26 Ocak 2016 Salı

Erik Johansson







30 Eylül 1988 doğumlu Johansson, futbola  2008 yılında doğduğu bölgenin takımı olan Falkenberg'te başladı. Genç takımda oynadıktan sonraki sezon A takıma yükselen Johanson, A takım ile ilk sezonunda daha çok rotasyon oyuncusu olarak görev yaptı ve 25 maçtan sadece on tanesinde ilk onbirde yer aldı. Daha sonraki sezon ligdeki yirmi yedi maçın tamamında ilk onbirde başlayarak müthiş bir istikrar tutturdu ve o sezon sadece üç maç kaçırdı. Her sene sürekli yükselen bir form grafiğine sahip olan Johansson Falkenberg'ten GAİS'e ardından da İsveç'in en önemli kulüplerinden Malmö'ye transfer oldu. Sıçramayı da Malmö yıllarında yaptı. Malmö'de üç sezonda 81 resmi maç oynadı ve özellikle son sene takımın da Şampiyonlar Ligi arenasında yer alması ile Avrupa kulüplerinin dikkatini çekti. Temmuz 2015'te Belçika takımlarından Gent'e transfer olan Johansson kulübüne 1.7 milyon euro gibi güzel bir bonservis kazandırdı. Aslında Gent'e transferinde takımda direkt oynayacak bir on bir oyuncusu olarak değil; rotasyonda kullanılabilecek bir oyuncu olarak transfer edilmişti. Çok iyi hatırlıyorum transferi açıklandığı gün takımın teknik direktörü Vanhazebrouck şu açıklamalarda bulunmuştu;

"Bu sene Şampiyonlar Ligi'nde oynayacağımız için fikstürümüz daha yoğun olacaktı. Bu yüzden savunma bölgemize takviye için çalışıyorduk ve ekstra bir stoper arıyorduk. Erik, İsveç Milli takımında da forma giyen ve bir önceki sezon Malmö ile Şampiyonlar Ligi arenasında boy gösteren bir oyuncuydu ve aradığımız kriterlere uyuyordu."
demişti. Aynı basın toplantısında takımın sportif direktörü olarak nitelendirebileceğimiz Michel Louwagie'nin de açıklamaları şunlardı;

"Erik'in transferi konusunda Malmö ile görüşmeye başladığımızda şartlar ve imkanlar istediğimiz gibi değildi çünkü Malmö Şampiyonlar Ligi'ne gidebilmek için çalışıyordu ve bizden 4 milyon euro talep etmişlerdi. Oyuncuyu başka kulüplerinde istediğini söylemişlerdi özellikle Hannover'in ısrarcı olduğunu eklemişlerdi ama bizde Şampiyonlar ligine direkt gideceğimiz için masaya böyle bir avantajımız ile oturduk ve uzun uğraşlar sonucunda onu transfer ettik."

Gent'de bir dönem sakatlık problemi yaşayan Johansson o günden sonra oturan kadroda kendine yer bulamayınca toplamda sadece dokuz maç oynayıp bu transfer döneminde Kopenhag'ın yolunu tuttu. Bunun nedenini şöyle açıklayabiliriz; "Avrupa Şampiyonası'nda yer alacak İsveç Milli Takımı kadrosunda yer almak."



Artı Yönleri

Johansson'u İsveç döneminde izleme şansım pek olmadığı için ben sadece Gent'de oynadığı dönemi baz alarak gözlemlediklerimi yazacağım. Erik Johansson kariyerinde çok ciddi bir sakatlık geçirmediği için en önemli artısı istikrarı. Gent'te de sakatlanmadan önce iyi bir form grafiği yakalamıştı. 8 yıllık kariyerinde 230'a yakın maç oynadı ki bu da yaklaşık 27-28 maç yapıyor.  En önemli ikinci özelliği ise tatlı sert futbolu. Erik birçok İskandinav stoper gibi sert oynamayı ve seven ama bunu futbol kuralları içerisinde yapan bir oyuncu. Bunu destekleyecek veriye de şöyle ulaşabiliriz kariyerinde toplamda 44 sarı kart görmüş ve 2 kırmızı kart görmüş. Bu da yaklaşık beş maçta bir kart ortalamasına denk geliyor ki bir savunmacı için önemli bir kriter. Markaj konusunda ortalama standarda sahip olan Johansson özellikle ilk müdahale konusunda başarılı olarak gösterilebilir. Fiziksel açıdan durumu iyi olduğunda bire bir mücadelede kolay yıkılmaz. Diğer artı yönü olarak ön libero oynayabilmesini de gösterebiliriz.

Eksi Yönleri

Günümüzde stoperlerinde aranan en önemli özelliklerin başında gelen "geriden oyun kurma" konusunda Erik'in çok iyi olmadığını söyleyebiliriz.  Çok hızlı bir stoper değil Erik ama tabir-i caizse bir "Servet Çetin" de değil ama ilk hamlesi iyi olduğu için bu açığını özellikle birebir de kapatabiliyor. Özellikle kornerlerde rakip kalede etkili olan bir oyuncu değil. Kariyeri yaklaşık on maçta bir gole tekabül ediyor; bu standart bir rakam olsa bu sayının büyük kısmı Gais ve Falkenberg dönemine denk geliyor ve kafayla attığı goller çok sınırlıdır. Malmö döneminde iki golü var ki birisi duran topta oluşan karambolde kale dibinden dokunuş ile diğeri de yan topta arka direkten hareketlenip diziyle attığı pozisyonda.


Erik Johansson, Kopenhag için yapılabilecek bir yatırımdı bana göre. Solbakken ile birlikte tekrardan bir çıkış yakalaması muhtemel uyum konusunda sıkıntı çekeceğini düşünmüyorum ki takımda Augustinsson, Nilsson ve Antonsson gibi  vatandaşları var.

Yazar : Sezer Avşar    Twitter Hesabı İçin Tıklayın

16 Ocak 2016 Cumartesi

Riza Durmisi

























Riza Durmisi, Başkent Kopenhag'ın güneybatısında yer alan, yaklaşık 20 bin kişilik nüfusa sahip olan Ishoj kasabasında 8 Ocak 1994 tarihinde dünyaya geldi. 1968 yılında Danimarka'ya göç etmiş, kısıtlı imkanlara sahip Arnavut işçi bir ailenin çocuğu. Küçük kardeşide Brondby akademisinin alt yaş gruplarında (u15) forma giyiyor. İslam dinine inanıyor. Kökenlerinde Makedonluk bulunmakta. Kariyerinin yükselişe başladığı dönemlerde Makedon Milli takımınından teklif alması bundan kaynaklanıyor. Danimarka adetleriyle yetişmiş olduğunu, hiç bir zaman başka vatandaşlığı seçmeyi düşünmediğini kendisi dile getirirken zaten Danimarka Milli takımını tercih etmişti.

Riza, futbola 6 yaşındayken Brondby alt yapısında başlarken 13 yıl boyunca çeşitli kategorilerde görev aldı. Auri Skarbalius'un Brondby A takımını çalıştırdığı 2012-2013 sezonunda A takıma yükselirken ilk süresini Esbjerg karşısında almıştı. Gerçi profesyonel seviyeye yükseleceği genç Milli takım formalarını o zamana kadar 40'tan fazla terletmesinden belliydi.  A takımda Full olarak süre almaya başlaması ise Thomas Frank'ın antrenörlüğe gelmesiyle başladı. Frank, spor psikolojisi eğitimide almış, genç Milli takımlarda ve futbol akademilerinde yaptığı çalışmalarla tanınmış bir isim. Milli takımlardan tanıdığı Riza Durmisi'ye güvenmeside zor olmadı. İlk maçlarda sol forvet olarak oynatsada 3 maç sonrasında asıl pozisyonu olan sol beke almıştı. Aslında Thomas Frank o dönemde Patrick Da Silva (şu an Randers'ta oynuyor) ile rekabete sokarak Riza'nın gelişimine katkıda bulundu. Riza'yi mental anlamda ciddi şekilde zorladığı dönemler oldu. Riza'da bu süreçte ofansif karakter gösterirken savunmasını geliştirmesi gerekiyordu. Performansında iniş-çıkışlar olsada Danimarka futbolu adına gelecek vaadettiğini belli dilimlerde gösterdi. Makedon Milli takımının davet ettiği dönemde Riza, u21 Milli formasını giyiyordu. 2015'in ortalarına doğru Morten Olsen tarafından ilk Milli davetiyesini aldı ve Karadağ'a karşı 18 dakika süre aldı. llk 11 çıktığı maç ise ilginç şekilde Arnavutluk Milli maçı oldu. 0-0 biten mücadelede 90 dakika süre almıştı.

Riza Durmisi, dini inançlarına bağlı, hala aile yaşantısını koruyan bir oyuncu. Oynadığı maçları babasıyla beraber analiz edip, eksik yönlerini yakalamaya çalışıyorlarmış. Kariyerinde toplam 80 Danimarka Superliga maçı bulunan Riza, henüz kırmızı kart görmedi. Savunma oyuncusu için artı diyebileceğimiz ufak yanlardan birisi.






















Pozisyon Artı-Eksileri ve Transfer Durumu

Kaynaklar farklı gösterse bile, Riza Durmisi tahmini 1,70 civarında ufak diyebileceğimiz türde bir bek oyuncusu. Sol forvet yada kanat olarakta kullanılabilir. Ofansif özellikleri ağır basan bir oyuncu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yazı içerisinde belirttiğim gibi Riza performansının iniş-çıkış yaşadığı dönemde özellikle savunma anlamında eksileri fazla olan bir oyuncuydu.. Zaten fiziksel anlamda vücut yapısı gereği dezavantajları varken doğru pozisyon alma konusunda da problemleri olunca sırıtıyordu doğrusu. Oyununun hücum kısmına bakacak olursak, çizgiyi bütünüyle dolduran, hız-denge olarak müthiş, teknik olarakta gayet iyi bir oyuncu. Çevikliği yüksek olduğundan kontrol edilmesi zor, ani dönüşlerle kolay adam eksiltebiliyor, pas oyununa katılabiliyor. Ceza sahası dışından önemli bir şut tehditi olduğu gibi pozisyonun akışında ceza sahası içinde de beklenmedik yerde biterek pozisyonu sonuçlandırabiliyor. Yine iyi frikik attığınıda söyleyebiliriz. Topu kaldırma konusunda da problemi bulunmuyor. O Önceki 2 yıl Riza'nın savunmasında problemler vardı fakat bu yıl önemli bir gelişim gösterdiğini düşünüyorum. İyi pozisyon aldığı gibi eskiden yaptığı hamle hatalarını nadiren yapıyor, yeterli oyun agresifliğine sahip. Bu şekilde fiziksel zaaflarınıda tölere etmiş oldu. Hücum kalitesinin yanına savunma dengesinide ekleyen Riza'nın tabirimle uçak seviyeye geldiğini düşünüyorum. Artık yeni bir maceranın yolculuğuna başlaması gerekiyor.

Riza Durmisi'nin kulübü Brondby ile olan kontratı 30 Haziran 2018 yılında sona erecek. Danimarka temsilcisini eli kuvvetli gözükse bile Riza'dan kazanabilecekleri paranın 1.5 milyon euro bandını geçebileceğini düşünmüyorum. Tabi 2016 Avrupa Şampiyonası sonrası vitrinin değeride değişebilir. 22 yaşındaki yetenekli bekin incelenmesini tavsiye ederim. Süperlig'teki takımların tamamına yakınında forma bulabilecek seviyede olduğunu ekleyip videosuyla yazımızı bitirelim.


3 Ocak 2016 Pazar

Michael Omoh






























Michael Omoh, 29 Ağustos 1991 tarihinde Nijerya'nın Warri şehrinde dünyaya geldi. Memleketini futbol şehri olarak tanımlıyor. Şu an Samsunspor forması giyen Ekigho Ehiosun, Celtic'li savunmacı Efe Ambrose'ta bu şehirde dünyaya gelmiş akla gelen ilk isimler. Afrika kökenli futbolcularının büyük kısmının fakirlikten geldiğine dair bir gerçek söz konusu. Omoh'ta geçimini zorlukla sürdüren 4 tanesi kız 4'ü erkek olmak üzere 8 çocuklu bir ailenin çocuğu. Ufak yaşlarda özellikle süratiyle dikkat çeken Omoh, yakın arkadaşıyla beraber yerel kulüplerinde oynamaya başlamışlar. İmkansızlıktan yalın ayak oynarken bir abisi ona mavi nike ayakkabı almış ve bunu hayatı boyunca unutamayacağını söylüyor. Durumu kendisi daha net şekilde özetlemiş aslında.

Omoh, 16 yaşına geldiğinde Nijerya futbolunun büyük kulüplerinden Gateway United'ın kadrosuna katılmış. 1 yıllık sözleşme imzalasa bile bir kaç ay içinde hiç ödeme alamayınca sözleşmesini iptal ederek evine geri dönmüş. O dönemin kendisi için gerçekten çok zor geçtiğini belirtiyor. O zaman İsveç'in Dalkurd ekibi Londra'da bulunan bir menajer aracılığıyla oyuncu arıyormuş. İsveç'e geliş hikayeside bu şekilde başlıyor. Katıldığı idman maçı sonrasında beğenilerek sözleşmeyi kapmış. 2011'de geldiği İsveç'te 4 yıl Dalkurd formasını terleten Omoh, 90 maçta 28 gole imza attı. Özellikle 2014 sezonunda attığı 11 gol ve 9 asistin parlamasında payı büyüktü. Djurgarden ve Gefle o dönemde transfer etmeyi düşünselerde başaramamışlardı. Tabi bu durumunda farklı bir hikayesi var. Normalde iki Allsvenskan takımından birine transfer olması beklenen Omoh'un seçimi Superettan takımı Östersund olmuştu. Bu seçimin arkasında ise İngiliz teknim adam Graham Potter'ın rolü epey fazla. Östersund çok fazla bilinmeyen bir takım fakat geçen yıl İsveç'in en pahalı satışlarından birine imza atmışlardı. Modou Barrow'u yaklaşık 2 milyon euro bedelle Premier Lig takımı Swansea'ya satmışlardı. İsveç futbolunda Wyscout kullanan kulüpler arasında bulunan Östersund'un kadrosunda bir çok yabancı oyuncu bulunduğunu ve bütçeleri doğrultusunda iyi scouting yaptıklarını söyleyebiliriz. Potter ile barın birinde bire bir görüşen Omoh, hocasının vizyonuna hayran olarak takıma katılmaya karar vermiş.

Sonuç olarak Östersund'un Allsvenskan'a çıkış sürecinde en fazla katkı aldığı oyuncuların başında Omoh yer aldı. 6 gol, 13 asistlik performans gösteren Michael Omoh, Östersund'u başarıya götüren kilit isimlerden biriydi. Ülkesine giderek bu başarısını ailesiyle paylaşıp, gurur kaynağı olduğunu dile getirirken hedefinin ebeveynlerinin daha sağlıklı yaşam sürmesi için iyi bir kariyer olduğunu söylüyor. Omoh'un ailesine daha iyi bir evde satın aldığı belirtiliyor. Şöyle sözleride mevcut.
Zengin bir aile değiliz, anneme büyük saygı duyuyorum ve bir şeyler vermek istiyorum. Kira, gıda ve diğer ihtiyaçlarını karşılamaları için her ay aileme para gönderiyorum.
Geride bıraktığı kariyerinin ufak bir haritasını çıkardığımız Omoh'un Jazz müzik dinlemeyi sevdiğini ve limonlu smoothie içmekten hoşlandığını belirterek oyun özelliklerine geçiş yapalım.




Artı-Eksileri - Transfer Durumu

Michael Omoh, 1.85 boyunda asıl pozisyonu sol forvet olan fakat gerektiğinde forvet olarakta kullanılabilen bir oyuncu. Afrika'lı oyuncuların bir çoğu önemli seviyede paralar kazandıktan sonra mental problemleri ortaya dökülebiliyor. Omoh adına da bu durum ilerde söz konusu olabilecek handikaplar arasında yer alırken yine oyunun savunma yönünde katkısı olduğunu söyleyemeyiz. Daha çok top ayağındayken iyi bir isim. Atletik ve süratli oyuncuların iş yaptığı liglerde fark yaratabilir.. PTT 1. Lig bunun için en uygun arena herhalde. Çünkü çabuk hızlanabilen, topla arası iyi olduğu için geniş ve dar alanda adam eksiltebilen bir oyuncu. Bunları yaparken bire birde dengede ve ayakta kalabiliyor. Son vuruşlarda problem yaşasada skora katkısı var. Özellikle asistleriyle ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Bunuda oyun görüşünün fena olmamasına bağlayabiliriz. % 100 net olmamakla birlikte Östersund ile olan kontratı 2016 sonunda bitecek. Muhtemel değeri 150-200 bin euro civarında. Takip edilmesini tavsiye ederim.


25 Aralık 2015 Cuma

Nicolaj Thomsen



























Nicolaj Thomsen, 8 Mayıs 1993 tarihinde Danimarka'nın Skagen şehrinde dünyaya geldi. Danimarka'nın en kuzey noktası olan bu bölge yaklaşık 2 milyon turisti kendine çeken gelişmiş bir limana sahip ve Aalborg ile arasındaki mesafe 100 kilometre. Futbola doğduğu yerin takımı olan Skagen alt yapısında başlayan Thomsen ardından Aalborg akademisine geçiş yaptı. Haliyle antrenman - ev arasında yaptığı yolculuklar zorlanmasına neden olurken ona yardımcı olan isimse babasıydı. Bu durumu böyle sürdüremeyeceği anlaşılan Thomsen 17 yaşında evden ayrılarak Aalborg'ta bulunan kolejde eğitim almaya başladı. Aslında o dönemde sadece fiziksel olarak değil mental anlamda da sıkıntılı durumlar geçirdiğini söyleyebiliriz. Aalborg akademisinin yetkilileri Nicolaj Thomsen'i karşılarına alarak onda A takıma yükselecek bir ışık göremediklerini belirtmişler. Bir oyuncu için önemli sınavlardan birisidir. Thomsen ise asla pes etmeyip çok çalıştığını, hem kendi ayakları üstünde durduğunu hemde futbolcu olmaktan vazgeçmediğini verdiği bir röportajda söylemişti. Ailesinden ayrılma kararı belkide ona çok ciddi bir katkı yaptı. Kendini tamamen futbol odaklama şansı bulan ve verdiği kararla özgüven yakalayan Thomsen, 2011 yılında profesyonel oldu.. A takıma yükselemeyeceği düşünülen isim kendini bir anda profesyonellerin arasına attı.

Aalborg geçmiş yıllarda Avrupa futboluna önemli oyuncular pazarladı. Bunların bir kısmı gelişim gösterirken bir kısmıda ülke futboluna geri dönüş yaptılar. Lucas Andersen, Kasper Kusk ve Nicklas Helenius yakın zaman adına akla gelen oyuncular. Bizim yakınımıza gelen en iyi örnek ise eski Fenerbahçe'li Jes Hogh. Bu anlamda fena bir kulüp olmadıklarını, hem modern futbol oynadıklarını hemde genç yetenekleri oynatma konusunda problem yaşamadıklarını söyleyebiliriz. Yukarıda bahsi geçen oyunculardan sonra pazarlamayı düşündükleri yeni isimse Nicolaj Thomsen. İlk sezonunda fazla forma şansı bulamayan Thomsen, 2. yılında 21 maçta forma bulup 4 asist yaptı. A takıma yükseldiği 2011 sezonunda yine Milli seviyede ilk maçını 18 yaş altı formasıyla oynamıştı.

Thomsen'in ön plana çıktığı dönem Aalborg'un hem lig hemde kupa şampiyonluğunu kazandığı 2013-2014 sezonu. Lig ve kupada 38 maçta forma giyen Thomsen, 6 gol - 8 asistlik performansla kusursuz işleyen bir makinenin parçası oldu. Ardından ilk A Milli takım deneyimini Romanya'ya karşı yaşadı. İstikrarlı şekilde forma giyen ve gelişim gösteren Thomsen, ülke futbolunun değerli yeteneklerinden biri haline geldi. Son olarak Danimarka u21 takımının yarı final oynadığı 2015 Avrupa Şampiyonası'nda forma bulan isimler arasında aldı. Kulübüyle Avrupa Kupaları ve Superliga'da oynayan aynı zamanda genç Milli takımlarda forma bulan Thomsen önemli bir tecrübeye sahip. Danimarka dışında futbol oynamaya başladığında sıkıntı yaşamayacağını düşünüyor çünkü daha genç yaşta ailesinden uzak kalmayı öğrenmişti.

Artı - Eksileri ve Transfer Durumu

Nicolaj Thomsen, Aalborg'un kanat oyuncusu. İki çizgide de kullanılabiliyor. Ağırlıklı olarak sağ ayağını kullandığını ama fena bir sol ayağınında olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca ihtiyaca göre 8 numara oynayabilir. Geçmişte merkezde forma almışlığı var zaten. İçe kat ederek, merkezden işlemeyi seven kanat tiplerinden. Bu yüzden sol ön oynaması bence daha mantıklı. Oldukça yumuşak ayak içine sahip, sade oynamayı seven bir oyuncu. Aalborg'un kısa ve hızlı pas trafiğine katkısı çok büyük. Aynı zamanda geçiş hücumlarında önemli bir koz. Topla mesafe kat edebilen, oyun görüşü yüksek ve kilit pas atmayı becerebilen bir oyuncu. Bunu hem dar alan hemde açık alanda başarabiliyor. Thomsen, topla içe kat ettiğinde arkasında oynayan bek oyuncusuna iyi alanlarda yaratabiliyor. Tabi kendisininde çizgiye indiği anlar oluyor. Ayaklarına hakim olduğu için topu hedefe aktarma konusunda genelde başarılıdır. Ayrıca tüm maç aynı tempoda oynama özelliğine sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Thomsen adına söyleyebileceğimiz negatif yönlerin başında savunma özelliklerinin kısıtlı olması var. Savunmada teması sevmeyen, sadece pozisyon almakla yetinen bir oyuncu. Ayrıca genel anlamda agresifliğini düşük buluyorum. 4 yıldır 100'den fazla resmi maç oynamasına rağmen kırmızı kart görmemesi ve sadece 3 sarı kartının olması bunun ufak bir göstergesi. Aalborg ile olan kontratı 2016'nın sonunda bitecek. Haziran ayında Nantes'e transfer olması bekleniyordu fakat sağlık kontrolünde çıkan göz problemi sonrası transfer gerçekleşmemişti. Thomsen'in bir gözünde %90 oranında görme kaybı olduğu belirlenmiş. Bunun negatif yönlerini hissettirmemişti. Buna rağmen yeteneklerini sergiledi.

Aalborg ile olan sözleşmesinde son yıla girdiğini düşünürsek Danimarka ekibinin eli zayıflıyor. Nicklas Helenius'un formu zirveyken bile Premier Lig'e sadece 1.5 milyona satabildiklerine dair bir gerçek varken bu isimden kazanabilecekleri ücret 1 milyon euroyu geçmeyecektir. Nicolaj Thomsen, Süperlig'te bir çok kulüp adına ucuz ve iyi yatırım olabilir. Tabi sağlık durumunun oynamasına engel olup olmayacağı dikkatli şekilde kontrol edildikten sonra bir karara varılmalı.


Kristoffer Ajer






















Kristoffer Ajer, 17 Nisan 1998 tarihinde dünyaya gözlerini açtı. Futbola 5 yaşında Raelingen FK alt yapısında başladı. Raelingen, Lilleström'ün bulunduğu Skedsmo'nun komşu belediyelerinden birisi. Hem okuyan hemde futbol eğitimi alan Ajer, bulduğu boş zamanlarda da ilk antrenörüm dediği babasıyla çalışmalar yapmış. Kısa süre sonra komşu belediye olan Skedsmo'nun bölge takımı Lilleström'ün akademisine geçti. Kristoffer Ajer, Martin Odegaard gibi Norveç futbolunun çok büyük beklentilerinin olduğu yeteneklerden birisi. Gün geçtikçe popülaritesi yükseliyor fakat aslında onun özel bir oyuncu olacağı akademi performansından belliydi. Her ne kadar Start'a imza atar atmaz parlayan bir yetenek muamelesi görse bile aslında Lilleström alt yapısında kazandığı başarılar onun zaten iyi bir oyuncu olacağını gösteriyordu. Ajer, 14-15 ve 16 yaş kategorilerinin tamamında takımıyla final oynarken bu maçlarında adamı olmayı başarmıştı. Kısacası adam olacak çocuk kendini yine en başta belli etmişti aslında.

Kristoffer Ajer'in Start'ta ön plana çıkması aslında tamamen tesadüf. Lilleström A takım oyuncusu olması bekleniyordu fakat ailesinin Kristiansand'a taşınmasından dolayı Start'a kısmetmiş. Doğrusu büyük ekonomik problemleri olan Start için yoklukta bulunmuş bir ganimet oldu. Bir önceki sezon Ajer adına ısınma dönemleriydi. Start'ta o dönemde kadro olarak daha derli topluydu. Son yazıda raporunu paylaştığımız Ernest Asante'de o takımın parçalarından biriydi mesela. Para kalmayınca Start kadrosu toplama ve gençlerin forma bulduğu bir yapıya büründü. Kristoffer Ajer için forma şansı otomatik olarak arttı ve o da bu şansı oldukça iyi değerlendirdi.



Her ne kadar sezonu tamamlayamasa bile 4 yıl Start'ı çalıştıran menajer Mons Ivar Mjelde'nin bunda payı fazla. Takımda çok fazla tecrübeli oyuncu olmasına rağmen 16 yaşındaki Ajer'e kaptanlık pazubandını vererek ona olan güvenini gösterdi. Bir anlamda oyuncusuna özgüven eşiği atlatmış oldu. Tabi bu kaptanlığın çok ilginç bir hikayesi daha var. Lilleström alt yapısında oynayan oyuncular için idol oyuncuların başında kaptan Frode Kippe gelirdi. Bu durum Ajer içinde geçerliydi, sonuçta o daha dünyaya gelmediğinde Kippe Lilleström formasını terletiyordu. Tippeligaen 2015'te sezonun ilk maçında Lilleström ile Start kozlarını paylaşırken, Ajer idol olarak gördüğü Frode Kippe abisine karşı kaptan olarak maça çıktı. Ajer bu durum için şu yorumu yapmıştı.

''Frode Kippe benim çocukluk kahramanımdı. Ona karşı kaptan olarak oynamak inanılmazdı.'' 
Start, Tippeligaen'e playoff maçlarıyla tutunmayı başarıp derin bir nefes almıştı. Sıkıntılı bir sezonu geride bıraktılar belki ama Kristoffer Ajer gibi çok özel bir yeteneği Avrupa futbolunun hizmetine sundular. Geçmişte Roma ile 1 hafta deneme idmanı gören Ajer'in önünde uzun bir futbol kariyeri bulunuyor. Şimdiden üst seviye kulüplerin ilgi odağı haline gelmiş durumda. O da daha önce yazdığım Henrik Bjordal gibi Martin Odegaard'ı rol-model görüyor belki ama üst seviyeye ondan kolay tutunabileceğine inanıyorum. Çünkü daha vizyonel düşünen, olgun oyuncu profili çiziyor.

Artı-Eksileri ve Transfer Durumu

17 yaşında oyuncu için müthiş bir fiziğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. 1.96'lık boy, geniş bir çatı ve güçlü bir yapı. Yaşıtlarında kolay kolay görülmeyecek bir anatomiye sahip kesinlikle. İdol olarak gördüğü Patrick Viera'nın seviyesine çıkabilmesi için denge-çeviklik yönünde gelişim göstermeli. Yine orta seviye bulduğum oyun agresifliğininde yüksek kalite maç oynadıkça artacağına inanıyorum. Zamanla daha iyi noktalara çıkacaktur bu özelliklerde. Ajer'in yüksek bir pozisyon bilgisinin olduğunu söylememiz gerek. Uzun bacakları ve fizik kalitesinin defansif yönde artılarında önemli bir payı var. Yine topu oyuna sokma ve doğru bölgeye aktarma aktarma konusunda oldukça başarılı, bu boyda bir oyuncu için fazlasıyla yumuşak ayaklara sahip diyebiliriz. Bu meziyetlerini gösterebilmesinin altında ise çok sakin olması yatıyor. Adam eksiltmeleri, ceza sahası dışı şutları ve sürpriz 18 koşularıyla önemli bir skor opsiyonu halinede gelebiliyor.

Kristoffer Ajer, Norveç futbolunun potansiyeli en yüksek oyuncularından birisi. Geleceğin yıldızlarından ve idol olarak gördüğü Patrick Viera gibi bir oyuncu olmaya aday. Start ile olan sözleşmesi Aralık 2016'da sona erecek. Muhtemel bonservis ücreti 2-3 milyon civarında olacaktır. Ülkemize getirmek oldukça zor olsada takibe değer.



23 Aralık 2015 Çarşamba

Ernest Asante





Fotoğraftan anlaşılacağı gibi bu yazımızda dünyanın en iyi 100 metre koşucularından birine yer vermek istedim. Hep futbol hep futbol nereye kadar değil mi ? Tabiki bu işin esprisi. Artık İskandinav futboluna ilginin artmaya başladığı dönemlerdeyiz. O yüzden mutlaka yukarıdaki arkadaşı tanıyanlar olmuştur. Koşucu değil belki ama dünyanın en hızlı oyuncularından olan Ernest Asante bu yazıda bizimle olacak. Asante, Gana'nın merkez şehirlerinden Sunyani'de 6 Ekim 1988 tarihinde dünyaya geldi. Fakir bir ailenin çocuğu olduğu için bir çok afrikalı oyuncu gibi futbolcu olarak kendini kurtarmalıydı. 12 yaşında Gana'da futbol akademisine başladı ve 13 yaşından itibarende trial gezileri başladı. Çünkü kendisinde herkeste bulunmayan bir koşu özelliği söz konusu, özel bir adale diyelim. Midtjylland başkanı Rasmus Ankersen'in Afrika'da yaptığı önemli bir araştırma var. Kısa mesafe koşucalarının genelde sabit bir köyden çıktığnı ve bu kişilerin öğrenim hayatlarında çok uzun mesafeler yürüyerek okullarına gittiklerini farketmiştir. Asante için bu durum geçerli miydi acaba ?

Asante adına futbol akademisine adım atmak daha düzenli bir hayata geçmek adına önemliydi. Tabiki en büyük hedefi ise futbolcu olup ailesine daha iyi bir yaşam sürebilmekti. Feyenoord'un Afrika'daki futbol kampları diyebileceğimiz Maxbees ve Feyenoord Ghana akademide bir süre eğitim aldı. Futbol akademisinde olması ailesinden uzak kalmasına neden olsada sonuçta 3 öğün yemek yiyebildiği ve gelişim yaşadığı bir ortamdaydı, yani katlanabilirliği yüksekti. İlerleyen dönemde Hollanda futbolu için yeterli gözükmesede yaşı 18'e geldiğinde Belçika ekibi Beveren keşfetti ve kadrosuna kattı. İşler orada istatistiksel anlamda iyi gitmese bile ilk yurt dışı deneyimini gerçekleştirmiş oldu. Ardından ise Norveç'e adım attı. Asante'nin oyun yapısıda hem o zamanki ismiyle Adeccoligaen hemde en üst seviye olan Tippeligaen'in yapısına uydu. Dünyanın en hızlı oyuncularından biri olduğunu söylemiştim, Start'a transfer olduğu ilk günlerde Gana tarafından Londra Olimpiyatlarına davet edildiğine dair 1 Nisan şakası yapmışlardı ve bir çok kişi inanmıştı. Start'ta yeteneklerini farkettiren Asante ülke futbolunun dikkat çeken isimlerinden biri haline gelmişti. Stabaek'e imza atmadan önce Tayland'tan bir kulüple ismi anılıyordu fakat Tippeligaen'e yenilikçi bir karakter katan Bob Bradley'in Stabaek'ine gitmeyi doğru buldu.

100 metreyi 11 saniye civarında koştuğu belirtilen Asante adına müthiş bir sezonun geride kaldığını söyleyebiliriz. Bob Bradley'in ona kattıklarıyla artık daha fazla sorumluluk sahibi ve özgüvenli bir oyuncu. Start'ta yaşanan ekonomik krizler onun yol ayrımı yaşamasına neden olmuştu fakat orada bu kadar ön planda bir oyuncu değildi. Burada Asante'nin de başrollerden birini oynadığı bir düzen vardı diyebiliriz. Nitekim 10 gol, 11 asistlik bir performans sergiledi ve 30 maçın tamamında kadrodaydı. Futbolculuk kariyerinin en güzel zamanlarında olan Asante'nin önünde artık daha geniş bir transfer opsiyonu olacaktır. Nitekim son günlerde Alman ekibi Köln'ün ilgi gösterdiği belirtiliyor. Gana Milli takımının geniş kadrosunda olduğuda belirtiliyor. Demeçlerinden anlayabildiğim kadarıyla Stabaek'te yaşanan bir takım değişimlerin (hocanın ayrılığı gibi) genel anlamda olumsuz etkileri olacağını düşünüyor. Artık en büyük beklentisi ileride daha rahat yaşam süreceği parayı kazanabilmek ve bununla orantılı olarakta doğru bir takımda istikrarlı şekilde forma giymek. Bunu ne zaman yapacak derseniz Ocak yada önümüzdeki yaz aylarında diyebilirim.























Artı - Eksileri & Transfer Durumu

Yazı içerisinde sıklıkla belirttiğim için artık müthiş bir atlet olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Açık saha futbolu oynamayı seven takımlarda durdurulması çok zor. Bu yıl Stabaek'te attırdığı bir çok golün son pasını çizgiye yada 18 içine inip, 6 pas üstü yada çevresindeki arkadaşlarına yaptı. Çünkü geniş alanda durdurmak için gerçekten şansınızın yanında olması gerek. Valerenga deplasmanında yaptığı bir koşu hatırlıyorum. 10 metre falan arkadan başlayıp önde bitirmişti. Asante adına işin dar alanına bakmak gerek. Yapabilir mi ? Neden olmasın diyelim. Çünkü dayananıklı ve çevik bir oyuncu. Ayrıca bu tip oyuncular genelde ilk kontrol ve topla dripling anında topa dokunuşlarda problemler yaşarlar fakat Asante'nin dengeli olduğunu ve az sorun yaşadığını söyleyebiliriz. Müthiş ayak özellikleri yok belki fakat ani dönüşleriylede kısa alanda adam eksiltebiliyor ve şut açısı yaratabiliyor. Negatif yön olarak 1.70 bir oyuncu için haliyle yüksek toptan bahsedemeyiz fakat iyi sıçradığına inanıyorum. En azından o tip pozisyonlarda rakibi bozmaya çalışıyor. Tabi Asante tipi savunma yönü çok gelişmemiş oyuncuların kadroya katacağı defansif riskler oluyor. B planını çizerek maça çıkmak gerekecektir. Stabaek ile olan sözleşmesi 2017'nin sonunda bitecek. Ülkemizde doğru takımlarda iş yapabileceğini düşünüyorum. Takibe değer.





20 Aralık 2015 Pazar

Henok Goitom


Geçmiş yazılarımızdan biri takımlarımızı bilgilendirme amaçlı Norveç futbolu özelinde yazılan ' Serbestler Kulübü ' adlı çalışmamızdı. Norveç'te boşa çıkan oyuncuları listelemiş ve içlerinde değerli olanların olduğunu belirtmiştik. Nitekim blogumuzda bazılarının raporları mevcut. Henok Goitom, 22 Eylül 1984 tarihinde Stockholm'de dünyaya geldi.  Aslında blogta yazdığımız oyuncu raporlarında yaş olarak belirlediğim seviyenin üstünde fakat serbest olmasından dolayı tanıtıcı ve hatırlatıcı bir yazı yazmak istedim. Ocak transfer dönemi yaklaşırken bu tip örnekleri çoğaltıcam.

Henok Goitom, Eritre'den İsveç'e göç etmiş bir ailenin çocuğu. Inter Orhoy ve Essinge gibi alt yapılarda eğitim almış fakat sıçramasını sağlayan akademi ise Vasalund. Alexander Milosevic, Martin Mutumba gibi tanıdığımız bazı isimlerde bu kulübün değirmeninden geçmiştir. Goitom, hayatında babasının yerini ayrı tuttuğunu röportajlarında belirtir. Nitekim İsveç'in daha büyük akademilerine gitmemesini de babası tavsiye etmiş. Önemli olanın oynamak ve kendini geliştirmek olduğunu dile getirmiş. Oynadığınız ülke futbolunun en üst liglerinde forma bulup yeteneklerinizi gösterirseniz elit liglerden farkedilebilirsiniz fakat Goitom adına olayın erken gelişmesinde Roger Palmgren'in payı fazla. Bahsettiğimiz isim Afrika'lı futbolcular üstünde oldukça hakimdir. O dönem Vasalunds'u çalıştıran Palmgren, Goitom'u Portekiz'e Milli takımın deneme kadrosuna gönderdiği andan itibaren Eritre'li oyuncunun talihi değişiyor. Udinese scoutları izledikleri maçta Goitom'u beğenip kadrolarına katıyorlar. Sonuç olarak Allsvenskan yada Superettan oynamamış bir oyuncu kendini Serie A kulübünde buluyor. Daha az gelişen bir durumdur. Oyuncuların uluslararası seviyede kariyer yapması için bazen şans gerekir, ona en güzel örneklerden olsa gerek.

İsveç'te Vasalunds ile idman yaparken bir anda kendinizi Udinese kampında buluyorsunuz. Di Natale, Muntari, Jankulovski, De Santics gibi özel oyuncularla idman yapıyorsunuz. Goitom gibi bir oyuncu için haliyle formayı kapmak imkansız fakat idmanlarda onlardan çok şey öğrenmeye çalıştığını geçmişte verdiği röportajlarda dile getirmiştir. Yine bu süreçte iletişim sorununu azaltabilmek için yabancı dil öğrenmeye çalışmış. Bir oyuncu için yetenek kadar vizyonunda önemli olduğunu gösteren ufak bir detay. Henok Goitom'un biraz daha ön plana çıkmasını sağlayan olay ise Serie A'da oynadığı tek maç olan İnter karşılaşmasında 7 dakika süre alıp 1 gol atmasıydı. Bundan sonra İsveç u21 takımına davet edildi ve 13 maç oynadı. Udinese tecrübe kazanması için İspanya 2. Ligi'ne U.Murcia'ya kiraladı. Orada attığı 15 golle dikkat çekip Murcia'ya transfer oldu. Murcia'da beklentşleri karşılamayınca Valladolid'e geçti. Valladolid'te oynadığı dönemde 10 gol attığı sezonda takımın en skoreriydi, attığı gollerle takımını ligde tuttu diyebiliriz. Ardından Almeria transferi gerçekleşti. Genelde kenar oyuncusu oldu diyebiliriz. Piatti, Kalu Uche ve Ulloa gibi isimlerin yanında forma bulması kolay olmadı. İtalya ve İspanya'da yaşadığı önemli tecrübelerden sonra 28 yaşında İsveç'e olgun bir oyuncu olarak döndü. Son 3 sezonda AIK'te attığı gollerle tribünlerinde sevilen isimlerinden biri oldu. Ayrıca sevilmesinde en büyük paylardan biride sosyal medyayı kullanırken yarattığı pozitif havadır.


Özellikleri ve Transfer Durumu

Henok Goitom, 1.90 boyunda liderlik özellikleri barındıran bir forvet. Güçlü bir oyuncu olan Goitom ikili mücadelelerde ayakta kalmayı başarıyor. Tekniği iyidir ve oyun kuruculuk anlamında ciddi katkılar yapar. Sürekli hareket halinde olduğundan orta sahaya gelip top alıp dağıtıma yardımcı olur yada ters koşularla arkadaşlarına alanlar açar. Sırtını dayayarak klasik pivot forvet gibi oynamasada takımını bu şekilde ileri iter. Ceza sahası dışında topla buluştuğunda adam eksiltebiliyor ve arkadaşlarına kilit paslar atabiliyor. Bu açıdan oyun görüşününde fena olmadığını söyleyebiliriz. Yine atılan yüksek toplarda temasa girmekte sıkıntı yaşamaz fakat çok iyi sıçradığınıda söyleyemeyiz. Goitom, 18 içerisinde önemli bir tehlike. Hem ayakla hem kafayla bitirmek konusunda iyidir. Sert ve net vuruşlar yapar fakat 18 dışında şut konusunda etkisi daha düşüktür. Bu yıl AIK ile 29 Allsvenskan maçına çıkarken 18 gol, 5 asistlik performans gösterdi. 31 yaşındaki forvetin AIK ile sözleşmesi sona erdi ve uzatmayacağını açıkladı. Daha fazla para kazanacağı liglere gitmeyi düşünüyor. PTT 1. Lig'de üst sıralara oynayan ve Süperlig'te bazı Anadolu takımlarında katkı verebilir. Bu tecrübeye sahip ismin incelenmesini tavsiye ederim. AIK'lilerin sevgisini gösteren kısa videosu ile bitirelim.