakarsanız. 2009 öncesinde annesinin soyismi olan Touma'yı kullanıyorken, sonrasında babasının soyismi olan Durmaz'ı kullanmaya başladı. Bazı kaynaklarda Jimmy Touma Durmaz olarak geçmesinin de ana nedeni budur zaten. Bir zamanlar ülkemizde Denizlispor forması giyen David Durmaz ile Süryani futbolunun yetiştirdiği önemli isimlerden Sharbel Touma ise Jimmy'nin akrabaları olan futbolcular. David Durmaz'da, Touma'da hala futbol hayatlarını devam ettiriyorlar.

2007 yılında o zamanlar İsveç'in Division 1 kategorisinde oynayan Forward'da profesyonel kariyerine başladı Jimmy. 22 maçta attığı 2 gol sonrası daha 1 senesi bitmeden Malmö tarafından transfer edildi. 2008'de başlayan Skane ekibi kariyeri ise günümüze kadar geldi. Transfer olduğu ilk 2 senede katkı olarak bekleneni veremeyen Jimmy henüz o yıllarda 19-20 yaşındaydı. 2010 senesiyle birlikte ise goller atmaya, asistler yapmaya başladı Jimmy. 2009 yılının sonlarında ilk kez İsveç U-21 takımına çağrıldı. Bu yılın başında ise İsveç milli takımı antrenörü Hamren'in Bahreyn'e davet ettiği genç İsveç kadrosunda da yer alıyordu ki milli formayı giydiği tek zamanda bu zamana denk geldi Jimmy'nin.



Şimdi gelelim ne yapar bu Jimmy Durmaz diyenlerin cevabını vermeye. Sol açık pozisyonunda görev alır fakat her iki kanadı da kullanabileceğinden bahseder kendisi. En büyük çıkışını geçen yılın ortaları ile bu yılda yaptı. Geçtiğimiz yaz Milan ile oynanan hazırlık maçında attığı şık golle bugünün sinyallerini verir gibiydi. Geçtiğimiz yıllara göre gelişen fiziğinin oyununa katkısı epey yüksek oldu Jimmy'nin. Fiziki açıdan yaşadığı bu gelişim maçları 90 dakika oynayamama hastalığını da yenmesini sağladı. Hatta Malmö'de alternatifi az olan ender isimlerinden oldu gün geçtikçe. Topa olan hakimiyeti, yaptığı driplingler, uzaktan attığı etkili şutlar ile sol ayağını raket gibi kullanmasıyla tanınır ve bu şekilde özetlenir genelde. Yine Türk kulüpleriyle adı sıkça geçen Mervan Çelik ile kıyaslanır genelde fakat bu yıl Mervan'ı geçtiğini net şekilde söyleyebilirim. Rangers kariyeri sonrası düşüşe geçen Mervan'ı birçok açıdan geride bıraktığı net şekilde belli oluyor. Asist özelliğinden çok, gol bulma özelliğinin bulunması bu yıl özellikle yine dikkat çeken noktalarından Jimmy'nin. Topla çizgiye inmekten çok içe katetmesi skor yükünü çekmesini sağlayan özelliklerinden. Ters kanattan takımının geliştirdiği ataklarda da sürekli gol bölgesine hamleler yapar ve bu da yine gol bulmasını sağlar.

Son olarak söyleyebileceğim birkaç cümle var. Adı daha Malmö kariyerinin ortalarında Fenerbahçe ile de anılmıştı. Gençlerbirliği'nin transferinden önce ise Galatasaray adı geçmişti İsveç medyasında. Özellikle Galatasaray'ın hamlesini çok olumlu bulmuş ve umarım transferi gerçekleşir demiştim. Bu yıl katettiği yol gözle görülür biçimde Jimmy'nin ve bence transferi hem kendisine hemde yeni kulübü Gençlerbirliğine büyük yarar sağlayacak. Siması itibari ile bana Arda'yı anımsatması da ilginç olan noktalarından. Umarım beklentilerimizi boşa çıkarmaz ve Süryanki oyuncuları en iyi şekilde temsik eder Jimmy. Hayırlı olsun.



Not : Bu sene birbirinden güzel golleri var fakat bunları bir arada bulmak imkansız. Bu yüzden youtube'a önceden yüklenmiş eski videolarla idare edin :)