29 Haziran 2017 Perşembe

Başarıya Giden Yol | Östersunds


İsveç’in Jämtland bölgesinin takımı olan Östersunds’un yeşil zeminde neler yapabildiğini konuşmadan önce kulüp tarihine göz atmanın keyifli olabileceğini düşündüm zira yakın zamanda kurulmuş bu kulübün özellikle son dönemde yaşadığı çıkış onları kaleme almanız için bizleri heyecanlandırmaya yetiyor. En azından kendi açımdan durum böyle.

İsveç’in kıyıda köşede kalmış, Jamtland bölgesinde 1996 yılının sonlarında kuruldu Östersunds. O dönemde birkaç kulübün birleşip bu adımı atmasındaki temel amaç, İsveç futbolunun üst kademelerinde söz sahibi bir takım yaratmaktı. Sonrasındaki hedef ise Avrupa’da maçlar oynamaktı ancak o dönemde 4.ligde mücadele eden bir takım için bunu ‘hayâl’ olarak nitelendirmek çok garip olmasa gerek. Yakın zamanda İzlanda’yla Dünya Kupası’nda takdir edilesi işler yapan Lagerback’ı o dönemde göreve getirmek istemişlerdi ancak olmadı. Durumlar o kadar kötüydü ki o dönemdeki başkanın yaptığı ‘ne ayakkabı bağcığı bulabiliyorduk ne de oynayabilecek bir top’ açıklaması her şeyi özetliyor.

İlk kurulduğu yıllarda bu hedeflerinden çok uzakta seyreden kulüp 2010’da bir bakıma dibi gördü. O yıl 14 takımlı İsveç Division 1 Kuzey ligini, 13.bitiren takım 3.lig olarak tabir edeceğimiz ligden 4.lige düştü. 2011 sezonu öncesi görevi İngiliz Graham Potter’ın devralması ise dipten tepeye yürüyüşün başlangıcı olacaktı. İşte bu hikayeyi güzel kılan adam tam da burada devreye giriyor.


Futbolculuk kariyerinde Wycombe, Stoke City, Southampton ve West Bromwich gibi takımların formasını giymiş bir isim Graham Potter. Futbol oynadığı dönemde okumaya devam eden ancak futbol nedeniyle istediği şekilde bu kısıma fazla zaman ayıramayan Potter, futbolu bıraktıktan hemen sonra okulunun son senesine odaklandı. 2005 yılında Sosyal Bilimler’i bitiren Graham, 2006 yılı başında da Hull Üniversitesi Futbol Geliştirme Müdürü olmayı başardı. He diyebilirsiniz ‘ne alaka Sosyal Bilimler’den Futbol Geliştirme Müdürü’ diye. Graham’in siyasete ilgisi yok ancak yarıda kalmış okul işini de bitirmek istiyordu. 13 yıl futbol oynadıktan sonra başka bir şey daha yapabilecek olmanın elinde kanıtı olsun istemiş sadece. Başarmış da.

Konudan uzaklaşıyor gibi olacağız ancak burada dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var. Normal şartlarda birçok üniversite öğrencisi okulu dereceyle bitirse bile önünde bir sürü borç yükü buluyor kalan hayatı için. İşte Graham Potter’a burada İngiltere Futbolcular Derneği (PFA) destekte bulunmuş. 13 yıllık futbolculuk kariyerinin olması bunda büyük etken tabii. Şayet böyle bir destekleri olmasa kariyeri de bu noktaya gelemeyecekti. Okuduğu üniversitesinin antrenörlük kariyerine çok şey kattığı da kesin. Yaptığı açıklamalar bu yönde zaten ama bu kısma birkaç paragraf sonra yer vereceğim.

Çocuklarla çalışmaktan büyük keyif alan Potter Hull Üniversitesi Futbol Geliştirme müdürü olduktan birkaç yıl kadar sonra İngiltere Üniversiteler Birliği’ne yardımcı antrenör olarak atandı. Bu bahsettiğim şeyleri yaptığı dönemde Gana kadın milli takımıyla Dünya Kupası macerası da oldu Graham’ın. Leeds Metropol Üniversitesi’nde Futbol Müdür’lüğü de yapan Graham’ın bir sonraki adımı şaşırtıcı şekilde Östersunds olacaktı. İngiltere’den ayrılıp, kuzeyin bu şehrine gelmek nasıl bir şeydi, nasıl almıştı Potter bu kararı biraz ona bakalım.


Futbol kültürüne sahip olmayan, kayak sporunun revaçta olduğu Östersunds’a futbolu sevdirmek kolay değildi. Nüfus 45 bin, başkente mesafe 6 saat, insanlar futboldan uzak, ülke zaten soğuk, kasaba daha soğuk. Tabii bu işin bir de diğer tarafı var zira yıllar içinde gelişim göstermeyen Östersunds’a Graham Potter gibi bir ismi getirmek de kolay değil. Burada da başkan Daniel Klindberg’in etkisi büyük.

2010 yılında Östersunds’a başkan olan Daniel Kindberg, eski bir İsveçli subay. Östersunds kasabasından olması ise Östersunds kulübü için büyük şans. Daniel Klindberg askerlik yaşamının ardından Östersunds futbol ve hokey takımına yatırım yapmaya başlayınca kulüp bu noktaya geldi. Şu anda kullandıkları stadyum Jamkraft Arena’nın yapımında dahi rolü büyük. O dönemde pay sahibi olduğu gayrimenkul şirketinin desteğiyle yapıldı stadyum. Klindberg’in kulübe kattığı en büyük artılardan bir diğeri ise o dönemde Swansea’yi çalıştıran yakın arkadaşı Roberto Martinez ile iletişime geçip iş birliği yapmasıydı. Division 1’de mücadele ettikleri dönemde David Accam’ı lig tarihinin en pahalı bonservisiyle Helsingborg’a satmaları, keza 2014’te de Swansea ile olan ortaklığın da etkisiyle Gambiyalı genç forvet Barrow’u Swansea’ye satmaları... Yine oralardan gelen İngiliz, İskoç transferler de takımın bu ortaklıktan elde ettiği diğer kazançlar…

Kulübe yapılan yatırımlar, Graham Potter’in göreve gelişi, yeni stadyum ve çeşitli ülkelerden yapılan birçok yatırım transferiyle kulüp kısa sürede büyük adımlar attı. 2011 yılında düştükleri Division 2’den bir üst lige çıktılar. Sonrasındaki yıl ise tarihinde ilk kez Superettan yani İsveç 2.ligine yükselmeyi başardılar. İlk sezonunu 10, 2.sezonunu 5.sırada tamamlayan kulüp, 2015 yılında 2.olarak yine bir ilke imza attı ve İsveç futbolunun en üstü olan Allsvenskan’a yükseldi. 5 yıl içerisinde 3 lig birden çıktılar. Bu başkan, hoca, oyuncular ve şehir için tarifsiz bir deneyimdi. İşte bu amansız yükselişin son halkası bugünkü rakiplerinin Galatasaray olması. Son İsveç Kupası’nı Norrköping’i yenerek müzesine götüren takım, tarihinde ilk kez bu kupayı kazanmakla kalmadı, Avrupa biletini de kaptı. Tarihlerindeki bir başka ilki ülkemiz takımlarından Galatasaray karşısında yaşayacaklar. Aynı Graham Potter’ın 2016 yılında İsveç’te en iyi teknik adam seçildiğini de dipnot olarak buradan aktarmış olayım. Malmö’nün şampiyon olduğu, Norrköping’in fena bir sezon geçirmediği 2016 yılını 8.sırada bitiren bir takımın hocası olarak bu ünvanı alması da boş yere olmasa gerek hani.


2012 yılında kulüpte 6 İngiliz, 4 Ganalı, 2 İspanyol, 1’er de Meksikalı ve Güney Koreli vardı. Şu anda ise 2 İngiliz, 1 Ganalı, 1 Iraklı, 1 Fransız ve 1 de Nijeryalı oyuncuları var. Potter’in ve kulübün en dikkat çekici taraflarından biri bu durum. Hoca ve kulüp uluslararası transfer pazarını zeki şekilde kullanıyorlar. Kulübün bir akademisi de var zaten buna yönelik ancak hocanın burada farklı uluslu oyunculardan fazlaca faydalanmak istediği de etkili zira ekibe derinlik ve çeşitlilik katmak kendisinin kullandığı etkili yöntemlerden biri. Zaten bu kadar fazla sayıda farklı ülkeden isme sahip olmaları da hocanın zaman içinde kendince listelediği oyuncu grubu sayesinde. İngiltere’deki döneminden bu yana gençlerle verimli şekilde çalışıyor olması da kadroya katılan birçok isimden yüksek verim almasını sağladı, sağlamaya devam ediyor.

Potter’in futbol geçmişi zaten ortada ancak üniversite yaşamının ona katkılarının sinyalini yukarda vermiştim. Üniversite kendisine oyunculara yaklaşımında büyük şeyler katmış. Takım 5 senede 3 lig birden çıktı. Bunun sonuncu basamağı olan 1.lig 2016 yılına tekabül ediyor. Hocanın lige yükseldikten sonra basına düşen kuğu gölü dans gösterisi fotoğrafları var, görmüşsünüzdür. Bu konu ve gelinen noktayla alakalı yaptığı açıklamalar var. Bu açıklamaları paylaşmak istiyorum. Okulun, gençlerle çalışmanın ve görüp geçirdiği zamanların sonuçları olduğunu sizler de anlayacaksınız.

“Oyuncuları insan olarak da geliştirmek gerekiyor. Bazen böyle deneyimler yaşamalılar. Daha önce yaşamadıklarını yaşamak, yapmadıklarını yapmak onlara iyi gelecektir. Bu sahada da olur. Bazen zorlu bir dönemden geçer, hiç yaşamadığınız şeyleri yaşarsınız ve o anda takım olarak birbirinize yardımcı olmanız gerekir. Bunu bilip, bunun farkında olmamız için bu tarz etkinlikler gayet etkili.

Geriye baktığımda tabii ki düşünüyorum. Mesleğimden vazgeçmeyi düşündüğüm zamanlar dahi oldu ama ailem bunu çılgınlıkla karşıladı. Aynı zamanda kafamdaki projeye de çok inanıyorlardı. Hepsinin gerçekleşmesi beni çok gururlandırıyor.

Ligimizden Barrow’u alıp Swansea’ye sattık. Her yıl benzer şeyi yapıp oyuncuları daha yüksek seviyedeki takımlara gönderdik.

İlk zamanlar 500 kişi bile yoktu bizi destekleyen. Şimdilerde 6500 kişiyi buluyor seyirci sayımız. Şehirde futbol bile oynanmıyordu. Şimdi ise kız ya da erkek fark etmez herkes küçük yaştan itibaren futbol okullarına gönderiliyor”


Swansea ne zaman bir hoca ile yollarını ayırsa ismi geçmeye başlıyor Potter’in. İlerleyen yıllarda buluşabilir bu iki kesim, belli olmaz. Takımın yapılan yatırımların karşılığını alması sonrası her gün farklı yatırım dedikoduları da ortaya çıkıyor. Yakın dönemde çıkanlardan birisi mesela kulübün Libya’ya sunduğu teklif. Ülkedeki kaotik ortam nedeniyle kulüp ülkenin en iyi genç oyuncularını İsveç’e getirmek ve futbol ile İngilizce eğitimi vermek istiyor. 5 yıl üstünden düşünülen bu proje ne oldu ya da ne aşamada bilemiyorum fakat bu tarz projelerin bu dakikadan sonra Östersunds’ı geriye değil ileriye götüreceği kesin.

Zaman zaman 3’lü, zaman zaman 4’lü savunma kurgusu üzerinden takımını sahaya sürüyor Potter. Saha içinde dahi bu geçişleri sorunsuz yapabilmeleri önemli. Geniş alanda saldırgan bir oyun tarzını seviyor ve kanatlara sırtını dayayan oyuncular onun oyun sistemi için büyük önem arz ediyor. Her oyuncusundan her bölgede oynayabilmesini istemesi de oyununa katmak istediği farklılık için gerekli. Bu sezon ve hemen hemen her sezon maçtan maça farklı sistemler, oyuncu dizilişleriyle çıkan Potter, bir maç sağ bek oynattığı ismi bir maçta stoper ya da sağ önde kullanabiliyor. Kimi zaman forvet sıfatlı 3-4 isim 11’de oluyor, kimi zamansa forvet bölgesinde hiç sabit bir isme yer vermeden sistem içinde yaşanan kaymalarla gol bölgesini dolduruyor. Uzun yıllardır bu ekibi çalıştıran hocanın yıllar içinde takımından bunu istemesi ve alması daha kolay hale geldi. Zaten hocanın bu isteklerine cevap veremeyecek nitelikte çoğu isimle yollar ayrıldığından, mevcut oyuncuların istenenleri gayet iyi ve verimli şekilde sahaya yansıttığını söylemek mümkün. Bu bahsettiklerimi oyuncu grubu üzerinden senaryolarla anlatmaya çalışacağım kısım yazının 2.bölümünde…

3 Temmuz 2016 Pazar

Bubacarr Sanneh





















Gambiya, CAS sıralamasında bir çok Afrika ülkesinden geri kalmış ve başarısız bir ülke gözükse bile son yıllarda fena oyuncular çıkarmadıklarını düşünüyorum. Bunların bir çoğuda teknik özelliklerinin gelişimime uygun gözüken İskandinav Ligleri'nde forma giyiyorlar. Östersund'ta oynarken Swansea scoutlarının dikkatini çeken Modou Barrow, kariyer gelişimi en fazla ve çabuk oyuncuları olurken potansiyelli olarak değerlendirilen isimlerde Djurgarden'li Omar Colley, İsrail'de forma giyen Hamza Barry olarak gözüküyor. Tabi bana göre henüz fazla göz önünde olmayan ama sıçrama yapabilecek bir isim daha söz konusu. Bu oyuncu ise Danimarka'da Horsens formasını terleten Bubacarr Sanneh.

Bubacarr Sanneh, 14 Kasım 1994 tarihinde Gambiya'da dünyaya geldi. Çok küçük yaştan itibaren futbol oynamaya başlamış olsada ilk zamanlarda herhangi bir kulüp çatısı altında olmadan arkadaşlarıyla oynamayı tercih etmiş. Horsens'e gelmeden önce 10-11 yıl kadar bir süre tek kulübü olan Real de Banjul kulübünde eğitim almış. O yıllarda başka bir spora yatkınlığının olmadığını ve futboldan büyük zevk aldığını belirtiyor. Real de Banjul kulübünde 2010 yılında A takım seviyesine yükselirken 2 defa gümüş madalya sevinci yaşarken 1 defada şampiyonluk sevinci yaşadı. Kulübün başkanıda Horsens'in Sanneh'i farketmesini memnuniyetle karşılarken ülke futbolunun önemli savunmacılarından biri olduğunu savunuyordu. İlk önce kiralık sürecinin ardından 40 bin euro bedelle Horsens'e transfer oldu.

Nitekim Sanneh başkanını yanıltmayarak iyi bir Horsens başlangıcı yaparak ilk yılında 17 maçta forma giymişti ve taraftarın sevdiği bir oyuncu haline gelmişti. O sezon içerisinde bir maç öncesinde takımın savaşçı oyuncu olarakta gösterilecek çiçek verilmişti. Sanneh, Horsens'e katıldığından beri 43 Danimarka 2. Ligi maçı oynamış durumda. Bu sezon şampiyonlukta çok büyük bir payı söz konusuydu. Hatta sezon sonunda son 2 yılın yılın oyuncusu verilirken 2014/2015 sezonunki Bubacarr Sanneh'in olmuş oldu. Sanneh, Gambiya Milli takımının U20 ve U23 takımlarında geçmiş dönemde ter dönerken son dönemde A Milli takım içerisinde de yer alıp Afrika Kupası elemelerinde forma giydi. Afrika futbolu ile Danimarka futbolu arasında çok önemli farklar olduğunu belirtirken dil açısından zorlandığını fakat İngilizce ile telafi ettiğini ve daha iyi noktaya götürdüğünü belirtiyor.


Pozisyon Özellikleri ve Transfer Durumu

Bubacarr Sanneh, savunmanın merkezinde görev alıyor. 1.83 civarında bir boya sahip olan atlet bir stoper. Bir merkez defans için kısa sayılabilecek boyuna rağmen hava toplarında ciddi bir üstünlük kurduğunu ve bunu güçlü bacaklarıyla iyi sıçramasına borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Yüksek topun fazlaca kullanıldığı ligimizde oynayabilmesi adına ciddi bir avantaj. Yine adam markajı ve hamle konusunda iyi olduğunu söyleyebileceğim sert bir oyuncu. Oyunu yönetme konusunda henüz eksikleri var ve bu konuda ne denli öne çıkabilir tartışılır. Bu yüzden lider bir stoper olmadığını, tamamlayıcı rolde olduğunu söylemek gerek. Yine hız konusunda ortalamanın üstünde olan, çabuk hareket ederek pozisyon içerisinde sakinliğini koruyan bir isim. Pozisyon alma konusunda da tecrübe ile ilerletmesi gereken eksikleri söz konusu. Sezonu Kasımpaşa'da kiralık geçiren ve ismi Beşiktaş ile anılan Kenneth Omeruo'yu andıran bir tarza sahip olan Bubacarr Sanneh, yatırım yapılırsa iyi para kazandırabilecek bir oyuncu. Bubacarr Sanneh'in Horsens ile olan sözleşme bitimine 1 yıllık süre var. Muhtemel bonservis bedelinin 150-200 bin euro bandında olacağını tahmin ediyorum. Danimarka Ligi'nin üst seviye takımlarının takip listesine girmiş durumda. Ucuz ve potansiyelli bu ismin takip edilmesini öneririm.


Not : Murat Ekim hocayla ortak yazımızdır. Oyuncuyu izlemem konusunda bana özel olarak tavsiyede bulunan Feti Kilic hocaya ayrıca teşekkürlerimi sunarım. 

30 Haziran 2016 Perşembe

Pa Konate



Allsvenskan'ın ve Malmö'nün underrated oyuncularından birinden bahsetmeye çalışıcam. Futbol skor oyunu olduğu için şampiyonluğa koşan Malmö'de de haliyle skora etki eden oyuncular öne çıkıyor fakat kadro içerisinde gizli kahraman rolünde olan isimlerin başında da Pa Konate geliyor diyebiliriz. Konate, 25 Nisan 1994 yılında Malmö'de dünyaya geldi ve tüm eğitimide burada aldı. Babası Gine'liyken annesi Gambiya vatandaşı olan Konate'nin bir kısım akrabası hala Gambiya'da yaşasa bile hayatında sadece 2 defa gitmiş. Pa Konate, futbol dışında eğitiminide yaklaşık 2 yıl önce tamamlayarak Ticaret ve Yönetim bölümünden mezun olmuş.

Pa Konate, tüm alt yapı ve normal eğitimini Malmö'de alırken ilk profesyonel olduğu dönemleri hatırlıyorum. Fiziksel anlamda kas kütlesi daha düşük olan, çelimsiz ve tecrübesiz bir oyuncuydu. İlk çıktığı dönem zaten takımın bek pozisyonlarında kaliteleri belli olan şu an Hannover forması giyen Miiko Albornoz ve Brezilya'lı Ricardinho oynuyordu. 2014'ün başında yedek oturmanın Konate'ye fayda getirmeyeceği kendisi tarafından da onaylanınca Osters'e kiralandı ve geri dönüşte son 9 maçta forma şansı buldu. Önünde görev alan iki oyuncunun hatta sol bekin ekstra alternatiflerinden olabilecek Mahmut Özen'in gitmeside Konate'nin forma şansını arttırmıştı fakat Malmö'nün yatırım yaptığı Peru Milli oyuncusu Yoshimar Yotun formayı daha fazla giydi. Konate adına mental anlamda dirençli olduğunu gördüğümüz süreçte burasıydı. Asla çalışmayı bırakmadı ve forma verildiğinde elinden geleni yaptı. Özellikle Juventus deplasmanında Stephan Lichtsteiner karşısında gösterdiği iyi performans izleyenlerin dikkatini çekmişti. Bu sezon ise Konate'nin emeklerinin karşılığını almaya başladığı yıl diyebiliriz. Defansif defoları fazla olan Peru'lu Yotun'dan formayı kapmış durumda. İsveç u21 Milli formasınıda 8 defa terleten Pa Konate'nin A Milli takıma davet edilmesi gerektiğini düşünen bir kesim söz konusuydu. Aslında 2016 başında İskandinav Ligleri'nde oynayan oyunculardan oluşan kadroda yer alsada ana kadroya hiç çağırılmamıştı. Olimpiyatlarda yer alacak olan İsveç kadrosuna davet edilerek bu alanda da yeni bir başarı elde etmiş oldu.






















Pozisyon Özellikleri ve Transfer Durumu

Aslında Pa Konate'nin mental olarak iyi bir oyuncu olduğundan yazı içerisinde bahsetmeye çalıştık. Gelişimi ne denli ileriye gidecek zaman gösterecek belki ama yapabildiklerinin en iyisini yapmaya çalışan bir oyuncu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Her şeyini vererek oynamaya çalışıyor. Pa Konate'nin gelişimi konusunda net olarak yorum yapabileceğimiz en önemli konu fiziksel açıdan daha dolu bir oyuncu haline gelmesi. İlk profesyonel olduğu yıllarda zayıf bir fiziğe sahipti, zaman geçtikçe bu konuda gelişim sağlıyor ve bunu ikili mücadelelerde hissediyor. Konate'nin en beğendiğim özelliği ise savunma dengesi. Adam takibi oldukça iyi, 1'e1 savunmalarda kıvraklığını kullanarak çabuk yön değiştirme ve ani hızlanmayla rakibinin karşısında kalmayı başarıyor. Bu da doğru zamanda hamle yapma konusunda ona yardımcı oluyor.

Pa Konate, oyunun ofansif kısmında da katkı vermeyen çalışan bir oyuncu. Ofansif beklerin çıktığı İskandinav Ligleri'nden yetişen diğer oyunculara göre bu konuda şimdilik geride olsa bile hücumda yer almaya çalışıyor. Malmö'nün Shakhtar Donetsk'i yendiği Şampiyonlar Ligi maçında çabukluğunu konuşturarak Rosenberg'e yaptığı asist, PSG maçında kıvraklığını kullanarak attığı çalımlarda aklımızda kalmış ve bu konuda da bir yeteneğinin olduğunu göstermişti. Nitekim diğer maçlarda da aynı standartta katkı vermeye çalışıyor. Çabuk, savunma yönü iyi olan Pa Konate'nin orta konusunda biraz daha gelişim göstermesi gerekiyor, oyunundaki en büyük eksiklerden biriside yeterince agresif olmaması. Görsel olarakta çok sakin gözüken Pa Konate'de bu durum oyununa da yansımış durumda. Biraz daha agresif olması gerektiğini düşünüyorum. Ek olarak söyleyebileceğim handikaplardan biriside henüz 1 sezon full olarak oynamamış olması fakat bu sezonun sonuna kadar o konuda da bir tecrübe kazanacaktır.

Pa Konate'nin Malmö ile olan sözleşmesi 2017'nin Aralık ayına kadar devam etmekte. Tamamen Malmö'nün 0'dan eğittiği ve A takımda sergilediği oyunculardan birisi. Maliyetinin de çok yüksek seviyede olmadığını düşünürsek Anadolu kulüplerimiz tarafından takip edilmesi ve önümüzdeki süreçte analizlerinin yapılmasını tavsiye ederim. Allsvenskan'ın yükselişte olan isimlerinden. Takibe değer.

28 Haziran 2016 Salı

Sezonun Özeti : Agger'e Veda

İsveç ve Norveç futbolu seyir zevki açısından izleyenlere daha ideal gelse bile Danimarka futbolu taktik açıdan oyuncunun gelişimine çok daha uygun bir ligdir. Tabi bu açıdan bakmayanlara sıkıcı bir imaj yarattığı kesin. Üstelik bu sezon ligin hem alt hemde üstte çok erken süreçlerde kesinleşmesi ligi hem dahada sıkıcılaştırdı hemde sonrasında aslında sisteminde değişmesi gerektiği bas bas yüzümüze bağırdı. Nitekim Danimarka Futbol Federasyonu'da 2016-2017 sezonundan itibaren Danimarka Superliga'da bir takım değişikliklere giderek ligin formatını değiştirdiğini duyurdu. Bunlar tabi bizim yakın geleceğimizde ilgileneceğimiz konuyken yakın geçmişten akla kalan en büyük hatıra Daniel Agger'in futbola sürpriz vedası oldu.

10 yıldır sürekli olarak İskandinav Ligleri'ni takip ettiğimi düşünürsek aslında çokta yakın gelecek ile alakalı konuşmak zorunda kalmama şansına sahibim diyebilirim. Hatta bu satırları karalarken söz konusu Kopenhag fanlığımıda askıya alıyorum. Daniel Agger'in Danimarka futbolundan yetişen yakın tarihli en özel oyunculardan biri olduğu şüphesiz en büyük gerçeklerden.  Fiziksel sıkıntıları yaşamasaydı belkide şu an Avrupa futbolunun en üst seviyesinde futbol oynuyor, yuvası Brondby'e döneceği günlerin ve emekliliğinin hayalini kuruyor olacaktı. İşte bu sporda fiziğiniz kadar varsınızın en büyük örneklerinden biriside Daniel Agger. İstatistik olarak belki bir çok Danimarka efsanesinin arkasında kalmış olabilir, hatta sıkıntıları yaşadığı için erken noktaladığı bir Avrupa serüvenide olabilir fakat Agger hem saha içi hemde saha dışı karakteriyle unutulmazlar arasında yerini almıştır. Taraflı ve tarafsız bir çok kişininde saygısını kazanmıştır. Fenerbahçe'ye transferinin gerçekleşip, gerçekleşmeyeceğini merakla beklediğimiz anlarda Daniel Agger'den veda mesajı geldi ve bir çok kişiyi üzdü. Agger; ''Desteğiniz için teşekkürler. Büyük bir deneyimdi. Üzücü ama durmak doğru karardı. Kariyerimle gurur duyuyorum.'' diyerek son noktayı koydu. Aslında yeni bir serüven yerine ailesi olan Brondby'de bir kaç yıl daha oynayarak emekli olması doğrusu gözüküyordu fakat o bu seçimi dahada erkene çekti. Böyle bir ismide izlemek bizlerin yaşadığı bir şans olarak geçmişimizde bir anı olarak kaldı. 

Gelelim Şampiyon Kopenhag'ın hikayesine. Aslında beklenen oldu diyebiliriz. Kopenhag, Danimarka futbolunda en akıllı yönetilen kulüp diyebiliriz. Boşuna İskandinavya'nın Real Madrid'i olarak tanımlanmıyor. Gerçi onların Real Madrid'e göre farkı parayı daha doğru kullanması ya neyse konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Kopenhag, geleceğini planlayarak hareket eden sayılı İskandinav kulübünden birisidir. Farklarıda bu noktada ortaya çıkıyor zaten. Son şampiyon Midtjylland'ta aslında onlarla bu yarışa girme merakında fakat Matthew Benham ve Rasmus Ankersen ikilisinin henüz oturtamadığı durumların olduğu bir gerçek. Nitekim zaten organizasyonun favorisi olan Kopenhag, kritik anlarda da doğru işlerle çok rahat lig ve kupa şampiyonluklarına ulaştı. Bu süreçte Daniel Amartey'i de yüksek bedelle Premier Lig şampiyonuna satmışlardı. Yakın zamanda Nicolai Jorgensen'i gönderdiler, Thomas Delaney ve Ludwig Augustinsson'da sıradakiler. Hem bonservisten kazanıyorlar hemde kupalar geliyor. Her türlü win-win durumu Kopenhag adına geçerli diyebiliriz.


Her takım üzerinde uzun uzun yazarak sizleri sıkmak istemiyorum. Aalborg benim adıma bu sezonun en büyük hayal kırıklığı diyebilirim. Kış arasına müthiş girmişlerdi ve dönüşte onları zorlu bir fikstür bekliyordu. Zorlu maçları atlatmaları durumunda 13-14 sezonunda yaşadıklarının benzerini yaşayabileceklerini düşünüyordum fakat çok farklı bir takım olarak geriye döndüler. Savunmada tel tel dökülen ve hücum ritmi düşen Aalborg sıradanlaşarak Avrupa biletini dahi kaçırdı. Lukas Spalvis'in Sporting Lisbon ile anlaştıktan sonra düşen formuda oyuncu bazında yaşanan şaşırtıcı durumlardan birisiydi. Brondby tüm sezonu savunma problemleriyle geçirdi. Agger dışında ideal stoper olmadan oynadılar desek yeri. Ezeli rakibi Kopenhag gibi doğru yönetilmiyor Brondby. Aslında iyi bir akademileri var, yetenekli çocuklar çıkıyor ama üst akıl bunu doğru tecrübelilerle kullanamıyor. Eski antrenör, yeni nesil sportif direktör Troels Bech bu durumu toparlamaya çalışıyor fakat zamana ihtiyacı var. Aslında onlar adına yaşanan hüsranlardan biriside büyük beklentileri oldukları Rezan Corlu'dan sakatlıktan dolayı yararlanamamak oldu. Önümüzdeki sezonu bekliyorlar.. Midtjylland'ın şampiyonluğu kaçıracağı zaten Sviatchenko'yu satmasıyla belli olmuştu, şaşırtmadılar. Sezonun flaş takımı ise SonderjyskE oldu şüphesiz. Geçmiş yıllarda kış arası 1-2 akılcı hamleyle ligde kalan SonderjyskE, stadyumunu bir nebze yeniledikten sonra ligde de gümüş madalya kazanarak mucizeyi başardı diyebiliriz. Yüksek bütçeli takımlar varken bu başarı epey sürpriz oldu. Avrupa bileti almalarının arkasında ise müthiş bir takım oyunu oynamaları geçiyordu.

Danimarka futbolunda iz bırakan olaylardan biriside Emre Mor'un kısa süre oynasa bile dikkat çeken performansı oldu diyebiliriz. Aslında yaklaşık 1.5 yıl önce kadar Emre'den kimsenin haberi dahi yoktu.. Lyngby alt yapısından gönderilmesinden sonra Nordsjaelland akademisi onu bünyesine aldı ve özel bir çalışmayla ham yetenekleri ortaya çıkardılar diyebiliriz. Genç takımda oynadıkları finalde gösterdiği yüksek performanslada A takım adına konuşulan isimlerden oldu. Nordsjaelland yetkililerinin verdiklerine karşılık verince ham yetenekleri sahaya yansıdı ve dikkat çeker bir oyuncu oldu. Ardından yaşanan Milli takım süreci ve oradaki başarılı performansla beraber Dortmund'a imza atmasıda sezonun önemli gelişmeleri arasında yerini aldı. İyi bir mental koçla beraber umarım daha iyilerinide yapabilir.
Sezonun 11'i ;

Yılın en iyi 11 oyuncusunu seçerken zorlandığım pozisyonlar oldu diyebilirim. Eldivenleri bir önceki sezonda yılın kalecisi seçilen ve kısa süre önce Guingamp'a transfer olan Johnsson'a vermiş dahi olsam Robin Olsen ve Stian Grytebust'un iyi bir 2. yarı geçirdiklerini söyleyebiliriz. Odense'nin savunmasına ciddi katkıları olan Grytebust daha çok formaya aday fakat kısa süreli değerlendirmek istemedim. Savunmada onur ödülü Agger'e giderken partneride SonderjyskE'nin başarısında büyük rol oynayan Pierre Kanstrup oldu. Sağ bekte fazla bir alternatif olmadığı ve Johan Larsson'un kısmen önünde olduğu için Ankersen yer alırken sol bekte ligin en büyük potansiyellerinden Augustinsson aldı. Aslında bu pozisyonlarda da Riza Durmisi ve SonderjyskE'li Marc Dal Hende düşünülebilirdi fakat oyumu yetenekten yana kullandım. Orta sahanın solunda Nicolaj Thomsen'i seçmezsek saçma olurdu herhalde. 1 gözünde yaşadığı problem olmasa şu an çok daha farklı seviyede olabileceğine inandığım özel yetenek Fransız ekibi Nantes'a transfer yaptı. Orta sahada görev adamı Nicolaj Madsen kusursuz bir sezon geçirirken Thomas Delaney'de gelişimini müthiş bir şekilde sürdürüp, saha içi liderlik görevleriylede ligin en iyi oyuncusu oldu. Sağ kanatta farklı alternatifler Olsada kapasitesi sınırlı Viborg'ta fark yaratan oyunculardan olan Jonas Kamper'ı seçmeyi doğru buldum. Hücum ikilimiz ise ligin en iyisi olan Nicolai Jorgensen ve Federico Santander'den oluştu.

Yeni sezona kısa bir süre kalırken geç yazılmış bir makale olsada boş geçmek istemedim. Bunun için affınıza sığınır sezonun en ilginç mücadelesi olan Esbjerg-Hobro karşılaşmasıyla yazıyı bitiririm. Saygılar.


30 Mayıs 2016 Pazartesi

Pierre Kanstrup






















Pierre Kanstrup, 21 Eylül 1989'da Danimarka'nın başkenti Kopenhag'ta dünyaya geldi. Futbola Brondby alt yapısında başlarken profesyonelliğe de burada adım attı. Profesyonel olmadan önce alt yaş Milli takımlarda forma giyen, dikkat çeken bir oyuncuydu. Brondby A takımına yükseldiği dönemde bizlerinde yakından tanıdığı Konyaspor'lu Samuel Holmen'de Brondby formasını terletiyordu. Fakat akademisinden yetiştiği kulübün A takımında yeterli şansı alamaması sonrasında hocalarının karşısına çıkarak ayrılmak istediğini belirtmiş. Nitekim o dönemde futboldan soğudunu, antrenmanlara giderken futbol oynama isteğini kaybettiğini verdiği röportajların birinde belirtmiş. Elinden tutansa Bronshoj hocası Bo Henriksen olmuş. Futbol hayatı belirsizliğe kayan Kanstrup'u Bronshoj'a önce kiralık sonrada bonservisiyle transfer etti. Tabi orada farklı bir kültür söz konusuyken takım arkadaşlarınıda ap ayrı insanlar olarak değerlendirmiş.

Pierre Kanstrup'un verdiği bir röportajda diğer demeçleri şu şekilde ;
'' Futbol kariyerimde hiç gece hayatı olmamıştı, çok disiplinli davranıyordum ancak Bronshoj'da farklı bir kültür ile karşı karşıya kaldım. Perşembe, Cuma ve Cumartesi günlerinde gece hayatına çıkmak serbestti, kulübün tek bir şartı vardı o da maçlarda hazır olmaktı. Buraya gelene kadar hayatımda asla sigara içmemiştim, 1.5 sene boyunca kesintisiz şekilde sigara içtim. Belki profesyonel bir davranış değildi ama takımdaki atmosferin bir parçasıydı. Performansım etkilenmedi, tam tersine daha iyi oynamaya başladım. Profesyonel kariyerimde hayatımda belki bu kadar iyi performans göstermemiştim. ''
 Bronshoj'dan sonra Fredericia transfer olan Kanstrup, orda da düzenli olarak forma buldu. Ardından SonderjyskE'e transferi kiralık olarak gerçekleşti. Şu an Bundesliga 2'de forma giyen Rubin Okotie ile beraber takımı ligde tutan yüksek performanslardan birini gösterince kadroda tutulmasına karar verildi. Ardından her sezon daha fazla üstüne koyarak Superliga'nın istikrarlı oyuncularından biri haline geldi. SonderjyskE, eskiden 2 farklı isimle ülke futbolunda mücadele etmiş fakat bu isimle 12 yıllık bir kulüp geçmişine sahip. Bu 12 yıllık mazide en büyük başarılarınıda bu sezon yakalayarak ligi 2. sırada bitirip gümüş madalya kazanma başarısı yakaladılar. Pierre Kanstrup, bu parçanın en önemli oyuncularından olurken Danimarka Superliga'da sezonun en iyi 11'in de yer aldı. Zamanında defalarca genç milli takımlarda oynayan fakat profesyonel seviye kariyer başlangıcı sıkıntılı olan Kanstrup, zamanla kendini kabul ettiren bir oyuncu haline gelerek yeteneklerini sergilemeyi başardı. SonderjyskE A takımının saha içi organizasyonunda kilit rollerden birisi durumunda.


























Pozisyon Özellikleri ve Transfer Durumu

Pierre Kanstrup, 1,88 boyunda - sağ stoper izlemeye alıştığımız bir oyuncu. Dengeli olduğu için sol stoper pozisyonunda da sıkıntı yaşamayacağını düşünüyorum. Bu kısma girişte kullandığımız fotoğrafla başlayalım öncelikle. Genelde duran toplarda yada ceza sahasına atılacak olan yüksek taçlarda stoperlerin 6 pas çevresinde pozisyon aldığını görürüz fakat Kanstrup tersi şekilde taç atışlarını kullanan isim olarak dikkat çekiyor. Mesafe taınımaksızın attığı uzun taçlarla dikkat çeken Kanstrup'un en ekstra özelliği bu olsa gerek. Oyunun savunma kısmında da pozisyon bilgisinin iyi olduğunu düşünüyorum. Rakibi karşılamada, mesafe almada ve hamle zamanlamalarında genelde iyi. Pozisyon içi sezileride dikkat çekerken, sakin şekilde pozisyonu takip ederek doğru yerde bitmeyi başarıyor. Yine atılan yüksek toplarda ortalamanın üstünde. Kuvvetli bir oyuncu olmasına rağmen oyununa biraz daha agresiflik kattığında çok daha iyi olacak. Oyun kurma kısmında da genelde sade oynar ama attığı iyi uzun paslar vardır, zaten Brondby alt yapısından genelde tekniği iyi oyuncular çıkar. (her pozisyonda diyebilirim) O açıdan da idare eder. Kanstrup adına söyleyebileceğim tek ciddi soru işareti hiç yurt dışı deneyiminin olmaması. İyi bir profesyonel olduğu izlenimini versede farklı bir ülkede adaptasyon durumu nasıl olur kestirmek zor.

SonderjyskE ile çok ciddi bir başarı kazanarak kariyerinin en iyi günlerini yaşayan Kanstrup, ülke futbolunda da takip edilen stoperlerin arasında yer alıyor. SonderjyskE ile olan kontratının bitmesine tam 1 yıllık süre varken tahmini bonservisinin 400-500 bin euro civarında olacağını düşünüyorum. Süperlig'te düşük bütçeli takımlar yada PTT 1. Lig'de üst sıralara oynayacak takımlar takip etmelidir.

Not : Yazı içerisinde yer alan danca röportajın çevrimine yardım ettiği için orada yaşayan Devran'a teşekkür ederim.

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Babacar Sarr






















Sogndal, 90 yıllık geçmişi olsa bile Norveç futbolunun üst seviyesinde yer alan ufak çaplı kulüplerden birisi. Üniversite ve lise ile bir arada bulunan vasat bir stadyuma sahipler. Son yıllarda sattıkları pahalı oyuncular arasında Stephane Badji, Malick Mane ve Even Hovland yer alıyor. Kulübün geçmiş yıllarda pazarladığı en yüksek bedelli oyuncu Eirik Bakke. Futbola son noktayı koyan Bakke, Solskjaer ile çalıştığı kısa bir sürenin ardından Sogndal'ın başına geçmişti. Sogndal adına yurt dışına yada ülke içinde daha üst seviye bir kulübe pazarlanması planlanan oyuncu Babacar Sarr.

Senegal'li oyuncu 15 Şubat 1991 tarihinde dünyaya geldi. Norveç'e adım atmasını sağlayan kulüp Start. İzlanda'nın Selfoss takımında keşfettikleri Sarr'ın transferini yapma konusunda oldukça heyecanlılardı. Babacar Sarr'a bir çok maçta forma verdiler fakat devamlılık kazandırma konusunda ciddi sıkıntılar yaşadılar. Nitekim Sarr'da bireysel gelişimi adına daha fazla oynayacağı bir takıma gitmenin doğru olacağını düşünerek OBOS Ligaen'e düşen Sogndal'a gitmişti. Eirik Bakke'nin Sogndal'a gitmesi Sarr adına ciddi avantajlardan birisi oldu. Oyuncunun taktik algısının gelişimi konusunda katkılarının olduğunu düşündüğüm bir profesyonel. Sarr'da zamanla önemli bir gelişim göstererek Sogndal takımının değişilmezlerinden biri oldu. Nitekim Obos Ligaen'de 1 maçı sarı kart cezası nedeniyle kaçırırken kalan 29 maçında tamamında 90 dakika forma giydi. Sezon sonunda ligin en değerli 2. oyuncusu seçilmişti. Babacar Sarr bu sezonda istikrarlı şekilde oynamaya devam ediyor. Tippeligaen'in dikkat çeken 6 numaralarından biriyken yurt dışından kulüplerin takibinde olduğu belirtiliyor. Sarr'ın hedefinde ise Almanya yada İngiltere'de oynamak varmış.



Pozisyon Özellikleri - Transfer Durumu

Babacar Sarr, yaklaşık 1,90 boya sahip, defansif orta saha pozisyonunda oynayan solak bir oyuncu. Öncelikle neden Start değilde Sogndal'da düzenli oynayan oyuncu haline geldi ? sorusunu yanıtlamak gerekiyor herhalde. Norveç futbolu geniş alanda oynanan, temposu yüksek, defansif defoları fazla bir lig. Atlet dahi olsanız alışım açısından zaman isteyen bir arena olduğunu düşünmekteyim. İyi bir anatomiye sahip olsada 2 yıl önce pozisyon alma açısından biraz daha savruk olan ve fiziken şimdiki durumundan geride olan Sarr, Start'ta bu yüzden devamlılık kazanmamıştı. En azından temel faktörlerden birisi buydu bana göre. Yine alt yapı eksiklikleride olabilir. Sogndal'a geçtikten sonra önce devamlılığı arttı ardından dikkat edebildiğim kadarıyla kas kütlesinde artış başladı. Fiziksel gelişiminin oyununa sertlikte kazandırdığına inanıyorum. Pozisyon alma konusunda da daha dengeli bir oyuncu haline geldi. Artık rakiplerine karşı durması gereken mesafeyi daha doğru ayarlıyor ve hamle zamanlamaları genelde başarılı. Uzun olmasına rağmen yavaş bir oyuncu değil Topu kullanım konusunda da sakin ve akıllı davrandığını söylemek mümkün. Cepheden atılan yüksek toplarda rakipleriyle girdiği bire birlerin bir çoğunu kazanan Sarr, duran toplarda önemli bir hücum kozu. Geir Bakke'nin söylediği gibi Sogndal'a orta sahada denge ve güven kazandıran bir oyuncu haline geldi.

Babacar Sarr'ın Sogndal ile olan sözleşmesi yıl sonunda bitecek. Sogndal'ın üstünden para kazanmayı düşüneceğini söylemek zor olmasa gerek. Zaten izleyenlerin olduğuna dair haberler çıkmaya başladı. Fakat sözleşme bitişinin yaklaşmasıda Norveç ekibinin bonservis konusunda elini zorlaştıracak etkenlerden olacak. Kalite olarak ondan geride olsada Stephane Badji'yi andıran bir oyun tarzı söz konusu. Hazır Norveç Ligi devam ederken yaz aylarında takip edilmesini öneririm.

19 Mayıs 2016 Perşembe

Mads Fenger


























Danimarka futbolunda takip listemde olan oyunculardan son dönemde blogta paylaştıklarımığın bir çoğu kulüplerinde çok uzun yıllardır forma giyiyorlar. Kısa süre önce yazdığımız Kopenhag orta sahası Thomas Delaney, Brondby'nin yetenekli ofansif beki Riza Durmisi bunlara birer örnek. Mads Fenger'de bu isimler gibi kulübünün değişilmez ismi olmuş durumda. Fenger, 10 Eylül 1990 tarihinde Danimarka'da dünyaya geldi. Futbola Skovbakken alt yapısısında başlarken ardından Randers Freja akademisine geçiş yaptı. 2009 yılının başlarında ise Randers ile 2 yıllık profesyonel kontrata imzayı attı. O dönemde takımın başında bir dönem Blackburn'de Steve Kean'in asistanlığını yapan John 'Faxe' Jensen bulunuyordu. Futbolculuk dönemi önemli kulüplerde geçen Faxe, Fenger'den oldukça umutluydu. Nitekim benzer açıklamalar kulübün yönetim cephesinden de gelmişti. Zaten o dönemde Danimarka U19 takımınında formasını terletiyordu.

Mads Fenger, ilk sezonunda alışma evrelerindeydi fakat 2009-2010 yılı belkide onun kariyeri açısından en erken tecrübelerin yaşandığı dönemdi. Randers sezonun ilk 16 haftasında maç kazanamazken sadece 5 puan toplayabilince ligin dibine demir atmıştı. Herkes düştüler gözüyle bakarken yeni hoca ve bazı transferler (özellikle Anders Egholm) takımı ayağa kaldırmıştı. Egholm-Fenger iş birliği Randers savunmasını tamamen toparlarken uzun bir yenilmezlik serisi yakalayarak lige tutunmayı başarmışlardı. Aynı sezon UEFA Fair Play kontejyanından Avrupa Ligi biletini almayıda başarmışlardı. 19 yaşında olmasına rağmen bu yapıda büyük sorumluluk alan Fenger takımının lige tutunmasına yardımcı olmuştu.





























Fenger, o dönemden beri düzenli olarak A takım kadrosunda forma buluyor. Özellikle 2011'den sonra takımın değişilmezi haline geldi ve son olarak kaptanlığa kadar yükseldi. Randers formasıyla 225 maça çıkan Mads Fenger, kulüp tarihinin en fazla forma giyen oyuncusu durumunda ve bunun için kısa bir süre önce ödül almıştı. Kulüp binasında yer alan tabloda da yerini aldı. Fenger'in kariyeri boyunca yaşadığı en ciddi sakatlık 3 ay civarındaydı. Bunun dışında çok uzun süreler takımdan uzak kaldığı bir dönem hatırlamıyorum. Aynı zamanda bu 225 maçlık uzun kariyerde gördüğü kırmızı kart sayısı sadece 1. O kırmızı kartıda Avrupa Ligi eleme maçlarında görmüştü. Randers gibi fair-play özelliğiyle tanınan bir kulüpte stoper sertliğinin sınırını aşmadan oynamayı öğrenmiş durumda.
Danimarka u20 ve 21 takımlarında da forma giyen, özellikle 21 yaş altı takımında defalarca şans bulan Mads Fenger, 25 yaşına gelmesine rağmen A Milli takımla tanışma şansı yakalayabilmiş değil.



Pozisyon Özellikleri - Transfer Durumu

Randers'ın İngiliz hocası Colin Todd iyi bir sistem takımı yaratmış durumda ve bunun kilit halkalarından biriside Mads Fenger. Eski Kasımpaşa'lı Keller oynadığı dönemde omurgada takıma sertlik kazandıran 2 oyuncudan birisiydi. Mads Fenger, 1.85 boyunda sağ stoper pozisyonunda oynayan sağ ayaklı bir oyuncu. Bu bölgede oynayan bir çok oyuncu gibi iyi bir profesyonel olduğu zaten maç istatistiklerinden belli. Fenger adına hamle stoperi diyebiliriz. Topun oyuna sokulması kısmında iyi olduğunu söylemek zor. Genelde sade ve basit işleri tercih ediyor bu konularda. Onun adına söyleyebileceğim negatif yönlerden biriside 25 yaşına gelmesine rağmen yurt dışı deneyimi yaşamamış olması. Tabi bu handikapların ilki yanında ayakları daha iyi bir stoperle sıkıntısız hale getirilebilirken diğeride zaten kolay aşılabilecek mental bir durum. Fenger için söyleyebileceğimiz en önemli şey bir stoperde olması gereken sertliği içermesi ve bunu futbol kuralları içerisinde uygulaması. Pozisyon bilgisi iyi durumda, alanını kaybetmeden oynama konusunda dikkatle oynuyor. Ayrıca sezileri fena olmayan bir oyuncu ve lider özellikleri mevcut. Kuvvetli ve dayanıklı olan Fenger gerek havadan gereksede yerden rakip forveti bezdirebilecek bir oyun anlayışına sahip. Tuttuğu forvete atılan ilk toplara yaptığı baskı ve hamleleri savunma kalitesini gösteriyor. Yine hız olarakta göze batan sıkıntılarının olmadığını düşünüyorum. Bu sayede arkadaşlarının defolarınıda kapatabiliyor. Kariyerinde etki ettiği gol sayısı 6 iken attığı gol ise sadece 1. Daha üst seviye liglerde iyi bir sistem takımının görev adamlarından biri olabilir.

Mads Fenger'in Randers ile olan kontratının bitimine 1 yıllık süre kalmış durumda. Yurt dışından takip eden takımlarda olduğunu tahmin etmekle beraber yurt içinden de Brondby, Midtjylland gibi büyük takımlarla ismi anılıyor. Midtjylland'ın Sviatchenko'yu Celtic'e sattıktan sonra agresif bir stoper aradığıda şüphesiz gerçeklerden olunca haberin doğru olma ihtimali var. Fenger'in muhtemel bonservisinin 500 bin ile 1 milyon euro bandı arasında olacağını tahmin ediyorum. Sert futbolun oynandığı ülkemizde düşük bütçeli Anadolu takımların kadrosunda iş yapabilecek bir oyuncu. İskandinavya'dan stoper alacaksan önce Danimarka'ya uğrayacaksın demişler. Sizde bir kontrol edin.