6 Mart 2015 Cuma

İsveç'te Futbolcu Olmak


Futbol oynama özgürlüğü var, seçme yok, torpil yok... İsveç’te bir çocuk futbol oynamak isterse sahip olması gereken şey; PARA. Herkes futbol oynayabilir, akademiye girmek için seçmeye girmeye ya da torpile ihtiyaç yok ama para şart! Paranın olması da yetmiyor. Sıraya giriyorsunuz. 7-8 ay bekleyenler varmış söylenene göre...

Kupa kazanmak, şampiyon olmak 2.planda. Okul, sosyal hayat ve türlü eğitimleri futbolla bir arada götürmek öncelik...Bunlar güzel detaylar olsa da, futbol akademilerine girme yolunun paradan geçiyor olması büyük sıkıntı. Özellikle bunun ülke futbolunu ileriye taşımadığını düşünen birkaç takım var ama onların baş kaldırışı da devletin bir nevi tehditleri ile yetersiz kalıyor...

Mali açıdan çok iyi durumda değil İsveç futbolu. AIK’in en önemli oyuncularından biri dediğimiz Moro dahi Kazakistan ligini tercih edebiliyor bu sebepten dolayı. 2-3 takım dışındaki takımların en büyük gelir kaynağı alt yapılar. Onun da sebebi belli. Alt yapıya kayıt için ailelerden istenen şey, PARA.

Dediğim gibi, devlet de kulüpleri destekliyor bu para karşılığı gençlerin futbola başlamasını. Çocukların uğraş edinmesine aracı olmaları karşılığında ödenen miktarlar da kulüpler için çok önemli zira.

Kulüplerin bazıları toplanıp yaş gruplarında sadece tek takım olması ve aradan çıkacak en iyilerin buralarda tutunması gerektiğine dair fikirler beyan ediyor ancak bu pek hoş görülmüyor zira bu durumda devlet de o bahsettiğimiz yardımları çekiyor. Bu da gelir seviyesi çok düşük olan takımlar için pek iyi bir haber değildi tabii ki. Bir de en iyilerin aradan seçilip bazı çocukların dışarda kalması demek de var ki devletin bu durum da pek hoşuna gitmiyor...

Kulüplerin gelir kaynağı yok. Bu paralar en büyük ihtiyaçları. Malmö, Göteborg gibi kulüpler bu sürecin yanlış işlediğini düşünüp farklı yollar izliyor gibi olsa da, bu düzenin çok da fazla dışına çıkamıyorlar. Çıksalar da belirttiğimiz faktörler devreye giriyor. Akademiye giriş için para talep etmeseler dahi onların da oyuncuları bünyelerinde tutma kriteri belli, yetenek...

Brommapojkarna son dönemde çıkardığı yeteneklerle dikkat çekici seviyede doğru ama olayın iç yüzüne inince farklı detayların olduğunu görebiliyorsunuz...

Grimsta IP’de maçlarını oynayan Brommapojkarna’nın bu saha için dahi desteği belediyeden aldığını söyleyerek başlayalım. Saha diyoruz ancak yeşillik bir alan dememiz çok daha doğru olacaktır. Dünyanın en büyük alt yapısına sahip dediğimiz takımın eldeki o yeşillik alanlara o kadar akademik yaş grubunu sığdırabilmesi de çok kolay olmuyor. Kimi zaman birkaç grup antrenman diyerek koşu yapmakla yetiniyor... E dile kolay, 250’yi aşan toplam alt yaş grubu.. Net sayıyı bilmesem de 280 civarı var diyebilirim... 1 yaş grubunda 20’yi aşkın takım olabiliyor dersek hesaplaması daha kolay olacaktır sanırım...

Elit seviyede olmadığın zaman futboldan para kazanman da kolay değil İsveç’te. Hatta çok zor...  2. 3.lig topçuları başka iş yapsa daha fazla para kazanabilir. Bu yüzden de genç yaşta futbolu bırakan tomarla genç var. Elit seviyeye yükseldiğin zaman arkana bakmıyorsun zaten ama oraya yükselmek maharet. Bu belki çoğu ülkede oluyor fakat ben İsveç özelinde durumu biraz açıklamak istiyorum sadece.

Para ile alt yapıya giren çocukların tüm masraflarını karşılayan da yine aileler. İlgili yönetimin hiçbir müdahalesi yok giderlere. Krampon, seyahat, kimi zaman forma ve diğer eşyalar. Zaten aile çok zenginse o çocuğun Brommapojkarna alt yapısında tutunması daha kolay. Birçok kulüp için de geçerli bu ama Brommapojkarna özelinde daha fazla. Giderleri bu şekilde yöneten, belediyeden destekler alan kulüp eğitmenleri de yine gönüllüler arasından bulunuyor... 280’e yakın pilot takımda yaklaşık 750 antrenöre sahip Brommapojkarna. Tamamı gönüllü eğitmenler. U15’e kadar olan kısıma kadar bir de bu. Zaten çoğunluğu beden öğretmeni bu eğitmenlerin... Böyle bir döngüyle işleyen kulübün aradan yetiştirdiği iyi futbolculara rağmen farklı gelirler elde edememesi üzücü.

280 civarındaki pilot takımda yer alan her çocuk ailesinden alınan aidat, gönüllü eğitmenler ve devletten gelen destek...

Brommapojkarna alt yapısından çıkan isimlerden kurulu 11
Şimdilerde adını söylediğimizde çoğu kişinin tanıdığı isimler çıktı alt yapılarından. Kristoffer Nordfeldt, Michael Almebäck, Philip Haglund, John Guidetti, Albin Ekdal, Nabil Bahoui, Miiko Albornoz, Ludwig Augustinsson, Bojan Djordjic, Simon Tibbling, Pablo Arce. Ancak bunları satarken dahi çok büyük paralar kazanmadılar... Net sayılar bulamadığım Guidetti ve Bojan Djordjic gibi isimler oldu fakat bir üstünden geçelim bulduklarımızın;

Mesela;

Kristoffer Nordfeldt; bedava
Michael Almebäck; bedava
Phiip Haglund; 1.5 milyon €
Albin Ekdal; 600 bin €
Nabil Bahoui; bedava
Miiko Albornoz; bedava
Ludwig Augustinsson; bedava
Simon Tibbling; bedava
Pablo Arce; bedava


Taraftar desteği de yok zaten Brommapojkarna’nın. Stockholm denince akla gelen 3 futbol takımı var; AIK Solna, Djurgarden ve Hammarby. Brommapojkarna bu şehrin mütevazi takımı. Taraftar olarak sayabileceğimiz kişiler yalnızca takımın alt yaş kategorisinde oynayan çocuklar. Alltaki kare olayı özetler sanırım...


Mjallby deplasmanında takımını destekleyen tek Brommapojkarna taraftarı
Bir örnek daha vereyim istiyorum. Beşiktaş AIK'ten Milosevic'i aldı mesela. Beşiktaş'ta senede ortalama 400-500 bin € kazanacak. Türkiye özelinde düşük diyoruz ama AIK'de bundan 1 sene önce 74 bin €'ya oynuyordu Alex. Tam 6 katı. Bu yollardan geçiyor ve bu noktaya geliyor oyuncu(lar). Hatta o yollardan geçip alt yaş kategorilerinde dünya kupası ya da avrupa şampiyonalarında madalya alıyor. Kendi ülkemle kıyaslayınca başarı hikayesi gibi oluyor tabii ki...

Yaklaşık 6-7 senedir yakından takip ediyorum İsveç futbolunu. Teknoloji geliştikçe bunu daha düzenli yapmak daha kolay oldu. Oralarda yaşamıyoruz, çok net ifadeler kullanamayız ancak bunların zaten bir kısmını öyle ya da böyle öğrendik zaman içinde. Zaten bu bilgilerin büyük kısmını orada yaşayan ve futbolun içinde olan Ertan Erer'den aldım. Tamam kuzeyden çıkan iyi futbolcular var ama görün ne şartlar altında çıktığını. Kulüplerin hangi şartlarla alt yapıya yatırım yaptığını, gelişmeye çalıştığını... Aradan eleme usulü çıkan yetenekler pekala oluyor fakat bu düzenle kaybolan yetenek sayısı da asla az değil. Kulüplerin karşıladığı masraflarla çıkanlar şanslı, çıkamayan epey genç var çünkü...

* Yazıda büyük payı olan Ertan Erer (@Ertan_Stockholm) abime çok teşekkür ederim.

2 Mart 2015 Pazartesi

Maske Adam - Daniel Amartey

Daniel Amartey'i Afrika Kupası yada Danimarka Alka Superliga'da takip edenler maskesiz halini görünce niye böyle başlık attın diye düşünebilir. Hak veriyorum, bizde bu konuyu detaylandırmak için 2013'ün başlarına doğru yolculuk yapalım Bahar aylarının yaklaştığı 2013'ün Nisan ayında oynanan Djurgarden-Hacken maçında yaşadığı çarpışmadan dolayı Amartey'in kafasında kırık oluşmuş ve hafif bir sarsıntı geçirmişti. Normalde ameliyat olması tavsiye edilmiş fakat kemiğin oynayarak iyileşebileceği düşünülerek maske takması önerilmişti ve Amartey'in sahalara dönüşü beklenende çok kısa sürede gerçekleşti. Yaklaşık 13 gün sonra Syrianska maçında tekrar formasına kavuşmuştu. Uzun süre bu maskeyle görev aldı. Oyun karakteriyle bu görüntü birleşincede taraftar Jim Carrey'in filmindeki karakter gibi taraftarın sevgilisi haline geldi ve büyük bir kesim tarafından 'Maske Adam' olarak adlandırıldı.

Daniel Amartey, 1 Aralık 1994 doğumlu ve Gana vatandaşı. Bir çok kaynakta futbola başlangıç noktası Gana'nın başkenti Accra'da bulunan İnternational Allies olarak gösterilir fakat bundan önce oynadığı farklı bir alt yapı takımıda söz konusu. Bir dönem ülkemizde Balıkesir formasıda giyen Kwame Karikari'de bu alt yapıdan yetişmiş oyunculardan birisidir. Caner Erkin ve Nuri Şahin'in yıldızlaştığı u17 turnuvasında sivrilen isimler arasında oyuncularıda bulunmaktaydı. Dikkat edilmesi gereken bir yetiştirici kulüp olarak gözüküyor. Amartey'in Djurgarden kadrosuna katılışı belki 2013 gözüküyor fakat bu durum biraz mecburiyetten. Maske adamı keşfeden isim şu an Estonya Milli takımını çalıştıran Magnus Pehrsson. Aalborg ve Djurgarden dönemlerinde yakından takip ettiğim bir koçtur. Başarılı olamamış gibi gözükebilir (başarı kıstasınıza göre değişir) fakat taktik ve oyuncu profilinin gelişimi açısından iyi yönleri vardır. Herşeyden öte iyi bir gözlemci olduğunu böyle bir yeteneği keşfederek göstermiş. Amartey'in ilk keşfi 16 yaşındayken yapılıyor fakat 18 yaşının altında olduğu için prof kontrat imzalanamıyor. Magnus Pehrsson o dönemde Amartey ile beraber Imoro Adam'ı keşfetmişti. Imoro ile 2 aylık bir geçici kontrat yapılmıştı fakat Amartey için böyle bir yola gidemediler. Amartey kısa aralıklarla İsveç'e gelmiş ve bireysel antrenör Martin Sundgren'in kontrolünde idmanlar yapmıştı. Belli bir süre sonra İsveç'e yerleşmişti. Djurgarden'in akıllı davrandığı nokta prof kontrat imzalanana kadar Amartey'in hakları konusunda anlaşması oldu. O dönemde (2012) ilk defa Gana 20 yaş altı takımından davet aldı. Djurgarden'e transferinden sonra ülkemizde düzenlenen 20 yaş altı Dünya Kupası için Gana Milli takımından davet alsada Djurgarden'in Allsvenskan'da oynatma isteği nedeniyle katılamamıştı. O sezonda zaten Allsvenskan'da 23 maça çıkmış 3 sarı kart görmüştü.

Tabi iyi işler yaptıktan sonra İngiliz futbolunun devi Liverpool, Daniel Amartey ile ilgilenmeye başladı. Amartey'de menajer Brendan Rodgers ile görüştüğünü söylemişti fakat o dönem transfer gerçekleşmemişti. 2014'ün Nisan ayında Amartey için Liverpool'a deneme idmanlarına gideceğine dair haberler çıkmış fakat el bileğinde yaşadığı kırık nedeniyle bu fırsatıda tepmişti. Yinede bu ilgiyi 'Gururlandım' olarak yorumlamıştı. 2014'te Djurgarden ile 11 maça çıkan Gana'lı oyuncu, Temmuz transfer dönemiyle beraber yaklaşık 2 milyon euroluk bir bonservis ile Kuzey futbolunun büyük takımlarından Kopenhag'a transfer oldu. Kopenhag'ta forma giymeye başlayan Amartey ardından Afrika Kupası için Milli takıma davet aldı ve forma giydi. Şu an ligde Kopenhag ile mücadelesine devam ediyor. Amartey'in oyun özelliklerine geçmeden biraz kişisel profilinden bahsetmeye çalışayım.

'' Utangaç değilim ama çok konuşmayı sevmem.''

Anne ve Babası, Accra'da bir dükkan işletiyor. 4 büyük kardeşi var ve Amartey kazandığı paranın bir kısmınıda ailesine yardımcı olması açısından annesine gönderiyor. Gana'da genelde Hristiyan dini yaygın olmasına rağmen Müslümanlığı tercih etmiş. Sessiz birisi olarak tanımlanır ve bunu ailesinin öğrettiğini söyler. Namazın kendisini dinçleştirdiğine inanıyormuş. Futbola odaklanmak istediğinden dışarı gezmeye davet eden arkadaşlarını genelde geri çevirirmiş. Evde kalıp, dinlenmeyi daha doğru bulduğunu söylüyor.

'Partileri sevmem, alkol kullanmam. İçeceksem kola yada sprite tercih ederim. Güçlü olmam gerekiyor ve alkol sporcu için iyi değil. Partnerim Adde (Johansson) yorgunsa ben onun açıklarınıda kapatmak isterim. Bu nedenle içmem.' demişti.

'Andreas 'Adde' Johansson'dan çok şey öğreniyorum. İsveç'te en büyük destekçilerimdem biriside Yussuf Chibsah'tı. Benim için çok önemli biri. İyi bir oyuncu olmak, büyük bir isim olmak için güç vermesi adına Tanrı'ya dua ediyorum. Şimdi belki olmaz ama ilerde büyük para kazandığımda aileme daha çok yardım etmek istiyorum.' demişti. Transferi gerçekleştiği dönemde Yaya Toure ve Obi Mikel'in özelliklerinden bazılarına sahip olduğu düşünülürdü. '' Doğrusu bunu duyduğumda mutlu oluyorum ama benim favori takımın Manchester United. Alex Ferguson'u her zaman sevdim ve en büyük hayalim 1 kez orada oynamak.'

Pozisyon Artı - Eksileri

Amartey yaklaşık 1.85 boya sahip ve gövde bütünlüğü iyi bir oyuncu. Stoper ve ön libero olarak izledim fakat Stale Solbakken icadıyla beraber sağ bektede görmüşlüğüm mevcut. Öncelik olarak ana pozisyonu ön liberoyu alıp ek olarakta stoper gözüyle bakmaya çalışalım. Bu bölgede oynayan oyuncuların pozisyon alma, ilk hamle ve sezilerinin kuvvetli olması çok büyük bir avantaj yaratır fakat elit seviye oyuncu olabilmeleri içinde paralel olarak göğüs kafesinin güçlü olması gerekir. Dayanıklılık ve kuvvet olarak Amartey'in hazır bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim. Temastan kaçmayan, ilk hamle başarısı olan ve reaksiyon verebilen bir oyuncu. Altını çizerek söylüyorum pozisyon almakta 'ara ara' problemler yaşıyordu fakat elit seviyede oyuncularla oynamaya başlayınca (Şampiyonlar Ligi, Afrika Kupası, Avrupa Ligi) bunda düzelmeler başladı. Hala ufak tefek aksamaları mevcut fakat uç boyutlarda düşünmeyelim. Ayrıca pozisyonu gereği karşıdan gelen yüksek toplarda başarılı olması şarttır. Mükemmel bir sıçrama yeteneğine sahip olduğunu düşünüyorum. Bu da ilk hamlelerde büyük bir avantaj doğurmakta. Yine ikili mücadelelerde fizik avantajlarını çok iyi kullanıp top saklama özelliğine sahip. Motorik özelliklerin temel 2 etkeninde hazır.

Amartey'in ani koşularıda fena değil, dahada gelişebilir ama orta seviyedir. Zaten sağ bek olarak düşünülmesinde en büyük etkenlerden biriside buydu. Stale Solbakken, Hogli'nin olmadığı dönemde Amartey'i bir ara sağ bekte oynatmıştı ve Gana'lı idare eder bir performans sergilemişti. İlginç olanda o kadar atletik özellikli oyunculara rağmen Gana Milli takım hocası Avram Grant'ın Afrika Kupası'nda 3'lü zaman zaman 4'lüye dönen savunma yapısında onu sağ çizgiye yakın oynatmasıydı. Amartey'in sıkıntılarından birisi beceri konusundaydı. Bu tür oyuncular ani reaksiyonlarla hücum katkıları verebilir ama sayılıdır. Örnek olarak 4-4-2'nin merkez ikilisinde oynayan iki oyuncununda iyi kötü pasör özelliklerinin olmasını istersiniz. Amartey bazen uzun pasları etkili atabilen ve tehlike yaratabilen bir oyuncu fakat daha kısa mesafede becerileri kısıtlıydı. Dağıtım rolünü yapıyor fakat fazlasına karışmıyordu. Aslında temel özellikleriyle benim uzun süredir sosyal medyada övdüğüm bir oyuncu fakat artık yazıya dökmemi sağlayan etkende son Odense maçı oldu. Amartey kısa mesafede çok iyi paslar atarak oyun görüşününde geliştiğine dair sinyaller verdi. Örnek olarak Avrupa Ligi'nde Club Brugge deplasmanında attığı gol hafızalarda yer edinmişti. Rakip yarı sahaya geçerek hücum organizasyonlarında katkısını arttırırsa çok farklı bir oyuncu olacakki henüz kariyerinin başında olan bir oyuncu içinde bunu geliştirmeye müsait.

 Daniel Amartey gelişimini sürdüren ve hayal ettiği gibi iyi bir kariyere sahip olmak için adımlar atan çalışkan bir oyuncu. Belki Kopenhag transfer etmeden takip edilmesi gerekiyordu ama halada geç kalınmış değil. Uzun bir kontrata sahip fakat uzun yıllar burada kalamayacağını düşünürsek belli bir süre sonra Kopenhag'tan ayrılmak isteyecektir. Takip etmekte yarar var. Uzun yıllar geçsede, çok büyük takımlara transferde yapsa, Club Brugge deplasmanındaki gibi kariyer gollerine yenilerinide eklese Amartey'i bana hatırlatan pozisyonlardan biri bu olacaktır. Arzusunu görmek için yeter.


19 Şubat 2015 Perşembe

Geliyor Soldan Soldan: Ludwig Augustinsson


2014 sezonunu Göteborg’da geçiren ancak daha sezon ortasındayken Kopenhag’a transferi kesinleşen Ludwig Augistinsson’dan bu satırlarda bahsetmezsek ayıp ederiz diye düşündüm. 2013 sezonu başında genç forveti Barkroth’u takasta kullanıp Augustinsson’u Brommapojkarna’dan transfer etmişti Göteborg. 94 doğumlu genç sol bekin mavi – beyaz serüveni o takas sonrasında başladı ama... İyi başladı mı, işte orası biraz soru işareti...

Sebebini şöyle bir düşünseniz aklınıza gelebilecek ilk şeylerden birisi sakatlık olur sanırım ve böyle düşündüyseniz şayet yanılmadınız. Mart ayı sonunda İsveç U21 milli takımında bir sakatlık yaşadı önce Augustinsson. Menisküs ameliyatı oldu, 5 ay sahalardan uzak kaldı. O gün yaşadığı sakatlıkta çimin payı çok büyüktü. Ayağı çime takılınca yaşamış sakatlığı. Verdiği röportajda böyle söylüyor.


O sezonun 21.haftasına (Ağustos sonuna denk geliyor) tekabül eden Malmö maçında formasına kavuştu, yeni takımıyla ilk kez sahaya çıktı ligde ama yine çok zor bir başlangıcı beraberinde getirdi o günkü maç. Yine sağ ayak, yine çim ve yine çatlak. Aynı bölgeden yaşanan 2.sakatlıkla beraber o sezonu tamamen çöpe atan bir Ludwig Augustinsson kaldı geriye. Yine operasyon, yine rehabilitasyon derken geçen sezonun ardından hedef belliydi artık. 2014...

Favori oyuncum Gareth Bale, favori takımım Manchester United, annem Elisabeth, babam Hans, küçük kardeşim Jonathan ve kız arkadaşım Miranda... Birkaç soruda Ludwig kendisini böyle tanıtmış. Geçmişiyle alakalı verdiği bazı detaylar ise epey şaşırtıcı. Örneğin küçükken AIK’in buz hokeyi takımında yer alıyormuş fakat bir maç sırasında çok sinirlenip hırsını banktaki oturaklardan çıkarmış ve koçuyla tartışmış. Olayın gittiği yer ise belli, ayrılık. Brommapojkarna’daki futbol serüvenini başlatan isim ise kulübün o zamanki sportif direktörü Tommy Söderström olmuş ve onun izlenimi sonrası alt yapıya kazandırılmış. Erken yaşta yaşadığı gelişimin çoğunu ise şu sıralar Celtic’de top koşturan John Guidetti’ye borçluymuş Ludwig. O dönemde Guidetti’nin Brommapojkarna’da forma giyiyor olması onun için en büyük avantajlardan biri olmuş hiç şüphesiz. Guidetti’nin spor antrenörü Nebez Kurban’ın Augustinsson’a kattığı hız, çevikik ve dayanıklılık oyuncunun gelişiminde önemli bir yerde yer alıyor...

Saha içinde gördüğünüz akıllı futbolun da geldiği bir nokta var tabii. O dönemde fiziki gelişimini tamamladığını düşünen Ludwig, zihinsel eğitim için de farklı kişilerden  yardım almış ki bu da kendisini daha iyi yerlere getirmek adına ne kadar uğraştığının bir ispatı. ‘Yapmak zorunda olduğum tek şey vardı, futbol oynamak’ açıklamasını çok enteresan buldum mesela. Yaşına göre olgun, dış görünüşüne göre ayakları daha sağlam şekilde yere basan bir çocuğun o akıllıca pasları nasıl gönderdiğine şaşırmamak lazım sanırım şu anektodlardan sonra...

Ludwig’in Kopenhag’a transfer olduğunu söylemiştik yazının başında ancak şunu da söylemeliyim. Aslında Kopenhag’ın radarına daha Brommapojkarna döneminde girmişti Ludwig. O dönemde scoutları yakında takipteydi kendisini ama Göteborg’a transferi sonrası arada yaşadığı sakatlık(lar) süreci uzattı. 2014 sezonuna bomba gibi dönen ve 2013 sezonunu boş geçen profilini tamamen atlatan genç sol bek, 2014’ün Haziran’ında da resmi olarak Kopenhag’a imza attı ki düşünün; 2013'ü boş geçti bu çocuk. 2014 sezonu Nisan’da açılıyor ve arada geçen sadece 2-3 ay... Kendisini Bundesliga’dan bazı takımlarda istedi ama onun tercihi Kuzey’in en önemli 2-3 takımından birine gidip 11’de forma giymek ve sonrasında daha iyi yerlere transfer yapmaktı.  Oscar Wendt ve Pierre Bengtsson’dan sonra Kopenhag’a yakın zamanda gelen 3.bek kendisi... İki takım arasındaki anlaşma gereği oyuncunun transferinin o yılın sonunda olduğunun notunu da düşelim...


Brommapojkarna’dan Ludwig’i Barkroth takası ile alan Göteborg’un, genç oyuncuyu yaklaşık 1.3 milyon €’ya Kopenhag’a sattığını da ayrıca belirtmek lazım. Şimdi biraz detaylandıralım, kimdir Augustinsson, artıları – eksileri nelerdir...

Az önceki paragrafların bir tanesinde de söyledim aslında birkaç özelliğini. Yaşına göre çok olgun bir yapısı var Ludwig’in. Hem yaşadığı sakatlıklar, hem zaten küçüklükten gelen bazı özellikleri, hem de John Guidetti’nin yardımıyla kendisine kattığı ekstra detaylar onu olduğundan daha olgun gösteriyor saha içinde. Ayağı sağlam yere basan, sol ayağını çok iyi kullanan ve savunmadan çıkardığı paslarla dikkati çeken bu çocuğun bana kalırsa en büyük farkı ortaları. Göteborg’a gelirken de en önemli özelliklerinden biriydi bu.

Brommapojkarna’da 4, Göteborg’da 3 asist yaptı düzenli oynarken. Yanlarına kattığı toplamda 3 gol var ayrıca. Savunmadaki pozisyon bilgisi de fena olmadığından pek fazla eksiğinden bahsedemeyiz defansif anlamda. Önünde oynayan Sam Larsson ile yakaladığı uyum, takım yüklenirken fırsat buldukça çizgiye kadar inmesi ve o bahsettiğimiz etkili ortaları onu skora etki yönünde fazlasıyla görebilmemizi sağladı. Sadece asist noktasında değil, asistin oluşum noktasında da epey yer aldı ki zaten Göteborg’un gollerinin çoğunun, onun Sam ile oynadığı sol kanattan bulması asla sürpriz değil.

Ofans – defans dengesini iyi ayarlayabilmesi, fizik kalitesinin yerinde oluşu, çizgiyi iyi kullanışı, aklı, etkili ortaları ve savunmadan takımı hücuma kaldırabilme özelliği bir cümlede sayabileceğimiz olumlu özellikleri. Olumsuz özelliklerinin arasına başlıca o bahsettiğimiz diz sakatlığını eklemeliyiz bence. İki kez aynı bölgeden yaşadı çünkü sakatlığı. Ameliyat oldu, kolay da değil, menisküs. Albornoz kadar komple bir oyuncu olmasa da, fiziğine oynadıkça katacağı ekstralarla benzer özelliklerde olduğunu düşündüğüm bir isim kendisi. Kopenhag onun için sıçrama tahtalarından biri. Kısa sürede çok iyi noktalara geldi, daha iyi yerlere geçiş yapma şansı da yok değil. Bonservisinden de anlaşılacağı üzere biraz geç oldu onu yazmamız için ama olsun... 

12 Şubat 2015 Perşembe

Danimarka - Kış Arasına Bakış

Takım sayısının dar olduğu liglerde dengesizlikleri görmek alışkanlık haline gelebilir. Rangers, Celtic gibi 1-2 domine eden takımı olmayan liglerse her sezon farklı bir şampiyon dahi çıkabilir. Son yıllarda Danimarka futbolunda bu tür farklılıklar görüyoruz. Bir dönem ülke futboluna Brondby büyük bir yön vermişti fakat sonra Kopenhag kontrolü ele almıştı ama son yıllarda işler değişti. 2011'den bu yana 3 farklı şampiyon çıktı ve bu yılda ligin zirvesinde farklı bir takım yer alıyor. Midtjylland en yakın rakibinden 8 puan önde zirvede yer alırken geçen sezonu lig ve kupa şampiyonluğu ile kapatan Aalborg ise 18 puan geride. Aslında belli kalıpları takip etmek insanlara günümüz futbolunda daha hoş gelebilir fakat bu tarz değişikliklerin farklı şeyler keşfedebilme adına daha değerli olduğunu düşünürüm. Danimarka'nın sert iklimi nedeniyle ligler yaklaşık 3 aylık aradayken takımlarda kadrolarında değişiklikler yaptı ve bazı kamp çalışmalarından geçtiler. Kimisi kar yağışı altında ülkede çalışıp sonradan Portekiz - İspanya'ya hazırlık turnuvalarına katılırken kimiside daha gözden uzak çalışmalarda bulundular. Kimlerin ne kadar güç kaybedip, kazandığını anlatmaya çalışalım.

Giriş fotusundan anlaşılacağı gibi lider Midtjylland ile başlayalım. Pione Sisto, Danimarka kaynaklı bir forumda yada twitterda x vatandaşın twitinde görebiliriz. Hiç izlemese youtubeta meşur videosu ile önemli bir kitleyi peşinden koşturtabilecek bir yetenek. Düşünün Buca-Brondby akademi maçlarını izlemeye gidiyorum ve Brondby'li bir abi ligde en beğendiğim oyuncu Sisto diyor. Midtjylland için çok önemli bir isim Pione Sisto, ligin en değerli oyuncusu. Zaten onun analizini burada paylaşmıştımki son olarak 20 takımın transfer listesinde olduğuna dair haberlerde çıktı. Neyse kampın ilk dönemlerinde Danimarka genç takımıyla idman geçiren Sisto sonradan takıma katıldı fakat bir kasık problemi yaşıyor. Durumu ciddiyse Midtjylland'ın işleri biraz zorlaşabilir. Ayrıca savunmadan Sviatchenko'nun bir omuz problemi varmış fakat onu bir nebze kadro içinde halledebilirler. Hatırlayanlar olacaktır u21 grup maçlarında Milli takımımızı yıkan İsveç'lilerden birisi Kristoffer Olsson'du. Midtjylland normalde onu Arsenal'den kiralamıştı fakat sonradan bonservisini alma kararı verdiler. Bu yapıda parlayıp orta halli ligin bir takımına pazarlayabilecekleri ve ligde katkı alabilecekleri bir isimdi. Kötü haber sakatlanmasıyla geldiki Mart'a kadar takımdan uzak kalması bekleniyor. Aldıkları bir diğer isimde alternatif forvet/forvet arkası Marco Urena oldu. Yani yedekte durması fena değil ama umarım fazla bonservis ödememişlerdir. Midtjylland'ın ilk yarıdaki en zayıf karnı bana göre kaleciydi. O bölgeyede Gençlerbirliği'nden Johan Dahlin'i alarak bu seviyede önemli bir açığı kapatmış oldular. En büyük hamle ise transferin son günlerinde Esbjerg'ten Martin Pusic'i almaları oldu. Bu liglerin usta ve akıllı skoreri önemli bir katkı yapacaktır. Duncan sakatken ellerinde çok ciddi bir koz olacak. Genel anlamda Midtjylland'ın kadrosunu koruduğunu ve doğru takviyeler yaptığını söyleyebiliriz. Son 16 maça böyle bir farkla girerlerken şu yapıyla büyük sakatlıklar yaşamazsa zirvenin en büyük favorisi konumundalar. Hatta şampiyonluk gelmezse menajer Riddersholm hocalığı bırakıp akademiye yetiştirici rolüne dönse yeri.

Aşağı yukarı 9 yıldır bu ligleri takip ederim, unutulmaz kadroların başında Stale Solbakken'in 2010-2011 sezonunda kurduğu, başarılara ulaşan Kopenhag kadrosu akla gelir. O kadroda 11 oynayan oyuncuların hemen hemen hepsi çok iyi yerlere geldiler zaten. Solbakken'de bunlardan birisi. Almanya ve Ada maceraları yaşadı ama oralarda o yapıları kuramadı. Burada güzel 2-3 yatırım transferi olsada genel anlamda yaptıkları transferin şablona uymadığını görüyoruz, eski adamları diye eleştirilerde alır. Bu yıl yapılan ciddi yatırımın karşılığını verebilmiş değil, büyük ihtimallede şampiyonluk adına işleri çok zor. Lider Midtjylland'ın 8 puan gerisindeler ve son maçı kaybetmiş olsalar iş çok farklı noktalarada gidebilirdi. Belkide şu an takımın başında yoktu, bilemeyiz. Kopenhag'ı ilk yarıda izledin en zayıf bölgesi neresiydi diye sorsalar merkez orta saha ve stopere 1'er sınıf atlatacak adam alır ve Midtjylland'ın kaybını beklerdim derdim. Stale neler planladı ? Pierre Bengtsson'un ayrılacağı yaklaşık 1 yıl önce belli olmuştu ve o bölgeye Göteborg'un yetenekli beki Ludwig Augustinsson'u alarak açığı kapattılar. Bek bulma yeteneklerini ve oyuncuyu tanıdığımıda düşünürsek yine çok doğru bir yatırım yaptılar diyebiliriz, maksimum 2 yıl içerisinde güzel paralar kazandıracaktır. Stoper transferi gelmedi, en büyük hatada burada yaşandı ve izlediğim 3 hazırlık maçındada bu bölgede ciddi şekilde sırıttılar. Sağ bek Hogli'ye alternatif olması için Wolverhampton'dan Kevin Foley alındı fakat ne kadar katkısı olacak zamanla görücez. Amartey Afrika Kupası oynadı, kadroda adam akıllı bir 8 numara Claudemir vardı o da Belçika'ya gönderildi. Bu bölgede rotasyon Amartey-Delaney-Toutouh-Poulsen 4'lüsünde. Rakiplerinin çok gerisindeler bu pozisyonda. Alexander Kacaniklic'in Fulham tarafından geri çağırılması Kopenhag adına bir kayıp gibi gözükebilir fakat bu bölgede yeterince alternatife sahipler. Hücum hattınada Molde'den ayrılan Sigurdarson geldiki hazırlık maçlarında beklediğimden daha diri gördüm. Kopenhag'ı Portekiz kampında oyun olarak fena bulmasamda stoper eksikliği ve merkez orta saha rotasyon/kalite problemi bas bas bağırıyor. Güç kaybetmiş bir yapıyla Midtjylland'ın karşısına çıkıyorlar. İşleri ilk yarıdan daha zor gibi duruyor, yinede eğer bir form yakalayabilirlerse ligde sonuna kadar yarışta olmaya ilk, belkide tek adaylar.


Az çok artık herkesin bildiği gibi bir İngiliz'in yönetiminde Randers. Haliyle o ülke futbolunun karakterine inanılmaz derecede hakim bir anlayışları var. Sahada basmadık yer bırakmayan orta sahalar, oyunu bütünüyle daraltan bir yapı, çizgiye yada ceza sahasına giren kanat oyuncuları. Danimarka futbolunda 'mümkün olduğu kadarıyla' bu tarza yakın bir futbol oynatmaya çalışıyor ve eldeki imkanalra göre inanılmaz başarılı Colin Todd. İmkanım olsa röportaj yapıp kafasında kurduğu tilkileri sizlere aktarmak isterdim. Düşünün sezon başında Schwartz gibi ligin en iyi son vuruşcularından birini satmışsınız ve onuna yerine gelen Ishak'ta patladığı gibi ciddi takımların transfer listesine giriyor. Milletin artık emekliliğini görsek dediği eski Kasımpaşa'lı Keller hala dinamo gibi oynuyor. Kasper Fisker ise Alman transfer piyasasına kapak atacak gençler gibi ilk defa izleyene acaba bu çocuk 95'li falan mı dedirtiyor. Belli kalıpları olan ve bunun üstünde çok fazla oynama yapmayan takımları seviyorum. Tek transferleri İsveç'in İniesta'sı olarak adlandırılan Joel Allansson oldu. Tabi bu benzetme sonrası beklentileri tavan yapmayalım ama lig standartlarına uyacak hatta kolayca aşabilecek bir çocuk Allansson. İsveç'li kaleci Johnsson gibi kısa sürede adından söz ettirip bir Eredivisie falan yaparsa şaşırmayacağımı baştan söyleyeyim. Kısacası ilk bölümden farkı yok Randers'ın. Fisker ve İshak'ın kamp performanslarıda etkileyiciydi. Böyle devam edecek gibi duruyorlar.

Başkent ve ülke futbolunun en büyük değerlerinden Brondby'e uzanalım birde. Akademi takımlarının 3 tanesi ve yarım yamalakta ufak yaş grubunu (sanırım u12'di) Buca'da izleme şansına sahip oldum. Kendi tesislerinde izlesem duygularım ne olurdu bilmiyorum ama misafir oldukları alanda gördüğüm disiplin ve birliktelik ilerde ne gibi gençleri bizlere armağan edeceklerinin önemli bir göstergesiydi. Bir Rezan Corlu gerçeği geliyorki kafa olarak sorunlar yaşamazsa çok iyi bir oyuncu olacak gibi. Tabi sadece o da değil gerçekten değerli bir akademiye sahip olduklarını hissettirdiler. Takip etmeyi geçtim, Ajax gibi bu işi parayla yapan kulüplere ciddi miktarlar ödeyip yardım almaktansa, onların burayı kaynak olarak kullandığını düşünürsek takımlarımızın buralardaki akademilerle iş birliğine gitmesi en güzeli olur. Neyse olmayacak şeye Amin diyoruz, biz A takıma dönelim ; kaybettikleri 2 kritik oyuncu olduğunu düşünüyorum. Nedense Fredrik Semb Berge üstünde çok ısrarcı olmadılar ve göndermek istediler ama bonservisini alan çıkmadı. Son günlerde Molde'ye kiralandığı haberini okuduk. Ayrıca belki kadro içerisinde yokluğu hissedilmez ama tribün açısından 'Bayrak oyuncu' sınıfına girebilecek Thygesen ile yollar ayrıldı. Çok büyük bir karakterdi bana göre kulüp adına. Midtjylland'ta olan o müthiş patlama sonrası Brondby seçimi bazı şeyleri belli ediyor sanırım. Brondby, Feda denilen ekonomik kısıtlama sonrası kuvvetli bir başkanın (ekonomik anlamda) elinde fakat ara transferde çok para harcamayı seçmediler. Tek transferleri bir dönem Beşiktaş'ın da ilgilendiği Johan Larsson oldu. Eğer Elfsborg kariyerinin üstüne geçerse Danimarka'da izlediğim en iyi beklerin arasına girecek, belkide 1 numaraya yerleşecek. Brondby, hazırlık maçlarının ilkinde Hoffenheim'a 7-0 kaybederek tarihi bir yenilgi alsada sonraki hazırlık maçlarında iyi bir görüntü çizdi. 4-3-3'ün klasik ofansif karakterini sergileyecek bir kadro yapısına sahipler. Kampta oynadıkları maçlardada bunun benzer yanlarını gördük. Sadece sağ winger olarak daha devamlılık sağlayacak bir oyuncu transferi yapsalar fark yaratan oyuncu sayıları artabilirdi diye düşünüyorum ama eldeki isimlerde yeterli olabilir. En büyük hedefleri Avrupa bileti almak olacak.

Nordsjaelland gibi takımların belli bir kültürü vardır ve buna göre oyuncu seçimleri yaparlar.Şampiyonluğa oynadıkları (kazandıkları) kadrodan sonra Nordsjaelland'ta uç boyutlar yaşandı. O zaman Okore-Bjelland stoper ikilisi yerden-havadan maksimum seviyede etkiliydi, zaten iyi transferlerde yaptılar fakat sonra o tarza yakın isimler bulamadı Nordsjaelland. İki oyuncuda ayrıldıktan yaklaşık 2 yıl sonra stoperde Gregor-Runje ikilisi oynamaya başladı. Fakat ikiside 4-3-3 oynayan bir takımın arkasını toparlayacak oyuncular değiller. İzlanda'lı koçları geldikten sonra bir nebze düzeldiler ama yeterli olmadı diye düşünüyorum. İvan Runje, biraz daha fazla para kazanabileceği Omonia takımına transfer oldu. Ellerindeki 3 stoperden as olanı sattılar ve ilginçtirki bu bölgeye bir transfer gelmedi. Maxso ile devam kararı aldılar fakat büyük risk. Zaten sağ bekinde alternatifi oydu olası sakatlık-ceza durumlarında neler yapacaklar merak ediyorum. Ağustos'ta NEC Nijmegen'den aldıkları İzlanda'lı genç Arnarson'u hazırladıklarını hazırlık maçında gördük. Orta sahanın dinamosu AC yani Anders Christiansen'de Serie A yolunu tuttu. Soren Christensen serbest kaldı. Bu bölgeye kalifiye transferler yapıldı. Sarpsborg'tan alınan Gudmundur Thorarinsson ve Delhi'den gelen tecrübeli Hans Mulder yokluğunu aratmazlar. Bana göre en önemli transferleri Halmstad'tan Baldvinsson'u almaları oldu. Uzun süredir merkez golcü problemi çekiyorlardı ve bu eksiği devamlılığı olan bir isimle doldurmuş oldular. Uyum sağlarsa iki etkili winger ve ofans beki ile oynayan Nordsjaelland'ta iyi gol sayılarına ulaşabilir İzlanda'lı. Takım olarak ise lig sıralamaları bu seviyelerde olur tahmini..

Geçen sezon başarıya ulaştığı kadroda önemli değişiklikler ve form düşüşleri yaşamıştı Aalborg. Bunun etkilerinide ligde orta sıralara kadar düşerek yaşadılar. Ahlmann sakatlandıktan sonra sol bekte görev alan Gorter ve genç Blabjerg'ten beklenen katkıyı alamadıkları kesin. Ayrıca geçen seneki gibi uyumlu gözüken bir forvet ikilileri yok. Nicolaj Thomsen dışında sürükleyici bir kanat oyuncusuna sahip olmayınca ister istemez yaratıcılık seviyeleri düştü. Geçen sezon 17 maçta 28 gol atan Aalborg, bu sezon sadece 16 gol üretebildi. Aalborg savunmasını hazırlık maçlarında hiç beğenmedim. Ahlmann'dan sonra Gorter'in sezonu kapatmasıyla sol bekte mecburi olarak Blabjerg'e kaldılar fakat hem ofansif hemde defansif açıdan performansı yetersiz. Hücumcu bir sağ bekle oynarlarken solda yaşanan bu sıkıntıda savunma düzenini bozuyor. Oyunu yeterince domine edemedikleri için rakiplerin üstlerine gelmesi kolaylaşıyor. Mjallby'den aldıkları Andreas Blomqvist sadece rotasyonu doldurabilecek bir oyuncu. En ciddi hazırlık maçı olan Shakhtar maçında da sadece 9 dakika görev almasıda bunun göstergesi. Soren Fredriksen ve Wichmann gibi kadronun alternatif isimleri ile yolları ayırdılar. Aalborg'ta ilk yarıya göre değişen çok fazla bir şey olacağını düşünmüyorum. Avrupa Ligi bileti almaya çalışacaklar fakat bu da ciddi rakipler karşısında mevcut kadro ile kolay gözükmüyor.

Hobro hocası Jonas Dahl'i çok fazla tanımıyorum ama oturup saatlerce keyifli futbol muhabbeti yapılabileceğini hayal ediyorum. Hobro gibi imkanları çok sınırlı bir takımı ligin izlemesi en keyifli takımlarından biri konumuna getirdi ve daha sezonu tamamlamadan ilk pazarlamasınıda gerçekleştirdi. Ligin ilk yarısında 3 gol atan forveti Emil Berggren'i Almanya'ya göndermenin onurunu yaşadılar. Transfer döneminde başta Viking olmak üzere önemli takımlarla adı anılsada bu seçimi yapmasıda oyuncunun geleceği açısından doğru bir karardı diye düşünüyorum. 3 gol ile yargılamayalım baştan söyleyeyim, genç Milli'de izlediğim Emil çevresinde oynayan oyuncuların istatistik özelliklerini arttıran bir oyuncu. Hvilsom'un şu an ligin gol krallığı zirvesinde olmasında ve Antipas'ın lider oyuncu rolünde olmasında ciddi katkıları vardır. Hobro'nun transferlerinden birisi Brondby'den Thygesen olduki çok ciddi bir transfer olduğunu düşünüyorum. Hobro adına sıkıntı acaba Emil gittikten sonra hücum performansları düşer mi sorusu olabilir ? Bunuda yeni transfer Mikkel Beckman'ı izledikten sonra karar vericez fakat eğer problem yaşarlarsa 2. yarı sertleşecek maçlarda işleri zor olur ve kendilerini beklenmedik konumda bulabilirler. O kadar iyi geçen bir devreye rağmen düşme hattının sadece 6 puan üstünde olduklarını hatırlatmak isterim. Ligin az takım sayısının zararları olsa gerek.

Yıl başını hatırlarsanız Odense'nin Espen Ruud'u gönderdiğini fakat sağ bek bulamadıkları için yoklukta sonradan serbest olduğu için tekrar kadroya kattığını bilgi olarak vermiştim. Kryger'ı yokluktan hücuma attıktan sonra iyi kötü Norveç'li o bölgeyi idare etti fakat bu seferde Odd BK'a gidişine müsade ettiler. İdare etti bile hafif kaçar sonuçta 10 maç oynamış, 900 dakika süre almış ve 1 asisti var. Onun yerine Hakon Skogseid'i aldılar Viking'ten ama orada bile adam akıllı oynamadı..Kampta son maçta gol attı ama devamlı olur mu bilinmez. Halgrimur Jonasson'u almaları ise savunma direncini bir nebze arttırır. Joker tipte oyuncu, stoper/ön libero/sağ bek oynar fakat Belek kampında aldığım izlenim onu stoper olarak görücez gibi diyor. Bununda nedeni tabiki Kasper Larsen'i Astana'ya göndermeleri oldu. Bir türlü ideal golcü bulamayan Odense, hücum hattına Viborg'tan hatırlayacağımız Thomas Dalgaard (Heerenveen) ve Kenneth Zohore'yi transfer etti. Güzel transferler Odense adına. Herşeyi kenarı bırakıyorum Ove Pedersen 'ölüyü diriltir' denilebilecek cinsten bir hoca. Bu oyuncuların tamamından bir şekilde verim alır diye düşünüyorum, zaten ilk yarıda bunun mesajlarını vermişti. Falk-Emil Larsen sürükleyecek ve ilerde artık bitirecek oyunculara sahipler. Daha iyi bir Odense izleyeceğiz diye düşünüyorum. Özellikle savunma kurgusunu bir şekilde oturturlarsa lige tutunurlar görüşündeyim. 

17 maçta sadece 4 puan alan (0 galibiyet) Silkeborg'un kadrosunu çok fazla değiştirmesine gerek yoktu. Lige tutunmaları için mucize gerekli. Onlarda doğru yolu seçerek transfer yapmadılar ve Bech-Kiilerich ve Vidarsson ile yolları ayırdılar. Bu tip takımlardan oyuncu seçmek zordur fakat Robert Skov ismine dikkat edin. Silkeborg kötü takım olabilir fakat 96 doğumlu kardeşimiz süre aldığı anlarda hep iyi işler yaptı. Lig sonunda Superliga'ya tutunup ileriki yıllarda daha iyi liglere transfer yapabilir. Bu takımdan çıkarabileceğimiz ufak tavsiye bu olsun.  Sonderjyske düşme hattında belki ama klasik olarak uzun yıllardır yaptığı gibi sonradan açılan bir takım olabilir. 17 maçta 11 beraberlik aldılar ve bu çok yüksek bir rakam.. Eğer 2. yarıda bunun 4-5'ini galibiyete çevirebilirlerse zaten ligi rahat rahat ortalarda bitirecekler. Jonasson'u kaybetmeleri defansif açıdan bir eksiklik ama genç Morten Beck o bölgeyi götürebilir. KR Reykjavik'ten gelen Baldur Sigurdsson azda olsa CL eleme tecrübesi yaşamış bir orta saha. Katkısı olacaktır. Özellikle Bechmann-Pourie ikilisinin oturması SonderjyskE adına en büyük artı olsa gerek. Eğer çevre oyunculardan katkı biraz artarsa otomatik olarak yarışta nefes alacaklardır. Vestsjaelland'ı geçen yıl başarıya taşıyan Ove Pedersen'in sınırları içerisinde kalmaları ve kadrodaki tüm oyunculardan maksimumu almalarıydı. Örnek olarak Bozga-Nielsen ikilisi savunmada güvenlik elemanı olarak çalıştılar. Nielsen gitti ve yerine Ostli geldi ama bir türlü o uyum sağlanamadı, kötü ikili mi hayır belki ama uyum önemli bu işlerde. Sezon başında göreve Ove Pedersen'in yardımcısı gelmişti ve gerçekten keyif veren bir futbol oynatıyordu. Fakat sezon içerisinde sıkıntılar ve form düşüşleri yaşanınca oyun olarakta problemler çıkmaya başladı. Savunma problemini çözmek adına Belenenses'ten ayrılan Eggert Jonsson'u getirdiler. Ön libero oynaması daha kuvvetle ihtimal ama gerekirse stoperde oynar. Ayrıca Heerenveen'den alınan Jukka Raitala'da çok ciddi bir tecrübe bu seviye için. Hücum hattına ise ayakları iyi olan ama kafasal problemleri olan Osama Akharraz getirildi. Forvete ise Lierse'den Apostolos Vellios alındı. Vestsjaelland'ın transferlerle güçlendiğini ve iyi bir hazırlık kampı geçirdiğini söyleyebilirim. 


Esbjerg, ligin izlemesi ve hamlelerini takip etmesi keyifli takımlarından. Kafadan yanlış saymıyorsam transfer döneminin en fazla oyuncu gönderen ve alan takımı durumundalar. Belki alan kısmında yarışacakları takımlar olabilir. Yaptıkları hamlelere gelelim. Alt liglerden bulup oynatmaya başladıkları ve gerçekten oyun yapısıyla dikkat çeken stoper Eddie Gomes'in Çin piyasasına pazarladılar. Yani kısa sürede bir oyuncudan ne kadar kar yaparsınız diye hayal ettirseler bunu sunabilirdim mesela. (bu seviye için) Golcüleri Martin Pusic (fotosu üstte) Midtjylland'a verilirken sağ kanatları Jakob Ankersen ise Göteborg'a satıldı. İkili toplamda 13 gol atarken 3'te asist yaptılar. Normal şartlarda Ankersen'in İsveç'e satılmasına şaşırırım ama o bölgeye Daniel Larsson'u aldıklarında zaten az çok bunun mesajını vermişlerdi. Sola atarlar belki diye düşündüm fakat yapmadılar. Orta sahaya en ciddi takviyelerden biride Erik Friberg'i almaları oldu. İyi bir oyuncu, İtalya macerasıda tecrübe katmıştır muhakkak. Viborg'tan alınan Kevin Mensah ise ilginç bir karakter. Yani Pusic ile farklı yapıda oyuncular ama eğer mevcut kadrodaki Pusic tarzı oyuncular iş yaparsa Mensah'ta kendi karakteriyle ön plana çıkabilir. Fazlasını beklemek biraz hayal olur. Savunmaya ise ayrılan Gomes'in yerine Michael Almeback tecrübesi getirildi. Artık o tecrübe çok güven vermiyor ama hedefini üst sıralar koymuş bir takım içinde yeterli olur diye düşünüyorum. İlk 11'inden 3 kritik oyuncu (hadi 2 olsun) değişimi yaşadı Esbjerg.  Bu arada Larsson'u hemen sağa yazdım ama bir ihtimal Fellah'ı sağa atıp onu ilerde kullanma şanslarıda olabilir. En azından Belek'te oynadıkları son Trencin maçında bunu denediler ve İsveç'li 1 gol attı. Not olarak düşelim. Kısadan hisse değişimin neler getireceğini merakla beklediğimiz bir takım Esbjerg. İzlemek keyifli olacak.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Ludvig Begby

Ludvig Begby, Norveç futbolunun 97 jenerasyonundan bir isim. Bu yaş grubundan Hakon Lorentzen, Sander Svendsen, Henrik Bjordal gibi isimlerden önümüzdeki günlerde bahsedicez. Ludvig Begby, 1 Nisan 1997'de dünyaya gelirken Lervik IF ilk takımı. Sol bek, sol ön pozisyonlarında görev alabilmekte fakat asıl görevi savunma. Molde'nin formda beki Martin Linnes gibi ilerleyen yıllarda pozisyon için devşirmeler yaşayabileceğini düşünüyorum. En büyük özelliği iki ayağınıda iyi kullanması. Yani ilerleyen dönemlerde motorik özellikleri geliştiğinde ona soldan sağa kaydırılan bir bek olarak dahi görebiliriz. Nitekim Linnes'te kariyerinde 10 numara rolüne dahi girmiş bir oyuncudur. Tabi neden Linnes benzetmesi yaptık ? Linnes'in oyun bütünlüğünü sağlaması 22-23'lü yaşları buldu. Begby'nin hala gelişmesi gerektiğini ve henüz atlaması gerektiği eşikler olduğunu düşünüyoruz. Linnes yaşlarına geldiğinde o tarzda bir oyuncu olabilir. Neyse bu özelliklerinden sonda bahsedicez, biraz geçmişine bakalım. Begby'nin lakabı 'Ludde' yani kendisinin face profiline ekleyecek şekilde kabul ettiği gibi 'Haylaz' çocuk. 2012'de Fredrikstad alt yapısına geçiş yaparken ilk A takım macerasını ise 2013'te  Bodo Glimt'e karşı yaşıyor. 5 gün sonra ise Bryne önünde 5 dakika forma giyerken bu maçta yerine girdiği ismin kulübün efsane isimlerinden Hans Erik Ramberg olması onda unutulmaz anlar yaşatmış. Aynı sezon B takımı ve 19 yaş altının 1. takımında iyice tecrübe kazanmaya başlayan yetenekli isim 2014'te A takım forma sayısını yükseltmeye başladı. 16 maçta forma giyerken 3 gol ile sezonu tamamladı. Yine 15-16-17 yaş altı Milli takımlarında forma giymiş 2014'te Milli takımımıza karşı 2 defa oynamıştı. Hatta 3-2 yendiğimiz maçta Enes Ünal 2 gol atmış ve Norveç kadrosunda Martin Odegaard'ta yer almıştı. 

Artılar - Eksiler / Transfer Durumu 

Ludvig Begby temelde 'defansif' eğitim almasına rağmen Fredrikstad'ta oynadığı sol ön rolünde çok fazla sırıtmadı. Öncelikli olarak doğru pozisyon almaya çalıştı, hücum prese katıldı ve enerjisiyle aktif bir oyuncu görüntüsündeydi. Zaten ufak yaş antrenörleri tarafından sol kanatta her rolde oynayabilecek bir oyuncu olarak tanıtılır. La Manga'da gerçekleştirilen u17'de onu izleyen hocası Magnus Meling'in bu açıdan pozitif yorumlarını okumuştum. Sol ön rolünde bir Mohamed Elyounoussi, Sam Larsson, Emil Forsberg gibi kanat oyuncularını kafada hayal etmeyelim. Onlar gibi tekniği, sürat/kuvvetle birleştirerek çizgiye inemez ama kısa mesafelerde iki ayağınıda kullanarak etkili olabilir. Zamanla tabi o yönde bir gelişim olabilir mi görücez. Haitam Aleesami gibi ofansif bekle oynayan Fredrikstad'ın ligin en az gol yiyen takımlarından olması, soldan az gol yemesinde önde görev oyuncuların rolüde haliyle etkindir. Ludvig'in oynadığı maçlarda önemli yardımları oldu. Begby, ceza sahasının içinde beklenmedik yerlerde bitebilen bir oyuncudur. Attığı gollerden bazıları bu şekilde oluşmuştur. Hızlanmalarıyla hücum yapan bir takımın liberosu haline gelebilir. 90 dakikayı çıkarabilecek bir dayanıklılığa sahiptir.  97 doğumlu henüz kariyerinin başında olan bir isim, fizik kuvvet olarak gelişim göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca şut konusunda daha fazla çalışmalı - kafasını kaldırıp kaleye daha özgüvenle bakmalı, ceza sahasına topla girmeleri arttırabilmeli. Bunları geliştirirse ilerde bek oynasa dahi yanına artı olarak kalabilecek özelliklerdir. Haitam Aleesami'nin ayrılması sonrası sol beke aday isimler arasına girdi. Gerçi o bölgede 2 isim daha var ve bu sezonun ilk hazırlık maçında sol önde oynadı. 

- Süpürücü Rolü ve Etkin Sağ Ayak

Bir duran top organizasyonunda Begby ceza sahası dışına düşecek topa müdahale edecek ilk isim. Görevini yapıp topa hakim oluypr ve sağ tarafa oyunu açıp dışa doğru açılıyor. Arkadaşının pası tekrar ona vermesiyle kontrol ve ortayı tercih edip sağ ayağıyla adrese teslim bir orta göndermekte.

Örnek :  Ceza sahası kargaşasında varız.


Pozisyondan anlaşılacağı gibi Fredrikstad merkezden iyi bir organizasyon geliştiriyor. Ceza sahası dışında yuvarlak içine aldığım Begby yapılan ortada 6 pasa kadar gidecek ve fırsatçılığını konuşturarak golü yapacak. Ceza sahası kargaşasına girmekten çekinmeyiz.

Yazı içerisinde sık sık belirttiğim gibi saha içi farklı rollere girebilecek bir oyuncu Begby. Yazı başında Linnes benzetmemin nedeni anlaşılmıştır umarım. Şu an hücum tarafında kullanılıyor belki ama 2-3 yıl sonra iki taraflı oynayan dengeli bir bek konumuna gelebilir, çizgiyi tamamen kullanabilir. Sakatlık yaşamazsa bu yıl gelişim gösterebileceğine ve üst liglerden takımların dikkatini çekeceğine inanıyorum.. Tippeligaen takımları kaparsa işin bonservis açısından boyutu değişebilir. Fiyatı artmadan takip etmek gerek. 

Aklın ve Sol Ayağın Birleşimi: Simon Gustafson

Zamanında, Göteborg şehrinin Örgryte ve Gais gibi önemli takımlarında forma giyen Patrick Gustafson adında bir babanın oğlu Simon Gustafson. Samuel adında bir ikizi var ki zaten onunla her yerde beraberler desek yeri. Elias adında 97 doğumlu bir kardeşleri daha var bu ikiz kardeşlerin ve o da kendileri gibi aynı yoldan ilerliyor. Küçük yaşlardan itibaren buz hokeyi oynayıp 14’lü yaşlarda futbola atılan ikiz kardeşlerin kariyeri,  şehrin takımlarından Fassbergs’de başladı.  2013’te ise yine birlikte transfer oldular Hacken’a. Gothia Cup'ta birçok yıldızı keşfeden Hacken kulübünün aynı turnuvadan çekip aldığı ikizlerin Simon'undan bahsedeceğiz bu yazımızda...

Simon’a kalırsa Gothia Cup turnuvasındaki performansıyla alakası yok transferin ama bu geçmişi de pekala önemli transferinde. İkizi ile 2010’da geldiler Fassbergs takımına. Dediğim gibi o yaşa kadar genellikle buz hokeyi oynadılar. Fassbergs’de geçen 2 buçuk yılın ardından baba Patrick’in de onayıyla Göteborg’un önemli takımlarından Hacken’a geldiler. Hacken’a gelmeden önce İspanya’ya seyahat edip Valencia tarafından denendiklerini  ancak bu denli büyük bir adımı atmanın erken olacağını düşündüklerinden transferin gerçekleşmediğini de hatırlatalım. Bu noktadan sonra ikiz kardeşlerden Samuel’i unutalım mümkünse. O da iyidir, ama bir Simon değil. Üstünde duracağımız ve yeteneğini ön plana çıkaracağımız isim belli. Simon Gustafsson..

Simon'un, çok iyi bir sol ayağa sahip olduğunu söylemeliyiz öncelikle. Bahsedeceğimiz özelliklerine o kıvrak sol ayağını katınca daha izlenesi bir isim oluyor ki o narin sol ayak zaman zaman kendisinden beklenmeyecek derecede sert şutlar da çıkarabiliyor. Narin göründüğüne bakmayın derim.

Simon’un Hacken kariyeri orta alanın biraz gerisinde başladı ve aslında bu başlangıç kendi gelişimi açısından da çok önemliydi. Oyun görüşü, tekniği ve etkili pasları zaten var olan özellikleriyken, üstüne kattığı fizik kalite onu daha ayrıcalıklı bir isim haline getirdi. Özellikle Chatto ile birlikte oynadığı dönemde bu kalitesini fazlasıyla yükseltti. 4-3-3 düzeninde oynayan Hacken’da orta alanın gerilerinde başlayan kariyeri, zaman içinde box to box'a dönüşmesi ile devam etti. Daha sonralarında ofansif karakteri daha baskın bir hal almaya başladı...

Takımın hocası Gerhardsson, ikizi Samuel’de olmayan tekniği Simon’da gördü ve kendisini daha özgür bıraktı zaman içinde. Tabii dediğim gibi bu kolay olmadı. Bu özgürlüğü alan Simon’un zaman zaman şımarıp saçma tercihlerde bulunduğunu da gördük. Gerhardsson hocanın bu detayları gözden kaçırmayıp oyuncusunu bu dönemde çeşitli şekillerde cezalandırması Simon’un kafa olarak da ileriye adım atmasını sağladı bana kalırsa. Oyun görüşü ve tekniğe yapılan fizik güç, mücadele ve mental yüklemeler Simon’u üst düzey bir isim haline getirdi diyebilirim...

Ne oynar noktasında sinyali yukarılarda vermeye çalıştık aslında. Box to box özellikleri kendisinde birebir mevcut. Hacken’da kendisini ceza alanı içine atma özelliği sayesinde goller buldu. Aklını bu noktalarda ne kadar iyi kullandığını da çok gördük. Ona katılan bir iki isim olunca zaten harika paslaşmalar sonrası goller atan bir Hacken izleme şansımız da oldu.  8,9 ve 10 numaralarda kendisinden yüksek verim alınacağı kanısındayım. Çizgiyi kullanmayı pek sevmeyen bir isim olması nedeniyle kanat oynamasına sıcak bakmasam da, gerek A milli takımın alt yaş kategorilerinde, gerekse Hacken’da zaman zaman bu bölgelerde oynamışlığı var, belirtmiş olalım.

Oyuna kattığı aklı seyretmek çok keyifli. Attığı paslar, çektiği etkili şutlar ile topsuz oyunda da sürekli arayış içinde olması Simon’un en önemli artıları. Uzun diyebileceğimiz boyuna rağmen ayağına olan hakimiyeti, ters topları, oyunu okuma becerisi de bence Simon’u ayrıcalıklı kılan noktaları.

Olumsuz birkaç noktasından bahsetmek istiyorum Simon’un. Biraz takım karakteri, biraz da kendi karakterinden kaynaklanan bir laubaliliği var. Yukarılarda da belirttiğim gibi hocası oyuncusunu bu konuda biraz geliştirdi ama hala yeterli değil. Takım karakteriyle de biraz bağlantılı bu dediğim gibi. Bir diğer olumsuz olarak bahsedebileceğim noktası ise gördüğü kartlar. Fizik kalitesini geliştirmesine rağmen, gerekli gereksiz çok fazla faul yapabiliyor ve özellikle de sarı kart noktasında epey kabarık bir geçmişi var. Oynadığı bölge itibari ile bir sezonda gördüğü 7 sarı kartı aşırı buluyorum. Hele hele defansif rolü biraz geri plana attığı bir sezondan bahsediyorsak. Bu kartların çoğunun da gereksiz olduğunu söyleyebilirim.

Kendisini uzun süredir Anderlecht izliyor ancak farklı Avrupa takımlarıyla da sık sık gündeme gelmiyor değil. En son Juventus ile adı yazılmıştı İtalya basınında. 2014 sonunda biten sözleşmesi 2015 sonuna kadar uzatıldı Hacken tarafından ki bu noktanın altını kalınca bir şekilde çizdim varsayın. Onun gelişimi için bu yıl çok ama çok önemli. Kendisi de bunu belirtiyor zaten. Bir adım ileriye atmak için 1 yılı olduğunu belirttiği senenin içinde olacak. Bu yıl sonrası onu çok daha iyi  noktalarda görebileceğimizi düşünüyorum. Lig maçlarında ara ara yaptığı şımarıklıklara çok kızdığım doğrudur ama bu onun yeteneği ve potansiyelini görmemizi engelleyemez. İsveç A milli takımının son Abu Dabi kampı kadrosunda da yer alan Simon’u kenara bir yere not edin derim.



21 Ocak 2015 Çarşamba

Malmö'de Bir Türk | Erdal Rakip

Rösengard’da büyüyüp yetişen bir isim Erdal Rakip. Malmö’ye yakın diyebileceğimiz bir bölge. Makedon bir soyağacından gelmesi, İsveç’te doğup büyümesi ve Türkiye ile tam olarak netleştiremediğim bağlantıları onu çok uluslu yapıyor. Makedon pasaportunun olması biraz da en kötü ihtimali değerlendirmek açısından. Pasaportunun fazla olması kendisini de dikkat çekici kılıyor tabii. 

Nike Premier Cup’ta gösterdiği performansla en çok dikkatleri üzerine çekti ve U15’ten itibaren milli takım formasını sırtına geçirdi Erdal. Özellikle 2013 yılındaki milli takım performansı gözleri onun üzerine çevirdi. Gerek U17 Dünya Kupası’nda, gerekse U17 Avrupa Şampiyonası’nda 3.olan milli takımın parçalarından biriydi. Avrupa Şampiyonası’ndaki performansı sonrası Malmö onunla profesyonel sözleşme imzalamıştı, Dünya Kupası performansı sonrası da iyiden iyiye A takım oyunusu oldu. 


2013 sezonunda yalnızca 1 kez A takımda forma şansı buldu Erdal. Takımda Helander ve Jansson gibi as stoperlerin yokluğu kadro sıkıntısını doğurdu ve o dönemin hocası Norling’de genç Erdal’a şans tanıdı orta alanda. Geçtiğimiz sezon, yani 2014’de ise oynama sayısı epey arttı. 7’si ilk 11, 8’i sonradan olmak üzere 15 maça çıktı ve 2’de asist yaptı Erdal fakat bu asistlerin her ikisinin de golü atana direkt hazırlanan pozisyonlar olmadığını belirtelim...

Erdal’ı yazıp yazmama noktasında çok düşündüğümü söyleyemeliyim. Yurt dışında oynaması ve Malmö formasını 18’li yaşlarında giymesi dikkat çekti, buna hiç şüphe yok. Aynı şekilde bu yıl Malmö’nün Şampiyonlar Ligi gruplarına kalması ve Erdal’ın da bu sayede kısa kısa da olsa süreler alması ‘Kim bu Erdal Rakip’ diyenlerin sayısını arttırdı. Bu yıl A takımda izlediğimde çok pozitif yaklaşmamıştım kendisine ama yaşının genç oluşu, Malmö’nün bu tarz gençleri iyi işlediğini artık kanıtlaması ve negatif yanları olsa da farklılık yaratan yönlerinin olması beni bu yazıyı yazmaya itti...
Erdal’dan ‘olur ya da olmaz’ net ifadeler kullanamam belki ama ‘olursa nasıl olur, olmazsa nasıl olmaz’ noktalarına değinmek istiyorum...

Erdal’ı, Malmö U19 takımında oynadığı Hacken maçıyla tanıma fırsatım oldu. Savunma ile orta alan arasında top dağıtma görevini gayet iyi şekilde yerine getiriyordu o maçta. Takımdaki bana göre yegane kreatif isimdi ki A takımda da bu özelliğini zaman zaman gösterme şansı buldu. Kendi yaş kategorisi için fena sayılmayacak bir fiziği vardı o dönemde. Bu durum kendisini öne çıkarmasındaki en önemli detay olan top kullanma özelliğini de rahatça göstermesini sağlıyordu. Özellikle savunma arkasına, gerek yerden, gerekse havadan attığı toplarla dikkatimi çekti fakat o dönemde eksi detay olarak kenara yazdığım pas şiddeti konusundaki sıkıntısının A takımda da devam ettiğini söyleyebiliriz. Hatta buna ekleyebileceğimiz 1-2 şey daha var. Açmak gerekirse...

Takip eden hemen hemen herkesin söylediği şey, yetersiz fiziği. Allsvenskan’da A takım forması giyerken en çok bu yönünden çekti. Biraz acemilik noktasını da katabiliriz buna ama daha çok fiziksel yetersizliği nedeniyleydi kaptırdığı toplar. Malmö iyi bir takım olmasa o kaptırdığı toplar çok daha büyük işler açabilirdi başına. Kendisine İsveçli Gattuso diyen çok var fakat bu lakabı almasından fiziği iyi bir isim anlamını çıkarmamak lazım. Tam tersi hatta. Daha çok oyun kuralları dışındaki sertlikten kaynaklı bu lakabı aldı. Topu kapmak isterken fiziğini ön plana çıkaramaması nedeniyle çok fazla sert müdahele yapmak zorunda kalması eminim izleyen herkesin de dikkatini çekmiştir. U17 milli takımıyla Dünya Kupası yarı final maçında Rusya karşısındayken, bu anlatmaya çalıştığım sertliğinden dolayı bir kırmızı kart görmüşlüğü de vardır. Genç oyuncu töleransı sayesinde ligde çok fazla kart görmedi ama bu sertliğinin eksi noktalarından olduğunu düşünüyorum. Onu bu sertliğe iten yetersiz fiziği de belirttiğim gibi diğer eksi kısmı.

Bir önceki paragrafta söylediğim pas şiddeti noktasına gelelim. Ayağına hakim, defans arkası çok iyi toplar atabiliyor ama sadece bu özelliklerle günümüz futbolunda bir yere gelmesi çok zor. Yukarıdaki paragraf mutlaka dikkate alınmalı. Pas şiddeti noktasında tabiri caizse ayağının ayarı yok. Akıl ile ayağın ortak hareketi noktasında sıkıntıları dikkat çekiyor. Gelişimi pekala olabilir fakat fiziği de pek güven vermiyorken bu noktalarını olabildiğince geliştirmesi lazım zira onu ön plana çıkaran en önemli özellikten bahsediyoruz... 

Rolünden bahsetmek lazım biraz. Malmö’de sık sık kanat da oynamak zorunda kaldığından bu parantezi açma gereği duydum. Çizgiyi kullanmayı beceremediğini çok gördük. Direkt paslar konusundaki arzusunu çizgide pek iyi uygulayamıyor. Bekinin yardımına diyecek lafım yok çizgideyken fakat enerjisini iyi ayarlayamadığı zamanlar, tehlikeli bölgelerde olmadık fauller  yapabiliyor. Orta alanın ortasındayken ise kendisini daha çok öne atma isteğinde olduğunu ve bu açıdan da kendisini defansif rolden ziyade ofansif rolde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Zaten bana göre de Erdal rakip hangi bölgede oynar sorusunun cevabıdır bu. Zaten sık sık cez alanı koşuları da yapıyor ki bu koşularında bu zamana kadar pek başarılı olamasa da, o bölgede sayıca sağladığı fazlalık oyun kurgusu anlamında her zaman artı demektir.

Kendisinde en çok beğendiğim noktalardan birisi bu koşular. Oyun görüşünün iyi olduğunun da kanıtı aslında bu bir bakıma. Topun inebileceği noktaları hissetme konusunda sezgileri kuvvetli. Zaten attığı savunma arkası pasları da aklın ve oyun görüşünün getirileri. Ayağında ne kadar çok tutsa bu farklılığını gösterecek gibi ancak belirttiğim fiziksel sıkıntıları, topla çok fazla münakaşaya girmesini engelliyor. O yüzdendir ki bu fizik gücüyüle bir yerlere gelmesi çok zor. Üzerine kesinlikle koyması gerek. Fiziğini geliştirmesi kimliğine de artı hane(ler) eklemesi demek. Bu sayede belki orta alanın iki yönünü de oynayabilen bir isim haline gelecek ve bahsettiğimiz farklı yönlerini çok daha rahat izlettirecek. Umarım önümüzdeki 1-2 yıl içinde o gelişimi gösterebilir Erdal... 2015 yılı sonunda Malmö ile sözleşmesinin sona erdiğini de hatırlatalım...

Bilgiler

13 / 02 / 1996
Orta Saha
Malmö - 25 (14) maç
U17 Milli Takımı – 15 maç / 1 gol
U19 Milli Takımı – 12 maç / 2 gol