11 Aralık 2014 Perşembe

Alexander Milosevic


Alexander Milosevic, 30 Ocak 1992 İsveç, Rissne doğumlu.. Babası Sırp vatandaşıyken annesi İsveç'li fakat Fin kökenlerini taşıyan bir aileden gelmekte. Anne babası ufak yaşta ayrılmışlar. Kendinden büyük iki abisi bulunmakta. Milosevic, futbola 5 yaşında oturduğu yere 100 metre mesafede olan Rissne IF kulübünde başlamış. 8 yaşına kadar burada spor okulu eğitimi alan Milosevic, Vasalunds takımına geçiş yapmış. İlginç gelecek fakat 15 yaşına kadarda eğitimini forvet üstüne almış ve arada orta sahada görev alması dışında genelde forvet oynamış. Kendiside bu anılarını anlatırken şöyle bir demeç vermişti. ''15 yaşıma kadar forvet oynadım, küçük olmam iyiydi çünkü Brommapojkarna'da oynayan John Guidetti daha iyiydi.'' Defansa devşirilme fırsatının iyiliğinden bahsetmeye çalışmış.. Vasalunds A takımına yükseldiği döneme yakın bir zamanda kadar kötü bir süreçten geçmiş, takımdan kopma noktasına gelmiş fakat babasının tutumuyla eski formunu yakalayarak 1. takıma yükselmiş. Tabi 17 yaşında prof olan ismin defansa devşirilmeside o süreçle birlikte başlıyor. Önce merkez orta saha pozisyonunda görev verilirken ardından savunmaya çekiliyor. Vasalunds'ta 2 yılda 24 maçta 5 gol atan Milosevic kısa sürede önemli takımların dikkatini çekiyor,

Milosevic için futbol adına herşeyin yoluna girmeye başladığı dönemde, 1 Ekim 2009'da şok bir haber alıyor. Üvey kardeşi Mathias evinde ölü bulunuyor. Mathias, herşeyini paylaştığı ciddi dostluk kurduğu kardeşiydi. ''Beraber büyüdük, iyi bir arkadaştık. Futbol konusunda çok yardımcı oldu. Her maçımdan önce arar başarı dilerdi.'' diyerek sevgisini dile getirmişti. Bu şoku atlatmasına futbola sarılmasının yardımcı olduğunu söylerken kardeşinin adını taşıyan bir anıt dövmeyide vücuduna yaptırıyor.  Fotolardan anlaşılacağı gibi Milosevic köklerine çok önem veren bir isim. Futbolu ailem için oynuyorum, sonuna kadar mücadele ederim, sahada herşeyimi veririm diyerek kafa yapısını gösteriyor. AIK'e katıldığı 2011 yılındada Celtic, Fiorentina gibi takımların deneme idmanlarına tutuluyor. Beğeniliyor fakat oraya gidip kaybolan oyunculardan olmak yerine İsveç'te kalarak oynamayı seçiyor. Bu arada AIK'e gitmemesi konusunda çok ısrarcı olunmuş fakat Stockholm ekibini seçmeye karar vermiş. 2008 yıllarında normalde Sırbistan u17 Milli formasını giyen Milosevic, Hans Lindbom'un davetiyle İsveç genç Milli takımına davet ediliyor ve kulüpte oyunuyla patlama yapınca vakit kaybedilmeden 21 yaş altı takımına çıkarılıyor. Thiago Silva, Pique gibi isimleri örnek alırken arkadaşları ve hocaları oyun tarzını Pique'ye benzetirmiş ve özellikle hocaları onun seviyesine çıkabileceğini söylerlermiş. Zaten o patlama dönemlerinde Avrupa futbolunun önemli kulüpleri takibe almıştı. Juventus, Milan, Liverpool, Arsenal, Tottenham akla ilk gelenler. 2011'den bu yana 80'e yakın Allsvenskan maçı oynayan ve 4 gol-4 asist yapan Milosevic, bu yıl İsveç u21 takımıylada önemli başarılar yakaladı. Fransa'yı saf dışı bırakarak organizasyon şansı elde eden takımın içinde yer aldı. Ayrıca İsveç A Milli takımının Ocak'ta yapacağı Abu Dhabi kampı içinde davet aldı. En yakın dostu John Guidetti ve Sırbistan'dan oda arkadaşı eski Heerenveen'li Filip Djuricic ile iyi anlaştığını belirten Alexander Milosevic'in geçmişinden kalan güldüren hatırlardan biride 2011'de yılın oyuncusu töreninde Zlatan ile foto çekilmek istemiş fakat yıldız oyuncuyu yakalayamaması olmuştu. O organizasyondada lige yeni yükselip parlayan oyuncu kategorisinde ödül almıştı. 

Özellikler 

Milosevic'in İsveç basınına verdiği röportajları okurken bir soru dikkatimi çekti. 17 yaşına kadar forvette görev almasının defansif açıdan ne gibi artıları yada eksileri oldu ? Milosevic bu durumun teknik ve oyun görüşü olarak büyük bir artı kattığına inanıyor. Modern bir savunma olması yönünde avantajı olduğu görüşünde. Olumsuz olarak ise bu pozisyonda ufak yaştan itibaren devamlılık kazanmadığı için kendimi sürekli geliştirmem gerektiğini düşündüm demiş. Yani erken başlamamanın sıkıntılarını bir nebze yaşamış..Zamanında Milosevic'e olan ilgiyi takip ederken takımların hep neden adım atmadığını merak ederdim. Hatta yanılmıyorsam bir dönem bosman seviyesine gelmişti ve yine bir kulüp çıkıp imza attırmamıştı. Belkide kulüplerin büyük kısmı bu pozisyon geçişinin daha üst sınıf liglerde sırıtabileceğini düşündü ve hamle yapmak adına bu zamana kadar bekledi..Bilemeyiz..(Aslında Werder Bremen'in bir hamlesi oldu diye dedikodular hatırlıyorum fakat AIK'ten geri dönmüştü sanırım.) Kendisininde söylediği gibi teknik bir stoper, korkusuzca oyun kurar, topu çok iyi yönlendirir. Bir forvette olması gereken teknik yönün avantajları... Sağ ayaklıdır ama soluda fena değildir. Pozisyon içinde sağı kullanamayacağı durumlarda solunu etkinleştirir. Hatta bunu top çalarkende kullanır (yazı sonunda bunu gösteren bir vine atıcam).. Adam markajı ve buralardaki ilk müdahaleleri iyidir, kolay kolay havadan top vermez. Hücumda kornerlerde iyi bir koz olarak kullanılabilir. Uzaktan kuvvetli şutlar atar.. Sundsvall'a attığı gol unutulmazlar arasına girmiştir. Oyun karakteri olarakta saldırgan bir yapıda olmasına rağmen fazla kart görmez. Kariyerinde gördüğü kırmızı kart sayısı 2. Birisi Süper Kupa finalinde, diğeride Allsvenskan'da Syrianska maçında yaptığı çok sert müdahale ile gelmişti. Az kart görmeside biraz olsun ilk müdahalelerdeki başarısını gösterir bir özellik..Pozisyon alma konusunda hala ufak tefek hatalar yapabiliyor, hedeflenen seviyelere hazır hale gelebilmesi adına gelişimini sürdürmeli, üstüne çalışmalı. Ayrıca koşu gerektiren pozisyonlarda dayanıklılık gücü kısıtlıdır. Uzun stoper için normal bir durum olarak görebiliriz ama geliştirirse daha özellikli olabilir. Genel olarak Milosevic'in 3 yılda çok iyi gelişim gösterdiği ise bir gerçek..Üstelik kariyerinin başında onu yavaşlatan bir sakatlık geçirmişti..

Transfer Durumu

Milosevic'in AIK ile olan kontratı 2016 sonunda bitiyor. Ocak veya en kötü yaz transfer döneminde Avrupa'nın farklı bir ligine adım atması bekleniyor. Güncel haber olarakta Sporting Lisbon'un ciddi şekilde Milosevic ile ilgilendiği basına yansımaya başladı, iki kulüp arasında ücret sorunu söz konusu. İsveç Milli takımına adım atan, u21 formasıyla güzel işler yapan yetenekli isim için istenen tahmini bonservis ücreti 1.5 milyon euro civarında. Milosevic, Türkiye'de her takım için iyi bir yatırım olabilir. Potansiyeli yüksek bir isim ve ligimize kolayca uyum sağlayabilir. Hak etmeyenlere milyonlarda euronun akıtıldığı bir sistemde böyle isimlere bu paraları vermek tutmasa bile çok değil. Ucunda büyük bir kayıp olmaz fakat aşı tutarsa güzel para kazandırabilir. Takımlarımızın bilgisayar sistemlerinden izlemesini öneririm. Ayrıca Milosevic'in AIK'in off sezon kampında idmanları sürdürdüğünü alacak takımın Ocak kampına fit gireceğini ek olarak belirteyim. Güzel bir video ve yukarıda bahsettiğim vine sizlerle



9 Aralık 2014 Salı

Pazarlama ve Başarı : Molde FK

Avrupa'da transfer piyasasını iyi kötü takip eden birisi Molde'nin yaptığı scouting hamleleri hakkında fikir verebilir. Onu bir kenara bırakıyorum, Beşiktaş'ın Linnes transfer harekatıyla beraber bilmeyenlerinde araştırmasıyla kadrosunda ne denli önemli yeteneklerin olduğuda ortaya çıktı. Bunları bir kenara atalım, bahis amaçlı bile Tippeligaen'i izleyenler oynadıkları futboldan az çok haberdardır. Bir Porto yada son dönemde Avrupa futboluna damga vuran Belçika'lılar yada Salzburg gibi olmasada kendi seviyesinde çok ciddi bir pazar oluşturdu Molde..Yazının ilerleyen kısımlarında yaptıkları güzel işlerden bahsedicez fakat 2000'li yılların başına dönmek istiyorum. Futbolun güzellikleri hepimiz için daha cazip olduğundan geçmişe pek bakmayız fakat Molde 2000'li yılların başında tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşadı. Solskjaer, Stavrum, Age Hareide, Hestad gibi ülke futboluna belli dönemlerde damga vurmuş isimleri pazarlayan yapıdan söz ediyoruz. 2002'de kaçan Tippeligaen şampiyonluktan sonra kulüpte herşey tepe taklak gitmeye başladı ve ligin sıradan takımlarından biri konumuna geldiler. Geçmişte müthiş şampiyonluklar yaşamadılar belki ama belli bir kültürleri vardı diyebiliriz. 2004-2005 yıllarında play off ile lige tutunan ekip bir sonraki yıl ise 1. Lige veda etti. Takımın başında kim vardı derseniz fotodan anlaşılacağı üzere Arild Stavrum...

Düştükleri yıl kadroya Pape Pate Diouf, Mame Briam Diouf'u katmışlar gelecek adına yatırım yapmışlar ve Vegard Forren'i A takıma servis etmişlerdi. Tabi bu isimleri keşfetmek doğru fakat yetiştirebilecek ellere vermekte önemlidir. Gözlem yeteneği olan yani futbola farklı gözle bakan, toplu-topsuz oyun takibini iyi yapan ve belli liglere hakim isimlerin kolayca yetenek keşfedebileceğini düşünürüm fakat bunları işlemek farklı bir sanattır. Orada devreye antrenörlük bilimi giriyor. Nitekim İsveç'te çok ciddi deneyimler geçiren daha usta teknik adam Kjell Jonevret kulübün çıkışa başlama noktası oluyordu. Gecikmeden Tippeligaen'e geri dönüş olduğu gibi yaklaşık 1 yıl sonrada hemen hemen bedavaya keşfettikleri Mame Briam Diouf'u 4.5 milyon euro gibi bir fiyata Manchester United'a pazarlamışlardı. Jonevret ile 2009'da lig 2. si olan ve kupada final oynayan Molde bir sonraki yıl kabus gibi bir sezon geçirdi. 1 yıl içerisinde 3 hoca değiştirdiler ve son olarak Solskjaer göreve getirildi. Manchester United, Kuzey futbolunda belli bir hakimiyeti olan kulüptür. Ferguson'un tavsiyeside alınarak böyle bir risk alındı. Ole Gunnar Solskjaer normalde o dönemde Manchester United'ın reserve takımında çalışıyordu. Genç teknik adamın eski kulübünün başına geçmesiyle Molde müthiş seviye atladı. Yeni neslin, aklın farkını gördük. Avrupa'nın heryerinden scoutlar bu takımdan çıkan yetenekleri takip etmek adına Aker stadyumunun yolunu tuttu. Tabi hakkını yemeyelim son dönemde Skullerud'un oyuncuların gelişiminde önemli rol oynadı.. İşin teknik, taktik boyutuna girmeden ve sene sene uzatarak sıkmadan 5-6 yıllık süreçte aldıkları oyunculardan nasıl para kazanmışlar sizlerle..


Solskjaer dönemi ve biraz öncesi şablon bu şekilde. Alt  yapıdan çıkardığı veya piyasadan bulduğu oyunculardan güzel paralar kazandı Molde.. Bazı oyuncuların alındığı bonservis bedellerine bir şey yazmadım çünkü net bir bilgi yok ve en fazla yetiştiricilik tarzı bir ücret ödenmiştir. Tek zarar edilen transfer ise Even Hovland. Belkide en çok katkı alınan isimlerdendi fakat doğru strateji uygulayamadıkları ender isimlerden birisi oldu diyebiliriz. Bir diğeride ucuza giden özel yetenek Mats Moller Daehli'ydi. O noktada biraz Solskjaer çalımı devreye girmişti. Jo İnge Berget içinde 1 milyon alınan fiyat yazdım fakat dahada düşük olabilir. Solskajaer döneminin içerisinde ve sonunda bu yıllar hedeflenerek alınmış çok kritik transferlerde var bilindiği gibi. Molde'nin şu anki kadro yapısından ciddi paralara satılabilecek isimleride listeledim. Buyrun ;


Alt yapıdan yeni yeni çıkan büyük yetenekler Svendsen ve Hestad'ı liste dışına atarsak şu an Molde bu isimleri satışa çıkarıyorum dese tahminim 20-30 milyon euro arasında bir parayı kasasına koyacaktır. Martin Linnes'in değeri şu dönemde 3 milyon civarına yükselirken Nyland için bahsi geçen miktarlar 4-6 milyon arasında. Forren'e yine İngiltere-Almanya başta olmak üzere çeşitli ülkelerden teklifler varken geri alınan 2 milyonun üstünden bir fiyata gidebilir. Bu sezonki başarılı performanslarıyla Singh-Gulbrandsen ve Chima Chukwu'da gündem haline geldiler. Hussain ve Flo'da biraz daha gelişim kaydederse bu listede iyi paralar gidecek isimlerden olabilir. 
M. Elyounoussi için ise çok uzun bir analizi sizlere sunmuştum. Büyük bir yetenek ve yüksek bonservisleri görecektir. Gerçekten bir Tippeligaen takımı için çok güzel paralar. Bu yetenekler daha gelişmiş bir pazara sahip ülkede çıkmış olsa muhtemelen çok daha üst fiyatlara giderdi. Molde'yi bu denli doğru yapılanması için tebrik etmek gerek. Önemli yetenekleri Avrupa futboluna kazandırmaya çalıştıkları gibi bu süreçte 3 şampiyonluk kupasınıda müzelerine götürmeyi başardılar. Avrupa'da ülkelerini ellerinden geldiğince temsil ediyorlar..Çalışmaları örnek alınacak seviyede diyebiliriz. 
Meraklı bir şekilde yeni hamlelerini bekliyorum. Takip edilmesini ve incelenmesini öneririm.

8 Aralık 2014 Pazartesi

50. Yıl



Bu sefer uzun bir yazı yok...
Brøndby'nin 50. yaşının kutlamasında tüm stadyumun yaptığı koreografi blogumuzda hatıra olarak kalsın istedim. Tüm okuyucularımıza iyi seyirler.


Nice 50 yaşlara Brøndby 

Değerlendirme / 2014 - Allsvenskan (2)


AIK

Stockholm'ün en büyük takımı (benim adıma) sezonun şampiyonluk adayıydı. Tabi bunu söylerken defansif sıkıntıları aşmaları gerektiğini belirtmiştik. Ligin ilk 4 sırasında yer alan kafa takımlar içerisinde en fazla gol yiyen takım içerisinde yer almaları ve bu takımlara karşı sadece 6 maçta sadece 2 galibiyet çıkarabilmeleri kupanın neden kaçtığının bir göstergesi. Savunma kurgusuna bakıyorsunuz, Avrupa'nın devlerinin takip ettiği - İsveç u21 takımıyla organizasyon hakkı kazanan Alexander Milosevic var fakat partnerleri  vasat. Tabloya bakıyoruz iki bekin (Nils Eric Johansson ve Martin Lorentzson) koca sezonda yaptığı toplam asist 5. Yıllardır scouting hamleleri yapan AIK bu bölgelere daha doğru isimleri bulabilirdi fakat burada çuvalladılar. Oyuncular istikrar yakaladı belki ama beklenen katkı gelmedi. AIK'in sezon içerisinde hücum ve orta saha yapısına değişikliklerde oldu. Quasion'un Palermo'ya, Eero Markkanen'in Castilla'ya transferi her defasında farklı bir kurguyu bizlerin önüne sundu. Sezon sonunda bir nebze istikrar yakaladılar fakat o dönemdede Goitom, Bahoui gibi isimler sorunlar yaşadı. Temel sıkıntıları olan ve içerde değişiklikler yaşayan takım şampiyonluktan uzak kaldı. Üstelik Andreas Alm'ın AIK kariyeri boyunca en az sistem değiştirdiği yılda buydu. İleriki yıllara kısmet diyelim.

Alexander Milosevic ; uzun süredir düşündüğüm fakat farklı isimlerin daha öncelikli olması nedeniyle raporunu geçiştirdiğim bir isim. Ondan çok daha uzun bahsetmek gerek belki ama 1.90 mücadeleden kaçmayan ve ilk müdahale bilgisi yüksek bir isim. Hızlanma konusunda problemleri olsada 92 doğumlu kardeşimiz bu tür problemleri atlatabilir. Sezon içerisinde çok kritik puan kazanımlarına yardımları oldu. Tek başına AIK savunmasını toparladı desek yanlış olmaz. Nabil Bahoui : Oyun içi devamlılık problemi olsada bu takımın en özel ayağı. Southampton'ın ciddi ilgi gösterdiği yıl boyuncada iyi bir performans çizdi. 14 gol- 7 asistlik performans ile sezonun dikkat çeken yıldızları arasında yerini aldı.  Celso Borges ; Kosta Rika'lı sezon boyunca orta sahanın değişilmeziydi. Yokluğunda zorlanılan maçlar oldu. Borges'e özel analizi sizlere daha önce sunmuştuk. Daha geniş bir raporu orada okuyabilirsiniz. 6 gol, 9 asist ile sezona damga vurdu.

MJALLBY 

Aslında lige renk getiren bir takımdı Mjallby. O kısıtlı imkanlar içerisinden Arokoyo, Par Ericsson, Mahmut Özen, Erton Fejzullahu gibi isimlerin parlamasına yardım ettiler. Bu sezon en büyük sıkıntıları savunmadaydı. Hoca değişikliği sonrası Anders Linderoth'un göreve gelmesiyle o sorunda bir nebze çözüldü fakat sorumluluk alacak bir isim bulunamadı. Christian Wilhelmsson tecrübesiyle bazende sakat sakat işi götürmeye çalıştı fakat bir yere kadar yeterli oldu. Kadro içerisinde fark yaratacak 2 ve 3. isimleri bulamayan defansif problemleri olan Mjallby'nin sonuda Superettan oldu. Ufak rütuşlarla lige geri dönüş adına mücadele edebilirler fakat kadroda tutamayacakları bazı isimlerde söz konusu. Andreas Blomqvist, Mjallby adına sezonun dikkat çeken isimlerinden birisiydi. 7 gollük bir performans gösterdi orta saha oyuncusu. 92 doğumlu kariyerinin henüz başında olan bir isim. Gelecek yılda Allsvenskan'da olması gereken isimler arasında yer alıyor. Christian Wilhelmsson, namı değer Chippen takımını tutmak adına elinden geleni yapsada yeterli olmadı. 35 yaşındaki veteran isim büyük sorumluluk alsada 12 maçta 5 gollük performansı Mjallby'i tutmaya yetmedi. Gelecek yıl büyük ihtimalle Superettan'da takımın abilerinden olacaktır. Mattias Hakansson, beğendiğim tarzda bir oyuncu. Gezici forvet yada winger tarzında kullanılabilir. Ayakları çok hızlı tekniğide fena olmayan bir isim. Doğrusu arka planda kalan bir yetenek oldu. Daha iyi organizasyona sahip bir takımda ön plana çıkıp kariyerine sınıf atlatabilir.

GEFLE

İsveç futbolunun ilginç takımlarından Gefle. 2005'ten bu yana istikrarlı bir biçimde Allsvenskan'a renk katıyorlar fakat 10 sezondur 9.luktan öteye adım atamadılar. Onları her zaman ateş hattına yakın görüyoruz fakat bir şekilde ligde kalmayı başarıyorlar. Genelde direk lige tutunurlardı fakat bu yıl durum biraz uzadı ve lige play off yoluyla tutundular. Dahlberg-Orlov ikilisinden sonra forvet pozisyonunda bir geçiş aşaması yaşadılar fakat çok sıkıntılı olmadı. Yine kadro içerisinde kendi yıldızlarını yaratmayı başardılar. Geçmiş yıllara göre daha kısıtlı kadroya sahip olsalarda tecrübe ile lige tutunmayı başardılar. Son 8'deki en iyi savunma takımı olmalarına rağmen play off oynamalarına neden olan ise hücum istikrarsızlığıydı diyebiliriz. Bazen derin düşüşler yaşadılar. Marcus Hansson-Robin Nilsson ; 90 doğumlu defansif orta saha Hasson sezonun değişilmez ismiydi. 29 maçta görev aldı. Robin Nilsson'da 30'da 30 ile geçti. Gerçekten kusursuz bir performans gösterdiler. Hansson'un taliplileri çoktu, tercihini Tippeligaen'den seçerek Tromso yolunu tuttu. Nilsson'da ilerleyen süreçte Allsvenskan'da farklı adımlar atabilir. Simon Lundevall ; hücumu ayakta tutan isimdi. Kazanılan maçların büyük kısmında kilit rol oynadı. Sezonu 6 gol, 8 asist ile tamamlamayı başardı. Kariyerinin en olumlu yıllarında olduğu bir gerçek. Lig seviyesinde 1-2 tık üstede atım atabilir bu süreçte..

28 Kasım 2014 Cuma

Alhassan 'Crespo' Kamara


Rapora direk 'six pack'lerle hızlı bir giriş yaptık ama Crespo'nun fitness seviyesine dikkat çekmek adına önemli. Günümüz futbolunda çoğu oyuncu fiziksel kuvveti sadece futbol ve kamp dönemlerinde yaptıkları yükleme kondisyonlarla kazanıyorlar. Ayrıca fitness çalışan ve belli bir seviyeye ulaşan oyuncu bulmak zor bir iş. Fitness, dayanıklığı-esnekliği ve gücü arttıran bir spor dalı. Futbolculuk temelinizde bu yanlar varsa üstünüze koyduğunuzda farklı bir yapının oluşacağı kesin. Alhassan Kamara, 13 Ocak 1993 Sierre Leone'nin Freetown şehrinde dünyaya gelmiş. Ülkesinin yaşadığı iç krizden dolayı futbolu öncelik haline alamadıkları bir dönemden çıkarak bu noktaya gelmesini açıklamalarından anladığım kadarıyla bir şans görüyor. 'Crespo' lakabı ise arkadaşları tarafından takılmış. Aslında onu hedef almazdım ama söylendikçe hep onun gibi büyük bir oyuncu olabilirim diye kendimi alıştırmaya başladım diyor. Futbola bir dönem Bursaspor formasıda giyen Teteh Bangura ile şu an Balıkesir'de oynayan Khalifa Jabbie'nin de yetiştiği Kallon'da başladı. Onu İsveç futboluna tanıtan takım ise Boden. Orada 10 maçta attığı 5 golle dikkatleri topluyor. Aslında o dönemde sadece takip eden İsveç takımlarıda değil. Arsenal ve Hull, Alhassan Kamara'yı takip eden takımlar arasında fakat çalışma izni problemi girişimlere engel olmuş. Boden'deki başarılı performansı sonrası İsveç'ten ciddi talipleri oluyor fakat Teteh Bangura'nın tavsiyesiyle AIK'i seçiyor. O dönem AIK'te şef scoutlık yapan ve şu an sportif direktör pozisyonunda olan Björn Wesström'ün onun için yaptığı yorum ;'' Crespo'nun gelişmiş bir vücudu var ve patlayıcı potansiyele sahip. O tam bir teknik tasarıma sahip, yarım dönüş koşularıyla oyunu derinleştirebildiği gibi sırtı dönükte çok iyi top tutuyor.'' demişti. AIK'te bir türlü 11'de şans verilmeyen Crespo kendini Orebro'da buldu diyebiliriz. Superettan'da forma giydiği 12 maçta 6 gol atarken bu yıl Allsvenskan'da 14 gol, 1 asistlik performansıyla takımı taşıyan isimlerin başında geldi. (ilk 14 maçta sadece 4 defa kenardan geldi)

Özellikleri 

Crespo, 1.80 boyunda sağ ayağını kullanan sprinter bir forvet. Fitness gelişiminden bahsetmiştik, Yanda durumu daha net gösterecek bir fotoğrafta göreceksiniz. Yüksek gövde kuvveti ayaklarının üstüne çok iyi basmasına ve genelde bu tip oyuncularda gözükmeyen sırtı dönük oyunu iyi oynamasına sebep olmakta. Bu sezon Allsvenskan'da oynadığı bir çok maçta kendisinden iri stoperlere karşı iyi savaştığına şahit olduk. Kısa mesafe patlayıcı koşuları ve ani hızlanmaları çok iyi olan Crespo'nun bu koşuları yaptığı pozisyonlardaki dengeside yüksek. Bunuda omuz omuza temaslarda gücünün kullanarak yıkılmamasına borçlu. Pozisyona çok rahat giden Kamara'nın bir önceki oyuncu raporunda yer verdiğimiz Boli'ye göre farkı son vuruşlarda yaşadığı zaman zaman stres problemi. Aslında genelde net vuruşlar yapar ama bazende çok kolay pozisyonları bitiremeyebiliyor. Uzun metrajlı şutları vasattır belki ama özellikle 18 içerisinde yakaladığı fırsatlarda topa kuvvetli yön verir. Klasik bir sprinter gibi 3. alanda rakibe yaptığı baskıda iyidir ve buna göre iyi pozisyon alır. Defansif anlamda en büyük farkı bu kısımda yaratır fakat set oyununada mümkün olduğu kadar ayak uydurur. Zaman zaman onu 2. bölgede alanı daraltarkende görebiliriz. Çalışkan bir oyuncudur. Alhassan Kamara'nın 150-200 bin euro civarında bir bonservis bedeli bulunmakta. Yine pazarlamayı seven PTT 1. Lig takımları için iyi bir koz olabilir. Transfer durumunun sonuna kadar incelenmesi gerektiğine inanıyorum. Üstelik yine AIK takımının çıkardığı Karikari-Lalawele gibi isimlerin lig performanslarıda ortada.  Bir takımımızın gündemine girerse geniş bir görüntü-analizi de sizlere sunarız. Gerek defansif yönleri gereksede ofansif yanları açısından..




Değerlendirme / 2014 - Allsvenskan (1)


Allsvenskan'da kalma play off'u olan Gefle-Ljungskile eşleşmesininde sonuçlanmasıyla İsveç'te bir futbol sezonunu daha geride bırakmış olduk. Yine derbilerin Kuzey futbolunda fark yarattığı, Malmö'nün ülke futbolunu Avrupa'da harika şekilde temsil ettiği ve genel anlamda kalitenin arttığı bir sezondu. Üzücü olan ise Brommapojkarna'lı Pontus Segerström ve Elfsborg hocası Klas İngesson'u kanser nedeniyle kaybetmemiz oldu. Futbolla başlayıp üzücü durumlarla kapattığımız bir sezondu diyebiliriz. Malmö, üst üste 2. şampiyonluğunu elde ederken Göteborg ve AIK, Avrupa Ligi biletlerini kaptılar. Mjallby ve Brommapojkarna ise lige veda etti. Ljungskile'yi 2 maçta yenen Gefle'de lige son anda tutundu. Tüm takımların değerlendirmesini bulacağınız bu yazıda her takımdan ön plana çıkan 3 ismide kısa nedenleriyle sizlere sunmaya çalışıcam. 

Malmö FF

Takip edenler hatırlayacaktır, 2012'nin son haftası Malmö adına bir hüsranla sonuçlanmış ve Elfsborg'un puan kaybettiği haftada kazanamayarak şampiyonluktan olmuşlardı. Şampiyonluğun kaçması demek kulübün finansal açıdan azda olsa aksaması, Şampiyonlar Ligi yarışından uzak kalması anlamına geliyordu. Malmö sistemli çalışan bir ekip. Ülke futbolunda alt yapısıyla övünen başta Hacken olmak üzere önemli kulüpler var fakat Malmö'de son yıllarda ciddi yatırımlar yapıyor. Burada ilginin ve yatırımın artması adınada kupa önemliydi. Neyseki Rikard Norling ile 1 yıl gecikmeli olarak şampiyon oldular. Finansal konular başta olmak üzere bir takım nedenlerden yönetim ile anlaşamayan Norling'in yerine Norveç'li Age Hareide geldi. Sezon başında şampiyonluk adayım AIK'ti. Patlayıcı bir kadroları olduğuna ve savunma dengelerini oturtmaları dışında başarılı olacaklarına inanıyordum. Malmö'nün stadyum-alt yapı ve kadro ile favori olduğu bir gerçekti. Sezona 1-2 adım önde başlayan Malmö ara ara seksede doğru scouting hamlelerle ayakta kalmayı başardı.. Guillermo Molins'in sakatlanıp sezonu kapatmasıyla ben dahil bir çok isim işlerinin zorlaşacağına inanıyordu. Adu, Thelin, Tinnerholm gibi kısa vadede müthiş katkı veren 3 oyuncunun takıma katılması sistemi ayakta tuttu ve daha organize bir takım izleme başladık. Age Hareide usta bir hocalık örneği gösterirken takımı şampiyonluk hedefine götürdüğü gibi Şampiyonlar Ligi'ni elde ederek adını altın harflerle tarihe yazdırdı. Son yıllarda övgü sebebi haline gelen alt yapının UEFA Youth Lig'de kendini tanıtma fırsatı bulmasıda sezonun en önemli karlarından biri oldu.

Markus Rosenberg : Malmö alt yapısından yetişen Rosenberg çok önemli bir tecrübe. Kariyerinde 2004 Allsvenskan gol krallığı (Halmstad'tayken) başarısı ve Ajax - Werder Bremen - Racing Santander - West Bromwich gibi çok önemli takım/ liglerde oynama başarısı olsada kariyerinin en iyi dönemini bu yıl geçirdi. Allsvenskan seviyesinde çok büyük bir yıldız olduğunu attığı goller ve takıma kazandırdığı karakterle bizlere ispatladı. İleri uçta Thelin ile iyi bir ikili yakalayan Sillen, 15 gol-14 asistlik performansla sezona damgasını vurdu.  İsveç'te yılın forveti seçildiği gibi Zlatan ile yılın oyuncusu olma konusunda yarışsada kaybetti. İsaac Kisse Thelin : 1,89 boy - dev bir cüsse..Aslında Avrupa futbolunda bu tip forvet bulmak çok zor değil fakat tabelaya yada oyuna etki etme kısmında sıkıntıları olanlar sıradanlaşıyor . Ben bu tip oyuncuları teniste Monfils'e benzetiyorum. Yüksek ritimli servis at, oyunun tek hit kısmını öne çıkar ve işin teknik kısmında sıkıntı olunca aksa. Bu sınıfta olan oyuncular bir sıçrama gösteremiyorlar fakat Thelin onları geçti diyebiliriz. 14 maçta 5 gol, 1 asistlik bir Malmö performansı var ortada. Tabela etkisi son vuruşçu Rosenberg'in çok gerisinde belki ama kötü değil ve hazırlama pozisyonlarının tamamının içinde yer aldı. İleri uçta yüksek fizik gücüyle izlediğim maçların yüzde 90'ında üstünlük kurdu. Kimin karşısında aksadı ? Atletico Madrid eşleşmesinde Godin-Miranda ikilisine karşı. Sonuçta bu seviyede ilk tecrübesiydi ve ilerleyen dönemlerde çok daha özel olacaktır. Bunun dışında Malmö ofans hattı adına büyük bir fark yaratta ve İsveç u21 takımını organizasyona götüren kilit isimleri başında geldi. İleride uzun bir analizini yaparız ama özel bir dev Thelin..  
Emil Forsberg ; Oyun şeklini hep Beşiktaş'lı Olcay Şahan'a benzetmişimdir. İkiside sol çizgi oyuncusu, istikrarları benzer. Aldıkları roller aynı. Tabi Forsberg 4 yaş daha ufağı ve karar anlarında daha iyi olması, teknik yönünün üstünlüğü ağır basan tarafları. Allsvenskan'da fark yarattığı gibi Milli takımın vazgeçilmezlerinden biri olmayı başardı. 14 gol, 6 asistlik performansıyla Malmö'nün şampiyonluğunda çok büyük bir rol oynadı. Bu kadar aktif çalışan wingerlara sahipseniz zaten bu seviyede fark yaratmamanız imkansız.

Brommapojkarna IF

Sezon boyunca 2 galibiyet almış bir takım için ne denli bir tespit sunabiliriz. Pontus Segerström'ü kaybetmiş bir camia'dan burada analiz sunmak doğru olur mu ? Hayır ama kısaca değinelim ; sezonun genelinde 4-3-3'ü uyguladılar. Aslında aldıkları 2 galibiyeti aşacak kalitede bir takım olduklarını Avrupa Ligi'nde Torino turu hariç oynadıkları maçlarda gösterdiler fakat sezon boyunca müthiş iskelet sorunları yaşadılar. Özellikle defansif sorunları çözememeleri ve sistem istikrarı sonlarını hazırladı ve Stockholm'ün 3. takımı Allsvenskan'a veda etti. 

Pontus Segerström ; kaptanı kanserden kaybettik. 33 yaşında hayata gözlerini yumdu ve herkesi üzdü. AIK-Brommapojkarna maçında AIK tribününün onun için bağırdığı beste benim unutulmazlarım arasına girdi. Futbolculuğu belki tartışılır belki ama bize yaşattıklarıyla 2014'ün unutulmazları arasına girdi.                    
Nicklas Barkroth ; Kötü organizasyonun parlayan sayılı isminden biriydi. 22 yaşında, top tekniği yüksek, ayakları hızlı bir oyuncu. 10 asistle sezona damgasını vurdu, daha iyi takımda fazlasınıda sunabilirdi. Özel bir oyuncu olduğuna inanıyorum, farklı liglerede adım atabilirdi. Genç eğitim seviyesi çok iyi, genç Milli tecrübesi var. Norrkoping ilerde ondan güzel paralar kazanacaktır. Jacob Une Larsson ; Brommapojkarna Stockholm bölgesinin aktif alt yapı takımlarından birisidir aslında, araştırmayanlar bilemez. Larsson'da o yapıdan çıkmış bir savunmacı. 94 doğumlu ve genç Milli takımlarda yer almış bir yetenek. Doğru yapılandırılmış bir Allsvenskan takımında daha iyi işler yapabileceğine ve kariyerini iyi noktalara getirebileceğine inanıyorum.

IFK Göteborg

Tandeminizde Waehler (38 yaşında) varsa ve alternatiflerinden birisi Jönsson ise (34) ve partneride Bjarsmyr ise şampiyonluk kovalamanız falan işin en hayalci kısmı olacaktır. Göteborg ile Malmö ile aradaki fark belki 6 ama eğer Malmö Şampiyonlar Ligi'nde oynamasa ve Allsvenskan motivasyonunu tepede tutsaydı o fark çift hanelerde rahatlıkla olacaktı. Stahre hiç bir dönemde beğenmediğim bir hoca oldu. Maceracı, takımı bir tık üste taşıyamayan bir koç. Bu yıl içerisinde Sam Larsson gibi fark yaratan yeteneklerinden birini kaybetti, yerine Soren Rieks'i katması belkide uzun yıllardır yaptığı en doğru hamlelerden birisiydi. Takımı ayakta tutmayı başardı. Göteborg'un lig 2. si olması benim adıma bir başarı değil. Mahlangu-Rieks gibi  oyuncuların katkısı olmasa ve Lasse Vibe kariyer üstü bir sezon geçirmese şu an onlar adına bunuda konuşmuyor olabilirdik. Stahre'nin bu yıl adına Göteborg camiasına kazandırdığı nokta Engvall'ı sisteme dahil etmesi oldu. Genç yetenek iyi bir sezon geçirmedi belki ama en azından oynaması özgüven açısından çok önemliydi. İlerleyen yıllarda daha güzel işler yapması için ufakta olsa bir adım atılmış oldu.

Lasse Vibe : SonderjyskE dönemindede çok yakından tanıdığım bir isimdi. Bu denli katkı yapabilmesi gerçekten inanılmaz oldu. Belli bir oyun karakteri vardır, saldırgan-mücadeleden kaçmayan, toplu-topsuz boş alanlarda iyi mesafe kat edebilen bir oyuncudur ama Allsvenskan'da gol kralı olması çok ekstrem bir durumdu. Tabi bu formu onu Milli takıma taşıdığı gibi Avrupa'nın yeni liglerinede sıçrama şansı yarattı. Thorvaldsson gibi statik bir adam Avrupa'dan ilgi görmüş ve transfer yapmışken onunda bu fırsatı değerlendirmesi en azından kendi bütçesi için gerekecek. 23 gol,6 asistlik performansıyla fazlasıyla fark yarattı ve bu listede yer almayı hak etti. 
Ludwig Augustinsson ; Kopenhag, scouting hamleleriyle bilinen bir takım. Sözleşmesi Ocak'ta sona erecek olan ve Bundesliga'ya transfer olması beklenen Pierre Bengtsson'un yerine Ludwig'i çoktan almışlardı. Hücum ve defans dengesi çok yüksek bir bek Augustinsson..Nasılsa transfer oldum artık yatsamda olur demeden sezon içerisinde aynı oyunu sergilemeside önemliydi. 1 gol -3 asistlik performansıyla sezonu tamamlarken üst sınıf maçlarıda U21 Milli takımıyla oynadı. Kopenhag ileride ondan güzel paralar kazanacak, potansiyeli çok yüksek bir oyuncu.
May Mahlangu : Helsingborg'ta Mahlangu'nun taliplisi çoktu. HIF'ın başarılı olduğu dönemde tribünde çok scout ekibi onu izlerdi. Aslında dağılan Helsingborg yapısından kurtulup Göteborg'a geldi. Bu performansı bende göstereceğini tahmin etmiyordum. Göteborg'u ayakta tutan isimlerin içinde yer aldı. 5 gol, 1 asistlik performansla sezonu tamamladı. Boş alanda topu 3. bölgeye taşıması oyunu açısında en dikkat çeken yönlerdendi. İzlemesi zevk veren oyuncuların arasında yer aldı.



27 Kasım 2014 Perşembe

Franck Boli


Franck Boli, 7 Aralık 1993 Fildişi doğumlu. Abidjan'da dünyaya gelmiş. Babası Basile Boli'de Fransa Milli formasını 45 defa giymiş, Auxerre-Marsilya gibi takımlarda yakaladığı istikrarla Fransa futboluna adını altın harflerle yazdırmış bir isim. Amcası Roger Boli'nin Lens'te oynadığı dönemde Fransa Lig 1 gol krallığı ünvanı olduğunuda belirtelim. Önceden yaptığımız oyuncu analizlerinde aileden futbol terbiyesine sahip olmanın çok özel bir durum olduğundan bahsetmiştik. Buna göre bir yönlendirilme şansınız ve ufak yaştan itibaren bir kültür edinebilme ihtimaliniz artıyor. Ailesel etkenin en büyük göstergeside Boli'nin Fildişi efsaneleri arasında gösterilen Joel Tehi'nin formasyon merkezinde eğitim alması diyebiliriz. Boli, 6-7 yaşlarındayken daha büyüklerle oynama şansı edinmiş. Yetenekleriyle ön plana çıkarmış ve iyi bir oyuncu olabileceği söylenmiş. Abidjan'a gözlemcilerini gönderen Norveç'li yetkililer bir turnuva ayarlamışlar ve 15 yaşındaki Boli'de bu organizasyonda dikkat çeken yetenekler arasındaymış. 

2011'in sonlarından itibaren Stabaek'in genç takımında denensede prof imzayı 3 Ocak 2012'de atıyor. Çok iyi hatırlıyorum, o zaman bu transfer olduğunda oyuncunun adam akıllı bir özgeçmişi bile yok diye şaşırmıştım ve belkide eleştirmiştim. Boli çok sıkıntılı bir anda Stabaek kadrosuna katıldı. 2008'de Tippeliagen şampiyonu olsada ekonomik sorunların kulübü çevrelediği bir kulüptü Stabaek. Daha 1-2 yıl öncesine kadar kulübün forvetini Daniel Nannskog, Gunnarsson gibi belli dönemlere damga vurmuş isimler yer alırken Boli'nin sırtına bırakılan yükü tahmin etmek zor olmasa gerek. Tabi genel anlamda sıkıntılıydı Stabaek kadrosu ve vasat ekiple Tippeligaen'e tutunamadılar. Boli ilk sezonunda ligde 28 maçta forma giyerken 5 gollük bir performans sergiledi. Maç temposu/tecrübesini kazanması adınada aynı zamanda B takımında 10 maçta oynadı ve 7 gol attı. Stabaek, 1. Lige daha derli toplu bir  yapıyla başladı. Kulüp ekonomik olarak nefes almak için genç yapısını bozmamaya çalıştı. Telenor gibi büyük bir mali yükümlülük getiren stadyumdan kaçıp Nadderud gibi vasat bir stadyuma geçtiler. Luc Kassi, Fredrik Brustad gibi gençlerle beraber daha tecrübe kazandığı bir sezondu. Aynı yapıdan Mads Stokkelien gibi farklı takımların gündemine aldığı bir yeteneğide çıkarmışlardı. A ve B takımlarında attığı 15 gol sonrası takımla beraber özgüven kazanmış bir Boli'yi izleyecektik. Boli, 2 yıllık tecrübe kazanma sürecinden sonra çok kritik bir yıla başlamak üzeredeydi. Bob Bradley'i hocalıpa getiren Stabaek, MLS kulüpleriyle ciddi çalışmalar içerisine girdi ve takımın gelişimi adınada bu çok önemliydi. Geride bıraktığımız sezonda Stabaek ligin göze hoş gelen futbolunu oynarken Boli'de 15 golle sezonu damgasını vuran isimlerden oldu. Tabi bu performansta takıma büyük bir ofansif hareketlilik kazandıran Bob Bradley'in payı fazla. Geldiği ilk günden itibaren takıma ofansif karakterli futbol oynattı ve bir an olsun bu görüşünden vazgeçmedi. Sezon içerisinde Brustad, Thorsby gibi yetenekleri Avrupa'nın çeşitli liglerine pazarladığı gibi Boli, Kassi gibi isimlerin gelişimdede önemli bir rol oynadı. 

Özellikler

Boli, 1.80 boyunda zıplama özelliği orta seviyenin üstünde olan bir oyuncu. Kafayla müthiş top indirme özelliğine sahip değildir belki fakat 10 topun 8 tanesinde ikili mücadeleye girer ve rakip stoperinde ilk müdahaleyi yapmasını zorlaştırır. Dayanıklılık ve gücününde yüksek oluşu ikili mücadelelerde ayakta kalmasını sağlar. Aynı zamanda dengeli bir oyuncudur. Golcü kimliği açısından en önemli özelliği ise sprinter bir oyuncu oluşu. Bu açıdan ülkemizde Karabük ve Fenerbahçe formalarıda giyen Emmanuel Emenike'ye benzetilir. David Accam yada Mathis Bolly gibi İskandinav futbolunun içinden geçmiş, olan oyuncular gibi ekstra bir sprinter değildir belki ama futbol düzeyinde fark yaratmasına yetecek durumdadır. Atletizminin iyi olmasının faydalarınıda çok fazla görmüştür. Defansif açıdan ise set oyuna çok büyük katkıları olan bir oyuncu değil. Önde doğru pozisyon aldığını söyleyebiliriz ve buna bağlı olarak yaptığı en önemli iş gezici rolde olduğundan ve süratine güvendiğinden 3. alan baskısıdır. Diğer özellikleri defansif açıdan vasat. Ayrıca pozisyona girme ve bitiriş olarakta istatistik tutmasamda tahminimce iyi bir yüzdeye sahiptir. Son vuruşu yaparken genelde sakin gözüküyor. Bazı iyi yönlerini gösteren görüntü-analiz sunalım.


Brann deplasmanında Boli yüksek topta önce 2 rakibini bozuyor. Ardından merkezden tekrar kafayla yükseltilen ilk topta pozisyon alışı ortada. Top onun bölgesine yaklaştığında ve yanındaki arkadaşı sektireceği anda savunma arkası koşusuna başlıyor. Süratiyle rakibini geçtikten sonra tersten gelen stoperi tabiri caizse pazara gönderip sakin bir vuruşla golü yapıyor.


Burada ise orta sahada topu alıp hücuma taşıyan isim. Ceza sahası yakına geldiğinde Odds BK ön liberoları baskıya geliyor ve Boli doğru anda sağdan bindiren bekinin önüne topu atıyor. O ise 6 pas içerisine kararlı bir koşu yapıyor. Nitekim gelen güzel ortayıda kafa ile tamamlıyor. Oyunu hızlandırma - dağıtım ve bitirişi gösteren önemli bir an..


Rosenborg deplasmanında Stabaek savunması topu ileriye şişiriyor. Stoperi sırtına alan Boli yukarıda belirttiğimiz gibi direk müdahale etmesede markaj edeni bozuyor ve topun açık alana düşmesini sağlıyor. Arkadaşı Brustad çok doğru bir pas veremesede süratini konuşturan Boli ceza sahası içine kadar gidiyor ve sade vuruşla maçı koparan golü atıyor. 

Zamanında Stabaek'in kulüp yapısına göre Boli transferini anlamsız buluyordum hatta zaman içerisinde kötü takımda onuda eleştirmiş olabilirim (tam hatırlamıyorum) fakat 2 yıl içinde geçirdiği gelişimde ortada. Özellikle bu yıl çok olgun, görevini yapan ve istikrarlı bir oyuncu haline geldi. Boli, üst seviyelere çıkabilecek bir potansiyelde oyuncu değil belki ama uyum sorunu yaşamazsa özellikle PTT 1. Ligde iş yapabilecek bir yabancı. Bu tip golcülerin yıllardır 1. Ligde estirdiğini düşünürsek Boli'de denenebilir bir isim. Belkide uyum sağlar ve gelişim gösterirse alabilecek takımada güzel bir para kazandırabilir. Ligin aranan tarzda golcüsü olabilir. Henüz 20 yaşında olduğunu unutmamak gerek. Piyasa değeride 300 bin euro civarında. Tippeligaen gol krallığında ilk 5'te yer almış bir isim için oldukça düşük miktar diyebiliriz. İlgilenenlere..