13 Ağustos 2014 Çarşamba

Stockholm Derbisi


Rasunda ve Stockholm stadyumunda tarihi stadyumlarında bugüne kadar inanılmaz derbiler izledik. Endüstriyelleşen futbolda yer edinme çabasındaki AIK ve Djurgarden büyük yatırımlar yapamasalarda temellerini sağlam tutmayı amaçlıyorlar. Alt yapı, scouting ve kulübü geliştirme çabaları, çalışmaları bunlardan bazıları. Tribünlerde sonuna kadar yaşanan renkli görüntülerde amatör ruha katkı bulunuyor İki kulübün gelişim adına yaptığı en büyük yatırım yeni stadyumları olmuştu. Hemen hemen oradada yarışır gibi aynı zamanda yeni stadlara geçiş yaptılar. AIK, Rasunda'dan Friends Arena'ya geçerken Djurgarden'in yeni stadyumunun ismi Tele 2 Arena oldu, Hammarby ile ortak kullanıyorlar. Modern stadyumlarda maçlar izlemek şüphesiz taraftarlar içinde büyük nimet. Son yıllarda tribün dışında saha içinede heyecan sonuna kadar yansıyor. Pozitif futbollar izliyoruz. Bu maçıda öncesinden analiz etmeye çalışıcaz. 'Tvilling' derbisi olarakta adlandırılan Başkent derbisinde bugüne kadar Allsvenskan'da 114 maç oynanırken 43 defa AIK, 29 defada Djurgarden kazandı. Genel toplamda ise 149 maçta 57 AIK-42 Djurgardne galibiyeti söz konusu. Bugünkü mücadelenin 150. derbi maçı oluşuda rekabete ayrı bir önem katacaktır. 

Djurgarden Cephesi

Hatırlayanlar olacaktır, Per Mathias Hogmo dönemi Djurgarden için belkide kaos döneminin bitiş anıydı. Kötü sonuçlar nedeniyle kulüp ve teknik heyet yıpranmış ve hoca-başkan ayrılığı üst üste gelmişti. Norveç'li teknik adamın gelişinden sonra ise genel anlamda karakterini ortaya yansıtan ve seyircisinden azda olsa özür dileyen bir Djurgarden izlemiştik. Hogmo'nun Norveç Milli takımına geçişi Djurgarden'i yine sahipsiz bırakacak gibi oldu. Usta hocanın Norveç'ten takip ettiği genç hocalardan kulübe önerileri oldu fakat Djurgarden yönetiminin seçimi Gefle'yi çalıştıran Per Olsson oldu.
51 yaşındaki teknik adam Gefle'de gençlik birimleride dahil olmak üzere çok uzun yıllar çalışmış hemen hemen Allsvenskan'da oynayan takımında temellerini atan bir koç. İsmi söylenince kontrol futbolu akla gelir fakat Djurgarden'de bunu çokta uygulayamadığını görüyoruz. Derbinin ilk ayağında kadro tercihi resimdeki gibi olmuştu. Hoie kalede başlarken stoperde Bergström ve Amartey'e şans verdi. Sol bek Andriuskevicius'a emanet edilirken sağda Karlsson önde ise Faltsetas ve Johansson oynamıştı. Bu yapının derbide savunma adına çare üretemediğini görmüştük. Johansson ve Faltsetas klasik 4-4-2'de savunma önüne kadar çekiliyorlar ama önemli olan bu alanı doldurabilmek. Topa baskı yapmazsanız ve  kanattan merkeze yardımı beklenen Broberg-Tibling ikili görevlerini yerine getirmezse zorlanırsınız, AIK merkez orta sahası oyunu istediği gibi yönlendirmişti. Topa sahip olan taraf AIK'ti ve Lorentzon'un kornerden gelen ortaya dokunmasıylada öne geçmişti. Bu gol aslında Djurgarden adınada sonun başlangıcıydı. İkinci yarıdada benzer oyun şablonu sürünce kanattan merkeze Goitom'u sokan AIK onun füzesiyle oluşan karambolde Bahoui ile farkı 2'ye çıkarmış ve maçıda koparmıştı. Markkanen'in füzesi ise son nokta olmuştu. Fejzullahu ve Radetinac girdikten sonra ileride daha kolay top tutmaya başlayan Djurgarden 2 gol bulsada puan adına yeterli olmamıştı.

Per Olsson'u maça ortak edecek hamle şu olabilirdi. Kopenhag'ta ön liberoda kesici rolüyle müthiş işler yapan ve dinamo gibi çalışan, yeni Essien olarak gösterilen Amartey'i öne atıp farklı bir stopere şans verse farklı olabilirdi. Amartey artık yok, siyah yuvarlak ile gösterdiğim sol bekleri Andriuskevicius ise Cambuur'a gitti. Merkez orta sahaları Andreas Johansson ise sakatlığı nedeniyle yok. Derbinin ilk ayağında oyuna sonradan girip fark yaratan Erton Fejzullahu ise Çin takımına kiralanmıştı. Bu süreçte Djurgarden'in kadro yapısında haliyle değişiklikler oldu ve bu maç öncesi muhtemel 11 yandaki şekilde. Yeni transferler Stenman ve Arvidsson ilk derbiden farklı olarak forma giymesi beklenen isimler. Johansson'un yokluğunda Tibbling'in merkeze çekilmesi beklenirken sağdada Radetinac'ı izlcez. Radetinac fiziksel olarak eksileri olan bir isim. Geri dönüşleri çok bütünlük yaratmıyor ve bek savunması dahada yıpranabilir. Kesicisiz, stoperleri ? bir Djurgarden var ortada. Son 6 maçta 12 gol yani maç başına 2 gol yemeleride dahada gerilediklerinin önemli bir göstergesi.

AIK Cephesi

Andreas Alm, ligin belkide en fazla sistem değiştiren hocalarındandır. Aynı sezon içerisinde 5'li, 4'lü veya 3'lü savunmanın tüm varyasyonlarını kullandığı dönemler gördük. Sezon başındaki Allsvenskan adına en ciddi tespitim ; AIK savunmasını topar ve Alm üzerinde çok fazla değişiklik yazmazsa şampiyonluk için en büyük adaydır. (baglactan sonrasını twitterda yazıp yazmadığıma emin değilim.) Elinde ofans açısından ligin en dominant yapılarından birisi söz konusuydu. Aslında Milosevic gibi üst seviye takımların takip ettiği bir stoperde var elde fakat takıma daha bütün bir futbol oynatmalıki savunma zaafları en aza insin. Tek başına kurtarıcı olmak Allsvenskan gibi uç noktaları çok açık olan bir lig için kolay değil. Sezon başında AIK defansif açıdan gerçekten büyük sıkıntılar yaşadı, belkide şu an liderliğin 4 puan gerisinde olmalarının temel sebebide bu fakat önemli olan zamanla gelişim ve yarışın içinde olabilmekte. Alm ve ekibinde bunu başardı, derbiyede sözleşme uzatma özgüveniyle giriyorlar. AIK'i derbide avantajlı kılan neydi ? Normalde saha içi diziliş 4-4-2 fakat hücumda 4-1-3-2'ye izleyen bir takım gördük .Dağılış olarak ise adeta 5 oyuncu serbest rol üstlendi. Markkanen tüm arkadaşlarına duvar olup 2 stoperi üstüne çekerken Eliasson-Goitom ve Bahoui üçlüsüne kulvarlar sonuna kadar açıldı, Borges'te arkadan bunları destekledi. Gerçekten kusursuza yakın bir kontrol futboluyla çok rahat kazandı AIK. Erton Fejzullahu ve Radetinac'ın girdiği dilime kadarda savunma konsantrasyonu çok yüksek, rakibe pozisyon vermeyen bir takım izledik. Rolanti modda 2 gol yediler fakat çok önemli olmadığı düşüncesindeyim.

AIK'te bir kaleci değişimi yaşandı. Sezon içerisinde bazı maçlarda kolay gol yiyip güven sarsan Stamatopoulos'un yerine artık eldivenleri 22 yaşındaki eldiven Carlgren giyiyor. Savunmada bir deiğişim söz konusu değil. Geçen hafta cezası nedeniyle oynamayan Johansson sol bekteki yerini alacaktır. Dimitriadis olmadığından dolayı merkezde Moro'yu izliyoruz. Geçen hafta kadroda yoktu fakat bu maçta görev alabilecek. Solda Ofoeri ilk aday, ilk derbiye göre en ciddi değişikliklerden biriside bu. Markkanen yokken merkez forvette nasıl bir form tutulur soruları vardı ama Goitom bunları Gefle maçında cevapladı diyebiliriz. Partneride Kennedy olacak. Bahoui çizgide yine takımın kilit oyuncusu olacakken son dönemde derbilerde ön plana çıkan 1 numaralı isim olduğunu hatırlatalım. Dünya Kupası'nda Kosta Rika ile mücadele eden ve Evian'a transferi gündemde olan Borges'te maç için kilit isimlerden birisi.

Beklentim

İki takımı ayıran büyük farklar söz konusu
1- Per Olsson yönetiminde daha kontrol futbolu oynamasını beklediğimiz Djurgarden'in geldiğin noktada bu yapıdan çok uzak olduğu açık. Savunma kurguları dağılmış durumda.
2-Djurgarden'i ileride farklı kılan en büyük etken Erton Fejzullahu'ydu. Ayrılması gündemde Prijovic ve fizik gücü çok iyi olmayan Jawo ile işleri zor. AIK kontrolünde bir maç olacağından merkez orta saha-forvet arası boşluklarda ev sahibinin avantajına olacaktır. İleri top taşımakta sıkıntı yaşayabilirler.
3-Son derbilerde Djurgarden'in AIK'in çizgi oyunların ve Borges odaklı üçgen set hücumlarına yanıt veremediğini görüyoruz. 
4-Andreas Alm yönetiminde daha dağınık futboldan organize bir takıma geçiş yapan AIK var. 

Kadro kalitesi olarak rakibinden daha üstün olan taraf ev sahibi AIK..Ateşli seyircileri en büyük itici güçleri olacak. Tempolu, adına yakışır bir derbi sonundada günü galibiyetle kapatıp Malmö'nün puan kaybını bekleyeceklerini düşünüyorum.





5 Ağustos 2014 Salı

Jean Alassane Mendy


Jean Alassane Mendy, 2 Şubat 1990 doğumlu ve Senegal vatandaşı. Ayrı zamanda Norveç pasaportuna sahip. 1,80 boyunda ve forvet pozisyonunda görev alıyor. Futbola Brest alt yapısında başlayan Mendy'nin Norveç'teki ilk durağı Valerenga gençlik kampı oldu. Geçmişte bu alt yapıdan büyük oyuncular çıktı ve bir süreliğinede olsa Norveç'te Oslo'da bulunman Mendy adına önemli bir olaydı. Valerenga'da geçirdiği sürecin ardından Mendy'nin durağı Fransız ekibi Caen oldu, orada geçirdiği 2 sezonun ardından Norveç futbolu içerisinde iyi kötü bir ismi olan Lov Ham'a geçiş yaptı. Caen'de zaten istatistiksel anlamda bir şey yapamadığı dönemin ardından Lov Ham gibi ciddi ekonomik kriz içerisinde olan bir ekibe gelmek Mendy adına handikaptı. Kulüple yaptığı sözleşme feshinin ardından yeni adresi Elverum oldu. 

Elverum'da attığı 27 golle kısa sürede dikkatleri çeken Mendy'yi Tippeligaen seviyesinden önemli takımlar takip etti ve bir süre test idmanlarına çıkardılar. Sarpsborg bunların başında geliyordu, iyi yorumlarda aldı fakat Tippeligaen için henüz hazır olmadığı belirtildi. Adeccoligaen'e yeni yükselen ve pozitif futbol oynama amacında olan Kristiansund'un ilk transfer hamlelerinden birisi Mendy'i getirmek oldu. 7 yıl Fransa'da eğitim almış, Valerenga'nın gençlik yapısına katılmış bir ismi transfer etmek önemliydi..İstatistiksel olarak bir kenara oyuncu potansiyel ve terbiyesiyle alakalı olarak doğru bir işti. Geçen sezon 24 maçta 11 gol atan Mendy, bu yıl yarım sezonda o rakamı geçti ve 16 maçta 12 gole ulaştı. Sarpsborg'un denemeye aldığı süreçten beri takibimde olan bir isim Mendy..Kariyerini anlattıktan sonra oyun özelliklerinden bahsetmeye çalışalım.

Pozisyon Özellikleri

1- Rakip Fredrikstad. Topa hakim ise şu an Molde'nin transfer listesinde olduğu iddaa edilen inceci Kalludra'da..Orta sahadan ani çıkarken Fredrikstad savunmasını dengesiz yakalıyorlar ve ayak dışıyla Mendy'nin ceza sahasının sağına doğru koşu alanını yakalıyor.

Doğru yere patlayıcı bir koşu yapan Mendy, stoperin 1-2 metre uzağında topa hakimde oluyor, şutu ise kalecide kalıyor. Statik forvet değil ve boş alanlara deplaseler yapması çok önemli.


2- 1.80 boyunda ve fiziksel olarak çok kalın olmayan bir oyuncunun hava toplarında hakimiyet kurmasını beklemek zor. Fırsatçıysanız ve temas kurmaktan çekinmeyen bir yapınız söz konusuysa skor yapma ihtimalinizde oluyor. Honefoss maçında kornerde kaleci arkasında bekleyen Mendy önüne geçecek ve temas kurarak kafa golünü yapacak. Aslında 6 pas içi içinde olduğu için faul çalınabilecek bir pozisyondu fakat kalecinin acemiliğinden yararlanıp skor yapması bence hakemin kararında etkili oldu.



3-Kalludra-Mendy iş birliğine bir örnek daha..Top tekniği lig seviyesinin çok üstünde olan Kalludra ceza sahası içine doğru girerken bir anda yön değiştiriyor. 

Önce Mendy ile bir duvar yapacak. 

6 pas çizgisine kadar inecek olan Kalludra'nın atacağı pasta 4 Honefoss savunması oyundan düşecek ve boş alana koşuyu yapan Mendy düzgün bir vuruşla skoru yapacak. İlk örnekte 10 numara ile yaptıkları bir çalışma vardı ama golle sonuçlanmamıştı. Bu sefer daha dar bir alanda yaptıkları olumlu işlerin meyvesini alıyorlar.


4- Tromsdalen karşısında erken bir golle öne geçtiler ve baskı sürüyor. Rakip savunma çizgi halde yakalandı. 1-2 pozisyon pas gelmeyince ofsayta düşmemek adına Mendy elinden geleni yapıyor. En son Rodsand'ın arka alana attığı pasa koşuyu yapıyor ve ilk önce tamamlayamasada gol geliyor. 


5- Bir Kalludra-Mendy iş birliği daha. Nest Sotra maçında rakip orta sahadan çıkarken Kristiansund'lı Rodsand topu kapıyor. Kalludra topa hakim olan isim.  Biraz ilerledikten sonra sağ bek ile Mendy'i takip eden stoperin arasınının açıldığını fark ediyor.


O boşlukta duvar olarak pası alan Mendy'den ufak bir Ronaldo çalımı gelecek ve stoper belini döndüremeden müthiş bir şutla golü yapacak.

Şutta 90'da

2 sezon içerisinde bu tip örnekler çoğaltılabilir. Mendy, orta saha oyuncularına dönük olarak iyi duvar olabilmekte. Bu açıdan çok iyi pozisyonlar aldığını izlediğim maçlarının tamamın gördüm. Ayrıca paslarada çok doğru koşular yaptığını ve ani hızlanabildiğini görüyoruz. En büyük eksik yönü çok üst seviye bir fizik kuvvetinin olmayışı fakat temasa giren bir isim oluşuyla bunu tölere ediyor diyebiliriz. Golcü kimliğinin istikrara döken Senegal'li artık Tippeligaen seviyesine geldi diyebiliriz. Özellikle son vuruşlarda çerçeveyi görme konusunda oldukça başarılı. 150-200 bin euro civarında çok ufak bir miktara onun transferi bitirilebilir. Özellikle 1. Lig'de rahatlıkla oynayabilecek düzeyde olduğunu düşünüyorum. Bu tip oyuncuları seven bir yapımız olduğuda gerçek. Takip edilmeye değer. Sonra fiyatı can yakacak düzeylere gelebilir.

3 Ağustos 2014 Pazar

Iver Fossum


Resim çok samimi ve ilginç gelebilir, benim sevdiğim karelerden birisi. Macar vatandaşı olmasına rağmen Norveç Tippeligaen'in değerli futbol sembollerinden biri olan Peter Kovacs ile Iver Fossum gol sevinci yaşıyorlar. Kovacs 78 doğumlu 36 yaşında veteran bir oyuncu. Fossum ise 96 doğumlu..Kovacs, Ujpest'te profesyonel yaşantısına başladıktan hemen hemen 1 yıl sonra Fossum dünyaya geliyor. Fossum annesinin karnındayken futbol yaşantısına başlayan Kovacs ile futbol kariyerinin profesyonel liglerdeki ilk golünü atan Fossum'un gol sevincini izlemek benim hoşuma gitmişti. Yazımın giriş kısmınıda buna ayırmak istemiştim.

Fossum, Godset futbol takımının bulunduğu Drammen'de dünyaya gelmiş önemli bir yetenek. Ufak yaşta ise başından çok talihsiz bir olay geçiyor. 14 yaşındayken babasını bir trafik kazasında kaybeden Fossum futbola odaklanamıyor. Kardeşi-annesinin ve akrabalarının iktirmeleriyle ve Stromsgodset alt yapı biriminin sahip çıkmasıyla kazanılıyor. Verdiği demeçlerden birinde amcası Glen Ulstad'a verdiği emeklerden dolayı şükranlarını sunar. Yine hakkını ödeyemeyeceği isimlerden biriside alt yapı hocalarından Harald Johannesson. Son dönemde Stromsgodset ve transfer terimlerini yan yana getirdiğimizde karşımıza Martin Odegaard ismi çıkıyor. Gerçekten çok büyük bir yetenek olduğuna dair hem fikiriz ve yeni Messi olarak gösterilmesinide doğru buluyorum. Zaten Real Madrid, Barcelona gibi Dünya'nın sayılı kulüplerinden ikisinin Drammen'e kadar ekiplerini yollayıp Odegaard'ı izletmeside bunun göstergesidir. Fakat Iver Fossum'da bu takımı yada bölgeyi geçtim ülke futbolunun en büyük futbol yeteneklerinden birisidir. Manchester City deneme idmanlarına Odegaard ile birlikte katılmış 3 değerli isimden birisi. 16 yaşında A takım seviyesine çıkarken ilk kez A takım kadrosunda Helsinki ile oynanan hazırlık maçında bulunuyor. Tippeligaen seviyesinde ilk süreleri ise Molde maçında alıyor. Fossum top tekniği çok yüksek bir isim. Ayrıca çalışkan karakteriylede dikkat çekiyor. Ufak yaştan itibaren çok iyi disipline edilmiş bir genç. Odegaard'a savunma yaptırmak belki zor olur fakat İver Fossum benzer karakterde oyuncu olmasına rağmen topun peşinde çok fazla olan bir oyuncu. Rakibe baskıyıda doğru yapmaya çalışıyor. 17 yaş Milli takım hocası Bard Flovik'in Fossum hakkındaki düşünceleri 

''Takıma büyük bir güven getirdi, hem savunma futbolundan anlıyor hemde hücumda oldukça çalışkan. Onun büyük becerilerine karşı bir tutum var. Molde'ye maçında aldığı 20 dakikalık sürede onu izlemek büyük keyif oldu..''
Yandaki tabloda genç milli takımlarda giydiği forma sayısını ve attığı gol sayısını göstermekte.  16 yaş ve 17 yaş gruplarında oynadığı maçlar ve yaptığı işler yaşıtlarına göre ciddi bir fark yaratmış durumda.

İlk Tippeligaen Golü

Fossum ilk golünü Bodo Glimt ağlarına bırakmıştı. Mücadelenin ilk anlarında hücum Hamoud'un oynadığı soldan gelişir. Hamoud'un çizgiye yaptığı kat sonrasında Fossum dıştan ceza sahası içine doğru kata başlar. 
Storflor topun üstünden atlayıp topu Fossum'a bırakacak ve ceza sahası içerisinden düzgün bir vuruşla öne geçen Godset olacak. Doğru koşu - İletişim ve Son vuruş adına çok güzel bir örnek sonunda yazı girişinde Kovacs ile verdiği görüntü oluşacak. Kovacs maçtan sonra yaptığı açıklamalarda Fossum için 

'' Attığı gol için çok mutlu oldum. Iver çok güzel bir adam ve çok çalışıyor. O Norveç Milli takımı için müthiş bir oyuncu olacak'' yorumunu yapıyor. Şu an Celtic'i çalıştıran ama A takıma yükselmesinde büyük pay sahibi olan eski koçu Deila ise maç sonrası'' O çok yetişkin bir çocuk ve neredeyse hiç görülmemiş şekilde profesyonel'' yorumunu yapar. Kariyerinin ilk golü sonrası bu denli övgüler sonrası utanan Fossum ise teşekkür eder..

Her ne kadar görüntü kalitesi çok iyi olmasada Youtube'ta wyscout programıyla yapılmış bir Fossum videosu mevcut. Şimdilik Odegaard'ın gölgesinde kalsada 18 yaşında bu büyük yeteneği izlemenizi ve takip etmenizi öneriyorum. İlerde çok iyi yerlere geleceğine dair şüphem yok denecek kadar az.


29 Temmuz 2014 Salı

Analiz : Rosenborg



Fotoğraf Rosenborg'un Norveç'i Şampiyonlar Ligi'nde temsil ettiği, Kuzey'de fırtına gibi estiği dönemlerden. İskandinav futbolunun en büyük futbol değerlerinden biri Rosenborg, başarılarıyla gündemi domine ettiği dönemler oldu fakat geçmişini fazlasıyla arayan bir camia. Ülke insanı olarak 'İsimlerin büyüklüğünün heyecanına kapılmak'' gibi klasik bir hastalığımız söz konusu, bunu kafaya takmadan iyi analiz ederek temsilcimizin işine bakması gerekiyor. Rosenborg kısa bir süre önce hoca değiştirdi, Viking'te Kjell Jonevret'in asistanlığını yapan Kare Ingebrightsen'i göreve getirdi. Camiayı çok yakından tanıyan içinden yetişmiş bir isim ve geçici olarak takımı toparlama işi onda. Asistanı ise blogtaki son yazım olan Erik Hoftun. Kulübün adeta ayin yapar gibi ruh aradığı anlaşılıyor olsa gerek.. Bu hoca değişikliği sonrası haliyle acaba sistem ve ruhsal anlamda değişiklikler oldu mu ? şeklinde soruların gelmesi doğal. Bunun yanıtını vermeye çalışayım.

İngebrightsen'in ilk maçı Avrupa Ligi'nde Sligo Rovers deplasmanında oldu. Maç öncesi kaptan Reginiussen ve bir dönem Karabük'ün de formasını giyen Morten Gamst Pedersen'in açıklamaları gelen özgüvenin göstergesiydi. Basından takip edebildiğim kadarıyla fotolarda gülen oyuncu yüzleride yeni teknik ekibin bir enerji getirdiğininde ispatıydı. İrlanda deplasmanında bu sezon ilk defa kalitesi ölçüsünde futbol oynayan Rosenborg 2-1 kaybettiği ilk maçın rövanşını 3-1 alıp turu cebine koyarak ülkesine döndü. Genel olarak Rosenborg'u takip eden seyirci, yazar, gözlemcilerin takımın sisteminden çok memnun olmadığı bir gerçek. Molde deplasmanı öncesi taraftar aşırı inanmış durumdaydı. 200 kişi idmanı ziyaret etti ve takıma destek verdi. Fakat Kare sürpriz bir şekilde sistemsel değişikliğe gitti. 4-3-3 hücum oyunundan 4-4-2 kontrol futboluna döndü fakat sahada dersini acı şekilde aldı.  Svensson-Gamboa ikilisi yokken mecburi olarak sağ bekte Mikkelsen'i oynattı. Sol açıkta bek Skjelbred, sağda ise Amerikan orta saha Diskerud'u izledik. Haliyle bu takımın ne defansif nede hücum anlamında bir şeyler yapmasını beklemek hayaldi. Nitekim Erik Hestad gibi 17'lik bir gencoyu üst seviye maça sürmesine rağmen Skullerud ve takımı baskın çıktı, kazanan taraf oldular. Maç sonrası yapılan ilk idmanda Erik Hoftun'un ''4-3-3 üzerinde geliştirmeler üzerinde çalışıyoruz'' demesi takımın klasik formasyonuna döneceğinin habercisiydi, doğrusuda buydu. Malum son hoca Perry'i bitirende belkide bir süre denediği çift forvet sistemiydi. Sogndal maçındaki etkisizlik sonunu getirmişti. Elinizde çizgiyi bütünüyle kullanacak kanat oyuncularınız ve ileride top tutabilecek kuvvette bir golcünüz yoksa bu sistemde her zaman çuvallayan taraf olursunuz. En iyisi klasik sisteme dönmek ama ne kadar etkili olacak ? Biraz geçmişe dönelim.

2010... Rosenborg'un şampiyon olduğu son sezon. O yılda 4-3-3 dizilişiyle sezonu geçirmiş ve 7 puan farkla şampiyonluğa ulaşmışlardı. Steffen İversen ve Rade Prica gibi iki özel golcü toplamda 27 gole ulaşmış sezona damga vurmuşlar gibi görülebilir fakat bence Rosenborg'un kilit noktaları aktif bekleriydi. Birisi sol bek Mikael Dorsin, diğeride Mikael Lustig..İki oyuncu Tippeligaen'de sezon boyunca bir çok kez haftanın 11'inde yer almışlardı. Lustig, 7 defa 11'e seçilip sezonu 5 asistle bitirirken 4'de gol attı. Dorsin ise 10 defa haftanın oyuncularından biri olurken  6 asistle takımın en üretken ismi olmuş 4 defada fileleri havalandırmıştı. Ofansif özellikleri bir kenara savunmadada kademe anlayışları kusursuza yakın oldu. Nitekim Rosenborg'un ligin en az gol yiyen takımı olmasıda bunda göstergeydi. Sezon sonunda Lustig Celtic'e transfer olurken Dorsin'e ilgi fazlaydı ama biraz yaşınıda düşünüp transferi riskli buldu ve takımda kalma kararı almıştı. Orta sahaya gelirsek 3 tane oyunu iki yönlü domine eden isim söz konusuydu. Birisi Anthony Annan, diğer ikiside Markus Henriksen ve Per Ciljan Skjelbred. Annan, savunma önünde gerek bağlantı rollerinde gereksede alan kapatmada çok etkili rol oynayıp üst sınıf takımların dikkatini çekmişti. Hücumada katkısı azımsanmayacak kadar fazlaydı, en azından oyun kurulumunda etkin roldeydi. Skjelbred ve Henriksen gibi iki önemli yeteneği bu durum ciddi şekilde rahatlatıyor ve özgürlük tanıyordu. İki oyuncunun savunma-hücum arasındaki mesafeyi doğru biçimde doldurması Rosenborg'un kontrolü elde tutmasına yardımcı oluyordu. Bekleriniz bu kadar oyun içerisindeyse ve orta sahanız doğru isimlerden oluşuyorsa bu sistemin işlemeside kolaylaşıyor. Üstelik nokta golcüleriniz Steffen İversen ve Rade Prica gibi bir isimse fark yaratıyorsunuz...Başarılı bir sezon geçiren ve iyi bir oyuncu grubuna sahip olan Rosenborg için değişim 2011 yılında başladı.Şu an Aalesund'un başında olan Jan Jönsson o zaman Rosenborg'un hocası olmuştu. Yaşlanan Nils Arge Eggen ile yollar ayrılmış, Stabaek ile iyi işler yapan İsveç'li teknik adam göreve getirilmişti. Sezon içerisinde bir çok kez yaşanan sistem değişiklikleri ve oyuncu kaybı Rosenborg'u bir bilinmeze sürükledi. Demidov-Stadsgaard savunma ikilisinin bozulması, Annan-Skjelbred-İversen gibi kilit isimlerin ayrılıkları takımı çok yıprattı. Yaklaşık 2 süren Jan Jönsson döneminde 10'dan fazla önemli transfer yapıldı fakat bir türlü o aşı tutmadı ve 3.'lükten öteye gidilemedi. 2013 Ocak ayında, taraftarın Perry diye hitap ettiği Per Joar Hansen Rosenborg'un yeni hocası oldu. Ufak hatalar olmasa ilk sezonunda şampiyonluk yaşayabilirdi fakat 1 puan farkla Stromsgodset'in yıllar süren özleminin bitmesine müsade edildi. Genel anlamda fena bir yıl geçirmedi Rosenborg. Bekler Gamboa-Dorsin, stoperler Strandberg-Reginiussen iyilerdi. John Chibiuke, Nicki Bille Nielsen'in katkıları müthişti. Yarım sezon Tarık Elyounoussi fark yaratan isim oldu, hatta sezonu tamamlayabilse şampiyonlukta gelebilirdi. 2010'daki kadar olmasadsa Jensen-Diskerud-Svensson merkez üçlüsüde önemli işler yaptılar.

2014..Per Joar Hansen yönetimindeki Rosenborg sezona şampiyonluk parolasıyla hazırlandı. Dockal, Hoiland, Midtsjo gibi forma şansı bulması zorlaşan isimlerin ayrılığı dışında kadrolarını büyük ölçüde korumuş, Honefoss'tan Riku Riski, Karabük'ten ayrılan Morten Gamst Pedersen'i kadroya dahil etmişlerdi. Sol tarafta gördüğümüz şablon ise Perry'nin aklındaki sistem. Kalede güven veren eldiven Dorsin..Beklerde Gamboa-Dorsin gibi düşüncede çizgiyi dolduracak bekler. Stoperler Reginiussen-Strandberg. Merkezde ise Svensson-Jensen-Diskerud ve Gamst Pedersen. Hücumda ise Chibiuke-Nicki Bille-Söderlund-Riski-Mikkelsen-Helland'tan oluşan alternatifli ve kaliteli bir yapı. Bazen hedeflenen ile sahadakilerin performanslarının bir olmadığı takımlar izliyoruz. Rosenborg'un durumuda o... Sezon başı kampında Dorsin sakatlık nedeniyle yer almazken kalede Lund Hansen'e kaldı. Ortası olmayan bir eldiven, bazen 10 üzerinden 9'luk maç oynar bazende basit goller yer. Gamboa savunmanın en önemli ismiydi, 2. maçta yaşadığı sakatlık adeta şok etkisi yarattı ve Dünya Kupası'na kadar olmayacağı açıklandı. Rosenborg adına çok uzun bir süre bu ve mecburi olarak o bölgeye merkez orta saha Svensson kaydırıldı. Stoperler Reginiussen-Strandberg çok kötü bir yıl geçiriyorlar. Adam ve alan kontrolleri çok kötü, adeta bir tank gibi yavaşlar. Geçen sezon 30 maçta 26 gol yiyen Rosenborg bu yıl 16 maçta o rakama ulaşmış durumda. Dorsin'de aynı durumda, kademesi kötü-hücumda hiç yok. Tabi sıkıntılar bu bölgeyle sınırlı değil. Mikkel Diskerud'un sezon başı kampına geç katılışı ve ABD Milli takımıyla Dünya Kupası'na gidişi sorun yarattı. Svensson'u beke devşirince merkezde birine görev vermek gerekiyorduki oda genç Selnaes oldu. Ara ara Berntsen'de oynadı. Hücumda Söderlund birazda kısmetiyle attığı goller dışında oyun içerisinde kötü. Riski bu seviyede fark yaratabilecek bir adam değil. Nicki Bille Nielsen taraftarın sevdiği bir oyuncuydu fakat özel sorunları vardı. Danimarka'da girdiği olaydan sonra mahkemelik oluşu konsantrasyonunu tamamen dağıttı, en son yönetim Evian'a sattı. Chibiuke'de yedek kalmayı kabullenemeyince Gaziantep'e verildi. Eldeki en önemli hücum silahlarından Mikkelsen'in kamptaki sorumluluk almaktan kaçan futbolu sezon içerisindede devam etti. Bu futbol adına bir şeyler ortaya koyamayan yapı haliyle iç sorunlarda yaşadı. Taraftarın-basın-muhalif kısımların menajer üstünde oluşturduğu baskı hocanın sonunu getirdi. Düşünün savunmadan Strandberg dahi kaos ortamında ayrılık kararı almıştı fakat son anda takıma döndürülmüştü. Oyuncuların bireysel performansları dışında takım şablonuda sıkıntılı Rosenborg'ta..

1-Oyunu geniş alana yayarak oynamaları büyük sıkıntı.
2-Geniş alanın en büyük sorunu - bloklar arası mesafedeki boşlukların ciddi boyutlarda oluşu.
3-Savunma pozisyonu alırken önde iyi bir hücum press yapılmayışı
4-İdeal bir merkez golcü olmayışından dolayı oyunu ileriye tam anlamıyla yıkamama.
5-İlerde top tutmak zor olduğundan kanat organizasyonlarına kalma fakat ideal isimlerle yapamama.

Kritik maçlarda Rosenborg'un yaptığı hataları görüntülü anlatmaya çalışalım

A-Sezonun ilk maçında Viking gibi ciddi bir rakip vardı karşıda. Bu sezon deplasmanda sadece 1 maç kaybetmiş bir ekip. Rosenborg 2-0 öne geçiyor fakat son bölümde ciddi bir konsantrasyon kaybı yaşıyor.
Dakika 87'de kaleci Hansen'in başlattığı oyunda top Viking orta sahasından Rosenborg yarı sahasına kafayla sektiriliyor ve Strandberg'e kadar geliyor. Fiziğini kullanarak topu kontrolüne alan tecrübeli ismin kafayla geri pası kısa düşüyor ve Bödvardsson golü yapıyor. Hata bireysel , stoper bu hatayı hantallığından toparlayamıyor ve 1,90'lık 90 kg yakın İzlanda'lı kaleci-stoper arasında aşırtma vuruşla farkı 1'e düşürüyor. Bu bireysel hatanın olmadığını düşünsek; 3 merkez orta sahada 3 oyuncunun arkasında oyunu takip ediyorlar. Bödvardsson sırtı dönük topu alsa arkadan gelecek 3 kişilik destekle yine skor bulma şansları artacak.


B-Aynı maçta dakikalar 90'nı gösteriyor. Yukarıda bahsettiğim press eksikliğinin olduğu dakikalar. Viking kaptanlığını yapan stoper Sigurdsson idmanda gibi uzun bir top gönderiyor. Partneri İngason'da karambol yaratmak için hücuma katılmış durumda.Reginiussen'in yanında rahatlıkla indireceği topa Bödvardsson hareketleniyor ve skor üretiliyor. İki stoperin iş bilmezliğinin sonucu Rosenborg'a 2 puan kaybı olarak patlıyor. İşin ilginç tarafı 3 merkez orta sahayla oynayan takımın 2. goldede Jensen dışında geri dönen adam bulamaması..Stoperlerin bu uzun topta aldığı pozisyon ve gol ise büyük acemilik göstergesi.


C- Brann ligin geniş sahada etkili takımlarından bir tanesi. Rosenborg tam 8 oyuncusuyla hücumda, bu kadar oyuncuyla hücum yapmak fena değildir ama düzenede dikkat etmek şart. Dakikalar daha 14'ü gösterirken 8 kişinin 30 metreye sığdırılması kadar saçma bir olay olabilir mi ? Bek kontrolü yitirilmiş, ön liberoları ortada yok bakın neler oluyor.

Rosenborg hücum yaparken topu kazanan Brann ani bir çıkış yapıyor. Reginiussen ve Strandberg dışında Rosenborg savunmasında kimse yok. Orta yuvarlakta topla buluşan Huseklepp hücumu ceza sahası çizgisine kadar taşıyor..Jensen ve Berntsen yürür modda dönerlerken devşirme bek Svensson'un geri dönüşü yetersiz. 


Yarı sahalarında sol bek oynayan Skjelbred kareye giriyor, Huseklepp stoper üzerine koşuyla rahatlıkla topu getirecek ve merkezden gelen Skaanes ceza sahası içinde alacağı pasla skoru yapacak. Skjelbred'i deparı aldığı yanlış pozisyondan dolayı bir işe yaramıyor.

D- Ullevaal deplasmanları ligin en zorlu deplasmanlarından biri bu yıl. Orada tüm sıkıntılara rağmen 2-0 öne geçmişsiniz fakat yenen bedava gollerle gelen 2 puan kaybı var. Eski Kopenhag oyuncusu Grindheim normalde çok serbest oynayan bir orta saha değildir ama bu boşluğu doldurmayacakta ne yapacak. Ceza sahası çevresine kadar gelmiş. Arka direğe yapacağı ortayı veteran Berre bitirecek. Dorsin adamını kaçırıyor ve sadece vuruşu izliyor.

E- Sligo Rovers deplasmanından turu alarak moralli dönmüşsünüz, hafta içinde taraftar maçı kazanın diye idmanda müthiş bir destek vermiş. Ne yaparsınız ? iyi motivasyon ve sonucunda galibiyet için herşeyimi verirdim. Rosenborg takımı ise sezon başından bu yana devam eden hastalıklarını sürdürüyor. Molde savunmasından atılan uzun topa Reginiussen vuruyor fakat ön liberolar alanı parsellemediğinden Moström topla rahatça buluşuyor ve ceza sahasını geçtim 6 pasa kadar elini kolunu sallayarak girip golü yapıyor. Daha yeni, Pazar günü yenen inanılmaz basit bir gol daha 


F- Aynı maçta dakikalar 55'i gösterirken Molde sağ kanadından bir atak gelişmekte. Beşiktaş'ın istediği Martin Linnes'in pasında Moström topla buluşan isim. İki stoper Reginiussen-Strandberg ise basketbol geri koşuşuyla pozisyon alıyor, Reginiussen-Chukwu eşleşmesi söz konusu. Moström çizgiye kadar iniyor ; yanındada Jensen

Normalde takımın 1 numaralı kesicisi olması gereken Jensen'in yaptığı pozisyon hataları yukarda açıkca görülüyor. Bu seferde hamle hatasıyla karşımızda. Moström'ü çizgiye kadar takip ediyor ama müdahalesi 0. Burdan itibarende Rosenborg savunmasının hata zinciri başlıyor. Dorsin'in yürümeside takımın tüm savunma kurgusunu özetliyor ya neyse.
Moström topu yaydan giren Elyounoussi'ye çevirecek. Arkasında ise Riski baskıya geliyor. (Selnaes yada Diskerud ortada yok) 6 pas üstündeki stoperlerden birinin Elyounoussi'nin önüne geçip duvar olması gerekiyor ama anlaşmazlıktan Reginiussen'de adamını bırakıyor ve ikisi beraber çıkıyorlar. Elyounoussi'nin vuruşuna 3 oyuncuda müdahale edemeyecek ve kalecinin önünde bomboş kalan Chukwu golü yapacak. Jensen ve Mikkelsen'de ofsaytı bozan isimler

Örnekler çoğaltılabilir tabi ama genel anlamda sezonun geride kalan kısmında Rosenborg'un bu tip pozisyonlarda fazlaca hatası oldu. Bek savunmaları kötü, stoperlerin pozisyon almaları kötü ve ön libero baskısı yok denecek kadar az. İleride top tutabilecek bir forvetin arkasını çok iyi doldurabilen takımlar karşısında savunmada büyük sorunlar yaşıyorlar. Kanat organizasyonu yada uzun-yerden atılan toplarla..Organizasyonun ismi farketmezden kanat oyuncuları yada merkez ortasahalardan birinin forvet arkasını doldurması gerekecek. Bireysel olarak Dorsin hala kötü durumda, stoperler vasat. Gamboa kısa bir süre önce İngiltere'ye gitti ve alternatif olarak oynatılan Svensson'un durumu belirsiz. Oynamazsa yine hücumdan devşirme olan Mikkelsen'i bekte izleyebiliriz. Son Molde maçı bana Diskerud-Jensen-Selnaes üçlüsünün orta sahada oynayacağının sinyallerini verdi. Hücumda ise Söderlund ve Riski'nin yanına solda Gamst Pedersen'i oynatabilirler.

Karabük'ün merkezi kalabalık tutarak ve kanat organizasyonlarını kullanarak çok rahat pozisyon üretebileceği bir takım var karşıda. Bunlara dikkat etmek gerek, oyuncular özel olarak uyarılmalı. Hücumda onların tezgahına düşüp oyunu açık alanda oynamanın mantığı yok. Mesafeler arası uzaklığı ne kadar azaltırsak oyun temsilcimizin lehine döner. Onlar gibi boşluklar verirsek bu alanları Riski-Mikkelsen gibi isimlerin taşımalarıyla doldurabilirler. Diskerud'un gerek uzun gerekse kısa atacağı derin toplara dikkat etmek gerek. En önemli skor opsiyonlarından birisi duran toplar olacak. Stoperler ve sol bek Dorsin çekinmeden ileri gidiyorlar. Gamst Pedersen bu tip organizasyonlarda asistçi kimliğini konuşturuyor. Bu yıl 7 asist yaptığını hatırlatayım. Duran toplardaki en önemli organizasyonlardan birisi Dorsin üzerinden oynanıyor. Arka direkte kendini unutturup karambol golleri yada direk hedef golü atabiliyor. Geçmişte bir çok örneğini gördük. Dikkat edilirse iyi olur. Hücum organizasyonlarında iki wingerı kanatlara yayıp , Diskerud'u ceza sahasına yaklaştırarak derin toplar yada çizgiden atılacak sert ortalar deniyorlar. Burada Söderlund'un en büyük gol özelliği olan topun düşeceği noktaya yaptığı doğru koşular ön plana çıkıyor. O yüzden stoperlerden birisi Söderlund ile ara ara adam adama eşleşirse hücum etkinlikleride azalacaktır. Rosenborg'un mevcut şartlarda büyük eksikleri var, Tabi genel anlamda kadro yapıları ve kulüp geçmişleriyle tecrübeli-favori taraflar fakat 2010 sezonuyla 2014 arasında büyük farklar olduğunu anlatmaya çalıştık. Kritik noktalara dikkat edilirse elenmeyecek bir takım değiller. İş Tolunay hocanın analizlerine ve sahada oyuncuların doğru olanı yapmasına kalıyor. Temsilcimize başarılar dilerim.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Rosenborg'un Erik Hoftun Macerası


İyi futbolcu olmak iyi antrenör yada yönetici olabileceğiniz anlamına gelmiyor. Ülkemizden örnek vereceksek; Beşiktaş efsanelerinden Ali Gültiken'in Göztepe sportif direktörlüğündeki başarısızlığı, Galatasaray'ın unutulmaz isimlerinden Hagi'nin başarısız hocalık kariyeri akla gelen örneklerden. Biraz daha düşünsek ve Avrupa futbolunu eklesek liste uzar gider.  Rosenborg'un efsane isimlerinden birisi ise Erik Hoftun. 1994-2005 yılları arasında formasını giydiği Trondheim ekibinde tam 11 seri şampiyonluk ve 3 kupa şampiyonluğu yaşadı. 6 defa yılın savunmacısı ödülünü aldığı gibi Şampiyonlar Ligi'nde üst seviye forvetlere karşı mücadele etti. 5 yıl içerisinde 30 defa Norveç Milli formasını terletti. İskandinav futbolunun yetiştirdiği en büyük savunmacılardan birisi olsa gerek. UEFA'nın çıkardığı dergide yer verdiği Avrupa'nın büyük 250 oyuncu listesinde 86. sırada yer aldı. Böyle gelmiş, geçmiş büyük bir efsaneden yöneticilik olarak beklentiler çok yüksekti fakat zamanla büyük bir hayal kırıklığı ortaya çıkacaktı.

Erik Hoftun, Rosenborg sportif direktörlüğüne 18 Ağustos 2008'de başladı. Geldiği sezon takımın başında şu an İsveç Milli takımını çalıştıran Erik Hamren vardı. Kötü sonuçlar nedeniyle yapılanmaya gitmeyi planlayan yönetimin kulübü yakından tanıyan birine ihtiyacı vardı. Hoftun zaten büyük oranda iyi kadrosu olan Rosenborg'a Olsen-Prica-Dorsin-Annan gibi kalbur üstü isimleri kazandırdı. Rosenborg ülke devi ve şampiyonlu kazanmak çok zahmetli bir iş değil. 2009'da şampiyon olunan sezon Rosenborg'un kadrosuna bakalım. Kalede şu an Hertha Berlin forması giyen Jarstein, savunmada Lustig (şimdi Celtic'te) , Stadsgaard (şimdi Kopenhag'ta) , Demidov, Lago gibi üst seviye isimler. Ortada şu an Schalke forması giyen Annan, en son Norwich'te oynayan Tettey, ilerdede Prica-İversen ikilisi. Gerçekten etkileyici ve sonuca gitmesi zor olmayan bir 11'di.. 2010'da hoca değişmiş göreve Nils Arge Eggen gelmişti fakat yapı korunduğundan zirvede bitirmek zor olmadı. 11/12 sezonu, Rasmus Jönsson dönemi Rosenborg'un inişe geçmeye başladığı tarih. Kadro yapısını büyük ölçüde değiştiren Rosenborg bir türlü şampiyonluğu getirecek kimyayı oluşturamadı. Geçmiş yılların transfer hamlelerine bakıyorum genel olarak Rosenborg'un karda olduğunu görüyoruz fakat ekonomik olarak kar başarıya etki etmiyor. Şampiyon olunamayan yıllarda çok fazla oyuncu sürkülasyonu olmuş ve 2 hoca eskitildi. Bir türlü hoca-yönetim-taraftar bağı kurulamamış. Rosenborg şampiyonluk alışkanlığı olabilen büyük bir camiadır, yukarda kazanmak zor değildir demiştim. Fakat kazanamıyorsanız inanılmaz baskı yersiniz ve karar verirken acaba buda mı yanlış olacak diye beyninizi kemiren sorular oluşur..

Erik Hoftun Gitmeli

Rosenborg sezona şampiyonluk parolasıyla başlamıştı. Transfer döneminde Honefoss'tan Riku Riski, Karabük'ten Morten Gamst Pedersen dikkat çeken transferlerdi. Eldeki defoları kapatmaya yetti mi ? Tabiki hayır. Deyim yerindeyse Rosenborg stoperleri 'Tank' modunda ağır isimler. Üstelik sezon başı Lerkendal kampıda dahil bir çok sakatlıkla uğraştılar. Sol bek Dorsin'i sık sık stoperde izledik. Merkez orta saha Mix takıma geç katıldı. Onun dışında oyunu iki yönlü oynayan bir ismin olmayışı hep hissedildi. Rosenborg savunması ile hücumu arasında yaşanan boşluklar rakiplerin her zaman avantajına olmuştur. Takımını yeterli kalitede ve genişlikte değilse ve üstüne 4-3-3'e devam ediyorsanız kötü sonuçlara hazırlıklı olmanız gerek. Bu boşluk üstüne kötü savunmada ayrı bir dert. Rosenborg savunmasının bence en önemli ismi Gamboa'da ilk haftalarda sakatlandı ve Dünya Kupası'na kadar hiç forma giymedi. Hücumdaki isimler formsuz ve sorunlu. Chibiuke sisteme dahil olamamaktan şikayetçi, Nicki Bille Nielsen ise hovardalıklarıyla ön planda. En son Danimarka'da karıştığı bir olaydan yargılanıyordu. Bu kadar sıkıntılı bir yapıda başarı beklemek büyük hayaldiki bir türlü istenen seviyeye çıkamadı Rosenborg. Kadrolarını şekillendirmeye çalıştıklarını son dönemde gördük fakat istenen oyun ortaya çıkması için çok erken. Son Sogndal galibiyeti sonrası (1-0 yeterli skor değil) düzelme olmayacağını anlayan menajer Per Joar Hansen namı değer 'Perry' istifasını verdi. Aslında Rosenborg taraftarının öncelikli tepkisi Erik Hoftun'a. Perry'nin istifasından çok önce antrenman sahasının çimlerine, tesis etrafındaki duvarlar Erik Hoftun Gitmeli, Erik Hoftun Defol tarzı yazılar yazmışlardı. Bir örneğide üstteki fotoda mevcut. Taraftar kulübün efsanesi olmuş bir isme sırtını dönüyorsa sıkıntıyı tarif etmek kolay değil. Yönetim Perry'nin istifasını kabul etti ve hoca arayışına geçti. Kısa sürede yeni hoca bulundu ve kulübü-şehri tanıyan Kare İngebrightsen göreve getirildi. Viking'te Kjell Jonevret'in asistanlığını yapıyordu. Buraya kadar herşey normal, sürpriz ise Erik Hoftun'un asistanlığına getirilmesi. Hoftun hem sportif direktörlüğü sürdürecek hemde saha kenarında olacak. Genel olarak beklenti onunda gönderileceği yönündeydi fakat bu kararla resmen ödüllendirildi.. Yeni bir macera başlangıcı beklerken Erik Hoftun ile kaldığımız yerden devam ediyoruz. Üstelik artık basına ve bizlere de daha yakın olacak. İlginç ve bir o kadar yanlış.


22 Temmuz 2014 Salı

Vegard Forren


'İstisnalar' olmadığı sürece (ülkemize herhangi bir takıma gelir yada gelişim gösterme durumları) blogta 25 yaş barajını aşmış yada belli bir seviyeye çıkıp inmiş oyunculara yer vermiyoruz fakat şimdi bahsedeceğim isimde bu gruba girecek. Hazır Molde sağ beki Martin Linnes-Beşiktaş transfer dedikoduları dönüyorken Molde'nin stoperlerinden Vegard Forren'e uzanalım. Aslında Forren'in Kuzey futbolunu takip eden yada genç yetenekleri izleyen scout ve gönüllüsü arkadaşların tanıdığı bir oyuncu. 2012'de Tippeligaen'de yılın oyuncusu seçildikten sonra namı değer Saints yani Southampton transferinde ısrarcı davranmış ve imzayı attırmıştı. Alman, İngiliz, Fransız takımları onu izlerken kendini bir anda Ada'da buldu. Aldığı ödülün töreninde dahi ''takım arkadaşlarımın bunda payı'' büyük diyerek aslında mütevazi tarafını gösteren sol ayaklı stoperin Southampton macerası başarılı olacak diye bekleniyordu fakat hayal kırıklığı oldu. Ocak'ta gitti dönüşü ise Temmuz'da oldu. Mauricio Pochettino'nun bir türlü sistemine dahil olamadı ve tekrar Molde'ye döndü. Şu transferin 6 ayda en kazançlısı Molde oldu diyebiliriz. 

Vadim Demidov'u hatırlayanlar olacaktır. Rosenborg ile Kuzey'de doruk noktasına ulaşan kariyerini Avrupa'nın üst sınıf liglerinde sürdürme kararı almıştı. Real Sociedad macerasıyla birlikte 3 yılda hemen hemen 4-5 ülke değiştirdi. Rusya, İspanya, Almanya hep hayal kırıklığı oldu Demidov için. Bu süreçte yaşadığı artık kronik seviyeye dönüşen sakatlıkları ve bunla beraber düşen oyun yapısı onu sıradan bir oyuncu konumuna düşürdü. Sezon başında ülkesine Brann'a dönerek aslında Bergen seyircisini heyecanlandırdı fakat Avrupa'da yaşattıklarının bir benzerini ülkesindede devam ettirdi. Vegard Forren için aslında en büyük korkum oyununda Demidov gibi düşüş yaşayabileceğiydi fakat en büyük avantajı gezici oyuncu olmayıp tekrar Molde'ye dönmesi oldu. Norveç'e döneli daha yeni 1 yıl oldu, eski formuna ulaşmasını geçtim bana göre çok daha özellikli bir oyuncu konumuna geldi. İngiltere macerasının getirdiği özgüven ve aldığı iyi kötü teorikte idmanlarla artık daha rahat oyun kuruyor. Zaten Avrupa'da az bulunan özel bir sol ayağı var ve özel olmasının nedenide savunma oyuncusunda fark yaratıyor oluşu. Topla çıkıyor, oyunu kuruyor ve adeta arkadan takımı yönlendiriyor. Forren'in en büyük eksiklerinden birisi hızı ve eskiden az olan tecrübesiyle pozisyon hatasıda yaptımı kapatması zor oluyordu fakat artık pozisyon hatası çok az yapıyor ve bunu kolay telafi ediyor. Kolay telafi etmesine fırsat veren şey ise 

1-Sırtı dönük oynayan forveti doğru mesafede takip etmesi ve geri dönüşlerdeki kararı
2-Savunma arkasına atılan toplarda ve baskı yaptığı anlardaki ilk müdahale başarısı.

Forren bunları çok iyi yapıyor ve tam bir Avrupa'lı stoper gibi oynuyor. Ayrıca hava toplarında hemen hemen kusursuza yakın.Ligin temel özelliği pivot forvet bolluğu (Aaroy, Johnsen, Kovacs akla gelenler) ve henüz daha sıkıntı yaşadığını görmedim. Ayrıca bu etkinliğini hücumdada istatistik olarak lehine çeviriyor. İzlediğim maçlarda aklımda kalan bazı hücum pozisyonunlardaki başarısını resimle aktarmaya çalışayım.

Valerenga maçında attığı frikik golü. Kalecinin kapattığı direk dibine sert ve isabetli bir şut.

Aalesund derbisinde attığı gol galibiyeti getirmişti. Arka direğe giderken topun sekeceğini görüp pozisyon değiştirmesi ve bir forvet gibi sol ayağıyla ortanın geldiği köşeye vurduğu pozisyon.


Ayrıca Avrupa Ligi'nde Molde'nin Gorica ile oynadığı maçtada 1 frikik ve penaltı golü attı. 
Molde üstünlüğüyle geçen ve 3-0 biten Sogndal maçına geçelim. Tabi Sogndal savunma ağırlıklı oynadığı için kilit modda geçen yüksek topların önemli olduğu bir karşılaşma.

Yan top organizasyonu başarısız olmuş ve Sogndal kontrası olacaktı fakat Mohamed Elyounoussi'nin yay üstü baskı sonrası kapılan topla ani bir Molde hücumuna dönüştü. Sağ çizgiye dönen organizasyonda Moström'ün ortasına iyi yükselecek olan Forren kafayı vuruyor fakat kalecide kalıyor. Mesafeye göre iyi bir vuruş diyebilirim.
Yine bir duran top organizasyonu. 8 Sogndal oyuncusu penaltı noktası ve çevresinde çizgi savunma şeklini alırken 2 oyuncuda barajda. Molde savunmasını tehtid edecek bir unsur bulunmadığından rakip ceza sahası içerisinde bekleyen 6 Molde'li ve çevreye düşecek toplara müdahale edecek 2 oyuncu. Haliyle karambolde topun ölmesini beklemektense Forren üzerinden oynamak mantıklı.


Arka direkte fiziksel üstünlüğünü ve hava toplarındaki etkinliğini kullanarak topu içeri çeviren Forren. Top ufak bir kale önü sekmesi sonrası hedeflenen arka direğe gidiyor ve Daniel Chima Chukwu'nun golü geliyor. Öncelikli hedefler Forren'le gol yapmak yada karambolden skor üretmekti. 2. plan gerçekleşiyor ve Sogndal'ın kilidini çözecek gol gelmiş oluyor.

Bir savunma kozuyken, oyunu kuran ve hücumda kilit rol alabilen bir oyuncu rolünde olabiliyor Forren. Bu yıl henüz maç kaçırmadı, ligde 16 maçada 11 başlarken birinde son 14 dakika oynamadı (Stabaek 0-2 Molde), Kupada 4 turdada görev aldı, sadece 9-0 kazanılan Surnadal maçında 2. yarıda yerini genç Hollinder'e bıraktı. Avrupa Ligi maçındada yukarda belirttiği gibi görev aldı ve 2 gol kaydetti. 88 doğumlu sol stoper eski formuna kavuşması hatta eksiklerini kapatmasıyla tekrar Avrupa'nın büyük liglerinden takımların transfer listesine girmiş durumda. Bundesliga ve Fransız kulüpleri onu takibi sürdürüyor. Maliyeti yaklaşık 2 milyon euro civarında olacak iyi bir stoper var ortada. İlgi göstermeye değer. 

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Yeni Sezon Öncesi / Aalborg


Fotoğraf karesi geçen sezon Aalborg'un şampiyonluğu garantilediği Vestsjaelland deplasmanından. Genç ve potansiyelli kadroyla kendinden güçlü takımları geride bırakarak şampiyon olan Aalborg'un beyin güçleri. Solda menajer Kent Nielsen yanındakide yardımcısı Allan Kuhn. Futbol garip bir oyun ve yarına ne getireceği gerçekten belirsiz. Nielsen'in büyük bir futbolculuk kariyeri var belki ama aynı oranda hocalık kariyeri olmamıştır. Horsens'i uzun yıllar çalıştırdığı dönemde bir sezon yılın hocası seçilmişliği var fakat asla taktik-teknik açıdan güven vermezdi. Brondby'de istifası için sesini gür şekilde tribünden duyuran insanları nasıl unutabiliriz ? Allan Kuhn ise bana göre büyük bir futbol taktisyeni. Midtjylland gibi bir akademi takımının ona uzun yıllar şans tanıması gerekirken 2 yılda yollarını ayırmasını hep saçmalık olarak yorumlamışımdır. Herning macerasının ardından Randers'ta kısa bir asistanlık dönemi oldu. Son durak ise yıllarca çalıştığı Aalborg çatısı olacaktı ve üstündeki isimde Kent Nielsen. Yani bir yanda çok sevmediğim baş hoca, yardımcısıda mentalitesini sevdiğim bir isim.

Aalborg alt yapısını çok iyi kullanabilen bir takım ve Allan Kuhn'da reserve takımlarıyla çok iç içe olan bir teknik adam. 2011'de göreve geldiğinden itibaren Aalborg'un üst yapısına etki etmeye başladı bu durum. Kent Nielsen'in hocalığını genişletmesi ve modern futbol esintileride A takımın tat vermesini sağlıyordu. Yapıdan Nicklas Helenius gibi büyük bir yıldız adayı çıkmıştı. Şampiyon olunan sezon ise Aalborg'un takım olarak büyük patlama yaptığı bir dönemdi. Silkeborg'un düşen kadrosunda görev alan, futbolunun son dönemlerini yaşayan Kasper Risgard dahi oyununa sınıf atlatarak Avrupa'lı bir orta saha gibi oynamaya başladı. Sol bek Ahlmann  dolu dolu bir çizgi oyuncusu olup Milli takıma kadar yükseldi. Kış arasında alt yapıdan çıkan Lukas Spalvis inanılmaz katkılar verdi. Nicolaj Thomsen müthiş teknik ve oyun bilgisiyle kısa sürede Avrupa'nın büyük liglerinden takımların dikkatini çekti. Thomsen-Kusk-Spalvis üçlüsünün geçen sezon Superliga'da attığı toplam gol sayısı 24, yaptıkları asist ise 19. Müthiş bir rakam olduğunu düşünüyorum. Tabi bu isimler dışında Würtz, Petersen, Jacobsen gibi isimlerinde sezon genelinde çok iyi katkı verdiğini hatırlatalım.

Yeni Sezon Öncesi Transferler

Gelenler ; Thomas Enevoldsen (Mechelen), Mathias Thrane (HIK), Nicklas Helenius (Aston Villa)

Gidenler ; Anders Due (Vestsjaelland), Jeppe Cürth (Viborg), Rasmus Jönsson (Wolfsburg), Rolf Toft (Stjarnan), Kasper Kusk (Twente)

Aalborg'un milli takımada yükselen yetenekli kanat oyuncusu Kasper Kusk için bir çok takımın ilgisi oldu fakat en çok ısrarcı olan Twente'ydi. Tadic'i Southampton'a gönderdikten sonra mali olarak yeterli imkana ulaşan Eredivisie ekibinin yüksek bir bonservis ödeyeceğini düşünüyordum ama 700 bin euro gibi komik bir rakamla büyük bir yıldız adayını kadroya kazandırdılar. Kusk top tekniği çok yüksek ve topla iyi hızlanabilen bir orta saha. Bireysel özellikler dışında oyuna kazandırdığı derinlikler takımı adına büyük yarar sağlıyor ve oyunun kontrolünde rolü çok fazla. Şüphesiz Aalborg adına çok büyük bir kayıp. Aalborg'ta Almanya'dan kiralık gelen golcü Rasmus Jönsson'da bu sezon yok. Geçen sezonun son maçında emekliye ayrılır gibi veda edilen ikiliden Anders Due Vestsjaelland'a, Jeppe Cürth ise Viborg'a transfer oldu. Aalborg'un en büyük transfer hamlesi şüphesiz eski golcüsü Nicklas Helenius'u kiralamak oldu. Yetenekli golcü oyuncuya bir çok talip vardı fakat gelişmek adına Şampiyonlar Ligi oynayacak eski takımı Aalborg'a gitmeyi daha doğru buldu. Thomas Enevoldsen orta saha için büyük bir koz olacak. Tecrübeli, yetenekli ve kulübün yapısını bilen bir oyuncu. 

Aalborg'un iyi bir kalecisi var (4 eldiven, 4. şampiyonluk) fakat savunması güven vermiyor. Özellikle Dalsgaard'ın yaklaşık 6 aydır süren sakatlık problemleri sağ bekte ciddi sorun oluşturabilir. Ayrıca stoper hattıda 3 kulvar için yeterli derinlik ve kalitede değil. Kusk'u gönderen Aalborg o bölgede Enevoldsen'i kullanabilir yada kampta denenip beğenilen Thrane görev alabilir. Yeteneklerinden övgüyle bahsedilen bir isim. İlk haftalarda Würtz ve Thomsen'in sakatlıklarla uğraştığından maç temposunu geç yakalayacak olması Aalborg adına sıkıntı verici unsurlardan. Kusk'un ayrılığı şüphesiz önemli fakat bunu rotasyon içinde ve güzel organizasyonlarla en az şekilde hissedeceklerdir. Bu yıl başarıya engel olabilecek nedenler savunma kurgusu ve oyuncuların bireysel performanslarının geçen sezonun altına düşüp düşmeme durumları diyebiliriz. Eğer bir düşüş yaşanırsa şüphesiz yoğun fikstürde büyük zorluklar yaşarlar. Aalborg'un bu yıl şampiyonluğa ulaşması zor. 2 veya 3. olarak ligi tamamlamalarını bekliyorum.