19 Eylül 2014 Cuma

Gideon Baah



Essien ve yanında Gideon Baah, Durun durun, Chelsea akademisinden yetişmiş bir oyuncudan söz etmeyeceğiz. Gideon Baah, 1 Ekim 1991 Gana Accra doğumlu..Sol kanat bölgesinin tamamında yer alsada orjini sol bek diyelim. Zorlanırsa sol stoperde oynayabilir. Baah, futbol kariyerinde basamakları tırmanmadan önce başına çok enteresan bir olay geliyor. 2007'de Gana'nın en büyük reality showlarından birini kazanan Baah, 5 bin dolar para ödülü , 1 Hyundai Accent (o zaman çok değerliydi) ve tüm masrafları karşılanacak şekilde 2010 Dünya Kupası'nı yerinde izleme şansı elde ediyor. Gana'da amatör seviyede futbol oynayan bir oyuncunun bunları sezon içerisinde kazanabilmenin haliyle imkanı yok. Bunlar tabiki o zamanın şartlarıyla 16 yaşındaki bir çocuk için önemli ama en büyük hediyeyi Michael Essien veriyor. 2005'ten itibaren Chelsea formasını giymeye başlayan ve şöhret olan Gana'lı yıldız Chelsea'nin akademi birine Baah'ı denemeleri konusunda tavsiyelerde bulunuyor ve 16'lık sol ayaklı yeteneğin yolu bir anda Londra'ya düşüyor. 2 haftalık deneme öncesinde ve sürecinde Essien'in Baah'a olan destekleri sürüyor. Essien, Baah için ''Uzaktanda olsa onu takip ediyorum ve o yüzden önerdim. Eğer sözleşme şansı verilirse Dünya çapında bir yıldız olacağına inanıyorum'' diyerek vatandaşı hakkında pozitif yorumlarda bulunmuştu.

Chelsea akademisine katılamasada 2 haftalık deneme süreci bile Gideon için çok önemliydi. Nitekim ülkesinde adından daha söz ettirir bir oyuncu oldu ve sağlam scoutların takibine girdi. 2009'da ise Gana Premier Lig ekiplerinden Asente Kokko kadrosuna katılıyor ama Hearts Of Shine ile oynadıkları maçta kaval kemiğinin kırılması büyük bir zaman kaybına neden oluyor ve kariyerinin sıçrama noktası büyük bir darbe yemiş oluyor. İngiltere'de olan bir konsorsiyumun sayesinde tüm masrafları karşılanmasıyla beraber Baah İskoçya'ya rehabilitasyona yollanırken çok sıkı bir süreçgen geçiyor. Futboldan uzak kaldığı dönemlerde fiziksel olarak gücünü koruyabilmek ve geliştirebilmek adına yüzme, yürüyüş ve kardiyo çalışmalarından geçiriliyor. Bu süreçte destek olan herkese özellikle ailesine çok teşekkür eden Baah, İngiltere'de menajerlik yapan (muhtemelen konsorsiyum) içinde bulunan Eby Eme Nike'e şükranlarını sunduğunu belirten açıklamalarda bulunuyor. 2011 Kasım'da tekrar ülkesine dönen Baah, 20 aylık aradan sonra tekrar futbol oynayabilecek seviyeye geliyor. Fiziksel olarak eksik tarafı kalmamış gözüken ve yavaş yavaş idman temposunuda yakalayan Gideon Baah'ın yeni durağı ise Finlandiya'nın Honka takımı oluyor. Honka geçtiğimiz sezon Premier Lig'de neredeyse büyük bir sürprize imza atıyordu. Uzun süre Helsinki ile şampiyonluk yarışına girdiler ve son dönemici geçemeyince ligi 2. bitirmek zorunda kaldılar. Kadroda şu an Dortmund alt yapısında yer alan Vayrynen gibi önemli bir ismin oluşuda takımın potansiyelini gösteriyor. Baah'ta bu yapının kilit isimlerinden biriydi. Zaten ligin büyük takımı Helsinki'ye gelmeside kalitesini gösteriyor. Honka'da özellikle bu iki ismin ayrılmasıyla büyük güç kaybetti. Honka'da 29 maç oynayıp 2 gol, 4 asistlik performans sergileyen Baah ligin en iyi genç yeteneği ve savunmacısı seçilmişti. 21 yaşındaki bir oyuncu için muazzam bir başarıydı. Helsinki'de de 22 maçta 2 gol, 3 asistlik performans sergileyen Baah, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde forma giyerekte önemli bir tecrübe edinmiş oldu. Hücum bekinin çok iyi örneklerinden olan Baah, atletikte bir fiziğe sahip ve süratli. Fiziksel temastan kaçınmayan Gana'lının en büyük zaafı kolay kart görüyor oluşu. 30 maçlık periyotta gördüğü 7-10 arasındaki farklar fazla ve bunu azaltması gerek.

GÖRÜNTÜ-ANALİZ


Jaro deplasmanında Helsinki savunmadan oyunu başlatıyor. HJK için Finlandiya'da oyunu kontrol etmek zor değil fakat beklerin oyun katkısı çok kritik. Çünkü iki etkili wingera sahipler ve bek destekleri haliyle kritik boyuta çıkıyor. Baah'ın başlayıp bitirdiği bir atakla beraberiz. Önce topu sola arkadaşına atan Baah, Erfan Zeneli'nin içe katı sonrası onu kontrol eden adamda onu takip edemeyince arkada bomboş kalıyor. 2 tane oyuncunun ön arka direk yapışı sonrası merkeze kat yapan Mannström'e tertemiz bir pasla golün oluşumunu sağlıyor.

Jaro atağında arkadaşını markaj konusunda uyaran Baah

6 pasa yaklaşan Baah arkadan koşu yapan oyuncuyu ve merkezden geleni takip ediyor.


çizgiye inen oyuncu biraz daha etkili bir orta yapsa belki tehlike oluşabilirdi ama arkadan gelenin önüne set olabileceği kesin, takipte ve dönüş için yeterli atletik özellikleri var. Nitekim iki oyuncunun arasında uçarak tehlikeyi uzaklaştırıyor.

Helsinki savunmasının önde yakalandığı bir pozisyon. Jaro uzun topla savunmadan çıkıyor ve Baah rakibinden baya geride koşuya başlıyor. 
Dönüş ise yerinde, biraz geç kalsa merkezden gelen 3 Jaro oyuncusu büyük bir tehlike oluşturabilir ama işi bireysel mücadeleye dökünce savunmasının yerleşmesine yardımcı oluyor ve orta-kafaya rağmen vasat bir hücum organizasyonu oluyor.

Jaro savunmasının sağında seken topta baskıda. 
topu kapıyor ve 6 pas üstüne bel hizasında bir orta.
Konan golü yapıyor, Baah maçtaki 2. asistini yapıyor ve güzelde 1 golü var.

Honka'da sol stoper oynadığı zamandan 2 örnek vericem ;

Helsinki deplasmanında 1-0 gerideler ve iş açık sahaya dönmüş durumda. 1-2 dakika önce 40-50 metrelik geri koşuyla savunmasını rahatlatmıştı. Üstüne hücuma katılıyor.

attığı uzun mesafeli derin topta aşırtma vuruşla gol olacak. Bir stoper için yüksek top tekniği.
Aynı maçtada çok güzel röveşetaya benzer bir gol atmıştı. Kornerde direkten dönen topa ters bir vuruş yaparak.

Baah, yetenekli bir bek. Gelişimede müsait, ofansif anlamda iyi olduğu gibi dediğim gibi defanstada fiziksel açıdan temastan kaçmıyor ve süratiyle bıraktığı alanı iyi dolduruyor. 500 bin euro civarında gözüken bir bonservisi var, Sözleşme bitimine ise 2 yıldan fazla bir süre mevcut. Süperligde öncelikli hedefi lige tutunmak olan yada PTT 1. Ligden takımların takip etmesi gereken bir bek. Yükseliş sürecinde Avrupa maçlarından kazandığı tecrübelerde en büyük artısı. 

15 Eylül 2014 Pazartesi

İbrahim Moro

İbrahim Moro analizine başlamadan önce İsveç'te ciddi scouting çalışmaları yapan AIK'ten biraz bahsetmek istiyorum. Stockholm'un en büyük 3 kulübünden biri olan AIK'in son şampiyonluğu 2009 yılındaydı. Arkasından büyük kitleleri sürükleyip, atılım yapabilirsiniz fakat 'winner' karakter kazanabilmek kolay değil. Nitekim AIK'in bu başarısından önceki son şampiyonluğuda 98 sezonundaydı. Yani kupa büyük kazanım ama kulübün büyük ölçüde 'kazanımı' çıkardığı yetenekler diyelim. Şu an takımın başında olan Andreas Alm bir sezon içerisinde her sistemi deneyebilen ender hocalardan. Kulübü takip eden büyük kesimdende ciddi tepkiler yer bu açıdan. Avrupa'nın çeşitli liglerinde bile türüne az rastlanır cinstendir yaptıkları sistem değişiklikleri. Onu görevde tutan ise sevilen genç çıkarma işini ve onları A takıma hazırlama sürecini kusursuza yakın yapması. Yiğidi öldür hakkını ver demişler ya gerçekten öyle, bu konuda çok başarılı..AIK'in Afrika pazarına açıldığı dönemler Mutumba'nın takıma katıldığı dönemde başlıyor. Araştırmadım, geçmişte yine mutlaka Afrika kökenli oyuncular kadroda yer almışlardır fakat son yıllarda tereddüt etmeden alımlar yapmaları Mutumba'yı keşfettikleri dönem diye düşünüyorum. Sonuçta yatırım yaptıkları bir isimden verim alınca o bölgeden devamlılık kazanmak istediler. İvan Obolo'yu hatırlayanlar olacaktır. Arjantin'li golcü bir ara AIK'te iyi işler yapmıştı. Kulübün Güney Amerika ve Afrika pazarında yer almasını sağlayan isim kulüp yönetiminin içinde yer alan Björn Wesström . Oralarlada sınırlı kalmayıp Çin pazarına dahi açılmayı düşünmüş ufku çok geniş bir yönetici. 2000'li yılların ilk döneminde AIK kariyeri başlıyor, genç oyuncu takibi konusunda görevlendiriliyor, Vasby deneyimi söz konusu. (ilişki hala sürüyor mu bilmiyorum ama bir dönemin affilate kulübüyle iyi işler yapıyor)  Ardından A takıma geçiş yapıyor, Şef scoutlık-antrenörlük ve sportif direktörlük dönemleri var. Wesström, kulüpte şef scoutlık yaptığı dönemde Afrika pazarına en çok giren isim şüphesiz. Lalawele, Kouakou, Quaison, Jobarteh, Kamara, Karikari vs. (liste uzar gider) bu süreçte çıkmış oyuncular. Belki hiç birisi Avrupa futbolunun en üst noktasına çıkmadılar ama gerçekten izleyenler en azından Allsvenskan seviyesinde bir çoğunun doğru yatırım olduğunu düşünecektir.

Şu an AIK Stockholm'de şef scoutlık görevini Tobias Ackerman yönetiyor. Bölgeye çok ciddi derecede hakim ve eline düşen yeteneklerle çok yakından ilgilenen bir isim. Antrenmanlarda bire bir ilgileniyor, bir hoca gibi eksiklerini gösteriyor.  Andreas Alm ile iş ortaklığıda haliyle yapıyor ve kolay oyuncu harcamamaya çalışıyorlar. AIK adına en dikkatimi çeken özelliklerden birisi yetiştirdikleri oyuncuların bonservislerini çok kolay vermeyişleri. Çünkü oyuncuların çıkabileceği doruk noktasına çok hakimler ve sabırla bekleme tarafında yer alıyorlar genel olarak. Uzun bir süreçte oyuncular üzerinde labaratuar seviyesinde çalışmalar yapılıyor ve A takıma kazandırılıyor. Tabi bu süreçte İspanyol rehabiliteci Luis Oyarzo'nun katkıları arka planda bırakılamaz. Oyuncunun zihinsel gelişiminde çok büyük katkısı mevcut.


İbrahim Moro, 10 Kasım 1993 doğumlu Gana vatandaşı. Ülkesinin takımı New Edubiase'de forma giyiyordu. AIK'e geldiğinde 19 yaşında çok tecrübesiz bir isimdi. O zamanın scoutlarından Wesström onun için '' Moro'nun oyununda hücum yoğunluğu, oyunu kontrol altında tutma özellikleri var ve geniş alanda enerjisini yitirmeden oynayabiliyor. Daha agresif bir oyun karakteri gösteren, orta sahada gelişim yaratacak bir oyuncu ile çalışmak için sabırsızlanıyoruz.'' demişti. Moro ilk sezonunda 5 defa Allsvenskan'da oynarken 3 kerede kupada mücadele etti. Bir sonraki yıl ve bu yıl maç istikrarı yakaladı fakat performans anlamında ön plana çıkmasında bu sezonki futbolunun payı yüksek. Anlatıcaz ama Borges kadar merkez orta sahada kilit rol oynamakta. İki yönlü oyunu oynayan, box to box olarak nitelendirilen terime çok uyan bir isim. Tek sıkıntısı çok kolay kart görüyor olması. Onuda Wesström'ün dediği gibi agresif oyun karakterine veriyoruz. AIK kadrosu içinde önemini anlatacağımız gibi bazı kilit maçlardaki pozisyon içi durumlarını görüntülü analizde bulacaksınız.

Sezonun ilk 3 maçında forma giydi Moro ama yaklaşık 1 aylık dönemde formadan uzak kaldı. Finlandiya'dan gelen Markkanen takıma aslında farklı bir kimlik kazandırdı ve haliyle Moro'nun gezici ve pas futbolunun sıkıntılar doğurduğu bir gerçekti. AIK'in o dönemde önemli hücum opsiyonları arasında Markkanen'e atılacak pasın duvar olması merkez orta sahadan gelecek Borges yada içe kat edecek Bahoui ile üçgen olmasını sağlayarak organizasyonlar üretiyordu. Ekstra olarakta klasik kanat organizasyonlarıyla çizgiye inen bir takım vardı. Fakat bu yapının en büyük sıkıntıları organizasyonda oluşabilecek bozukluklara pasif oynayarak pozisyon alan bir ön libero olmasının ihtiyacıydı. Risk alarak oynayan gezici Moro yerine Dimitriadis bu role daha yatkın bulundu ve haliyle kullanıldı. Yukarıdaki şablonda AIK'in deplasmanda 3-2 kazandığı Djurgarden maçından.Oyunu çok iyi kontrol ettiler ve geri dönüşleri, kesişleri Dimitriadis ve sabit beklerle kusursuza yakın doğru yaptılar. Dimitriadis'in sakatlığı sonrası Moro tekrar sisteme dahil oldu ve kadro üstünde aslında AIK için bir takım güzel değişikliklerde oldu. Son dönemde takımın oyun içi rolleri değişmeye başladı. Markkanen, Castilla yolunu tutunca sisteme 3. forvet Kennedy dahil edildi. Solda ise Ofoeri ön plana çıkmaya başladı. Değişiklikler ;Ofoeri oyunu hem içe kat ederek hemde çizgiye inerek oynayan bir bek fakat en büyük özelliği aldığı eğitimlede alakalı olarak geri dönüşlerinin oluşu. Kennedy pozisyon olarak serbest rolde oynayan isim. Gezici tipte forvet ve ara ara kanatlara indiğinide görüyoruz. Buda bir anda takımın sistemini 4-2-3-1'e çevirebiliyor. Bahoui bu yapıda tek riskli bölge kalıyor ve onuda kapatması dengeli bir futbol tercihi olduğu sürece zor değil. Yerden ve pasa dayalı bu futbolda Moro gerçekten tüm hünerlerini sergiliyor. 20 yaşındaki bir oyuncu için hataları muhakkak var fakat iyi yönleri daha ağır basmakta.

Bir merkez orta saha oyuncusu, oyunu iki yönlü oynasın, oynamasın takımında bağlantı rol oynar. Oyunu hızlandırmalı, mümkün olduğu kadar erken ve doğru paslarla oyun ritmini yükseltmeli. Gezici rolde doğru alanlara giderek organizasyon başlamasında rol almalı. Zaten bunu yapan bir libero, stoperlerin topla çıkarken yaptıkları top kayıplarınıda azaltmakta rol oynayıp pozisyon yenmesi sayısını azaltacaktır ve bloklar arasında boşlukların dolumunu çok iyi sağlayacaktır. Kısacası Pasör rolü olmalı. Moro'da bu konuda iyi. Hem savunma önünde hemde hücum organizasyonlarının bağlantılarında rol üstleniyor.


Milosevic'in başlattığı oyunda sırtı dönük topu alan Moro, süratiyle olduğu noktada topla birlikte 180 derece bir dönüşle rakibinden uzaklaşıyor ve oyunu ileri taşıyacak Bahoui'e net pas.


Yine Gefle karşısında 2 oyuncu 4 rakibin arasında sıkışmış durumda. Merkezden yardıma gelen Moro pası alıyor ve oyunun tüm yönünü değiştirip en sağda boş bekleyen arkadaşıyla topu buluşturuyor. Alan takibi ve doğru bir pas daha. Özellikle ilk pozisyon kolay gibi duruyor ama baskı yerken süratle alan değiştirmek bence kolay değil, rakibi saf dışı bırakmak çok zor ve kolay top kaybına neden olabilmekte.



Hacken maçları Allsvenskan'ın en zevkli geçmeye aday maçlarından biridi. Hacken ofansif anlamda durdurulması çok bir takım ama AIK son maçta bunu başarmış ve 1*0 kazanmıştı. Defansif eksikleri ise kolayca bulunabilir. Normalde 4-3-3 oynayan Hacken, merkez orta sahada 4'lü role geçmiş ve defansla mesafe 20 metrelere kadar açılmış. Goitom ortada yanlız ve mecburen öne çekilen Hacken savunmasını Moro ile anlaşarak avlıyorlar. Koşuyu yapmak zor değil ama pas gerçekten harikaydı. Goitom'da güzel gögüs kontrolü ve son vuruşla takımını öne geçirerek 3 puanı almışlardı. 

En iyi savunma hücumdur felsefesi bana göre doğru. Hücum yapıyorsanız olası top kaybında dönüşlerde sıkıntı yaşamamak adınada hücum pres yapmak gerek. Defansif rolde oynatılan bir orta saha normalde çok fazla pozisyon değişikliği yaşamaz ama Moro çok serbest rolde bir oyuncu. Borges ile bir pozisyon değişimi yaşadıkları pozisyonu anlatalım.

Taçtan başlayan pozisyonda Moro almaya yaklaşıyor ama ufak bir yanıltma ile adamını yanına çekiyor. Borges'te savunma önünde topla buluşan isim ve oyunu sol bekine yönlendiriyor. Johansson bunu doğru kullanamayacak ve uzun topla oyun ölecek ama rakip yarı sahasına geçen Moro prese orda başlıyor. Alanı 3 hatta 4 oyuncu birden daraltınca merkeze vermekte çekinen Djurgarden orta sahası mecburen savunmaya geri dönüş yapıyor.


Gençliğinin verdiği enerjiylede bazen gereksiz presleride oluyor. Bir hücum dönüşü Borges Djurgarden savunmasınada pres yapıyor fakat Moro'nun bu kadar arka alan bırakması doğru değil. Nitelim yaptığı hatada Djurgarden ön liberosu tarafından doğru pasla sonlanıyor ama alan oyuncu süratli olmadığından Moro hatasını telafi ediyor. Çözüm değil. Daha süratli bir oyuncu karşısında yetişmesi mümkün olmayabilir ve tam 7 AIK oyuncusu oyundan düşebilirdi. 



Göteborg deplasmanında 2-0 önde olan ve rolantide oynaması gereken AIK bir hücum sonrasında 4'e4 yakalanmak üzere. Moro çok hızlı bir koşu ile defansı ile arasındaki mesafeyi daraltıyor ve 3 oyuncunun açısında doğru bir pozisyon alıyor. Göteborg'un hedefi pası merkezde Mahlangu ile buluşturup çok ani bir atağa çıkmak. Moro ise Mahlangu'ya basıp en doğru seçim olarak oyunu durdurmayı seçiyor. Eğer faulu yapmasa Vibe kanatta bomboş katı yapmıştı ve savunma çok dengesiz yakalanacaktı. Önce alanı kontrol eden Moro doğru sarı kartı tercih ediyor. Agresiflik bu kısımlarda çok önemli. Bedava karttan ise böylesini yemek en doğrusu. Pozisyon alması ise güzel. Eğer biraz daha önde olsa olası pasta savunma önünde olan oyuncuya yetişmeside çok zorlaşır.

Yukarda güzel bir pasörlükle orantılı olarak bir asist örneği verdim ama bu kadar topu iyi dağıtan, oyunu yönlendiren bir ismin haliyle ofansif etkinlikleride var. Bu yıl Brommapojkarna'yı 4-2 yendikleri maçta yukarıdaki örneğe bir benzer asist yapmıştı.


Solda sıkışan topun klasik AIK üçgeniyle Moro'ya geliyor. Önce bir vücut çalımıyla rakibini saf dışı bırakıyor. Ardından Brommapojkarna savunmasının 10 oyuncusunun berbat ötesi savunma duruşu ortada. Orta saha-savunma arasında tam 5 AIK oyuncusu ve özellikle sol bek bir ön libero gibi davranmaya başlamış. Kaleyle mesafeyi o kadar açarsanız ceza yemeyede mahkumsunuz. Nitekim Moro'nun uzun ve derin pasına müthiş hızlanan Bahoui'de boş kaleye skoru yapmıştı.

Kalmar karşısında skor 2-0 iken son saniyelerde AIK kontrası izliyoruz. Gelen ortayı Goitom indirecek ve ceza sahasına koşu yapan Moro'ya doğru yüksekten bir top atacak, gelişine indirmeden vuran Moro kapanışı yapmış ve Allsvenskan'da ki ilk golüne imza atmıştı.

dönüp dolaşıp yine Djurgarden derbisine gelmek ve görüntü analizi sonlandırmak istiyorum.  Mücadele dengede giderken rakip yarı sahada oyunu kontrol eden Moro bir anda pozisyonunun yönünü değiştiriyor. Klasik bir durum fakat pozisyon takibi ve sonuçlandırması harika.


Sağda topu Ofoeri'ye atan Moro merkeze yaklaşıyor. Orta rakibe çarpıp dönünce ceza sahası yayında bir yüksek top oluşuyor ve oradan seken topa gelişine patlatan Moro'nun füzesini kaleci zorla çıkarmıştı. Ceza sahasına yaklaşım ve tereddüt etmeden şutlarıda dikkat çekiyor. Örnekleri çok. 

Moro'nun AIK ile olan sözleşmesi 2015'in sonunda bitiyor. Yani 1 yıl sonra serbest kalacak veya AIK taliplisine normal fiyatına (bosman olma durumundan) satacak.  Bu yılda klasik olarak çok fazla oyuncuyu gözleme aldım ve zaman buldukça yine bu tip analizlerimi sürdürücem ama Moro en çok gelişim gösteren, oyunu olgunlaşan ve potansiyeli yüksek isimlerden. Defansif-ofansif tüm özellikleri içinde barındıran bir yetenek. Zamanla Gana Milli'de olacaktır. Bonservis ücretide şu anlık sadece 250 bin euro olarak gözüküyor transfermarkette. Artan performansıyla maximum 750 bin euro civarı bir fıyata yatırım yapılabilecek bir oyuncu. Takip edilmesinde yarar olduğu inancındayım.

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Martin Linnes / Görüntü-Analiz

Beşiktaş çok uzun süredir sağ bek arayışlarını sürdürüyor. Üzerinde yoğunlaşılan isim ise Norveç Milli takım oyuncularından olan Molde'li Martin Linnes..Yaklaşık 1 aydır sağ bek mevkisi için siyah beyazlıların listesinde 1 numarayı almış durumda. Türk basınında anlaşıldı haberlerinden sonra Linnes'te buraya gelmekte istekli açıklamalar yapmıştı. Ardından transferin olumsuz gittiği hatta Linnes'in ülkesinde kalıp gelişimine orada devam etmek istediğini öğrenmiştik fakat son gelişmeler Beşiktaş'ın transfer için ısrarını sürdürdüğü yönünde. Transfer bitimine 10 günlük bir süreçten az zaman kaldı. Bu zaman sonrasında Beşiktaş formasını giyip giymeyeceğini görücez. Yaklaşık 4 ay önce henüz ülkemizde transfer gündeminde adı geçmezken Martin Linnes önerdiğimiz isimler arasındaydı. Gündeme geldikten sonrada Beşiktaş'lı arkadaşlara görüntü-analiz yapacağıma dair söz vermiştim. Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışayım. Transfer gerçekleşirsede şimdiden hayırlı olsun. Uzun yıllar sağ bek sıkıntısı çekmeyecekleri gibi pazarlayabilecekleri bir ismide kadrolarına katmış olacaklar.

İdeal bekten beklentimiz nedir ? diye bir soru gelse ; çizgiyi tamamiyle doldurabilen, süratli ve maç içinde kondisyon açısından tükenmeyen, rakibiyle bire birde doğru pozisyon alabilen, hücumda gerek çizgi gerekse içe kat ederek oyuna derinlik kazandıran ve ara arada olsa etkili şutlar atabilen oyuncular isteriz. Fizik temastan kaçınmayan ve atletik özellikleri gelişmiş bir isim olmasıda ekstrası olur. Sisteme göre incelersek 4-4-2'nin beki bu tanımlamaya tamamen uymalı. Belki 4-2-3-1'de merkezdeki üçlüden çizgiye yakın olanları kanat/forvet tipinde seçerseniz bekin ofansif katkısına ihtiyaç duyulmaz ama 4'lü sistemde kanat oyuncusuyla bek bir bütün halde oynayabilmeli. Karşılıklı duvar olabilmeliler, bir tanesi merkeze katkı veriyorsa diğeri çizgide ani bir bindirme yapabilmeli. Mesafeyi mümkün olduğu kadar daraltmalılarki hücum ritmi yükseldiği gibi savunma alanıda daralsın. Linnes iki sistemede uygun bir oyuncu, Kongsvinger dönemlerinde 4-2-3-1'in merkezinde dahi oynadığını gördükki zaten o zamanlar bir ofans elemanı olarakta kullanılıyordu. Molde'de bu denli etkin bir bek olmasında o sistemden kaptığı özelliklerinde payı var. O denge futbolunun hücum yönünü yapan oyuncu Molde'de total futbolun özellikleriyle oyun karakterini geliştirdi. Eksikleri ve fark yaratan artıları var. Daha önceki yazıda belirtmiştim, ters kanattan atılan toplarda (orta, yada terse pas) pozisyon alma sıkıntısı yaşayabiliyor veya rakip ters kanada geçiş yaparken onun bölgesine attığı çizgi topuna dönüştede problem yaşayabiliyor fakat bunlar kapanmayacak eksikler değil. Nitekim yazıda belirttiğim eksikleri düzeltme adınada doğru işler yaptığını görüyoruz, bir gelişim söz konusu. Zaten oyunu daha dar alanda oynayan  ve sertliği ön plana alan bir ekipte bu zaaflar en azada inecektir. Tippeligaen'in göze hoş gelen bir oyun stili mevcuttur. Eredivisie ve Bundesliga'ya hazır tipte oyuncular çıkarır. Molde'de bu bölgenin en dominant karakterini gösteren takım. Haliyle biraz lig ve takımın oyun karakterininde bu eksiklerde payı var. Savunma yönünde genel anlamda negatif yönleri bir hücum beki nasıl olur onunda artılarını gösterelim

SAVUNMA

Norveç'in 'Fatih Terim'i' konumundaki Per Mathias Hogmo, Martin Linnes'i ülke milli takımına taşıyan hoca. Yapmaya çalıştığı gençleştirme operasyonunda ülke futbolunun gelişen beklerinden Linnes'e de yer vermişti. Linnes'in A Milli takıma yükselmeden önce 23 ve 21 yaş altı Milli takımlarda oynamışlığı vardı fakat çok süreklilik kazanmış bir isim değildi. Linnes'in A Milli takıma çağırıldığı ilk maç Danimarka ile 15 Kasım 2013'te oynanan hazırlık maçı. Bu mücadelede oyunun son 5 dakikasında giriyor ama takımının yediği mağlubiyet golünde hatası var. 
Pozisyonda yuvarlak içine aldığımız oyuncu Linnes. Aslında sadece onun hatasıyla yenen bir gol değil. Norveç Milli takımının tamamının konsantrasyonu yerlerde. Tipik bir gol sonrası sendromu yaşıyorlar. Ankersen 2 kişiyi yüreyerek geçiyor ve çizgiye iniyor.Ceza sahasında penaltı noktası çevresinde adam kontrolü yapan Linnes arka direkte Boilesen'i unutuyor. Bek oyuncusuda düzgün bir kafa ile takımını tekrar öne geçiriyor. Ters kanattan gelen bir ortada direk dibi alan kontrol hatasına güzel bir örnek.

Molde'nin ligin ilk haftasındaki konuğu Valerenga olmuştu. Oyunu baştan sonra sürükleyen Molde attığı 2 gol dışında dolu pozisyondan yararlanamamış ve maç sonunda kazanan taraf olmuştu. Yine mücadelenin son bölümlerinde Linnes'in Milli maçta yaptığı hatanın bir benzerini gördük. Takım halinde konsantrasyon kaybıyla beraber Linnes'in zayıf yönünün ortaya çıkışı.
Orta yapılmadan önce Linnes'in olması gerektiği pozisyon stoperlerin 1-2 metre arkası. Mesafenin uzunluğunu bir kenara, adam takibinide unutmuş durumda ve Valerenga'lı oyuncu idmanda kafa vurur gibi bomboş yükseliyor. Neyseki vuruş kötü ve sonuçlanmıyor. Linnes'te hatasının farkında ve elini kaldırarak tüm takım arkadaşlarından özür diliyor. Yukarda yaşanan en büyük zaafına bir örnek daha. 

Özür geliyor ama devamınıda Odds BK maçında yapıyor, bu sefer ise golle sonuçlanıyor. Molde ligde tek yenilgisini Odds BK deplasmanında almıştı, o maçtada öne geçen taraftı fakat 2. yarı işler çok kısa sürede yön değiştirmişti. Valerenga maçındaki gibi benzer noktadan bir orta geliyor ve alan kontrolünü yapamayan Linnes adamını kaçırınca golü yiyorlar..
gerçi topta çok yükselmemişti ve stopere baskı olmasa muhtemelen arka direğe geçiş olmayacak ve uzaklaştırılacaktı fakat Linnes'in her daim hazır olması gerektiği anlardan birisiydi. Nitekim kaçırdığı adamda arka direkte bomboş bir vuruşla oyuna dengeyi getirdi. 

Hataların üstüne kontrolü arttırmakta önemlidir, üstelik karşınızdaki süratli bir isimse dahada dikkatli olmalı ve temas kurarken dikkatli olmalısınız. Linnes güzel bir örnek sunuyor bizlere. Luc Kassi şık çalımlarla adeta yürüyerek Molde savunmasını geçiyor. Ceza sahası içinde ani bir koşuyla süratlenen Boli boş kale yapacak ama Linnes fiziksel temasla bozuyor. 

Azıcık geç uyansa ve temastan kaçınsa Boli boş kale yapmıştı. Uyanıklığının ve ayak hızlanmasının avantajını bu pozisyonda gösteriyor Linnes. Üstünede Kassi'yi rahatça ceza sahasına sokan arkadaşlarına fırçayı çekiyor.

Sezon başı hatalarını telafi etmek önemlidir, Martin'in bu yolda olduğunu yazı başında söylemiştim. Son şampiyon, belkide ligin en iyi çizgi organizasyonları yapan takımı Stromsgodset karşısında benzer bir pozisyon. 
Bu sefer rakibiyle daha doğru bir pozisyonda Linnes. Nitekim bölgesine gelen topa hava topları için üstün özelliği olmadığından net vuramıyor belki ama kurduğu fiziksel temaslada rakibinin vuruşunu bozuyor. Milli takım ve ilk lig maçında bundanda kaçarak yada unutarak tehlike yenmesine neden olmuştu. 

Lilleström açık sahada ligin etkili takımlarından. İleri uçta orta sahadan devşirme Knudtzon ve Palmason ile duvarlar yaratıp ve oyunu hızlandırırlar. Orta sahada oyuna derinlik kazandıran isimlerden birisi süratiyle Fofana. Twitter üzerinden takip edenler ona olan beğenimden haberdardır. Linnes ile bire bir kaldığı bir pozisyon vardı bu sezon. 
yaklaşık 15 metre civarı süren bir koşu oldu. Linnes, Fofana'nı topu ceza sahasına taşıyacağını anlayınca biraz mesafeyi açarak çizgiye kadar hamle adına bekliyor ve tam içeri girecekken doğru bir kayma ile topu kesiyor. Aynı maç içerisinde yine Fofana'nın getirdiği bir topada vuracağı noktada çok iyi duvar olmayı başarmıştı. 

Fotolar dışında anlatabileceğimiz defansif özellikleride mevcut. Rakibin yaptığı yerden çizgi varyasyonlarında mesafeyi iyi ayarlayan bir bek Linnes, fırsat verilmesine engel oluyor ama bazen agresif olmayışınında sıkıntılarını yaşadıkları anlar oldu. Örnek olarak Stabaek ile ligde 2-2 kaldıkları maçta rakibin kurduğu baskıda iki bekinde agresif olmayışının rolü yüksek. Topa iyi mesafe alıyor ama bazen baskı yapması gerektiği anda sıkıntı yaşayabiliyor. Linnes defansif açıdan bireysel hatadan çok uzak bir oyuncu. Top kaybıyla ani hücuma neden olmaz, ayağa topla çıkar ve dan dun ileri vuruşlar yapmamaya özen gösterir. Oynadığı 19 maçtada henüz kartla tanışmamış olmasıda sakin yapısının önemli bir göstergesi. Bek özelliği dışında en büyük artısı stopere çok yakın pozisyon alıyor olabilişi. Forren ve Toivio topla çıkan stoperler olduklarından onların yerlerine yakın hamle şansı oluyor. Ayrıca korner dönüşlerinde iyi bir süpürücü. Genelde en arkada bekleyen 2-3 isimden birisi olur ve ona düşen topları çok iyi şişirme top yada çizgiye derin toplar atarak değerlendirir. Gelişime açık 1-2 hata kökeni dışında çok büyük defansif sorunları yok Linnes'in. Fiziksel açıdan daha sert bir ligde fizik kuvveti daha yüksek seviyeye çıktığında defans yönüde sınıf atlamış olacak.

HÜCUM

Gelişen dünya futbolunda beklerin hücuma katkısı en az hücum oyuncuları kadar önemli. Kullanılan tüm sistemlerde çizgiyi tamamiyle kullanan beklere sahip değilseniz sıradan bir takım oluyorsunuz ve hücum ritminin % 25-30 düzeylerinde ritim kaybediyor. Çizgiye kararlı koşular yapan ve direnç seviyesini yüksek tutup sert-kavisli ortalar yapan oyuncular yapmaya ihtiyaç var. Sürati ve ayak çabukluğunu fizik kondisyonuyla birleştirebilmeli. Çift ayağını kullanıyorsa çok büyük bir artı olacaktır. Tam kapasite olmasa dahi oyun içerisinde bocalama yaratmayak düzeyde olsa yeter. Üstelik bekiniz içe korkusuz kat eden bir isimse dahada ön plana çıkabiliyor. Martin Linnes hücum anlamında bu tanımların büyük kısmına hatta tamamnına uyan bir isim. Kongsvinger dönemlerinde aldığı ofans eğitimlerin hücum beki olmasında katkısı çok yüksek. Biraz sonra anlayatacağımız gibi yada sizlerin videolardan takip ettiğiniz gibi içe katı korkusuzca, kararlı şekilde yapması zaten onun aldığı hücum eğitimlerinden birer parça. Tippeligaen'de attığı ilk gol ile başlayalım ;

2012'de Tippeligaen şampiyonu olan Molde'nin bu yıl olduğu gibi tıkır tıkır işleyen bir oyun yapısı söz konusuydu. Solskjaer'le birlikte Linnes'te o yapının parçalarından birisi haline gelmişti. Takımla beraber kariyerinide yükseltme hayalindeki Solskjaer'in kafasındaki bek şablonuna uyan isimdi Linnes. Sogndal maçında attığı golle ne denli önemli bir isim olacağının sinyalini verdi.
Linnes orta saha merkezinde topla buluşturuyor ve okun çıktığı yerdeki Magne Simonsen ile topu buluşturup ceza sahasına doğru kararlı bir koşuya başlıyor. 
yaptığı 25-30 metrelik bir koşu sonrasında Simonsen'in koşu yoluna attığı topu ceza sahası içerisinde kontrolüne geçiyor. Makasa gelen rakibini içe çalımla pazara gönderdikten sonra son vuruşla ilk golünü yapıyor.

Hazır değinmişken aynı sezondan ilk asistinide anlatalım. Molde klasik merkezde oyunun yönünü hızlı şekilde çevirirken sağdan bindiren isim Linnes. Önce içe kat yapar gibi Erdin Demir'i stoperlere yaklaştırıyor fakat seri adımlarla basketbolda 'Backward Running' dedikleri sırtı dönük ufak bir koşu yapıyor. Ardından yüksekten yaptığı sert orta kaleci Leciejewski'yi de yanıltıp Jo Inge Berget'in skor yapmasını sağlıyor.

Tippeligaen 2013 Molde'nin başarılı olmadığı, sonunda şu an oynanan sezonun yatırımlarını yaptığı kötü bir yıl olmuştu. Linnes ise vasat yapı içinde oyununa yön veren isimlerden birisi. Sarpsborg karşısında işler yolunda gitmezken yaptığı 1 gol 1 aasistle maçın tüm dengesini değiştirmiş ve galibiyette başrol oynamıştı.

İzleyenler az çok fikir sahibidir. Şu an Haugesund forması giyen Emmanuel Ekpo fizik güç olarak iyi bir oyuncudur fakat oyun okuma özelliği çok yüksek bir isim değildir. Yine merkezde tıkanan bir pozisyonda muhtemelen yukarıdaki ilk resimde bize yakın olan isme topu atacaktı fakat Linnes kolunu kaldırarak (fotoda gözükmesede yapıyor) boş alanı işaret ediyor. Ekpo o bölgeye atacağı topla Linnes'i buluşturacak ve yetenekli bek takımının oyuna dengeyi getirmesini sağlayacak. Ekpo'ya pas için ayrıca alkış.

Bu sezonun ilk haftasında attırdığı gol ise oyun karakterinin çok güzel örneklerinden birisi. 
Topla kararlı çıkış, sürat - denge ve son pas. Hepsini bir arada görebileceğimiz bir anlatım olacak. Valerenga maçında rakip hücum yaparken ceza sahası çevresinden hücumu başlatan isim Linnes.
duvarı yaptıktan sonra kararlı ve süratli bir çıkış yapıyor. Makasa gelen 2 Valerenga oyuncusu mevcut fakat aralarından hızlı bir geçiş yapıyor ve ufak bir temasa rağmen dengesini koruyor. Normalde bu tip bir koşuda oyuncu kart aldırmak adına kendisini atabilir fakat Linnes tamamlamak amacında
Uzun koşudan sonra Sigurdarson'a yapacağı pas ufak bir çalımın ardından golle sonuçlanıyor. 
Atılan gollerle bu listeyi çoğaltmak istemiyorum. Benim için bir oyuncuyu belirleyeci nokta istatistik yönünden çok oyun içi özelliklerini görebilmek. Haugesund deplasmanında sağla getirip solla bitirdiği güzel bir golü var ama benim için şu orta çok daha önemliydi.

Haugesund deplasmanında yine merkezden başlayan bir Molde hücumu. Çizgiden bindirmeyi yapan isim ise Martin Linnes. Topa ceza sahası çevresinin solunda hakim olduktan sonra 1 metre yürüyüp rakip baskıya gelmeden ortayı açıyor. Türk oyuncularının bir çoğu bu tip durumlarda ani orta yerine topa basıp geri dönüş yaparak 2. bir orta saha katkısı bekliyor ama rakipte yerleşmiş oluyor. Linnes ise stoperler pozisyon alamadan sert ve hedefe giden bir orta yapıyor. Chukwu'nun vuruşuda güzel ama direği sıyırıp dışarda. 
Dev Demba Ba'ya bu tip bir topun gittiğini düşünmek ayrı bir durum olsa gerek.

Durumu ne olursa olsun, Lerkendal yani Rosenborg bu ligin en zorlu deplasmanlarından birisidir. Ligde kötü gider ama öyle bir gününe yakalanırsınızki 4-5'lik olup çıkarsınız. Fakat sisteminizin tüm özelliklerini sahaya yansıtma amacındaysanızda ülke futbolunun biraz olsun dışına çıkıp karakter gösterebilmişsinizdir. Tek başına bir Martin Linnes karakteri görücez. 
Normalde Rosenborg'ta atağı kesmeye gelen isim ondan orta bekliyordu. Fakat Linnes hücum karakterlerinden en önemlisi olan topla içe veya çizgiye toplu driplingin önemli bir örneğini sunuyor. Attığı fakele ilk oyuncuyu pazara yolluyor. Önüne gelen 2. engelide vücut çalımıyla geçip çizgiye inip ortalıyor. 6 pas içindeki Rosenborg savunması kesmese boş kale oldu. En önemli özelliklerinden birisi.
Böyle analizleri çoğaltmak mümkün, sezon içerisinde benzer hücum varyasyonlarını izledik. Bir kısmınıda güzel bir video haline getirmişler.



Genel olarak Linnes hakkında bu tip bir analizi yeterli görüyorum. Dediğim gibi sezon içerisinde yaptığı bu tip işleri anlatmaya çalışsak sayfalar dolusu bir analiz ortaya çıkar ve sıkıcı olur. Eğer imzalar atılırsa Kuzey futbolunun en önemli hücum beklerinden birini transfer etmiş olacak Beşiktaş. Fiyat-performans ölçüsünden çok doğru bir transfer olacağı gibi ligin en iyi beklerinden olacağına inancımda tam. Zamanla daha doğru bir yapıda oyun özelliklerini geliştirip, arttırdığında Avrupa'nın sayılı beklerinden biri olabilecek kapasitede.